|
MARAŞ´TA İSLAM VE TÜRK'LÜK
GÖREV BAŞINDAYDI
Erdal Boyoğlu
Maraş halkı, emperyalist saldırılara
karşı savaşırken Alevi ya da Sünni , Türk ve ya Kürd diye kimse ayrılmamıştı.
Herkes Anadolu’nun işgaline karşı canını dişini takmış ve tüm gücüyle
emperyalistlere karşı savaşmıştı. Bu irade ve mücadele kararlığıyla yan yana
gelen, omuz omuza olan Maraş halkı direnişin karşılığında kahramanmaraş
ismini aldı. Dolayısıyla "Maraş" Kahramanmaraş oldu.
İşte bu Kahramanmaraş 1978 yılında ırkçı
ülkücülerin ve şeriatçı dincilerin mezhep kışkırtmalarına sahne oldu.
Devrimcilerin, Kürtlerin ve Alevilerin evleri kırmızı işaretlerle belirlendi.
Ankara'dan getirilen ülkücülere ( MHP'lilere) daha önceden belirlenen
devrimcilerin, kürdlerin ve alevilerin işaretlenen evleri hedef gösterildi.
Maraş, 23 Aralık günü büyük bir vahşet örneğine tanık oldu. Çok büyük bir
vahşete, canavarlığa tanıklık yaptı.
Milliyetçiler, dinciler ABD/ CIA ajanlarıyla ittifak
yaparak bu vahşeti gerçekleştirdiler.
Ve Maraş bu vahşet sonucu Kahramanmaraş olarak değil Kanlı Maraş olarak
tarihe geçecekti. "Allah için savaşa!" çağrısı Alevilere ve
Kürdlere karşı ölüm emri olacaktı.
Gözünü kırpmadan sırf Alevi ve Kürd
olduğu için insan öldüren Kanlı Maraş’ın canileri, Meclise ve devletin
kurumlarına taşındılar.
(2 Temmuz 1993 Sivas’ta canavarca insan
yakanların meclise taşındığı gibi). Mantık hep aynı mantık, zulmün ve
vahşetin yöntemi hep aynı yöntem. Caniler aynı tornadan çıkmış gibi ölüm
kusuyorlardı. Kendinden olmayan herkese saldırıyorlardı. Derin devlet ise
ırkçı ve dinci katilleri saklamaya devam ettiği gibi ayrıca korumaya da
alıyordu.
Ülkücülerin ve dincilerin barbarlıklarını gösterdikleri yerlerden
biridir Maraş. Katliamların hepsi barbardır ama Maraş; incelenmesi,
araştırılması ve sorgulanması gereken bir yerdir. Çünkü dünyada benzeri
görülmemiş bir vahşetin yaşandığı yerdir Maraş. Ölü kadınlara tecavüz
edildiği, bebelerin anne karnından çıkartılıp sopa uçlarında sallandırıldığı,
çocukların ateşe atıldığı, çocukların ağaçlara çivilendiği, Fatiha okumasına
rağmen 70 yaşındaki ninenin gözlerinin tornavidayla oyulduğu yerin adıdır
Maraş.
Maraş katliamı öncesi bir kaç gelişme;
Maraş’ta barbarlık sergileyen ülkücüler 15 Nisan 1978’de Ankara'da düzenlenen
"Büyük Yürüyüş"te şu mesajı aldı. Irkçı Başbuğ Türkeş şöyle
seslendi. "Artık bu iktidar gitmek zorundadır. Böyle bir iktidar
güvensizlik ve savaş unsuru haline gelmiştir. CHP, barış ve huzur değil,
savaş istiyor… Hiç şüpheniz olmasın iktidarımız şafağı sökmektedir."
Çok açıkca katliam çığırtkanlığı yapan
Türkeş'in bu açıklamasının başlangıç yeri Maraş oldu. Çünkü Maraş'ta Aleviler
ve Kürdler çoğunluktaydı ve bir çoğu iş yeri sahibiydiler. İnsan olmanın
doğruluğu ve bilinciyle hareket ediyorlardı. Gelişen işçi sınıfı
mücadelesiyle iç içeydiler. Faşizme karşı omuz omuza dayanışmanın
içindeydiler. Onun için ülkücüler ve dinciler tarafından bilinçli seçilmişti
Maraş.

Maraş katliamı 19.12.1978’de "Çiçek
Sineması'na bomba atıldı" yalanıyla başladı. Oysa bombayı sinemaya
yerleştiren MHP’li Ökkeş Kenger ile Salman Ilıksoy Çicek sinemasına dinamit
koymaktan dolayı daha sonra gözaltına alındılar. Ökkeş Kenger, 1991
seçimlerinde Refah Partisi ile seçim ittifakı yapan Milliyetçi Çalışma
Partisi'nden Kahramanmaraş milletvekili seçildi. Bu dönemde Meclis İnsan
Hakları İnceleme Komisyonu üyeliği yaptı. Ökkeş Şendiller (Kenger) Büyük
Birlik Partisi (BBP) Genel Başkan yardımcısı oldu. Sinemada oynatılan film
"Güneş Ne Zaman Doğacak" adlı antikomünist bir filmdi. Ülkücüler
tarafından koyulan dinamitin tahrip gücü çok azdı. Amaç panik ve kargaşa
yaratmaktı. Dinamitin sesi yeterliydi. Çünkü zaten önceden her şey
hazırlanmıştı. (Bombalama sözü ülkücülerin/dincilerin sözüdür.) Sinemayı
solcuların ve alevilerin bombaladığı görüntüsünü verenler de yörenin ileri
gelen ırkçı ve dincileridir. Patlamadan sonra halkı kışkırtanlar,
"Komünistler, Allahsız Aleviler şehir suyuna zehir kattılar"
yalanlarını yaymışlardı. Ülkücüler/dinciler "Kanımız Aksa da Zafer
İslam'ın", "Müslüman Türkiye" diye sloganlar atıyorlardı.
Ulu Cami ve Belediye hoparlöründen
Alevilerin ve Solcuların evlerine saldırı çağrıları yapıldı. Önceden
çarpı konulan evler ilk saldırıya uğrayan yerler oldu.
Maraş’a gelen 20-25 kişilik ülkücü bir grup yol yapımcısı olarak sokaklarda
dolaşıyorlardı. Maraş'a gelen ırkçıların bölgede yaptığı ilk iş Kürd ve Alevi
evlerini kırmızı boya ile çarpı koyarak işaretlemek oldu.
Katliam hazırlığından haberi olmayan
aleviler ve kürdler, bu işaretleri sorduklarında ise yol yapımı için hazırlık
cevabını aldılar.
21 Aralık günü TÖB-DER’li iki öğretmen ülkücüler tarafından öldürüldü.
İlerici, solcu öğretmenlerden Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu’nun cenaze
törenine MHP’liler ve dinciler saldırdı. Saldırıya karşı koyan kitle ırkçı ve
şeriatçıları püskürttü.
Bu saldırı farklı sol görüşleri,
alevileri ve kürdleri yan yana getirdiği gibi ülkücülerle/ şeriatçılar
ittifak içindeydi.
Maraş olayları tam 4 gün sürdü. Bu süre içinde
500'den fazla insan en vahşi ve en barbar yöntemlerle öldürüldü, binlercesi
yaralandı, evler yakıldı, gözler oyuldu, kadınlara tecavüz edilip ağaca
çivilendi, bebekler doğrandı, çocuklara tecavüz edildi. Kadınlar çırılçıplak
soyulup en vahşi yöntemlerle işkence yapıldı. Bu vahşeti anlatmaya kimsenin
dili varmaz. Öylesine korkunç, öylesine ağır bir vahşetti ki, bu vahşet
Hitler faşizmini aratmıyordu.Hitler bile böylesi bir vahşeti
gerçekleştiremedi.
Bu vahşet zamanında AP Genel Başkanı
olan Süleyman Demirel soru soran gazetecilere bakın ne diyor; "Bana
sağcılar, milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz." Demirel bunu
derken Tuğgeneral Yusuf Haznedaroğlu da şöyle tamamlıyordu "Göreceksiniz
delilleriyle ortaya koyacağım ki Maraş olaylarını sağcılar değil solcular
çıkarmıştır." diyordu. CHP'li İç İşleri Bakanı İrfan Özaydınlı aynen
şunu diyordu "Maraş hadisesinin sorumluları solculardır". Derin
Devletin korosu böylelikle tamamlanmıştı.
Suçlular solculardı!!!
Bu ifadelerin arkasında yatan bir gerçek
daha var ki o da egemenlerin, emek düşmanlarının ittifaklarıyla birbirlerini
aklamasıdır. Ama ne hikmetse Demirel’in, Tuğgeneral Yusuf Haznederoğlu’nun,
İrfan Özaydınlı'nın bu sözleri yalan çıktı. 500'den fazla insanın
katledildiği, 552 ev, 389 işyeri ve 8 arabanın tahrip edildiği, sinema'ya
konulan dinamit sonucu gelişen olaylardan dolayı 835 sanıklı MHP davası
görüldü. Bu davadan yargılananlardan 22 kişi idam cezası aldı. Ama darbeden
sonra Maraş katliamının bir numaralı sanığı Ökkeş Kenger serbest bırakıldı.
Ökkeş, soyadını değiştirerek Meclise girdi. Meclisteki ismi Ökkeş Şendiller
oldu. Sinemaya dinamit koymanın, halkı kışkırtmanın, insan öldürmenin,
Devrimcilere, Alevilere ve Kürtlere karşı olmanın ödülü verilmişti Ökkeş
Kenger'e. Düşünsenize şöyle bir; halklar arasında düşmanlığı yaratan
provokatör ve cani birinin İnsan hakları Komisyonu'nda söz sahibi olmasını.
1978'de, Maraş’ta görev yapan Vali,
Emniyet Müdürü, Cumhuriyet savcısı ve Jandarma Alay Komutanın ifadeleri çok
açık ve net. Derin devletin memurları mahkeme tutanaklarında 144 sayfalık
raporlarında vahşetin tarifini gözler önüne serdiler. Planlanan bu raporlar
birer ibret belgeleridir.
"Kendilerini zor kullanarak
dağıtmaya çalıştık. Ama elimizdeki kuvvet yetmedi. Aralarını açtık, ancak bir
anda üzerlerine gittiler… Yani olaylar her tarafta birden başlatıldı…
"Tahsin Soylu, Kahramanmaraş Valisi."
"Bize yaralı getiren araçlar da
yaylım ateşine tutulduğundan, yaralılar zamanında bize yetişemiyor. Bu
nedenle yollarda ölenler oluyor." Çetin Diker, Kahramanmaraş Devlet
Hastanesi Başhekimi.
"Ellerinde taş sopa ve şişeler
vardı. Babama, anneme ve ağabeyime vurmaya başladılar. Ben yaralı olarak
kaçarken annemin bizi öldürmeyin diye yalvarmalarını duyuyordum. Eve geri
geldiğimde annemin, babamın ve ağabeyimin cesetleri kapının önünde duruyordu.
Saldırganlar babamın parmaklarını keserek, kanını bir kazanın içine
akıtmışlardı, annemin kafası briketle parçalandığından yüzü tanınmaz
haldeydi". Katliamda ailesini kaybeden bir çocuk tanığın ifadesinden.
Gazeteci Ramazan Öztürk, Maraş
katliamıyla ilgili şöyle diyor; "Öldürülen insanlar o kadar çoktu ki; Et
Balık Kurumları dahi yetmedi, doldurdukları halde sığmıyordu. Dışarıda olay
yerini gezerken koşarak yanımıza gelen bir çocuk "amca şu ileride de bir
ölü var" dedi. Yanımdaki bir kişi ise savurduğu tekmeyle çocuğu yere
düşürürken "onlara ölü demeyeceksin leş diyeceksin leş" diye
haykırıyordu"
Bu anlatımlar sadece Maraş'da değil,
aynı sözleri Dersim katliamında "Şaki, Leş, Çıban başları gibi sözler o
zaman çıkan gazetelerin sür manşet başlıklarıydı. Anadolu coğrafyasını ırkçı
zihniyetleriyle kana bulayanlar Dersim'de, Maraş'da, Çorum'da ve Sivas'da hep
aynı zihniyetteydi. Dersim ve Maraş katliamda iktidar olan CHP, 2 Temmuz
Sivas katliamında ise SHP iktidar ortağı. Bu ne yaman bir çelişki? Tarihin
tekerrürüne bakın ki İçişleri Bakanı olan CHP'li İrfan Özaydınlı, Maraş
katliamının suçunu solculara yükledi.
Dersim vahşeti sırasında İçişleri Bakanı
CHP'li Faik Öztrak'dı. Dersim raporlarını hazırlayan ve katliamın
programlayıcısı İsmet İnönü'nün CHP'li torunu milletvekili Gülsün Bülgehan
bakın 2011 yılında ne diyor. "Bence sonuca bakmak lazım… Sonuçta bugün
Tunçeli en görgülü, en eğitimli, demokrasiye inanan insanlardan oluşuyor.
Mesela sürgünlerden söz ediliyor. O sürgünlerde çok iyi yetişmiş genç kızlar
var. Belki o bölgede, ortaçağ şartlarında kalsalardı o aileleri
kuramayacaklardı.''
Toplu katliamlar Koçgiri, Ağrı-Zilan,
Dersim'le başladı. Maras, Sivas, Malatya, Erzincan, Elazığ, Çorum gibi
bölgelerde Kürdlere ve alevilere yapılan saldırılarla yaşlı, çoluk
çocuk demeden baltalarla silahlarla kıyıma uğratılmışlardır. Asimilasyona
uğratılmak istenmiştir.
Hep aynı yöntemlere, hep aynı yalanlara sığınarak Aleviler, Solcular camiye
saldırdılar, camiyi bombaladılar diye yaygara kopartıyorlar. Bu yalanlarından
bıkmayan ırkçılar ve dinciler tarihin sayfalarına kirli girdiler ve girmeye
devam ediyorlar. Bugüne kadar Aleviler tarafından bir caminin bombalandığını
gösteren bir belge var mı? Peki bunca yalan kimin işidir dersiniz.?
Bir ülke düşünün ki konsoloslukta
görevli bir kişi olacak ve bu ülkenin çok hassas olduğu konuları ivediliye
ivediliye, şehir şehir gezecek, araştıracak, bilgi toplayacak, parti il
başkanlarına, belediye başkanlarına her türlü soruyu soracak ve sonucunda da
bu gezdiği yerlerde olaylar tüm vahşetiyle baş gösterecek. Tüm bu
gelişmelerin üstünden yıllar geçtikten sonra bir kısım insanlar tarafından bu
görüşmeler kamuoyuna yansıtılacak.
Amerikan konsolosluğunda görev yapan CIA
ajanı A. Haig’in Maraş’ta olması, Maraş'ta araştırma yapması ve tüm
partilerin il başkanları ile görüşmesi Nasıl açıklanabilir. Neden-Niçin
Görüşmüştür? (Bu görüşmenin detaylarını 1986 yılında Yeni Gündem ve Nokta
dergileri yazdı. İşte bu görüşmeler sonucu Maraş’a kara bir gün, kara bir
leke düşmüştü.)
Maraş olaylarını değerlendiren Radio
France International'in haberi çok netti; "Türkiye’de meydana gelen
olaylarda yabancı gizli servislerin, özellikle CIA’nın rolü var"..
Yüzlerce kişinin hunharca katledildiği, yüzlerce kişinin de yaralanarak sakat
kaldığı bu kan, vahşet ve yangınlar ortasında, Alevilerin, Kürdlerin ve
devrimcilerin sloganları dayanışma içindeydi. Derin Devletin temsilcisi
Ecevit’in partisi, CHP hükümeti iktidardaydı.
Maraş olaylarıyla başlayan ve
sıkıyönetimle birlikte 12 Eylül cuntasına kadar gelişen olaylarda amacın
Maraş’taki Kürdleri, devrimcileri, Alevileri katletmek ve göçe zorlamaktan
ibaret olmadığı gibi, emekçilerin özgürlük ve eşitlik mücadelesine karşı olduğunu
da gösterdi.
Dünyanın her yerinde milliyetçiler hep
aynıdır. Atatürk'ün, Hitler'in, Mussoli'nin, Franko'nun, Salazar'ın izlediği
ırkdaşlık soyu gibi.
İnsan insanlaşma ile yakından ilgilidir. Irkçılar, üstünlük düşünceleriyle,
farklılaşmayı kavramayandır. Okuma öğrenme, sorgulama gibi dertleri olmaz,
provokasyon yaratırlar. Gelişmeler karşısında tahriklerle olayların
arkasından sürüklenir, kötü örnekleri çoğaltmaya devam ederler.
Irkçılık/dincilik sosyal, siyasal, kültür üretiminde, körleşmiş duygular gelişim
ve dönüşümün önüne geçtiğinde halklar arası ilişkilerde duyguları da
körleşmiş olur.
Maraş katliamı 21. Aralık.1978
Başlangıç yalanı:" Çiçek sinemasına Sol görüşlülerce Bomba konuldu"
Maraş'ı kana bulayan bu yalan sonucu "500'den fazla Devrimci, Kürd ve
Alevi canice öldürülür. Yüzlerce yaralı, binlerce ev ve iş yeri yakılıp
yıkıldı.
Katliam sonucunda 25 Aralık'ta Başbakan
Bülent Ecevit, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren'i çağırır. Maraş olayından
dolayı, bazı illerde sıkıyönetim ilan edeceğini bildirir. Kenan Evren ise, bu
görüşe içten katılarak kabul eder. İstanbul'dan sonra toplam 13 ilde
Sıkıyönetim ilan edilir. Maraş katliamının dosyalarını gizleyen Bülen
Ecevit'tir. Devletin derin partisi CHP'nin başkanı olan Ecevit, üstüne
üstlük, bu gizli belgeleri öldükten sonra açıklanmasını isteyen insan
gürühuda aynı Ecevit'tir. Bugün, Maraş Katliamından sonra CHP'li içişleri
bakanı Hasan Fehmi Güneş ve CHP milletvekilleriyle Avrupa'da alevilerin
derneklerinde paneller ne adına ,niçin yapılmıştır? Bu seri panellerden
amaçlanan hedef neydi? neye hizmet edecekti? Aleviler bu panelleri
düzenlerken neyi amaçladı? Maraş'ı anmak mı istiyorlardı yoksa o dönem
iktidar partisi CHP'nin ve Ecevit'in masumluğunu mu göstermek
istiyorlardı? CHP ile yakın ilişkiler kurmak neyi ifade etmektedir?
Maraş katliamında iktidar partisi olan bir partinin bakanını ve
milletvekilini panellerine çağıranlar neyin hesabını yapmaktadır? Yarın
Uludere, Cizre, Silopi, Sur, Cizre, Nusaybin katliamlarını yapan iktidar
partisinin milletvekilleriyle de paneller düzenlemek çok mümkündür. O zaman
düzenleyenlere ne söylenebilinir? Söz söylemek mümkün mü?
|