Kemal Yalçın
İstanbul
hasreti,
İstanbul aşkıyla
yananlara..
„İstanbul’a
gidiyorum,
Bir isteğin var mı
Meline?“
„Tek bir isteğim var
senden!
Benden selâm söyle
İstanbul’a!
İstanbullu Meline
seni unutmamış, de
İstanbul’un taşı
kırmızı bir güldür benim için,
Bulursan oralarda bir
taş,
Atıver benim yerime,
Hasretimin
dalgalı denizine!”
* * *
İstanbul
kanatlarımın altında şimdi,
Karadeniz,
Marmara, Boğaz,
Ayasofya,
Sultan Ahmet, Süleymaniye,
Kiliseler,
camiler, saraylar,
Şarkılar,
türküler, şiirler...
İstanbul
kanatlarımın altında şimdi.
Sokaklar
insan, meydanlar insan,
Renk
renk, çeşit çeşit
İstanbul
tarih,
İstanbul acı,
İstanbul umut,
İstanbul dikenli
bir gül,
İstanbul
kanatlarımın altında.
Aklımda
sen varsın Meline!
İstanbul’a
ayak basınca,
Sen
kucakladın beni İstanbul yerine
* * *
Günlerden
cumartesi,
Öğlen
sonu, saat on yedi.
Tünel’den
Taksim’e yürüdüm
Beyoğlu’na
sığmıyordu insan seli.
Taksim
çiçekçilerinde mevsim bahar.
“Çiçekçi,
bana bir kucak kırmızı gül ver,”
Çiçekçi,
esmer güzeli bir kadın,
Gözlerine
yansıyor çiçeklerin rengi
“Abi, ne
yapacaksın bir kucak gülü?
Sevgiline
mi vereceksin?”
“Hayır!
Denize atacağım!”
“Neden
atacaksın gülleri denize Abi?”
“İstanbul
aşkıyla yanan,
İstanbul hasretiyle yaşayan
İstanbullu Meline
selâm söyledi.
“İstanbul’un
taşı bir güldür benim için,
Eğer uygun bir taş bulursan
atıver benim yerime
denize,” dedi
İşte
onun için çiçekçi kardeşim
Bu
gülleri Meline için,
İstanbul
hasretiyle yanan,
Dünyanın
dört bir yanındaki İstanbullular için
Bugün
denize atacağım,
İstanbulluların
selâmını söyleyeceğim İstanbul’a!”
Esmer
güzeli çiçekçi güldü:
“Bunca
yıldır çiçek satarım burada,
Hiç
göremedim gül atanı Boğaz’a,
Bu ne
hasret, bu ne aşk?
Kurban
olam İstanbul için yananlara.
Abi
güllerin tanesi beş liradır.
İstanbul’u
sevenler,
İstanbul’a selâm söyleyenler
için
iki lira!
Bu iki
gül de hediye,
Benden
selâm olsun İstanbullu kardeşlerime!”
Taksim’den
Kabataş’a indim
Yanımda
Ayşe Ablam,
Müzik
öğretmenim Seniha Şen de vardı.
Kabataş
İskelesi’nin kenarında durdum.
Balıkçılar
oltalarıyla meşguldü.
Boğaz’ın
suları dalgalıydı,
Karşı
yaka Üsküdar, Kadıköy.
Yanıbaşımda
Tophane, Sarayburnu.
Deniz
bana bakıyor mavi gözleriyle,
Ben
senin gözlerinle bakıyorum denize,
Deniz
masmavi,
dalgalı,
ferah...
Dünya
bir kucak kırmızı gül,
Evren
çiçek bahçesi bugün...
* * *
Dalgalar
vuruyor başını
Kabataş iskelesine,
Dalgalar
beyaz bir gül oluyor,
Dalgalar
alçalıyor
yükseliyor..
dalgalar
tekrar
denize
düşüyor...
Martılar
çığlık çığlığa
konuyor...
dalgaların
köpükleşen
başına..
Boğaz’ın
mavi gözlerinde,
denizin mavi yüreğinde,
seni görüyorum,
sizleri görüyorum Meline!
Dünya
bir kucak sevgi,
hayat
ateşli bir hasret,
Mekân ve
zaman başka akıyor şimd
İstanbullu
Brenda Başar
El
sallıyor Bremen taraflarından.
Dilinde
özlem şarkıları...
Yüreğinde
İstanbul hasreti...
Anjel
Anne yüz bir yaşında
Bremen’de
huzurevinde huzursuz şimdi.
Ey
İstanbul, bilmem hatırlar mısın Anjel Başar’ı...
O
seni hiç unutmadı.
Anjel
Başar, yıllardır suskun...
dili diline küskün...
Kaybolup
gitti kendi yalnızlığı içinde..
Bir ay
kadar önce
“Gelecek
yıl İstanbul’a gidelim!”
demişti
Bugün
uçup gelmiş İstanbul’a
Anjel
Anne’yi görüyorum dalgalar arasınd
İstanbullu
Seta Ağacan,
Ta
Arjantin’den, Bounes Aries’ten el sallıyor;
“Vasiyet
etmiştim:
Ölürsem bir gün,
yakın ben
atın küllerimi
denize!
Deniz
ulaştırır bir gün beni İstanbul’a,
demiştim.
Vasiyetimi
yerine getiren olmadı.
Kaldım
buralarda!
İstanbul’dan çok uzaklarda!
Artık
bir daha göremeyeceğim İstanbul’u!
Benden
de selâm söyle İstanbul’a,”
Sonra
yanıbaşımda, karşımda,
Dalgaların
arasında görüverdim
Vartkes
Kaprielyan ile Zağik Kaprielyan’ı
Los
Angeles’ten,
Ararat Huzurevi’nden uçup gelmişler
Karı koca, el ele
tutuşarak,
Son
dileklerini söylüyorlar:
“Bizim
de selâmımızı söyle İstanbul’a
Herhalde
nasip olmayacak
Dünya
gözüyle bir daha görüşmek İstanbul’la!”
Bir
varlardı, bir yok oldular!
Vartkes Kaprielyan’ı,
hatırlar mısın İstanbul?
Beyoğlu’nun en meşhur
tüccar terzilerindendi.
Ömrünü okul işlerine ve
koro yönetimine vermişti.
Deniz
bana bakıyor
ben denize
bakıyorum.
Dünya
dönüyor,
dünya bir yaklaşıyor,
bir
uzaklaşıyor.
Dün bugün oluyor,
Bugün
düne,
dün geçmişe,
hasretler çok
derinlere gidiyor
Dünün
acıları,
Eylül
çığlıkları içinden çıkıp geliyor Amerika’da
İzmit
Bahçecikli Hırant Torunyan,
İstanbullu
Araksi Torunyan,
Gülleri
hasret kokuyor!
Sonra
Kanada’dan, Montreal’den sesleniyor
Sivaslı
Nişan Şişmanoğlu:
“Benim
selâmımı sakın unutma!”
El
sallıyorlar, selâm söylüyorlar Los Angeles’ten
Ohannes
Garavaryan ile Karmen Garavaryan!
Gözlerinden
iki damla yaş akıyor İstanbul’un gözlerine
Uzaklardan,
taa Detroit’ten sesleniyor
Üsküdarlı
Herman Hıntiryan:
“Benim
selâmımı, bizim selâmımızı da söyle İstanbul’a!
Sonra
New York’tan el sallıyor,
32
yıldır vatan hasretiyle yanıp tutuşan
Köyünün
bir taşını vatan diye cebinde taşıyan
Midyatlı
Sabri Atman:
“Benim
selâmı söylemeyi unutma İstanbul’a!”
Sonra 12
Eylül mültecileri sesleniyor,
Almanya’dan,
Avrupa’dan, çok uzaklardan,
Dün gibi
bugün gibi 32 yıl geçmi
Kanlı
darbenin üstünden.
Alınmamış
ahlar,
yarım kalmış düşler
sızlatır
artık hatıraları.
“Vatan
nere, sıla nere belli değil artık.
Fakat
İstanbul hasretimizdir,
İstanbul kalbimizdir,
İstanbul sevdamızdır.
Bizlerden
de selâm söyle İstanbul’a!”
* * *
Tek tek
atıyorum kırmızı gülleri
Kabataş İskelesi’nden denize,
İstanbul
seni gülünden tanıdı Meline,
Daha ben
senin adını söylemeden önce.
Dalgaların
kollarında dalgalanıyor güller.
Dalgalar
umutla,
Dalgalar hasretle vuruyor
Başlarını
Kabataş İskelesi’ne.
Denizin
üstü köpürüyor,
Dalgalar
beyaz başlarını uzatıyor uzatıyor İstanbul’a,
Beyaz
dalgaların bağrında kırmızı güller...
Beyaz dalgaların bağrında sen
varsın,
sizler
varsınız, Meline
* * *
Son bir
gül kalmıştı elimde,
Bir
çocuk yanıma geldi,
Meraklı
gözleriyle sordu:
“Abi, bu
gülleri neden atıyorsun denize?”
Anlattım,
anlayacağı dille;
“Abi,
ben de seviyorum İstanbul’u,
Bana da
bir gül ver!”
Son gülü
de ona verdim.
Sevindi,
teşekkür etti.
“Anneme
vereceğim bu gülü,” dedi.
Beyaz
bir güvercin gibi uçup gitti...
* * *
Evlatlarının
selâmını söyledim İstanbul’a
Bir bir,
çiçek çiçek,
gül gül!
İstanbul
selâmını söyledi evlatlarına,
martı çığlıklarıyla,
damla damla,
dalga dalga...
Hoşça
kal deniz!
Hoşça
kal Ayasofya, Süleymaniye,
Kızkulesi,
Topkapı Sarayı, Haliç!
Hoşça
kal Beyazıt Kulesi,
Galata
Kulesi!
Hoşça
kal İstanbul!
Kemal
Yalçın
15-19
Kasım 2012,
Bochum-
Düsseldorf-İstanbul-Bochum
!