21 Eylül 2023 Perşembe

 

ZİNCİRE VURULMUŞ BİR

DİLİN USTASI


Dirêj MEHMED


Hasan Gürkan


                                      Dirêj MEHMED 


     Sürgün. Evvela yabancı bir dilde dayatılan isminde (Uzun). Sonra ana

 dilinin şarkılarının, küfürlerinin yasaklandığı eğitim dilinde. ”türküm

 doğruyum, çalışkanım ” diye her sabah bağırtıldığı okul sıralarında. İlk

 gençliğinden ellili yaşlarına kadar ülkesine çok uzak bir İskandinav

 ülkesinde, İsveç’te .

Her mili bahride dostum ve düşmanım var”

                                      Drej Mehmed Yaşar Kemal


     O benim bir kere bile karşılaşmadığım, sesini duymadığım, yüzünü

 fotoğraflarından tanıdığım dostlarımdan. Pablo Neruda, Luis Aragon,

 (Başkan Babamızın Son Baharı) gibi sevdiğim, saydığım, hayran

 olduğum bir usta.

    Zincire vurulmuş dilini. Kürtçe’yi Anka kuşu gibi küllerinden yarattı.

 12  eylül faşizminde Diyarbakır zindanında mahpustu. Yirmi dört

 yaşında  İsveç’te siyasi mülteci. 

    Şimdi romanları, denemeleri, incelemeleriyle  dünya çapında bir

 yazar.

    “Başkaldırının estetiği” diyor Camus günlüklerinde, ”yüce üslup ve

 güzel  biçim, en şiddetli başkaldırının anlatım biçimleridir.”

Yazarlığımı bir tür başkaldırı olarak duyumsadım hep, yüce üslup ve

 güzel biçimle yaratılmaya çalışılan şiddetli bir başkaldırı “ (1)


    Ruhun Gökkuşağının sunuşunda “Bin bir güçlükle ve derin bir acıyla

 yaratılan bu öykünün, yani yaşam ve yazarlık öykümün, her

 basamağında her sütununda birçok insanın emeği , katkısı var. Ama

 özellikle birkaçının katkısı çok belirleyici. Onlar olmasaydı, büyük

 olasılıkla, ne bu öykü böyle olacaktı ne de bu başkaldırı.(…)”



Ferit Uzun (kucağında henüz bir yaşındaki kızı, 22 Kasım 1978’de evinin

 önünde öldürüldü)

Necmettin Büyükkaya (22 Ocak 1984’de Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde

 işkenceyle öldürüldü.)

Musa Anter (20 Eylül 1992’de , bir gece yarısı, 76 yaşında karanlık bir

 sokakta öldürüldü.

Johannes Edfeld (28 ağustos 1997’de, İsveç’in Skane bölgesinde

 öldü.)”(2)

Ey okur, sen!

Mehmed Uzun’u tanıyor musun, okudun mu?

------------------------------

MEHMED UZUN

1953 Siverek doğumlu. 1977 den bu yana avrupada İsveç’te yaşıyordu .

 Bu sene ülkesine döndü Kürtçe, İsveççe, Türkçe yazıyor. Romanları

 başta Türkçe olmak üzere pek çok dile çevriliyor. Yakalandığı mide kanseri

nedeniyle uzun süre tedavi gören Uzun, 11 Ekim 2007

 günü Diyarbakır'da yaşamını yitirdi. 13 Ekim günü Diyarbakır Ulu

 Camii'nde kılınan cenaze namazı ardından, cami önündeki kalabalığa

 sırasıyla  Yaşar Kemal,  Şerafettin Elçi, Ahmet Türk ve  Osman

 Baydemir'in yaptığı konuşmaların ardından Mardinkapı Mezarlığı'na

 defnedildi.

         ESERLERİ

TU (Sen), Roman 1985

Mirina Kalekt Rind (Yaşlı Rindin Ölümü), Roman, 1987

Siya Evine (Yitik Bir Aşkın Gölgesinde), Roman, 1989

Rojek Ji Rojen Evdale Zeynike (Evdale Zeynike’nin Günlerinden Bi

 Gün) roman 1991

Destpeke Edebiyata Kurdi (Kürt Edebiyatına Giriş), İnceleme, 1992

Hez  ü Bedewiya Penuse (Kalemin Gücü ve Görkemi), Denemeler, 1993

Mirina Egideki (Bir Yiğidin Destanı) Destan-Ağıt, 1993

Varlden i Sverige (Tüm Dünya İsveç’te), Edebiyat Antolojisi, M.Grive ile

 birlikte, 1995

 Antolojiya Edebiyata Kurdi (Kürt Edebiyat Antolojisi), Antoloji, iki

 cilt,1995

Bira Qedere (Kader Kuyusu), Roman, 1995

Nar Çiçekleri, Deneme, 1996

Ziman ü Roman (Dil ve Roman), Söyleşiler, 1997

Bir Dil Yaratmak, Söyleşiler, 1997

Dengbejlerim, Deneme, 1998

Roni Mina Evine-Tari Mira Mirine (Aşk Gibi Aydınlık-Ölüm Gibi

 Karanlık), Roman, 1998

Zincirlenmiş Zamanlar Zincirlenmiş Sözcükler, Deneme, 2002

Dicle’nin Sesi I, Hawara Dicleye (Dicle’nin Yakarışı), Roman, 2002

Dicle’nin Sesi II-Dicle’nin Sürgünleri, Roman,2003

 

 

ALDIĞI ÖDÜLLER 

-Türkiye Yayıncılar Birliği Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü

-Berlin Kürt Enstitüsü’nün Edebiyat Ödülü, Roman sanatına belirleyici

 katkılarından dolayı.

-Torgny Segerstedt Özgürlük Kalemi Ödülü, yarattığı edebiyat ve sözün

 özgürlüğüne ilişkin duruşundan dolayı.

-İsveç Akademisi’nin Erik Lunderberg  Ödülü, İsveç kültür yaşamına

 sunduğu değerli katkılarından dolayı (3)

 

(l)Ruhun Gökkuşağı, Mehmed Uzun, İthaki Yayınları,anlatı

(2) a.g.e

(3) a.g.e

1

17 Eylül 2023 Pazar

 

İSPANYA İÇ SAVAŞINDA

ENDÜLÜS'TE RAKS “

Hasan Gürkan




    Sanat tarihçisi Patricia Failing şöyle diyor mesela: “Guernica’da

 yer  alan at ve boğa İspanyol kültürünün çok önemli iki unsurudur.

 Picasso bu iki hayvanı resimlerinden farklı anlamlara gelecek

 şekilde kullanmıştır. Bu da boğa ve atın Guernica resmi bağlamında

 ne anlama geldiğini anlamayı oldukça zor hale getiriyor.”

    İspanya İç Savaşı, 17 Temmuz 1936- 1939 yılları arasında İspanya’da

 karşılıklı memnuniyetsizliklerin sebep olduğu cumhuriyetçi ve milliyetçi

 taraflar arasında çıkan iç savaştır. 16 Temmuz 1936 tarihinde General

 Mola, General Goded ve General Francisco Franco “Cumhuriyetçi Halk

 Cephesi” yönetimine karşı isyan başlatmasıyla başlayan iç savaş 3 yıl

 sürmüştür ve bilançosu çok ağır olmuştur. 600.000 insan hayatını

 kaybetmiştir.”



    “Franco ve destekçileri, Afrika’da bulunan ordular ve asillerle birleşmiş,

 Almanya’nın da desteğini alarak ile İspanya’ya geçmişlerdir.”

    “Bunun üzerine Fransa ile İngiltere’den yardım isteyen cumhuriyetçilerin

 beklentisi gerçekleşmemiş olumsuz cevap almışlardır”



    “Almanya’da Hitler, Franco’nun emrine savaşmak için uçak filoları

 göndermiştir. Ayrıca 200.000 kişiyi aşan Alman, Arap ve İtalyan orduları

 isyan bölgesine milliyetçilere destek olmak amacıyla gitmişlerdir.”

    “Anorko sendikalistler sendikaları, Ortodoks Komünistler, Demokratik

 Cumhuriyeti, Sosyalistler savaşmayı, Goşistler gerillalara, Troçkistler ise

 1917 ruhunu savunmuşlardır. Anlaşıldığı gibi ispanyanın müttefikleri tek

 vücut olamamışlardır.

    Fakat her şeye rağmen bu mücadelede faşizme karşı büyük bir savaş

 verilmiştir. Dış devletler ise cumhuriyetçilere yardım etmeyip faşizm

 liderlerinin katliamına ses çıkartmamışlardır “

    “Milliyetçiliğe karşı olan toplam 35.000 Alman, İtalyan ve Orta Avrupalı

 yardıma koşmuş ve istilacı devletlere karşı cumhuriyetçi İspanyanın safında

 savaşmışlardır. 1938 yılının son günlerinde bu halk kitlesi İspanya’dan

 ayrılmışlardır.”

    “Mayıs 1939 yılında cumhuriyetçilerin direnişi sona ermiş ve savaşın galibi

 milliyetçiler olmuştur. Bu zaferin hemen ardından İspanya Cumhuriyeti’nin

 yerini İspanya Krallığı almıştır. Francisco Franco, Bahamonde galibiyetinin

 ardından tam 36 yıl İspanya’yı diktatörlük ve faşizmle yönetmiştir. Aynı

 zamanda kendi yaptığı katliamlar ve insan onuruna aykırı ittifaklar

 nedeniyle tarihin en sevilmeyen devlet adamlarından biri olmuştur. “



     Yahya Kemal Beyatlı İspanya İç Savaşı sırasında Madrit

 Büyükelçisidir. Korktuğu için Madrid'e gitmez. Büyükelçilik görevini

 Paris’ten  yürütür.(Nasıl yürütüyorsa!) Ve binlerce cumhuriyetçinin,

 devrimcinin faşist  saldırıda canını kaybettiği savaşta Yahya Kemal bey,

 Endülüs’te Raks: şiirini  yazar:

Zil, şal ve gül /Bu bahçede raksın bütün hızı, bütün hızı

Şevk akşamında Endülüs/Üç defa kırmızı

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir

İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.(...)”



15 Eylül 2023 Cuma

 

 BEŞ RRRRR'Lİ MAÇO ERKEK


 ÖDÜLÜ


  Hasanaki Şişmanof

 Yedi iklim dört köşede, kadınların, bilhassa genç kızların, bu

arada taze gelinlerin,  dulların gündüz hayallerini, gece

rüyalarını süsleyen;

    bedenindeki arka ve ön engebelerle, çıkıntılarla erkek

estetiğinin post modern timsali;

    şiir delisi, arkadaş delisi, aşk delisi, her soydan ve her

boydan

cinsi latifin güzelliklerini keşfetme ve methetme üstadı

olduğu için

kimi hasetlerin yalakalık iftirasına, kimi muhataplarının 

kasıntılarına kahramanca göğüs germiş;

    eşsiz insan, büyük beyin, büyük yürek, koca kafa, hepimizin

dostu arkadaşı sevgilisi;

    şu anda büyük bir fedakarlıkla, bizlere aramızda bulunma

şeref ve bahtiyarlığı bahşeden

   muhterem Hasanaki’nin yeryüzünde sevgi ve aşk yaşadıkça

yaşayacak olan ölümsüz ism-i alisi için,

her yıl “Bahara Merhaba” partisinde verilmek üzere

bu ödül konulmuştur.

    Hasanaki r'siz erkektir.

    Ödül, necip erkek milletinin derin kültürünü göstermek, dış

 mihraklı hatunlar arasında küçük düşmemek için, yabancı

medyada “BONDERøV PRİS" olarak tanıtılmaktadır.

Bonderøv Danimarka dilinde köylü götü manasındadır.

manasındadır ve erkekleri övmek için kullanılmaktadır. Yani

beş R’li tam errrrrkek demektir.

    Ödülün amacı Cenabı-ı Allah'ın bahşettiği az miktarda et

fazlalığı sebebiyle hak ettikleri iktidarı beş bin yıldır büyük bir

adalet ve liyakatle sürdüren erkek milletinin bölünmez

 bütünlüğünü cümle aleme bu vesileyle beyan ve ilan

etmektir.

    Burada Allahlın bahşettiği fazlalıktan kasıt, kemale

ermemiş çük olup halk arasında bülük, dümbül, pipi, sik,

yarak gibi çeşitli adlarla anılmaktadır.

    Ödül jürisi o sene bahar sofrasına oturan zevattan

müteşekkildir. Dedikoduya meydan vermemek için cins

ayrımı  yapılmayacak, kızlar, karı bayanları bile erkekler gibi

bir oy  hakkına sahip olacaktır.

   Bahar sofrasına oturan her erkek, şahsındaki R’lerin

miktarına  bakılmaksızın ödülün doğal adayıdır. 

    Ödülün  kurucusu büyük  bir yüksek gönüllülükle gönüllü

olarak seçim dışı kalmaktadır.

    Herkes kendine göre en beş R’li errrrrkek gördüğü bir

adayın  adını oy pusulasına yazacaktır. Seçimler gizli oy-açık

tasnif  prensibine uygun olarak yapılacaktır. İki adayın eşit oy

alması  durumunda kazanan açık alkış kuvvetine göre

belirlenecektir.

    Ödül kazananı belli olana kadar sırdır. Kazanana ödülünü

pek  muhterem Hasanaki, o zatı, kalbinde herhangi bir

kötülük  olmaksızın, iki yanağından kuvvetle ve şiddetle

öperek  verecektir.

   Bu senenin ödülü pazardan alınmış beş X larç dantelli kırmızı

don külotu ve sutyendi. Kazanana törenle giydirildi.




















11 Eylül 2023 Pazartesi

 İLK GENÇLİK ŞİİRLERİM

Hasan Gürkan


Bu şiirleri 57 yıl önce, 1966 yılında Öğretmen Okulunda öğrenciyken el yazımla yazmış, çocukluk arkadaşım Süha Nizamoğlu'na vermiştim.


İNSANLARIN USUNA ZİNCİRLİ SEVİMİZ

O insanların usuna zincirliydi ellerin

Yabansı bir elvedaydı avuçlarına tutsak

Neyleyim ben öyleyi n'etsek ne yapsak


Boş şimdi her şey, AĞLAMA işte gidiyorum

Bu ilk değil ayrılmamız

Bir selam söyledim sana, bahar yelleriyle

Al, emi

Beni

Ayrılmalarımız kahrediyor

Ölüp ölüp diriliyorum, el sallamalarında

Gitme” deyişi kahrediyor gözlerinin

Ellerinin kucak açışı tutkularıma


Boş şimdi her şey AĞLAMA, işte gidiyorum

O insanların usuna zincirli sevimiz

Bırak gözyaşını

yakında birleşiriz


SANA NE

Gecelerin böylesine kahbe olduğunu bilmiyordum

Seni sevmekti tek bellediğim

Yağmurlar başıma yağmış

Bütün gece ağlamışım yatağımda

Sabahlar olmamış kime ne


Benim derdim beni yer geceleri

Dert benim, gece benim

Erkeksem de ağlarım senin için

Sana ne


ÖVGÜ

Aşıklar deli olur

Gönüller dolu olur

Hepsi ciddi olmaz ya

Bazen de sulu olur


ŞANS

Arzuladığım dudak

Veda akşamlarında da

Benden uzak



7 Eylül 2023 Perşembe

 

6-7 EYLÜL POGROMU

FAİLİ BAŞBAKAN

MENDERES

Nevzat Onaran



    6-7 Eylül’ün faili Başbakan Menderes: Komünistler yaptı.

İstanbul, milleten Türk ve dinen Sünni İslam olmayanların son sığınaydı. Artık sıra İstanbul’a gelmişti. 6-7 Eylül pogromuyla Demokrat Parti (DP) hükümeti, CHP’nin önerdiğini yaptı, bahanesi Kıbrıs müzakeresiydi.


    1955’te Başbakan Adnan Menderes, 6-7 Eylül imhasından, yağmasından ve katliamından birinci derece sorumludur, Cumhurbaşkanı Celâl Bayar da… Yassıada yargılamalarında tutanağa geçen anlatımlar, o günün atmosferinde söylenmiştir, “Menderes ve Bayar suçlanmıştır” denip geçilebilir. Aslında, Yassıada’da da 6-7 Eylül’ün ‘ne tür faaliyet’ olduğunu bilerek ona göre yargılama yapıldı. Aksini düşünmek saflıktır.

    1955’te soruşturma raporlarına yazılanlar çok önemlidir; 6-7 Eylül kontr-planı sorumlusu hükümettir yani Menderes’tir ve üstündeki de Bayar’dır. Kontr-plan hedefi, İstanbul’un Türkleştirilmesiydi. Bugün görüyoruz ki, o amaca ulaşılmış ve İstanbul temizlenmiştir. 2020’lerde İstanbul nüfusunda (tahminen) binde 3-4’lerde olan Hıristiyan ve Yahudiler'in payı,1955'te (1) yüzde 12’ydi.

    Devletin gizlisi-açığı tartışmasını yok saymadan, bazen çelişkiler dışarıya yansıyabilir. Raporlara yazılan da budur.

   Suçüstü yakalanan Menderes ve Bayar, 6 Eylül akşamından itibaren komünistleri suçladı. Polis, arşivdeki sicil kaydına göre komünist avına çıktı. Sonuç mu? Tutuklanan komünistler beraat etti. Ayrıca Kıbrıs Türktür Cemiyeti (KTC) yöneticileri ve diğer yargılananlar da beraat ettiler.

    Bu halde, 6-7 Eylül saldırısı ve vurgununu organize eden kim ve kimlerdi?

    6-7 Eylül’ü es geçen Menderes ve Bayar kişiliği veya dönem analizi, aslında zulme, imhaya güzellemedir; maalesef yapılan da farklı değildir.

    Menderes’in sorumluluğu meselesi, bizzat tespit edilmiş ve yazılmıştır. Devletin şeffaf olmamasına rağmen gizliliği kaldırılan evraklardan Başmüfettiş Cemal Sancak’ın 7 Eylül 1955 tarihli dört maddelik raporu,(2) Dahiliye Nazırı Talât’ın 24 Nisan 1915’teki talimatını hatırlattı. İkisinin de işlevi birdi. Talât’ın talimatıyla Anadolu’nun ve Menderes’in planıyla da İstanbul’un Hıristiyanlardan temizlenmesine başlandı. Yahudiler de İstanbul’da hedeftir.

    İstanbul, milleten Türk ve dinen Sünni İslam olmayanların son sığınağıydı.

    1923 itibariyle Anadolu’nun islamlaştırılması/ Türkleştirilmesi sonrasında zaman zaman İstanbul’un konumu gündeme getirilmişti. 1930’ların ilk yarısında yazıldığı anlaşılan CHP raporunda, “İstanbul’da mübadele harici kalan Rumlarla diğer unsurlara ait bir akalliyet meselesi mevcut”(3) olduğu belirtilmişti. 1944’te de CHP Umumi İdare Heyeti Azası Kars Mebusu Cevat Dursunoğlu, İstanbul’un fethinin 500’üncü yılında, yani 1953’te Rum ve Hıristiyan kalmaması için gereğinin yapılmasını önermişti.(4)

    Trakya da unutulmamıştı. Rumlardan ve Ermenilerden temizlenen Trakya’da 1934’teki hedef Yahudilerdi. Artık sıra İstanbul’a gelmişti. 6-7 Eylül pogromuyla Demokrat Parti (DP) hükümeti, CHP’nin önerdiğini yaptı, bahanesi Kıbrıs müzakeresiydi.

    DP ve CHP farkı üzerine kelam edilse de aslında yok birbirinden farkı. Şaşırmayalım; çünkü DP, CHP’den doğdu. DP lideri Celâl Bayar, ’38 Dersim soykırımını icra eden Cumhurreisi Atatürk’ün Başbakanı’ydı. İki parti için de Türk ve Sünni İslam’dan gayrısı, ötekiydi. 6-7 Eylül böylesi zihniyetin pratiğidir. CHP, İstanbul’un ırki temizliğini gündeme getirdi ve DP, 6-7 Eylül pogromuyla icrasına başladı.


5 Eylül 2023 Salı

 

'BİRİ' HAKKINDA

Hasan Gürkan





     Ben kalemimden çıkan bütün yazıları kendime yazdım. Bir yanım kopmaz

 karmaşık bağlarla geçmişime bağlı. Geçmişimi yıktılar, üzerinde

 tutunamıyorum. Öbür yanım geleceğim, yok.

.

    Geçmişim on altı-on yedi yaşlarımda başlıyor. Daha öncesinin

 köklü bir reddiyesi olarak giriyor hayatıma. Bütün benliğimi saran

 büyük  ve lekesiz bir adanış. Hayatımda bu adanışın dışında her şey

 tali ve  ihmal edilebilir oluyor. Yeniden doğuyorum.


    Erkek biçimlenişim, taşralıklarım, zaaflarım, çirkinliklerim, bütün

 zamanların en doğru ve şaşmaz ideolojisi önünde ufalıyor,

 küçülüyor, zavallılaşıyor, ama yok olmuyor. Kendi temellerimle,

 yapılanmamla çatışma “ biri” olmaktan kurtulma yerine uzlaşmayı,

 yok olmayanı yok saymayı tercih ediyorum. Bu benim ilk büyük

 aldanışımdır. 


    Artık “bu tarafta ve bizim saf tayım. Ev, aile, çocuk, meslek gibi

 ‘dünyevi’ meşgaleler “biri”lerinin işi. Hayatımın sonraki dönemine

 rengini veren bu hercümerçte iradem ne kadar rol oynuyor, ne kadar

 birey olabiliyorum? Yolun bütün doğrultuları sanki kendimin

 dışında oluşturulmuş.


Şiiri, türküyü ve çiçekleri sevme yeteneğimi korumaya çalışıyorum.

 Öte yandan bir kavga adamı olarak beğeniliyor ve seviliyorum. O

 soluksuz koşturmaca da durup geriye bakacak zamanım ve

 cesaretim yoktu. Başka hiçbir yerde bulamayacağım dostluklar,

 öfkeler, aşklar, acılar, arkadaş ölümleriyle gelen kahırlar yaşadım.

 Dünyanın bütün haksızlıkları, çirkinlikleri, zulmü gözüme sinek gibi

 görünüyordu. “Her mil-i bahride dostum ve düşmanım var” dı.



    Şimdi kopmak istediğim geçmiş, bu geçmiş değil. O dönemde

 yıllar süren kendime dair bir yanılsamadan kurtulmak istiyorum.

 Kendi çapıma, derinliğime dair önce kendimde sonra yakın ve geniş

 çevremde var olan benim durmadan beslediğim illüzyonu

 yıkmalıyım. Reddedilmeyi, lanetlenmeyi tam olarak göze alamadın.


    Hey Hasan Yoldaş sen, hep vasatların biçimlendirdiği, hep

 güdülmüş, sürüden “biri” idin. Azası olduğun cemaatte hiçbir zaman

 yalnız kalmayı, diğerleri tarafından çatışma ve her ayrılık

 noktasında Ebu zemzem kuyusuna işememenin ince yollarını aradın

 ve buldun.

    Sonra kabenizi yıktılar, ayağının altındaki zemin kaydı. Hala karar

 verici soruyu adam gibi soramıyorsun, ellerin titriyor. Her defasında

 bahaneler buluyorsun. Ya “biri” olduğunu kabul et; yahut “biri” gibi

 yaşama! Soruyu süründürmek neyi değiştirir. Sünepelik, geleceği

 manasız bitmez tükenmez tekrarlarla yaşamaya boyun eğme hali.

 İğretilik bir yanı geçmiş olan “biri” nin öbür yanının adı. Çürüme,

 uzun yavaş yavaş, uyuşuk bir ölüm.

Şimdi var gücünle kollarına atıldığın bir sevdaya tutunmaya

 çalışıyorsun. Gözlerin hakikatin ve ışığın kaçağıdır. Neden “büyü

 bozulduğunda…” diye başlayan cümleleri tamamlayacak cesaretin

 yok?

     Eylemin bizatihi kendisi sade, sessiz ve vakur.

1993 kış Beşiktaş



3 Eylül 2023 Pazar

 

HACIHASANLARIN 

HASAN EFENDİ

Hasan Gürkan

                        Babam İhsan Gürkan

Küçük silik, berbat bir vesikalık elimizde bulunan tek fotoğrafıydı. Babam tapu kayıtlarından sökmüş. Bilgisayar yardımıyla ancak bu hale gelebildi

Hasan dedem.

Onu sadece anlatılanlardan tanıyorum. Kasabada bir bakkal dükkanı var, ama aile daha çok Şahmelik köyündeki tarlaların geliriyle geçiniyor. Dükkanın üstü mescit. Ulu cami yakın olmasına rağmen babası belki de dedesi çarşı esnafına kolaylık olsun diye bağışlamış. Eğitimi medrese olmalı. Sesi güzel, hafız. Yani Kuranı ezbere okuyor. Ailenin Şahmelik köyünden ne zaman ve hangi sebeple göçtüğünü bilmiyorum, hangi Hasanın hacıya gidip Hacıhasanlar lakabını aldığımızı da.. Köyde çiftçilik yapmamışlar. Dedelerim müderrismiş. Medresede öğretmen.

Hasan dedem evde, çevresinde ve kasabada ciddiyetiyle tanınıyor. Babam “isteklerimi doğrudan yüzüne söylemeye çekinirdim. Anneme söylerdim o da babama iletirdi” derdi. Yüzü gülmezdi diyorlar. Oysa bu fotoğrafta dikkatli bakıldığında bir gülümseme gizli

Humba Dedemle yaşıt. 1304’lü.Askerlikte acemiliklerinde ‘Ayşe Kadın Kışlası’nda beraberlermiş. Kışla Bulgaristan’da bir yerde. Aklımda Gümülcine diye kalmış.

Beş vakit namazında ve akşamcı… Sabah evden çıkarken yelek cebine kuru ev ekmeği kabuğu sokuşturmuşsa bu,dükkanda tezgah altı gündüz rakısına meze anlamına geliyor.Akşam namazından sonra eve geldiğinde babaannem çilingir sofrasını hacı hasanlar evinin ikinci kat verandasına hazırlamış oluyor. Hasan efendi iki kadeh aperatiften sonra aşağıya aileyle birlikte akşam yemeğine iniyor. Sofrada babaannem. Emine nine (babaannemin annesi) ve belden aşağısı felçli Züleyha teyze (babamın teyzesi) var. Hasan Efendi kimi akşamlar içkiye yatsı namazından sonra bir ahbabın evindeki sohbette devam ediliyor. Bu sohbete Ulu Caminin imamı Gemalmaz Hafız gazelleriyle eşlik ediyor.”Derdimi ummana döksem / asumana haykırsam”

Hasan dedemin dokuz çocuğu ya doğumdan hemen sonra, yahut birkaç aylıkken ölmüş. Babaannemle aralarında kan uyuşmazlığı var, ama bilmiyorlar. ”Yalnız Salim kardeşim iki yaşına kadar yaşadı. Çok güzel bir çocuktu “ diye anlatırdı babam. Çocuklarının peş peşe ölmesinin Hasan Efendinin ruhunda ne gibi fırtınalara yol açtığını bilmiyoruz. Babaannemin tesellisi çocuk ölümlerinin şehit ölümleri olduğu, ölen çocuklarının hepsinin doğrudan cennete gittikleri yolundaydı.


Babam son mohikan. Dedem onu da kaybetmekten korkuyor. El bebek gül bebek büyütülüyor, Sokağı, oyunu, kavgayı doğru dürüst tanımıyor. Kasabada herhangi biri çocuğunun üstüne çok düşerse “Hacıhasanların İhsan mı bu!” diyorlar. Okumaya gitmesine, aileden uzaklaşmasına izin verilmiyor.

Dedem fotoğrafı çektirdiğinde kırklı yaşlarında olmalı. Kaytan bıyıkları siyah. Saçları tıraşlı. O devirde erkekler “karı gibi” saç uzatmıyor. Nasıl çocuklarının kan uyuşmazlığından öldüğünü bilmiyorsa, kendini ölüme götürecek hastalığının akciğer kanseri olduğunu da bilmiyor. Gırtlak veremi sanıyor. Babamı 15 yaşındayken yetim bırakıyor. Babam günlüğüne “hem beni bu kasabaya hapsettin, hem terk ettin baba!” yazıyor.