“ SUDE SUDE AMMENPAN SUDE”* DEĞİL!
Hasan Gürkan
Arkadaşlarımla
birlikte “gökyüzünü fethe” kalkıştığımız ilk gençlik yılarımda Tokat’ta tanıdım
Ermenileri. Dostluklarını, sevgilerini, sofralarını bölüştüm. Tatyos Efendi’nin
nağmelerinin yankılandığı bu topraklarda, Anadolu mozaiğinin zenginliğini
oluşturan bütün halkların, bir gün geniş bir sevgi sofrasında bir araya
gelecekleri umudunu taşıyorum.
CIBIRLAR PARKI **
Ev sahibim Ohannes’lerde yemekteydik. Babası Nişan Usta anlatıyor:
“Sene 1915 olmalı.
Tehcir başlamıştı. İnanılmaz haberler geliyor. Kulaktan kulağa yayılan dehşet
hikâyelerinin hiç birine inanmak istemiyoruz. Ama korku bulaşıcı bir salgın
gibi hızla yayılıyor. Herkes önce ailesini kurtarma derdinde. Karımı ve iki
çocuğumu gizlice yola çıkarttım. Erivan’a gidecekler. Ben doğup büyüdüğüm bu
topraklardan ayrılmak istemiyorum. Ne olacaksa burada olsun.
Bir sabah şafakla beraber hepimizi evlerimizden alıp Cıbırlar Parkı’na
topladılar. Kadın, erkek, çoluk çocuk, yaşlı genç bütün Ermenileri… Sabah
ayazından mı, korkudan mı bilmiyorum, dişlerimin takır takır birbirine
vurmasına engel olamıyorum. Etrafımızı askerler kuşatmıştı. Bizimkilerden çıt
çıkmıyor. Sinek uçsa duyulacak derler ya, işte öyle. Parka çökmüş sessizliği,
atının üzerindeki süvari subayının – mülazım olmalı- emri bozuyor.
“Kuyumcular,
terziler, demirciler, marangozlar, dülgerler şu tarafa ayrılsın!”
O zaman Sivas’taki zanaatkârların hemen hepsi Ermeni, Türkler daha çok
rençperlik yapıyor. Demirci olduğum için ben de kalabalıktan ayrılıyorum.
Mülazımın ikinci emri silah seslerine ve çığlıklara karışıyor. “Ateş!”
Ortalık bir anda ana baba gününe döndü. İnsanlar yağmur gibi yağan mermilerden
korunmak için bir birlerinin altına sığınmaya çalışıyor. Vurulanlar kanlar içinde
yere devriliyor. O an kör olup hiçbir şey görmemek, sağır olup hiçbir şey
duymamak için İsa’ya yalvardım. Beni duymadı. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum.
Mülazımın gür sesiyle kendime geldim.
“Ateşi
kesin, kurşuna yazık!”
Silahlar
sustu. Savunmasız kalabalığa bu defa baltalarla, teberlerle saldırdılar.
Kalanların işini kurşunlara yazık etmeden(!) bitirdiler.”
Nişan ustanın yorgun sesi titriyordu. Bana yıllar gibi uzun gelen bir
sessizlik. Herkes başını öne eğmiş, kimse bir şey söylemiyordu. Sözün bittiği
yerdeydik. Nişan usta yutkunarak devam etti:
“Aradan
bunca sene geçti. Hala sık sık Cıbırlar Parkı katliamında yükselen çığlıklarla,
iniltilerle uyanırım. Karımı ve çocuklarımı o zamandan beri görmedim. Karım
evlenmiş, çocukları olmuş.”
NİŞAN USTA
Birkaç ay sonra bir gün, sabaha karşı kapının zili çaldı. Telaşla kalktım. Bu
saatte olsa olsa polistir. Baktım Anjel, ağlıyor.
“Hasan hocam
dedem…”
Gerisini
getiremedi, hıçkırıklara boğuldu. Pijamalarımla üst kata fırladım. Odaya
girince korktuğum başıma geldi. Nişan Usta, yorganını başına çekmişler
yatağında hareketsiz yatıyor. Kalp hastasıydı. Bütün aile orda… Daha dün
akşamüstü kapıda karşılaşmıştık. Her zamanki dost sesiyle
“Hasan bey
buyur yakınlayak ”demişti.
Herkesten gizlemeye çalıştığı acılarla örselenmiş, sevgi dolu yüreği onu buraya
kadar taşıyabilmişti. Bir kıl yumağı geldi oturdu boğazıma. Hey koca Nişan
usta! Belediye bahçesinde yaptığımız heyecanlı tavla maçları geldi aklıma.
Yenilince artan çarpıntını yatıştırdığın trinitrin.
Bir de
Cıbırlar Parkı’ndan yükselen çığlıklar.
Bir de
yaralı çocukların, ihtiyarların iniltileri.
Ordaki
koltuğa çöktüm höyküre höyküre ağladım.
SUDE SUDE
AMMENPAN SUDE!
Tercümanım Dilde’yle Moskova’da müzikli bir restorandayız. Dilde, bütün modern
(!) Sovyet kadınları gibi yemekte şampanski içiyor. Ben Staliçnaya, başkent
votkası. Müzik dinliyoruz, havadan sudan konuşuyoruz, dans ediyoruz, keyfim
yerinde.
Bir ara orkestranın yeni bir şarkıya başladığını fark ediyorum. “Sude sude
ammenpan sude.” Heyecanlanıyorum. Ohannes’ in her rakı içişimizde söylediği
şarkı bu. Boş boş her şey boş gibi arabesk bir anlamı var.
Dilde’ye Tokat’ı, Ermeni dostlarımı anlatıyorum. Kalkıp şarkıya
eşlik eden ilerdeki kalabalık masaya gidiyor. Kısa bir süre sonra o masadan
birisiyle dönüyor. Adam kırk yıllık ahbapmışız gibi sarılıyor bana. Masalarına
davet ediyor. Erivan’dan gelmişler. Geç saatlere kadar. birlikte eğleniyoruz.
----------------
*Ermenice,
boş boş her şey boş manasında arabesk bir şarkı.
** Sivas’ta
sonra adı Cumhuriyet Parkı olarak değiştirilen park. Cıbır, yerel dilde yoksul,
baldırı çıplak anlamına geliyor



