TESLİS-Hasan Gürkan
Sevmek yine de bir sarraf işidir, yeryüzü kitaplığında
Elini ver nerde elin
Seninle bir şiirin…
Sevmek yine de bir sarraf işidir, yeryüzü
kitaplığında*
Sesini
beklemiyordum. Dün akşam geldi. Günlerdir uyuşturduğum yok saydığım, ama
hayatımı bir gölge gibi takip eden, saldırısını , sancı nöbetini korkuyla
bekleyen bir kanserli gibi tetikte beklediğim insan yanımı ayaklandırdı sesin.
Gece saat 23.30’du.Bir duygu seli içindeydim. Telefon edebilirdim, etmedim.
“Git!” deyince giden, “Gel!” deyince koşturan biri olmak hoşuma gitmiyordu.
Öte yandan
sen benim sadece sevgilim değil her şeyimdin. Bana ihtiyacın olabilirdi.
Hastalandığın, depresyona girdiğin, kocan ile kavga ettiğin…Midem, sinirlerim.
Saatlerce kendimle boğuştum.
En bütün
bunlarla, daha beterleriyle baş edebilirim. Yeter ki ilişkimiz birbirini seven, birbirine aşık,
eşit iki insan olarak sürsün. Bunun ötesi birinin diğerinden sevgi dilenmesi
olarak yapılanıyor ki, böylesini hiç istemiyorum.
“Bağbozumuydu hiç unutmam /Lambanın ışığı vuruyordu yüzüne /
Üzümlere vurur gibi / sonra sesin, ışıkla aynı
renkteydi / nedense ‘bal’ demek geliyor içimden / ikisini birden düşündüğümde /
kendi içiyle ilişkisi kopmuş biri başkalarına da gerek duymaz bir daha/
demiştin”(M.Mungan)
İçimle içime
dokunuyorum, ellerim iştahlı ve kalabalık.
Bir
familyanın evine çaya gittim. Yazlıkları, kışlıkları, duvarlarında iki fotoğraf:
biri Atatürk’ün, diğeri adamın babasının. Her ikisinin üzerinde de dantelalı
iki örtü vardı da, kendilerine ait yüzleri yoktu. Ömür boyu beraberliğe mahkûmdular.
Kadının sarı ablak suratı hapishane şişkinliğiydi. Hücrelerinden habersizdiler.
Parti ‘şef’lerindendi,
tanıyordum. Gazetede okudum, Danimarka’da ölmüş. Yıllarca birlikte çalıştık, hiç anlaşamadık.
Kendi küçük adamlığını, zavallılığını büyük davalara siperlenerek gizlemeye
çalışıyordu. Ölüm haberini alınca, garip
bir acıma duygusu içine düştüm. Neye acıdığımı tam bilmiyorum.
Seni
özledim. Sesin beni en insan yanlarıma götürüyorsa bunun bir manası olmalı, Var.
“Sevmek yine
de bir sarraf işidir, yeryüzü kitaplığında”
*Murathan Mungan
24 Temmuz 99 Akça
Elini ver nerde elin
Bir gece bir türkü söylemiştin bana, İsmail’e ağıt.
”Ah anneciğim,vah anneciğim…” Genç arkadaşlar dün gece Sıla Bar’da o türküyü söylediler.
Unutmak istediklerimle arama ördüğüm duvar, bir kere daha yer ile yeksan oldu.
Seni en çok bu gece aradım. Dinlediğim her türküde yüzünün alacağı şekli, narin
bedeninin edasını çizdim muhayyileme. Paylaşmak istediğim o kadar çok şey
vardı, anlatamam.
Gülüşün,
hınzır dil çıkarışın, benim için dans edişin, velhasıl beni baştan çıkartan,
çıldırtan bütün takım taklavatınla işgal ettin benliğimi. Ben ise sapa yalnız
ve savunmasızdım.
Bu yükü
nasıl taşıyacağım! “efkârlıyım, efkârlıyım / elini ver nerde elin”
25 Temmuz 99 Cumartesi 03.00
Seninle bir şiirin…
Hayır, ben yalnız olarak bir şiirin bulvarında /
yollarında yürüyorum. Yanımda olsaydın , el ele tutuşur birlikte yürürdük.
Telaşlı minik adımlarına, sağ ayağının badi parmağına ayak uydururdum.
““bir doyurgan
yalnızlık geliyor aklıma yerimde duramıyorum
dağbaşı yalnızlığı değil su kenarı yalnızlığı değil bir şehir yalnızlığı, boşluğu, ancak istekle takılan gerdanlıklar gibi boyunda göğüste pırıl pırıl, bizi yiyen geliş gidişlere sokak gecelerine kötü aşklara karşı kuşanılmış bir yalnızlık, yeniden doğurganlığımızı hazırlayan hatırlatan kırgın belki ama gitgide bizi hem kendimize hem insanlara iteleyen bir yalnızlık”(Turgut Uyar)
dağbaşı yalnızlığı değil su kenarı yalnızlığı değil bir şehir yalnızlığı, boşluğu, ancak istekle takılan gerdanlıklar gibi boyunda göğüste pırıl pırıl, bizi yiyen geliş gidişlere sokak gecelerine kötü aşklara karşı kuşanılmış bir yalnızlık, yeniden doğurganlığımızı hazırlayan hatırlatan kırgın belki ama gitgide bizi hem kendimize hem insanlara iteleyen bir yalnızlık”(Turgut Uyar)
Seninle bir haykırışı… Hayır, ben
yalnız olarak seni yanımda düşleyip bir
haykırışı, çığlığı çoğaltıyorum. “Sevmek ve söylemek / Ardından iyilik gelir
ister istemez / Bir orman buduyoruz
uyanın farkına varın / bir kasırgaya karşı duruyoruz / Bitkice değil şüphesiz ama tam
insanca / Korkmayın, dalgalardan yılmayın / çekin kürekleri” (T.Uyar)
Benim evdeyiz. Geniş
koltuğun kenarına ilişmişsin. Saçlarını ellerinle yana çekip kuğu boynunu
uzatıyorsun bana. İncitmekten korkarak kokluyorum. Kokun anlatılmaz bir bela. Öpüyorum
boynunu, damarlarından akan kanı hissediyor dudaklarım, etinin ısınışını.
25 Temmuz 99 Cumartesi 14.00
“Boynumdan birden ağzınla yayılıp yaşamamı tazeleyen bu
ateş, senin padişah karanlığına sızıyorum bu ateşle ne iyi. Hemen etli
yapraklarıyla medar bitkilerinin büyük terlemesi geliyor aklıma, ateş bir balık ellerimden usulca, serin kayıyor
dip sularına, ıslanıyorum, ıslanıyorum, eskiden kendini unutturan bir duygu
yavaş yavaş sarmaşıklar gibi dolanıyor, sarıyor her yerimi, tanıyorum,
seviniyorum, rahatsız oluyorum, ıslanıyorum, ıslanıyorum , ama ne güzel, ne rahat ne büyük ıslanıyorum,
kadınca ıslanıyorum göğe doğru bir koşuda.”
Islaklığın baş
döndüren uçurumun senin. Her defasında beni sarıyor, içine alıyor, yutuyor, yok
ediyor. Her defasında ben azgın bir iştahla ıslaklığını arıyorum, doymuyorum.
“Sevmek bir bütün
nereden baksan / Ne ayıp ne günah ne uygunsuz / Kolların da ağzın da yüreğe
katılması / Tersi tam tersi yalan / tersi yapma ( Turgut Uyar)
Şiire sarılıp tesbih
böceği gibi büzülüyorum, içime kapanıyorum.
“Yıldızım benim, kaybolmuş
gecelerimi sizin usta elleriniz / buluyor / Kırlardan büyüyen çimenlerden
çocuklardan bir gülden ayrı / düşünemiyorum sizi /Dünyada bir sizin
baktığınız taylar büyüyor bir sizin / uyuduğunuzda sabah oluyor”(Turgut
Uyar)
26 Temmuz Pazar Akçay / İstanbul
İstanbul’a dönüyorum.
İstanbul’a dönüyorduk.
Yanımda gençten biri
oturuyor.
Yanımda sen
oturuyordun.
Yanımdaki uyuyor,
uyurken beni rahatsız etmemeye dikkat ediyor
Yanımda sen uyuyordun,
başını omzuma koymuştun, ellerin çıplak koluma sokulmuştu. Saçların yüzüme
değiyordu. Otobüs yolcu almak için durduğunda, yahut mola verdiğinde inip
sigara içiyorum.
İnip sigara içerdik.
Bana ‘Cuma’yı anlatırdın. Mağarayı, gölü: Tuvaletlerin kapısında gelmeyiverecekmişsin korkusuyla seni beklerdik. Otobüsün
koltuğunda bacaklarımız birbirine değerdi. Sıcaklıklarımızla kalabalıklaşır, zenginleşirdik.
Yoksul ve yalnızım.
Nefeslerimiz birbirine
değende, nefeslerimiz, içimizde ılık sular yol alırdı
koltukta oturuyorum, nefesim
kendime
Topçular –Eskihisar vapurunda
sarı saçların rüzgarda uçuşurdu. Vapur, Lacivert deniz, rüzgâr da var da,
saçların uzaklarda.
İstanbul’a dönüyorum. Sağ
omzum sızlıyor, içim üşüyor. Servis minibüsünün camından trafik levhaları
geçiyor. Birinin üzerinde senin oturduğun semtin adı yazılı. Semtin yerinde
duruyor, oturduğun evde.
Kendi evimdeyim.
Birlikte yediğimiz son yemeğin yıkanmamış bulaşıkları mutfakta duruyor. Oturduğun
iskemle. Memelerini öptürmek istememiştin.
Çıplak ayağını
dayadığın bacağım sıcacık.