27 Mart 2014 Perşembe


DAĞ ANA
BİR ROBOSKİ ŞİİRİ
Ömer Aslan 

Gecedir her taraf
Günlerden “28 Aralık”
Zifiri, ölümcül bir karanlık…
 
Sınırda,
Mazot ve sigara yüklü katırlar…
Uykudayken “Batı”da insanlık… 

Evvela
Bir,iki,üç ışıldak
Kar-beyaz ve müthiş parlak
İşte! Orda

“Beklenen” hareket(lilik) (!)
           ***
Tepeden sarkık ampul
Bir masanın etrafında:
Gergin, resmi ve…
“Gayri – resmi” bir gurup insan… 

Üstünde masanın
Binbir çeşit harita ve plan
Baş başa vermiş konuşuyorlar (?) 

Tartışıyorlar. Bağırıp çağırıyorlar.
Besbelli ki: alamıyorlar “kararı” (!)
Ve nihayet 

Çalıyor zili kırmızı telefonun
Söylüyor “parola” yı
En yetkili insan: 

“Bir-iki, haydi Roboski (!)”
Ve…Çekiliyor bombanın timi
          ***
Kar-beyaz ve müthiş parlak
Derken:
Korkunç bir infilak…

Artık, üstündedir
Yerin alt
Göründüğünde havada
(iki) gri “ef onaltı” 

Geceden de siyah bi
Dinamit dumanı
Kaplarken her tarafı:
Çoktan başlamıştı
Yaşlı dağların büyük yası… 

Yerlerde paramparça çocuklar
Ve… Dudaklarında ölümü
“Kaçak sigaralar 

Göründüğünde havada
(iki) gri “ef onaltı”
Pek çoğunun yaşı
Onbeş- onaltı 

Şimdi, paramparça toprakta
Yatıyorlardı:
Koynunda ölü katırların
Kolsuz, bacaksız çocuklar
          **
Ey, mübarek katır! 

Pek heybetli ve inanılmaz güçlü
Sıradağların, yalçın bayırların
Rakipsiz tek hakimi ve
Zirvelerin dört çarpı dördü
Ama “hesap” a katılmadı ölüsü! 

Oysa sağlığında sırtında
Öldüğünde: koynunda taşımıştı
Küçük “kaçakçı” çocuğu. 

Katır! Candır, candaştır.
“Kaçakçı” küçük çocuğa yoldaş,
Ve… Dağdaki hayata paydaştır…

Tam ortasından sarmış dağı
Tabutlardan bir kemer,
Yürüyen küçük tabutlar…
Beş,on,yirmi,otuz…
Sayılmıyor teker teker
Belli ki, sonsuz… 

Küçük tahta tabutlar
Sarılmış koca dağa:
Bırakmamacasına… 

Fakat hayır! Öyle değil
Bastırıyor bağrına tabutları
Yaşlı ve yaslı bir koca dağ 

Açmış otuzdört “kapısını”
“buyur,Gel “ dercesine.
İçine almak istercesine… 

Ben ki:
Bir koca “dağ ana”
Verin!
Verin “onları” bana!!!
Hepsini tek tek tanırım
Yaralarını paklar,
Yüreğimde saklarım… 

Ve…
Her bahar gelişinde:
Saçlarını tarar,
Can yeşile boyarım… 

Verin çocuklarımı bana!
Ben ki bir koca “dağ ana”
        ***
Kaç zaman oldu?
Böyle kaç “Ekim”
Kaç “aralık” oldu? 

Bilemiyorum…
İşte, burada böyle
Bir başına (yım). 

Her bahar gelişinde
Saçlarımı yeşile boyar,
Ve… Gelene,geçene
Şöyle
Tepeden bakarım! 

Temmuz 2012/ İzmir

 

 

 

 

 

23 Mart 2014 Pazar


LEYLA MERİÇ’TEN ÜÇ POLİTİK ŞİİR 
SÖZ MECLİSTEN DIŞARI 
Demişler ki:
"Beş Parmağın beşi bir değil."
Sevinmişsin yalın haline
Demişler ki:
"Ayağını yorganına göre uzat."
Uzatamamışsın hiç
yok diye yorganım.
"İşleyen demir Işıldar,"
deyip,
çalıştırmışlar sen
Helak olmuşsun sararıp, solup.
Demişler ki:
"Büyük balık küçük balığı yutar"
Hep yutulmuşsun,
kendini balık sanıp.
"Ağzına kan gelse de tükürme ."
Demişler
Dilsiz olmuşsun hep susmaktan.
Demişler ki:
"Bükemediğin kolu öpeceksin.
El etek öpmüşsün ömür boyu.
"Bu dünya yalan”
demişler.
İnanıp sen ötekisine,
İsyan etmemişsin kaderine.
Demişler ki:
"Bal tutan parmağını yalar."
Demişler de demişler.
Sömürmüşler.
Semirmişler. 
RİCA
Ey gözüm kulağım
Dayan bu gün de dün gibi
Ey aklım fikrim bilincim
Kal yerinde bu gün de dün gibi
Ey kalbim ciğerim
Kan basıncım sen de
Oynama yerinde kal
Bu gün de dün gib 
İÇERİDE
Sorgudaydı
Adı neydi unuttum.
Her daim dua ederdi,
Ezan duyunca Arapça
Ama nafile…
İndi kalktı demir çubuk.
Mosmor olmuş bedenine
İndi kalktı.
Sorgudaydı
Adı neydi unuttum.
Verdiler elektriği
Verdiler
Biraz şura, biraz bura.
Etti işaret.
Fizik tedavi dedi,
Hem de gülerek.
Çıldırttı direnerek.
Kestiler elektriği.
Sorgudaydı
Adı neydi unuttum.
“Uyandım sabah ile
Gözyaşım sile sile”
Bunu söylerdi hep
Sesi güzel mi güzel
Kendisini bahçede sanırdı dinleyen
İçerde değil
Tutturmuşlardı silah diye, sorgucular.
O da gelin dedi.
Götürdü bir mezar başına.
Dediler hani nerede silah?
Gösterdiği annesinin mezarıydı.
Sonrası
Bir güzel dayak.
Döndüler kürkçü dükkânına.
O söyledi gene türküsünü
“Ecel kapımı çaldı, ağlıyorum nafile”
Sorgudaydı
Adı neydi unuttum.
Meydan dayağı.
Askı.
Soğuk su.
Elektrik.
Peş peşe…
Peş peşe…
Beden çıplak.
Gözler bağlı.
Kaldırdılar o malum tezgâhtan
Giyin diyorlardı.
O bir türlü giyinemez.
Pek zordu giyinmek.
O giyinemedikçe
Dövüyorlardı giyin diye.
Geçti bir süre
Sonra belli belirsiz sesiyle
Kollarım nerede
Nerede kollarım…
Askı sonrası
Hissedilmezdi kol bacak parmak
Sorgudaydı
Adları neydi unuttum.
O zamanın tabiri
“İki genç kız”
dediler.
Haydi banyoya
Gözler bağlı.
Beden çıplak.
Aylardan şubat.
Sordular güya hal hatır.
Soğuk dedi birisi, suya
Sıcak mı olacaktı sanki orada su
Ansızın…
Bir sessizlik…
Birdenbire…
Kapılar vuruldu vuruldu.
Sessizlik niye?
Askıya dayanamamıştı bir öğretmen.
Adı neydi unuttum.
Bir koşuşturmaca
Aranan çarşaf
Örtü oldu o cansız genç bedene
Sürdü sessizlik bir süre.
Bir zaman sonra
Hepsini götürdüler
Ayrı kente
Apar topar
Gün ertesi
İki genç kız
Kollarından birbirine bağlı
Zordu elbet böylesi
Biri oradan dedi
Bu mu bizim tecellimiz?
Bu söz güldürdü hepsini.
Günler geçti.
Geçti aylar, yıllar,
Dışarıdalar şimdi, yaşayanlar
Bilinçleri bilinç.
Düşünceleri düşünce.
Söylen
Say söv
Yaz çiz
Bağır çığır
Ayıl bayıl
İstersen döv dizini.
Yol saçını başını.
İstersen vur başını duvarlara.
İstersen yak kendini cayır cayır.
Nafile.
Atı ÇALAN
Geçti Üsküdar'ı