31 Ocak 2021 Pazar

 

DÜNYANIN ALTINA EL

BOMBASI KOYMAK!

Sulhi Ceylan, İzdiham Dergisi


      comfort women

Comfort Women” adını hiç duydunuz mu? İkinci dünya savaşı sırasında Japonya, işgal ettiği Çin ve Kore gibi ülkelerdeki kadınları seks kölesi yaptı. Japon askerlerinin cinsel ihtiyaçlarını karşılamak için iki yüz bin kadına senelerce tecavüz edildi ve bu kadınlara da

Comfort Women” adı verildi. Yıllar sonra 14 Ağustos, bu kadınları anma günü olarak belirlendi. Soru şu: Yarın aynı şartlar ortaya çıkınca bu olayın tekrarlanmıyacağının garantisini kim verebilir?

Farabi'nin Rüyası

Farabi'nin rüyası tek dünya devletiydi. Böylece insanlık, akli olarak en yüksek seviyesine çıkacak ve savaşlar da sona erecekti. Dünya tek bir devlet fikrine hala hazır değil ama uluslarası suç örgütleri bir şekilde birleşip kötülüklerine kötülük katabiliyorlar. Her yıl dört milyon kadın ve çocuk bu örgütlerin eline geçiyor ve fuhuş yapmaya zorlanıyorlar. Kadın çocuk ticaretinden ise yedi milyar dolar kazanıyorlar.

Ve Çocuklar

Dünyanın umudu. Saflığın simgesi çocuklar. Her yıl dünya genelinde kırk milyon civarında çocuk istismara maruz kalıyor. Bu istismar sadece fiziksel ve duygusal değil. Çocuklar cinsel olarak da istismara uğruyor! Ve bunu yapanlar da bir zamanlar çocuktu. İnsanlığın karnesi hiç iç açıcı değil.

ABD her Artık evde

                                           Didem Madak

Artık ABD her evde. Her kalp kapitalist. Didem Madak bir şiirinde boşuna şöyle dememişti: “ Keşfettim / Küçük ruhlarınızdaki büyük Amerika'yı / Hadi alkışlayın! / BU SİZİN BAŞARINIZ” O halde dünyanın altına kocaman bir el bombası yerleştirmenin tam da zamanı. Çünkü insan insana fazla geliyor. Kişi başına düşen suç oranını düşürmek için, insansız hava sahası şart.

Bosna Savaşı

Bosna savaşı sırasında Srebrenitsa kasabasında 13-18 Temmuz 1995 tarihleri arasında sekiz bin genç ve yaşlı Bosna'lı, Sırp askerleri tarafından katledildi. İnsanlığın gözü önünde her an insanlık öldürülüyor. Ve tüm devletler olaya kişisel menfeat açısından bakabiliyor. Bundan daha kötü ne olabilir?

Bir Türk dünyaya bedel!

Eski Yunanlılar, kendi doğularındaki bütün milletleri barbar sayarlardı. Yahudiler kendilerini tanrı tarafından seçilmiş bir millet sayıyor. Naziler en üstün ırk, Araplar kendilerinden olmayan her milletlere acem diyor, Amerikalılar demokrasi havarisi... Bu arada , bir türk dünyaya bedel dimi? İşte bütün bunlar palavra, sadece palavra.

30 Ocak 2021 Cumartesi

 


HOŞÇA KAL KIZIL BAYRAĞIMIZ BİZİM             

Yevgeni Yevtuşenko

Danca’dan çev. Hasan Gürkan



 

Hoşça kal, Kızıl Bayrağımız bizim.

Sen kardeşimiz ve düşmanımızdın.

Askerin yoldaşıydın siperde,

Sen esir avrupanın biricik umudu

Ama kızıl bir perde olup Gulag’ı gizledin ardında

Donmuş ölülerle doldurulmuş Gulag’ı.

Bunu neden yaptın

        Kızıl Bayrağımız bizim?



 

Hoşça kal Kızıl Bayrağımız bizim.

Uzan.

Dinlen şimdi.

Unutmuyoruz,

Senin kızıl ve tatlı mırıltılarının

          Işığına kanan milyonları.

Unutmuyoruz,

Koyun gibi salhanelere sürdüğün kurbanları.

Ama unutmuyoruz bir de,

                     senin de kandırıldığın yalanları.



 

Hoşça kal Kızıl Bayrağımız bizim.

Söyle,

         Sadece romantik bir bez parçası mıydın?

 Ruhumuzdan kanımızla söküp atacağız seni.

 Kızarmış gözlerimizde yaşlarımızı

                                tutamamamız bu yüzden.

Çünkü öyle vahşisin ki,

altın renkli sırmaların

              gözbebeklerimizi kamçılıyor.

 

Hoşçakal, Kızıl Bayrağımız bizim.

Özgürlüğe doğru ilk adımımız,

ilk adımımız senin yaralı ipek tenine

                  ve kendi üzerimize doğru aptalca attığımız.

İlk adımımız kıskançlık ve kinle yarılmış üzerimize…

Hey, halkın bayrağı!

Çiğneme bir kere daha çamurları

Çiğneme bir kere daha kırılmış camları

                                 Doktor Jivago’dan.


 

Hoşçakal Kızıl Bayrağımız bizim.

Esir düştün,

kaldır yumruğunu havaya,

alçaklar bir kere daha şanını

                                           kullanmak istiyor.

İçsavaşın üzerinde dalgalanıp                                         

                                           durasın istiyor.

Yahut,

         çaresiz halk kuyruklarda

          bir umudun peşinde

          bekleyip dursun istiyor.

 

Hoşçakal Kızıl Bayrağımız bizim.

Sel gibi rüyalarımıza akıyorsun.

Sen şimdi sadece kırmızı, ince bir çizgisin

                              üç rusrengimizde bizim.

Kimbilir,

         beyazlığın masum ellerinde

         masum ellerinde mavinin

                       kandan arınır kızıllığın.

 

Hoşçakal,Kızıl Bayrağımız bizim.

İhtiyatlı ol, bizim üçrengimiz.

Nöbete dur,

                 “Büyük Ülke” peşinde koşan

                               bayrak düşmanı köpeksoyları

                                      seni ellerine dolamasın diye.

Senin de boynuna ölüm fermanı asarlar mı

                                         kızıl kardeşin gibi?

Seni de vururlar mı

                  bizim kendi kurşunlarımızla?

Senin ipek tenini de oyarlar mı

Kurşungüveler?

 

Hoşça kal Kızıl Bayrağımız bizim.

Çocuk saflığımızla

                  harpçilik oynadığımız kızıl ve beyaz orduyla.

Artık varolmayan bir ülkede doğduk biz.

Ama biz,o Atlantis’te yaşayan canlılardık,

                                                              sevildik.

Sen kızıl bayrağımız bizim.

Karaborsa esnafının seni pahalı dövizlere

                                               seni dolarlara

                                              seni franklara,

                                              seni yenlere sattığı

                         bir bit pazarında

                               çamurlar içinde yatıyorsun.

Ben değildim Çar’ın Kışlık Saray’ını zapteden.

Ben değildim Reichhstag’ı basan.

Ben değildim “gominik” diye ti’ye alınan

Ama ben,

Kızıl Bayrağı okşuyorum                  

                  ve ağlıyorum. 

Danca’dan çeviren: Hasan Gürkan

 



28 Ocak 2021 Perşembe

 

Ve aleykümselam Selahattin Demirtaş Ali Duran Topuz


"Bugüne kadar bir kez olsun mahkemelerden tahliyemi talep etmedim çünkü beni tutuklayanlar onlar değildi. Bu tutumumda herhangi bir değişiklik de olmayacaktır" diyor mektubunda Selahattin Demirtaş.

Sözlerinde herkesi ilgilendiren yanlar olduğu düşüncesiyle mektubu ve eklerini en geniş içeriğiyle dikkatinize sunuyorum. Ve aleykümselam Selahattin Demirtaş, diyerek.



Gazete Duvar--26 Ocak Salı 2021

HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, tutulduğu Edirne cezaevinden benim de aralarında bulunduğum bir grup meslektaşıma bir mektup yollamış. Kolayca tahmin edileceği gibi Demirtaş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin son kesin ve bağlayıcı kararına rağmen ısrarla tabi tutulduğu hukuksuzluğu kamuoyuna daha iyi anlatma gayreti içinde. (Bir saraylı, “AİHM ve AYM kararlarının esastan bağlayıcı değil yönlendirici olduğunu söyledi. Doğru görünümlü bir mugalatadan ibaretti bu laf. Üstelik, “yönlendirici” ise eğer tam tersi yöne yönlenmenizi nasıl sağlıyor? Tamam, saray’da başka ev’de başka düşünülür ama bu kadar da ters yöne gidilir mi hiç?) Sadece etkileyici bir siyasetçi değil, iyi bir insan hakları savunucusu avukat da olan Demirtaş’ın mektubunu ve mektubun ekindeki açıklayıcı çalışmalarını aşağıda bulabilirsiniz. Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 10’a çok yakın oy almış, eş genel başkanken “Hiç şansı yok, iktidarla anlaştılar o yüzden seçime giriyor” denilen partisinin iki defa barajı aşmasını sağlamış bir siyasetçinin sözlerinde herkesi ilgilendiren yanlar olduğu düşüncesiyle mektubu ve eklerini en geniş içeriğiyle dikkatinize sunuyorum. Ve aleykümselam Selahattin Demirtaş, diyerek.

(…)
Bildiğin gibi, dışarıda HDP üzerinden, özellikle de benim adım üzerinden zaman zaman yoğun tartışmalar yürütülüyor. Sen de bu tartışmaları görüyorsundur.
Cezaevi imkanları ölçüsünde, tüm gelişmeleri takip etmeye çalışıyorum. Elbette bana ve HDP‘ye yönelik eleştirileri büyük bir saygıyla karşılıyor, eleştirilere değer veriyor, onları anlamaya çalışıyorum. Geçmişteki siyaset tarzımız, söylemimiz, pratiklerimiz konusunda özeleştirel yaklaşmak gerektiğine de samimiyetle inanıyorum.
Ayrıca bunu tüm siyasetçilerin yapması gerektiği kanaatindeyim. Bizler dört dörtlük siyaset yaptığımızı iddia edersek sadece kendimizi kandırmış oluruz. Nihayetinde Türkiye bugün bu haldeyse her siyasi aktörün kendi ölçüsünde sorumluluğu var, buna muhalefet de dahil. Barışı sağlayamadık, demokrasi getiremedik, ekonomi çöktü, toplum ağır bedeller ödüyor. Başarılı olsaydık bunların hiçbiri yaşanmayacaktı. Durum bu kadar nettir. Bence bu saatten sonra mazeretlerin arkasına sığınmanın da bir anlamı yok. Muhalefet topluma güven vermek istiyorsa özeleştiriden kaçmamalı, olgun bir şekilde özeleştiri verebilmelidir.


Değerli arkadaşım,
Bütün bunlarla birlikte, ben ve HDP üzerinden, son beş yıldır, hükümetin sistematik şekilde yürüttüğü kampanya bir eleştiri kampanyası değil, iftira ve kumpasa dayalı, medya ve yargı eliyle yürütülen bir linç kampanyasıdır. Benimle ilgili medyada yazılan, çizilen, söylenen neredeyse her şey, bariz bir yalan ve iftiraya dayanmaktadır. Bazı sözlerim bağlamından koparılarak algı oluşturulmaya çalışılmıştır. Hakkımdaki tüm kumpas suçlamalarını mahkemelerde bir bir çürüttük ve bunları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde de ortaya koyup haklı bir şekilde davayı kazandık.


Bana yönelik temel suçlamalarda işin aslının ne olduğunu detaylıca bilmen için, avukatlarımın hazırladığı bir dosyayı ekte sunuyorum. Dosya belki biraz uzun olacak ama zaman ayırıp tümünü okuyabilirsen kumpasın ciddiyetini (veya ciddiyetsizliğini) daha net görmüş olacaksın. Bu dosyayı, mesleki çalışmalarında yardımcı olmasını umarak da iletiyorum.
Benimle ilgili son beş yıldır o kadar yoğun şekilde ve korkunç bir algı operasyonu yürütüldü ki, mahkemeler, dışarıda üretilen algı ile dava dosyamın gerçeği arasındaki uçurumda sıkışıp kalmış durumdalar. Biat etmiş yargıçlar, hakkımda üretilen algıya uygun şekilde yargılama yapıp bir an önce iktidarın beklediği ağır cezaları vermeye çalışıyor ve bunu yaparken Anayasa’yı, yasaları yerle bir ediyorlar. Birazcık hukuk vicdanı taşıyanlar ise korkudan ne yapacakları bilemez durumdalar. Çünkü koskoca Cumhurbaşkanı’nı yalancı çıkaracak bir karar vermenin maliyetine katlanmaktan çekiniyorlar.
Ve elbette bütün bunlar seçim kazanmak uğruna yapılıyor. AİHM Büyük Dairesinin hakkımda verdiği kararda da belirtildiği üzere, Cumhuriyet tarihinin en önemli referandumu ve cumhurbaşkanlığı seçiminde, Erdoğan rakiplerini hapse attırarak kendine siyasi üstünlük sağlayıp seçimleri öyle kazanmıştır. Bu karar bile başlı başına, 16 Nisan referandumu ile cumhurbaşkanlığı seçiminin meşruiyetini tartışmalı hale getirmiştir.


Şimdi sırada, aynı yöntemlerle 2023 seçimlerini kazanma hesabı var. Beni ve HDP’yi “terörist” ilan edip kriminal hale getirerek, belki de göstermelik bir yargılama sonucunda “hükümlü” pozisyonuna düşürerek ya da partiyi kapatarak muhalefet bloğunu iyice sıkıştırmak hedefleniyor. "Bağımsız Türk yargısı" tarafından verilecek olası bir karara saygı duymayıp HDP’ye selam veren herkesi daha ağır bir saldırı dalgasına tabi tutarak “terör destekçisi” ilan etme kampanyasını üst boyuta taşıyacaklar. Bu nedenle ekte sana gönderilen bilgiler, hakikatin bilinmesi açısından olduğu kadar Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren son derece önemli bir seçime giderken oluşacak siyasi dengeler açısından da hayati önemdedir.
Bizler her koşulda, barışın ve özgürlüklerin savunucusu olmaya, içeride veya dışarıda bunun mücadelesini yürütmeye kararlıyız. Bugüne kadar bir kez olsun mahkemelerden tahliyemi talep etmedim çünkü beni tutuklayanlar onlar değildi. Bu tutumumda herhangi bir değişiklik de olmayacaktır. Senden ricam halkın, ezilenlerin, yoksulların, ötekilerin, yarınlarımızın yararına bir tutumla hukukun, adaletin, haklının yanında olmaya cesaretle devam etmendir. Er veya geç, ülkemizi hep birlikte düze çıkaracağımıza yürekten inanıyorum.
(…)
Dostlukla...
26 Ocak 2021
Selahattin Demirtaş





27 Ocak 2021 Çarşamba

“SAKINCALI ŞARKICI” SELDA BAĞCAN

           “ben halkIMIN KAVGASIYIM”


 

Alıntı:Kafa Dergisi,Ocak 2021,Ayça Derin Karabulut 

“Yılda bir veya iki konsere izin veriyorlardı. Hep başkaları yapardı konserleri  ben karşıdan bakardım.Sakıncalı sanatçıydım ben! Uğur Mumcu'nun Sakıncalı Piyadesi vardır ya,öyle.Böyle anlatıyor Selda Bağcan yasaklı olduğu yılları.50. Yılında dünyaca tanınan bir şarkıcı.Selda Bağcan'la o zamanları ve geçen elli yılı konuştuk.


 

(...) Sekiz yaşında ilk konser:

    Biz Van’da ailecek konser verdik, babam her türlü enstürmanı çalardı. Bizi o yetiştirdi.O ünü de çok iyi hatırlıyorum.nasıl masum br kız çocuğu görüyorum anlatamam.Heyecanla şarkı söylüyordum o salonda.Ama şarkıcı olmak değildi hayali  o Selda’nın.Bir de ben şarkıları çok zor öğreniyordum, büyük abim kızıyordu bana.İki abim de bağıra çağıra yetiştirdi beni. (...)

 

Çok erken yaşta şöhret  oluyorsunuz.İyi/kötü yanları neydi,o yaşta bu kadar tanınmanın?

    15 yaşındaydım Ankara’da. Teyzemin oğlunun kırık telli bir gitarı vardı.Onunla müziğe başladık.Ankara Palas’a İtalyan bir orkestra gelmişti. Mario diye biri vardı.Nerden buldularsa iki büyük abim Mario’da gitar dersi almaya başladı.Onlar öğrenir, eve gelir bana öğretirlerdi.Sonra ben ondan daha iyi çalmağa başladım.Ve o klavyeye geçti,çok iyi bir müzisyen oldu.Benim Demokrasi Ve Özgürlüğü Çizmek albümündeki bütün şarkıların da aranjesi ona aittir.(...)


 Yabancı diliniz var mıydı,yoksa şarkıları mı ezberliyordunuz?

   Yoook, nerde...Bir tane bile yabancı dilim yoktu.Düz lisede okudum zaten.it’s a pencil,it’s a book seviyesi.Ama şarkıları ezberliyordum; İngilizce,İtalyanca, Fransızca, İspanyolca şarkılar...O dönemde Enrico Macias’ın Oh Guştare, guitare şarkısını söylerdim,bir kelime fransızca bilmeden, kafa göz yararak...rek(...)

 

Hiç umutsuzluğa kapıldığınız oldu mu? “olmayacak” diyerek pes ettiğiniz anlar mesela...

    Hiç olmadı.Çünkü 1982 yılında hapisten çıktığımda Unutursun Mihribanım diye bir türkü albümü yaptım.Ses getirdi. Sonra 84-85 te Memleketim’i yaptım.Ben müzik faaliyetlerime devam ettim.Hiç umutsuzluğa kapılmadım. Çünkü arkamda dev gibi bir plak firması  vardı.


 

Kariyerinizin 50. Yılındasınız.Sizi en mutlu ve tatmin eden dönem hangi dönemdir müziğe dair?

    İlk yıllar...İlk 4-5 sene. 1971’den 1975’e kadar süren gazino dönemi.Zeki Müren , Müzeyyen Senar gibi isimlerden önce çıkardım, assolistin önünde, düşünsene! 1975 ise duraklama devrimdi. 1976’da İnce İnce Bir Kar Yağar longplay’i çıktı Türkiye’de.Dünyada şimdi meşhur olan şarkılarım hep o albümde.O albümden dört şarkı dünyada hit oldu:İnce İnce Bir Kar Yağar, Yaylalar, Mehmet Emmi ve Yaz Gazeteci. İnce İnce’yi Mos Dof çaldı 2010’da,Grammy’ye aday oldu.Düşünebiliyor musunuz 1976’da yaptığınız Rock albümü,bütün dünyada bir şekilde ses getirdi.(...)

 

Yabancı pek çok hayranınız var. Sizin müziğin mayasında bütün dünyayı kucaklayan bir şey var, sizce o nedir?

    Sesimdeki tınıya bağlıyorum ben. Canhıraş feryatlarıma ve çok duygulu söyleyişime. Kısaca sesime! Daha sonra da müzikaliteme. Onların anladığı tarzda müzik yaptık.Sonuçta otantik müziği bizim kadar sevmezler. Mesela bana bozlak çok hitap eder ama, bozlağı tek başına dünyaya dinletemezsin. Böyle bir çalışma,karışım, çeşitlilik gerektirir. Ben de o müziğiyaptım.(...)


 

Sizin mesajınızla bitirelim sohbeti, bu röportajı okuyanlara ne söylersiniz?

    Gençler...İhtiras tramvayına binin, yola çıkın ve o tramvaydan hiç bir durakta inmeyin.

 

 

 

 

 

24 Ocak 2021 Pazar

 


İSPANYA İÇ SAVAŞINDA  ‘ENDÜLÜSTE RAKS ‘

Hasan Gürkan

“Sanat tarihçisi Patricia Failing şöyle diyor mesela: “Guernica’da yer alan at ve boğa İspanyol kültürünün çok önemli iki unsurudur. Picasso bu iki hayvanı resimlerinden farklı anlamlara gelecek şekilde kullanmıştır. Bu da boğa ve atın Guernica resmi bağlamında ne anlama geldiğini anlamayı oldukça zor hale getiriyor.”



                   Picasso


İspanya İç Savaşı, 17 Temmuz 1936- 1939 yılları arasında İspanya’da karşılıklı memnuniyetsizliklerin sebep olduğu cumhuriyetçi ve milliyetçi taraflar arasında çıkan iç savaştır. 16 Temmuz 1936 tarihinde General Mola, General Goded ve General Francisco Franco  “Cumhuriyetçi Halk Cephesi” yönetimine karşı isyan başlatmasıyla başlayan iç savaş 3 yıl sürmüştür ve bilançosu çok ağır olmuştur. 600.000 insan hayatını kaybetmiştir.”



 

“Franco ve destekçileri, Afrika’da bulunan ordular ve asillerle birleşmiş, Almanya’nın da desteğini alarak ile İspanya’ya geçmişlerdir.”


“Bunun üzerine Fransa ile İngiltere’den yardım isteyen cumhuriyetçilerin beklentisi gerçekleşmemiz 
olumsuz cevap almışlardır”




 

“Almanya’da Hitler, Franco’nun emrine savaşmak için uçak filoları göndermiştir. Ayrıca 200.000 kişiyi aşan Alman, Arap ve İtalyan orduları isyan bölgesine milliyetçilere destek olmak amacıyla gitmişlerdir.” 

“Anorko sendikalistler sendikaları, Ortodoks Komünistler, Demokratik Cumhuriyeti, Sosyalistler savaşmayı, Goşistler gerillalara, Troçkistler ise 1917 ruhunu savunmuşlardır. Anlaşıldığı gibi ispanyanın müttefikleri tek vücut olamamışlardır.

Fakat her şeye rağmen bu mücadelede faşizme karşı büyük bir savaş verilmiştir. Dış devletler ise cumhuriyetçilere yardım etmeyip faşizm liderlerinin katliamını desteklemişlerdir “ 

“Milliyetçiliğe karşı olan toplam 35.000 Alman, İtalyan ve Orta Avrupalı yardıma koşmuş ve istilacı devletlere karşı cumhuriyetçi İspanyanın safında savaşmışlardır. 1938 yılının son günlerinde bu halk kitlesi İspanya’dan ayrılmışlardır. ” 

“Mayıs 1939 yılında cumhuriyetçilerin direnişi sona ermiş ve savaşın galibi milliyetçiler olmuştur. Bu zaferin hemen ardından İspanya Cumhuriyeti’nin yerini İspanya Krallığı almıştır. Francisco Franco, Bahamonde galibiyetinin ardından tam 36 yıl İspanya’yı diktatörlük ve faşizmle yönetmiştir. Aynı zamanda kendi yaptığı katliamlar ve insan onuruna aykırı ittifaklar nedeniyle tarihin en sevilmeyen devlet adamlarından biri olmuştur. “



            Yahya Kemal Beyatlı

Yahya Kemal Beyatlı İspanya İç Savaşı sırasında   Büyükelçisidir.Korktuğu için Madrit’e gitmez. Büyükelçilik görevini Paris’ten yürütür.(Nasıl yürütüyorsa!) Ve binlerce cumhuriyetçinin, devrimcinin faşist saldırıda canını kaybettiği savaşta Yahya Kemal bey, Endülüs’te Raks şiirini yazar:

 “Zil, şal ve gül /Bu bahçede raksın bütün hızı, bütün hızı

Şevk akşamında Endülüs/Üç defa kırmızı

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir
İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.(...)”

 

 

23 Ocak 2021 Cumartesi

 

İMAGİNE – JOHN LENNON



 https://www.youtube.com/watch?v=rAn-AWXtHv0

 Hayal et cennetin olmadığını

Denersen kolaydır
Cehennem yok altımızda
Üstümüzde ise
Sadece gökyüzü
Tüm insanların
Bugün için yaşadığını
Hayal et


Hayal et ülkelerin olmadığını
O kadar zor değil bu
Uğruna öldürecek ya da
Ölecek bir şey yok
Ve din de yok tabii
Tüm insanların
Barış içinde yaşadığını





Hayal et
Hayalci diyebilirsin bana
Oysa yalnız değilim ben
Umarım bir gün sen de
Katılırsın bize
Ve bir bütün olur dünya




Hayal et malın mülkün
Olmadığını
Merak ediyorum
Yapabilir misin
Ne açlık var ne aç gözlülük
İnsanların hepsi kardeş
Tüm insanların
Tüm dünyayı paylaştığını
Hayal et.

Hayalci diyebilirsin bana
Oysa yalnız değilim ben
Umarım bir gün sen de
Katılırsın bize



 

22 Ocak 2021 Cuma

 

KİDEMLİ SİYASİ GÖÇMEN SELÇUK UZUN'UN ALMANYA'DAN ALMANYA İNTİBALARI

HEM SEVERİM, HEM SEVMEM,HEM DE GICIK OLURUM

19 eylül 2011



             Selçuk Uzun    


(Severek, sevmeyerek, gıcık olarak okunacak bir yazı. M.P)

Bu Almanya denilen memlekette 24 yıldır yaşadıktan sonra, insan bazı şeyleri çok seviyor,
bazılarını sevmiyor, hatta gıcık oluyor. Tabii bunlar benim kişisel görüşlerim.

İlk önce sevdiklerimden başlıyorum:


                                            Güneşin sofrasındayız, dostların arasındayız.


Ben bu memleketin trafik düzenini severim. (Başka ülkeye gittiğinizde afallarsınız.)
Arabamı gece yarısı durdurup "Guten Abend“ (iyi akşamlar) diyen, kendini tanıtan, nazikçe ehliyet ve ruhsatımı isteyen, "alkol muayenesi yapabilir miyiz“ diye soran, kontrolden sonra
"Danke schön“ (Teşekkür ederim) diyerek " "Gute Fahrt“ (iyi yolculuk) dileyen Alman trafik polisini severim. (Çok nazik'tirler.)(...)
Ben Almanların kütüphanelerini severim. (O kadar sessizdir ki, nefes almaktan korkarsınız)
Almanların "Entschuldigung“ (Özür dilerim) "Verzeihung“(Affedersiniz) ve "Es tut mir
Leid“ (Üzgünüm) demelerini çok severim. (Özür dilemesini bilirler.)(...)
Alman tezgahtarın 1 Cent para üstünü hiç sormadan geri vermesini severim. (Sıkıysa vermesin!)
Almanların "Bratvurst“u (Beyaz sosis) ile birq içmesini severim. 

(Zaten bu adamlar bu yüzden şişko)




Sevmediklerim:

Bize ikide bir misafir olduğumuzu hatırlatan politikacıları sevmem. (Hala böyleleri var)
Ben Alman Parlamentosundaki görüşmeleri hiç sevmem. Ruhsuz, kavgasız-gürültüsüz geçer.
(Herkes efendi efendi görüşünü söyler, teşekkür eder ve gidip yerine oturur. Ya hiç olmazsa birine sataş değil mi?)(...)
Biz yabancılara misyoner ruhu ile gereğinden fazla yardım eden Almanları sevmem. (Fazla merhametten maraz doğuyor)(...)
Bu ülkenin günde beş kere değişen havasını da sevmem. (Buradaki Türkler "Almanların bi karısına bi de havasına güvenme“ derler.) (...)

                                                 En çok böyle kızları severim

Gıcık olduklarım:
Ben bu memlekette günlük yaşamı düzenleyen 100 bin kuralın 95 binine gıcık olurum. (Kaos çıkmasından ödleri patlar)
Trafik kurallarına uymayan Almanlara gıcık olurum. (Kuralsız Alman, Alman değildir!)
Şerit değiştirdikten veya tam dönerken sinyal veren Almanlara gıcık olurum. (Bu nedenle korna çalarım ve korna çalma yarışı başlar) (...)

Trafikte orta parmağını gösterdikten sonra kaçan ama ilk ışıkta yakaladığım Almanın,
arabanın bütün camlarını kapatıp, kapıları kitledikten sonra, başka tarafa bakmasına gıcık
olurum. ( Ya o parmağı gösterme ya da erkeksen çık dışarı!)
(...)Ben bir Almanın yabancıların misafirperverliğini suistimal etmesine de alenen gıcık olurum.
(Ne bulurlarsa yerler, rakıyı bile bir dikişte içerler)
Hayatında ilk defa Türkiye`ye tatile gidip gelen bir Almanın “Ay, siz ne kadar misafirpervermişsiniz” demesine fena halde gıcık olurum. (Hani sanki biz buradakiler hödüğüz de!)(...))

19 Ocak 2021 Salı

 


HASANAKİ BEŞ R’Lİ ERRRRRKEK ÖDÜLÜ

Hasan Gürkan



  

*Bu ödül ilk defa 1997 baharında İstanbul’da düzenlendi. Şeddeli bir maço ödüle layık görüldü. 


AÇIKLAMA

Yedi iklim dört köşede, kadınların, bilhassa genç kızların,bu arada taze gelinlerin, dulların gündüz hayallerini, gece rüyalarını süsleyen;

bedenindeki arka ve ön engebelerle, çıkıntılarla erkek estetiğinin post modern timsali; 

şiir delisi, arkadaş delisi, aşk delisi, her soydan ve her boydan cinsi latifin güzelliklerini keşfetme ve methetme üstadı olduğu için kimi hasetlerin yalakalık iftirasına, kimi muhataplarının kasıntılarına kahramanca göğüs germiş;

eşsiz insan, büyük beyin, büyük yürek, koca kafa, hepimizin dostu arkadaşı sevgilisi; 

şu anda büyük bir fedakarlıkla, bizlere aramızda bulunma şeref ve bahtiyarlığı bahşeden muhterem Hasanaki’ nin yeryüzünde  sevgi ve aşk yaşadıkça yaşayacak olan ölümsüz  ism-i alisi için,

her yıl “Bahara Merhaba” partisinde verilmek üzere 

HASANAKİ BEŞ R’Lİ ERRRRRKEK ÖDÜLÜ konmuştur.

 Ödüle adını veren hasanaki R’siz erkektir.



 

İSİM

Ödül, necip erkek milletinin derin  kültürünü göstermek, dış mihraklı hatunlar arasında küçük düşmemek için, yabancı medyada “BONDE RøV PRİS"olarak tanıtılmaktadır.

Bonde røv Danimarka dilinde köylü götü manasındadır. 

Ve erkekleri övmek için kullanılmaktadır. Yani beş R’li tam errrrrkek demektir. 

AMAÇ

Ödülün amacı cenabı-ı Allah'ın bahşettiği az miktarda et fazlalığı  sebebiyle hak ettikleri  iktidarı beş bin yıldır büyük bir adalet ve liyakatle sürdüren erkek milletinin bölünmez bütünlüğünü cümle aleme bu vesileyle beyan ve ilan etmektir.

Burada Allahın bahşettiği fazlalıktan kasıt kemale ermemiş çük olup halk arasında bülük, dümbül, pipi, sik, yarak gibi çeşitli adlarla anılmaktadır. 



JURİ

Ödül jürisi o sene bahar sofrasına oturan zevattan müteşekkildir. Dedikoduya meydan vermemek için cins ayrımı yapılmayacak,  kızlar, karı bayanları bile erkekler gibi bir oy hakkına sahip olacaktır.

ADAYLIK

Bahar sofrasına oturan her erkek, şahsındaki R’lerin miktarına bakılmaksızın ödülün doğal adayıdır. Ödülün kurucusu büyük bir yüksek gönüllülükle gönüllü olarak seçim dışı kalmaktadır.




OY KULLANMA

Herkes kendine göre en  beş R’li errrrrkek gördüğü bir adayın adını oy pusulasına yazacaktır. Seçimler gizli oy-açık tasnif prensibine uygun olarak yapılacaktır. İki adayın eşit oy alması durumunda kazanan açık  alkış kuvvetine göre belirlenecektir.

ÖDÜL TÖRENİ

Ödül** kazananı belli olana kadar sırdır. Kazanana ödülünü pek muhterem Hasanaki, o zatı, kalbinde herhangi bir kötülük olmaksızın, iki yanağından kuvvetle ve şiddetle öperek verecektir. 

** O senenin ödülü pazardan alınmış beş x larç dantelli kırmızı don ve sutyendi. Kazanana törenle giydirildi.