|
29 Şubat 2012 Çarşamba
POZANTI CEZAEVİ ÇOCUKLARINA MEKTUP- Cana Bostan -PEDOFİLİ VE FAŞİZM - Adil Okay
15 Şubat 2012 Çarşamba
KARA KUTU – AHMET BÜKE
Tavandaki ışık büyüdü.Güneş doğdu sanki içeriye.Döşek ısındı,kan yürüdü içimde.Yanar mıyız acaba bu sıcaktan?Bunca kar varken,çığ ve buz topu doğmuşken yollarda,nasıl olacak?Komşular nem koydu dudağıma:iki nokta su,iki serin çocuk,iki damla çeşme suyu.
“Uyan oğlum.”
“Ağlasa geçecek.”
“Vur dizlerine.”
Gözlerimi açtım:annem köşede çökmüş,yanında iki halam.Gülüyorlar.Annem gülüyor,büyük halam sarılıyor ona,küçük halam gözyaşını siliyor ikisinin.Sonra elini göğsüne bastırıyor.
“Çok şükür ablam,”diyor.
“Çok şükür,bu günleri gördük bak.Şimdi yeri yuvası belli.Değil mi ablam?Hemen köyün yukarısında artık.Atasının,dedesinin yanında.Sabah kalk,çocukları okula yolla,yemeği koy.Doğru git yanına abimin.”
Gözümdeki kar çözülüyor iyice.Kendime gelince amcaoğlunu gördüm.Yamacımda.Bana bakıyor.
“Hadi kalk. Dolaşalım bi.Açılırsın.”
Kalkınca elini koyuyor belime.Daldaki yaprağım.Kar var üstelik hala bende.Düştüm,düşeceğim.
Annem beni görünce koşuyor yanıma.Tutmaya çalışıyorlar ama dinlemiyor kimseyi.Elimden tutuyor.Koridora çıkarıyor beni.Konu,komşu hep orda.Yere diz çöküyor.Beni de çekiyor yanına.
Karşımızda bir bisküvi kutusu: Filli Kaymaklı: şöyle yazıyor kartonunda (doğadan buğday,mis yumurta,en temiz sütler el değmiyor bizde,her şey sizin çocuklarınız için mikropsuz ağrısız bisküviler arasında kaymak özenle yapıldı sütü kaynattık taşırmadık güğümden pençelerimiz sineklikli ayranımız karasız ellerimizi yıkadık her karardan sonra her “iş” sonrası dua ettik büyük kitaplara el koyup iki bisküvi arası en leziz en temiz en yüce kaymağımız yiyiniz sizin çocuklarınız)
O kadar yazıyor ki anneme rağmen okudum hepsini.Koridorda konu komşu.Susuyorlar. “Bak” dedi annem.Açtı kartonu.Uzandı.
“Bak,bundan tanıdım.Bilemezsin,dediler.Bekleyeceksin,hükümete gidecek bunlar.Ama ben bir baktım çukura.Görünce tanıdım.”
Annem yırtılmış ve delik deşik ve kara bir şalvarı elinde sallıyor.Gülüyor hem.
“Babanın bu.Geldiler aldılar ya.O sabahtan aklımda.Hiç unutmadım ya ben.Çukurda görünce çamurun içinde,kemiklerin yanında…”
Annem ellerini başına vurunca aldılar,götürdüler içeriye.
Kara şalvar düştü önüme.Aldım,kutuya koydum.Bisküvi kutusunda babam.
(Allah çok büyük.Çok büyük Allah.O dokundu büyük dedem oldu.Dağlar oldu.İnsanlar oldu.O dokundu babam oldu.Babamdan ben oldum,yedi damla olduk.Sonra annem ocağa aş vurdu.Allah dokundu beyaz bir taksi oldu.Köyün yoluna dolandılar.Kapımıza kadar geldiler;babamı aldılar.Bir kalenin içine götürmüşler.Gözünü bağladılar,gözünü açtılar soru oldu.Allah dokununca kelimeler varmış çünkü önce böyle havada uçuşan kar gibi yan yana gelince yapışınca sorgu olmuş babama çok kızmış o kelimeler yan yana gelince ateşteki maşa gibi kızarmış sonra babamın gömleğini yırtmışlar gözünü bağlamışlar yine iki koluna girip yerde ayakları kan içinde buzda toprakta çukurun yanında çukur çukur kuleleri tersine çevirip en derin kuleleri toprağa batırıp çukur yapmışlar.Allah o kadar büyük ki annem buldu işte babamı)
Amcaoğlu götür beni.Karşı tepeye.Sigara içtik sonra.Ardımız mezarlık:ata yurdu.Önümüz köy:anam,kardeşlerim,konu komşu orada…
Taraf Kitap Eki,şubat 2012
13 Şubat 2012 Pazartesi
“ BİRİ ” HAKKINDA - Hasan Gürkan
Ben kalemimden çıkan bütün yazıları kendime yazdım. Bir yanım kopmaz karmaşık bağlarla geçmişime bağlı. Geçmişimi yıktılar, üzerinde tutunamıyorum. Öbür yanım geleceğim; yok.
Geçmişim on altı-on yedi yaşlarımda başlıyor.Daha öncesinin köklü bir reddiyesi olarak giriyor hayatıma.Bütün benliğimi saran büyük ve lekesiz bir adanış.Hayatımda bu adanışın dışında her şey tali ve ihmal edilebilir oluyor.Yeniden doğuyorum.
Erkek biçimlenişim,taşralıklarım,zaaflarım,çirkinliklerim, -bütün zamanların en doğru ve şaşmaz ideolojisi önünde – ufalıyor,küçülüyor,zavallılaşıyor,ama yok olmuyor.Kendi temellerimle,yapılanmamla çatışma “ biri” olmaktan kurtulma yerine uzlaşmayı,yok olmayanı yok saymayı tercih ediyorum.Bu benim ilk büyük aldanışımdır.
Artık “bu tarafta ve bizim saf ta” yım. Ev,aile,çocuk,meslek gibi ‘dünyevi’ meşgaleler başkalarının işi.Hayatımın sonraki dönemine rengini veren bu hercümerçte iradem ne kadar rol oynuyor,ne kadar birey olabiliyorum? Yolun bütün doğrultuları sanki kendimin dışında oluşturulmuş. Şiiri, türküyü ve çiçekleri sevme yeteneğimi korumaya çalışıyorum.Öte yandan bir kavga adamı olarak beğeniliyor ve seviliyorum.O soluksuz koşturmaca da durup geriye bakacak zamanım ve cesaretim yoktu.Başka hiçbir yerde bulamayacağım dostluklar,öfkeler,aşklar,acılar, arkadaş ölümleriyle gelen kahırlar yaşadım,Dünyanın bütün haksızlıkları,çirkinlikleri gözüme sinek gibi görünüyordu. “Her mil-i bahride dostum ve düşmanım var” dı.
Şimdi kopmak istediğim geçmiş,bu geçmiş değil.O dönemde yıllar süren, kendime dair bir yanılsamadan kurtulmak istiyorum.Kendi çapıma,derinliğime dair önce kendimde sonra yakın ve geniş çevremde var olan ,benim durmadan beslediğim zehabı yıkmalıyım:
Hasan yoldaş sen, hep vasatların biçimlendirdiği,hep güdülmüş,sürüden “biri” idin .Üyesi olduğun cemaatte hiçbir zaman yalnız kalmayı,diğerleri tarafından reddedilmeyi,lanetlenmeyi tam olarak göze alamadın.Her çatışma,her ayrılık noktasında zemzem kuyusuna işememenin ince yollarını aradın ve buldun.
Sonra kabenizi yıktılar ,ayağının altındaki zemin kaydı.Hala karar verici soruyu adam gibi soramıyorsun,ellerin titriyor.Her defasında bahaneler buluyorsun.Ya “biri” olduğunu kabul et,yahut “biri” gibi yaşama! Soruyu süründürmek neyi değiştirir. Sünepelik. Geleceği manasız bitmez tükenmez tekrarlarla yaşamaya boyun eğme hali. İğretilik bir yanı geçmiş olan “biri” nin, öbür yanının adı.Çürüme.Uzun yavaş yavaş,uyuşuk bir ölüm.
Şimdi var gücünle kollarına atıldığın bir sevdaya tutunmaya çalışıyorsun. Gözlerin hakikatin ve ışığın kaçağıdır.Neden “büyü bozulduğunda…” diye başlayan cümleleri tamamlayacak cesaretin yok? Eylemin bizatihi kendisi sade,sessiz ve vakur.
1993 kış Beşiktaş
1 Şubat 2012 Çarşamba
SÜKÛNET İÇİNDE BUDAMIŞTI GÜLLERİ- hasan gürkan
Hiçbir şey olmayacakmış gibi sükûnet içinde budamıştı gülleri
O gün hava nasıldı?
Canına kıymadan önce neden gül budamayı seçmişti, bilmiyorum.
Herkes yattı. Dışarıda kar yağıyor,telaşsız,yumuşak.Faulkner’i sükuneti ve seni düşünüyorum.Güller derin ve çaplı bir iç hesaplaşmanın çocuğuydular.Sükuneti yazarın yüzüne onlar nakşetti.Sense gözlerine bütün acıları kuşanmış, olmayacak bir duaya amin demektesin.
Ağzın tam bana bir şey söylemek için açılmışken kayboluyor. Önümdeki karlı pencereye binlerce gül abanıyor. Hepsinin bir birinin aynı gözleri var. Taa içime bakıyorlar. Ne sevinç,ne hüzün,ne öfke.Faulkner’ın kitapların arka kapaklarından tanıdığım yüzünü hatırlamaya çalışıyorum,beceremiyorum.Bu binlerce göz bana yazarın kendine sorduğu sorunun cevabı olarak bakıyor.Elimi uzatıp birine dokunuyorum,yüzün oluyor.Hayır sesin oluyor.Değil aklının sevgiye sarmalanmış ışığı oluyor.Keşke beni yutkunmadan sevmeyi becerebilseydin.
Nicedir yorulmayı unutmuştum. Bu gece içinde senin olduğun doygun yorgunluk düşleri kurmaya çalışıyorum. Aklım ve havsalam kan ter içinde. Yıpranmış,üzülmüş urganlarla boğulmak istemem.Ferahlığın bir kenarını güve yemiş gibi.Yapış yapış şekilsizlikler daha başlamadan bozuyor düşlerimi.Dışarıda karın yağışı gibi telaşsız yorgunluğa muhtacım.
Anlamadınız,gebeş rahatlıkları sevmem.
Anlamadınız,sorulan her soru cevabı verildikten sonra soruluyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)