15 Kasım 2020 Pazar

TELEFON – TUHAF BİR OYUN

Hasan Gürkan


Bu metinde kadının konuşmalarının cüz’i bir bölümü gerçek hayattan alınmıştır. 

ADAM: H.Sesi, H.Kendisi, H.Tamamen kendisi 

KADIN :A.Sesi, A Kendisi, A.Sesi ve belki kendisi, A.Hem sesi hem kendisi

A.Kız :Ç

KORO :Arthur Rembaut olarak koro 


 

BİRİNCİ PERDE 

Geniş kasvetli bir oda. Kapı ve pencere yok. Çıplak beton duvarlar üşüme duygusu veriyor. Tavanda çiğ bir ampul. Eşya olarak küçük bir sehpa. Üzerinde mütehakkim gölgesi odanın yarısını kaplayan garip bir telefon. 

(H) KENDİSİ: Tanrılar seni ezelden beri kutsadıkları ikiyüzlü ahlaklarının zeminine çekmek için uğraşıyorlar. Halbuki sen  sevgini,aşkını onların gözüyle görmeye başladığın an yıkılacağını biliyorsun. 

(H) SESİ: Asıl sen baştan beri yangına körükle gittin. Yüceltmek kutsamanın öbür adı değil mi! Yaşadıklarıma onlarda olmayan nitelikler  atfettin. Bunca yıl biriktirdiğim beni sen yapan değerleri hovardaca ortaya sürdün. 

(H) KENDİSİ: Yoo! O kadar uzun değil. Ortalamanın, itidalin, aza kanaatin, iç dünyama yabancı olduğunu inkar edemem. Ama Kabullenmişliği bu ilişkiye bulaştıran ben değilim. Hep bir “belki” nin esiri oldun. Ucuz tesellilerin açmazına itekledin beni. Cürmüme çanak tuttun.

(H)SESİ: Kafamda saatlerdir tekrarlayıp tekrarlayıp sildiğim bir rakam var. Kurtulmak istiyorum, yapamıyorum.  Gene telefona sarılıyorsun. Olmadı. Ahizenin cazibesine yenilmeyecektin. Üstelik olacakları bile bile. 

(H) SESİ: Ama benim günlerdir sürüklediğim bu gövdemi bırakacak bir adresim yoktu. 

KORO:” Aşksa kal’am / Onu kal’a. Kılan benim./ Oysa aşkın göz çukurları çamurlanmıştır “ 

(H)KENDİSİ: İsyan yıllarımdan kalan bu şiiri ben tahrif ettim. Halkı, aşkla değiştirdim. 

(H)SESİ (Telefonda kadınla konuşuyor. Ön planda başka, arka planda başka kelimeler. Beridekiler sese bürünüp kadına ulaşıyor. Ötekiler seslenmemiş ve kötürüm.)

Hiçbir şey söylememek gibi, hiçbir şey olmuyormuş olmayacakmış gibi olayım istiyorsun. Seninle gerilerde eşitlenip vicdanını rahatlatayım istiyorsun. 

(H) KENDİSİ: Artık bırak bu ısrarı, kızı bunaltma! 

(A)   SESİ VE BELKİ KENDİSİ: Bizim yaşımızda gelgeç duygular olmaz. Apansız, süzülmüş ve kaçınılmazdı. Başlangıçtaki gibi olur, ışıklı bir duygu seli olarak yaşar giderim sanmıştım.

(H) KENDİSİ: Nafile sular içimi serinletmiyor. Bu sevda senin hayatında arızi bir haldi, ihmal edilebilir bir ayrıntı. Bende ise, iç dünyama ait değerlerin yeniden vücut bulduğu bir esas. Sevgi bunun için kanıyor. (insicamsız bir takım laflar geveliyor, sesinin yüzü yok) Tekrar, sözü öldürüyor ey sevgili! 

(A)   SESİ VE ÖNEMLİ MİKTARDA KENDİSİ: Sevgi yüreğime yük oldu, taşıyamıyorum. Beni arama! Keşke bu kadar iyi olmasaydın, keşke bu kadar ihtirasla sevmeseydin beni. O zaman kuğunun kanlı başını ayaklarının önüne daha rahat fırlatırdım. “Hiçbiryer” diye bir yer yok. Hâlbuki ne zaman seninle birlikte olsam, benim borçluluk duygularına batmış yanlarıma sesleniyorsun. Milat hiçbir zaman geri gelmeyecek. Bir daha yaşanmayacak Neden bunu anlamak istemiyorsun? 

(H) SESİ: Seni rahatlatacaksa ben çekileyim.

(H)TAMAMEN KENDİSİ: Söylediğine kendin de inanmıyorsun. Sana bir zaman cömertçe sunulan sevgiye mülkünmüş gibi yaklaşıyorsun. Kimsenin kimseye borcu yok, akılsız göçmen. Bu tavrının acıyı uzatmaktan gayri ne faydası var. 

(A)SESİ: Çekilip ne yapacaksın? İlişkiyi koparıp atacak mısın? Kaç kere denedin. Hâlbuki ben daha Rus Lokantasındayken katlanabilecek durumdaydım. Veda mektuplarını unuttun mu? 

(H) SESİ: Hayat birimizi, yoo ikimizi doğruluyor; beni değil. 

(H) KENDİSİ):Hayır, dur söyleme! Gitmen yeni hüzünler, acılar demektir, söyleme, sus! 

(H) SESİ: Şimdi şu an sana gelsem? 

(A)   HEM SESİ HEM KENDİSİ: Gelme! Sen de ben de uyuyamıyoruz. Etime yapışan sevişme arzusunu ertelemek, mümkünse yok etmek için saatlerce kendimle dövüşüyorum. Hep geliverecek, dayanamayacağım gerginliğiyle migrenlerim tutuyor. Yanı başımızda sarılmalar, öpüşmeler beklerken, cevapsızlığım ikimizi de kahrediyor. Bir baksana. Sen nerde, ben nerde? 

(H) KENDİSİ: (Telefonu bırakır, sesinin telaşlı kalabalığı arasında kaybolup gitmiş vaziyette mırıldanır) Kaç kere ışkınlarımı kırdılar benim, çiçeklerimi yoldular. Kaç kere hevesim kursağımda kaldı da gık demedim. Kabullenmişlikten değil, sevgiye öfkenin gölgesini düşürmek istemeyişimden.Vasatın çamuruna bulaşmak istemeyişimden. Şimdi yorgunum. Olur olmaz şeylere ağlamak geliyor içimden.


ARTHUR RİMBAUT OLARAK KORO: Akşamlar ağlatıyor, ağladım, çok ağladım. / Ayışığı insafsız, güneş acımasız. /Buruk aşklar uğruna, uyuşuk, sarhoş kaldım. / N’olur, bu gemi batsın, beni de alsın deniz.

(Işıklar söner) 

İKİNCİ PERDE

Aynı mekân. Öncekilerden bir gece.Adam yalnız.Sesi kendisi,kendisi sesi. 

KORO: Kutsal delilik aklın surlarını dövüyor! Yeryüzünün ve dahi kâinatın bütün soru işaretlerini, bütün nidalarını getirdiler. Meramlarıyla aralarında aşılmaz uçurumlar vardı. Acının sınırları olmalı. 

(H) TAMAMEN KENDİSİ: Ama niçin? Cevapsızlık, sessizlik yerine senin sesin. Cuma gecesi telaşlı  ama neden? Daha gündüz yüzün bulutsuzken. Ama neden telefonda sesin var? Dante’yi okumuşken, neden gövdemi tekmeliyorsun! 

(Işıklar söner) 

ÜÇÜNCÜ PERDE

Önceki mekân; beton çıplak duvarlar. Adam telefonda. 

(A)   Duygu dünyam istikrarsız, gidip gidip geliyor. Sevişiyoruz, gövdeme kendim de şaşıyorum. Ama aynı cinsellik bir süre sonra rahatsızlık olarak karşıma çıkıyor. Bilincimde bir çıkış bulamıyorum. (Aslında…Hepimiz..Geriliklerimizin… gibi herkesi eşitleyen bir şeyler geveliyor .) Seninle birlikteyken ben, biri sana çok yakın, ama daha çok diğeri uzak ve yabancı iki ayrı dünyada oluyorum.Üstelik güzel ellerin gözümün önünde oluyor. Sevgiyi bir suç gibi yaşar oldum. Çıplaklığım sana ve öteki sevgilime birer birer. Çoğul ayıp olur. Bu  yüzden var  olmadığını bildiğim bir yerlere kaçmak isliyorum. Sen hoş ve güzel bir adamsın.Telaşlanma, benim gibi yap, zamana bırak.Kuğu nasıl olsa dayanamaz ölür. 

(H) KENDİSİ: Seni ellerimden tutar sanmıştım. Halbuki ama neden beynin uyuşuyor. Hiç kimse dedikleri Ben’im. 

KORO.-Sımsıkı örülmüş saçların ne anlatırdı kız çocuğu! Başındaki kolalı kocaman beyaz kurdele, rengârenk bir bahar kelebeği sevinciyle ne anlatırdı? Yıllar sonra alnına düşen düşüp efelenen kâkülün? 

(A) KIZ ÇOCUĞU.-Sevgimi yaşatacak bir oyun bulamadım ki. Beni seven adam, beni beklerken saklambaca kaçıyorum. Hem benim annem geldi, misafirler geldi. Bak amcam bile var! 

(H) Kendisi.-Küçükken altına tespih böceği gibi büzüldüğüm yorganın, beni korktuğum karanlıktan korumayacağını bilirdim.Yalnızlıkla kuşatıldığım o ahşap baba evinde, gene de dokunsan yıkılacak iğreti bir güvene sığınırdım. Şimdi şiiri çocukluğumun yorganları gibi üstüme çekmek istiyorum. Kapısında karanlığın soluduğu bu dünyada gel diyen de ben olacağım, git diyen de. 

KORO.-Ey çığlığı hep kendine dönen göçmen! HİÇBİRYER ’in iflah olmaz bumerangı! Bak sesin, kendine en yakın hissettiğin kadının senin  sularında boğuluyor. 

(H) KENDİSİ.-Bir de kim bilir / sevdiğin kadın seni… (Vazgeçer, susar.Işıklar söner) 

Nisan 93 Beşiktaş

 

 


 

 

13 Kasım 2020 Cuma

ENTERNASYONALİST KÜRT MÜZİSYEN

AYNUR DOĞAN


"Aynur’un sesini duymak insanın neşesi ile acılarının her katmanının tek bir sese dönüşmesi anlamına gelir. Onun sesi ruhumuzun en derinlerine ve gözyaşlarımızdan kalbimize akarken bir anda bizi tek bir şeyde birleştirir. Unutulamayacak bir ses.”   

Yo-Yo Ma


Etkileyici sesi ve olağanüstü yorumu ile sadece Türkiye basınında değil, dünya basınında da övgüyle bahsedilen Aynur, yıllar icerisinde world müziğin en önemli isimlerinden biri haline geldi. YO-YO MA and Silk Road Ensemble,   Kayhan Kalhor, Javier Limon, Kinan Azmeh, Mercan Dede, Cemil Qocgiri, Morgenland All Star Band, Quatour Voce, Nerderland Blazers Ensemble  ünlü müzisyenlerle ortak projelerde ve ses getiren uluslararası sinema filmlerinde yer aldı. Folk Roots (fRoots), The London Times, Sons gibi dünyaca ünlü dergilere kapak konusu olan Aynur, The Guardian, El Pais, FAZ gibi önemli gazetelerde de geniş yer aldı. Avrupa’nın birçok televizyon ve radyo programının da konuğu olan Aynur, son yıllarda albümleriyle Kürt müziği alanında “en çok satan albümler “arasına girmeyi başardı.

Rewend albümünü 2010 yılında Sony müzik etiketiyle yayınlayan Aynur, albüme adını veren Rewend adlı şarkıya ünlü yönetmen Fatih Akın ile birlikte Hasankeyf’te bir video klip çekti. Yine aynı yıl Sırbistan’da dünyaca ünlü yönetmen Emir Kusturicia tarafından gerçekleştirilen Küstendorf Film ve Müzik festivalinde ünlü yönetmen ve oyunculara yönelik konser verdi.

Sanatçı 2013 yılında Latin Grammy ödüllü dünyaca ünlü besteci ve gitarist Javier Limón ile Kürtçe şarkılarla Flamenkonun biraraya getirildiği Hevra / Beraber albümünü çıkardı. Hevra doğunun ve batının müzikal zenginliklerini buluşturan ve Avrupa World Müzik Listelerinde 3 numaraya kadar çıkan önemli bir albüm olarak raflarda yerini aldı.

2012 yılında Morgenland festivalinde ilk defa karşılaştığı Kayhan Kalhor ve Salman Gambarov ile Cemil Qoçgiri’nin de yer aldığı Hawniyaz projesini gerçekleştirdiler. Uzunca bir süre konserleri devam eden projenin albümünü 2016 yılında Almanya’da canlı olarak kaydettiler. Albüm Harmonia Mundi Latitute tarafından tüm dünyada yayımlandı ve Almanya’nın prestijli ödüllerinden olan Deutsche Schallplatten Kritik ödülünü aldı.


2014 yılında Yo-Yo Ma ve Silk Road Ensemble’ın Istanbul yolculuğunda yolları kesişen Aynur’un, Yo-Yo Ma ile beraber verdiği performansı Oscar ödüllü dünyaca ünlü yönetmen Morgan Neville’in yönettiği “The Music of the Strangers” filminde yer aldı. Filmin Toronto Uluslararasi Film Festivali galası için 2015 yılında Toronta’da verilen konserde de Yo-Yo Ma ile birlikte sahne aldı.

Mart 2017’de, Aynur, Amerika’nın prestijli müzik okulu olan Berklee Müzik Okulu Akdeniz Enstitüsü tarafından 2017 yılının Akdeniz Müziği Ustası Ödülüne layık görüldü.
Kariyeri boyunca üstesinden gelmek zorunda kaldığı zorluklar göz önüne alındığında, Aynur diğer kadın sanatçılar içinde önemli bir örnek haline gelmiştir. Ve bu ödül Mücadele İçindeki Akdeniz Kadınları kategorisinde, 16 Mart 2017 tarihinde Berklee Performance Center’da yapılan törenle kendisine takdim edildi.

“Aynur’un sesini duymak insanın neşesi ile acılarının her katmanının tek bir sese dönüşmesi anlamına gelir. Onun sesi ruhumuzun en derinlerine ve gözyaşlarımızdan kalbimize akarken bir anda bizi tek bir şeyde birleştirir. Unutulamayacak bir ses.”   

Yo-Yo Ma

2004 yılında “Keça Kurdan” 2005 yılında ise “Nûpel” adlı albümlerini yayınladıktan sonra büyük ilgi gören Aynur, Türkiye dinleyicisinin kalbinde, Yavuz Turgul’un yönettiği “Gönül Yarası” adlı filmde söylediği Kürtçe halk şarkısıyla yer aldı. Fatih Akın’ın “İstanbul Hatırası / Köprüyü Geçmek” adlı belgesel filmindeki sahne ile uluslararası medyada geniş ilgi gören Aynur, 2006 yılında İspanya’nın Sevilla şehrinde gerçeklestirilen ve dünyaca ünlü organizatörlerin katılmış olduğu WOMEX’te (World Music Expo) en etkili performanslardan biri seçildi. 2005 ve 2010 yıllarında Hollanda’nın en iyi nefesli gruplarından birisi olan Nederlands Blazers Ensemble ile birlikte iki büyük konser turu gerçekleştirdi ve bu konserlerin canlı kayıtlarından oluşan Turqoise adlı albümde yer aldı.

 

Aynur evrenin derinliklerinden çıkıp gelen bir alev, insan hafızasındaki en eski seslerden biri gibi ruhumuzu derinden yakıyor… Aynur, canlı müziği yüzyıllar boyunca sevmenin bir sebebidir.”   Javier Limón

 

 

 

10 Kasım 2020 Salı

Faili meçhul (!) cinayet

TALİP ÖZTÜRK’ÜN KATLİ

Hasan Gürkan


Talip TÖB-DER İstanbul şube başkanı, ben yönetim kurulu üyesiyim.

O gün kendisiyle randevum vardı. Öğleye doğru telefon ettim.  “Bir dersim daha var. Kadıköy’de bizim avukatın orda buluşuruz “ dedi. Ben bir saat sonra dolmuşla Kadıköy’e geldim. Avukatın ofisine gittim, kapalıydı. Binanın önünde Talip’i bekliyordum. Bir genç geldi. “Hocam ben İDG’liyim,arkadaşlar bizim yapabileceğimiz birşey var mı,diye soruyorlar.” dedi. Ben birşey anlamadım.

Gence “ Neden soruyorsun?” dedim. Senin niye haberin yok der gibi

“ Duymadınız mı Talip hocayı okulunun önünde vurdular. Şimdi Çapa hastanesinde.”

Ben şok oldum. Hızla uzaklaştım. Allahtan cebimde para vardı.

Taksi tuttum, Çapa’ya gittim. Hastane bahçesine girdim. Karşıdan Süleyman Altaş hocayla Refik geliyorlardı.Yüzlerinin ifadesinden Talip’in katledildiğini anladım. Birşey demedim, sustum.

Hastaneden ayrıldık. DİSK’e,Maden-İş’e, diğer kitle örgütlerine haber verdik. İstanbul’da sıkıyönetim vardı.Ve Vilayet yetkilileri Talip’in Topkapının ordaki mezarlığa gömülmesine karar vermişlerdi. Biz yasak olmasına rağmen Aksaraydaki TÖB-DER şubemizin orada toplanıp mezarlığa kadar Talip’in katlini kitlesel olarak lanetlemeye karar verdik.

Ben İsmail Uyaroğluyla birlikte cenaze töreninde dağıtılacak bildiyi yazmayı üstlendim. Akşam İsmail’in evine gittik, bir odaya kapandık. İkimizin de sinirleri çok bozuktu, ne yazacağımızı bilemiyorduk. Ama, bildiriyi ve afişleri bastırmaya gidecek arkadaş kapıda bizi bekliyordu. İsmail’le birlikte zorla bir bildiri kaleme aldık. Baskıya gönderdik.

Ertesi sabah TÖB-DER şubemize, Aksaray’a gittik. İstanbul’un bütün önemli yerleri afişlenmiş, arkadaşlar Maden­-İş işçilerinin de yardımıyla her semtte bildiri dağıtıyorlardı. Şube etrafı yüzlerce arkadaşla dolmuştu.

O sırada Talip’in eşi ve küçücük oğlu – dört, beş yaşlarında olmalı – şubeye geldi.Oğlan beni tanıyor. Koşarak yanıma geldi, sevinçle “ Hasan amca babam ölmüş ya her tarafa fotoğrafını asmışlar, çok güzel olmuş! “ dedi.

Yavrucuk ölümü bilmiyordu. Sinirlerim boşandı, ben hızla tuvalete koştum, kapıyı kapatıp hıçkıra hıçkıra ağladım.

Dışarı çıktığımda ana caddede büyük bir yürüyüş kolu oluşturulmuştu.

Bir çok arkadaşda katliamı lanetliyen pankartlar, Talip’in afişleri vardı. Biz tam yürüyüşü başlatacakken bir Jandarma subayı yanında iki silahlı askerle bize yaklaştı, bağırarak “ Dağılın, burada toplanmayın yürüyüş yapmak yasak, yürürseniz mudahale ederiz! “ dedi. Ben de subaya bağırarak

“ Siz arkadaşımızın katilini bulun, biz herşeyi göze aldık, buradan mezarlığa yürüyerek gideceğiz! “ dedim. Subay biraz yumuşayarak “ yolu kapatmayın,yaya kaldırımından yürüyebilirsiniz “ dedi. Ben “Caddeden yürümekte kararlıyız” dedim ve yürüyüşü başlattık. Müdahale olmadı. Mezarlığa kadar yürüdük. Mezarlıkta büyük bir kalabalıkla arkadaşımızı defnettik. Talip’in katili hala bulunmadı.

Ama hatıraları hepimizin yüreğinde yaşıyor.

UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ!

Yorumlar:

Karabey Kalkan

19 Mart 2020

. Hasan Kardeşim Talip in mezarı başında dik durup yaptığın konuşma kulaklarımda duruyor. Bana Atilla Coşkun haber verdi Çapa ya gittiğimde Dora ve iki TIP öğrencisi vardı Talip in başında. Deneyli bir polis bekliyorduk bugün soldan büyük biri vurulur diye ama bu kadar büyüğünü de beklemiyorduk.O dönemde Sıkıyönetim cenazenin nerede olduğunu saklar toplanma yerlerini şaşırtır ve engellerdi. Ben cenaze nerede olursa olsun konu o değil Aksaray Camiinde toplanalım dedim. Kabul gördü. Toplandık. Yürüdük. Yürüyüşü yöneten iki kişiden biri Aziz i yitirdik. Avni hayatta