25 Temmuz 2010 Pazar

APTALLIK - ETYEN MAHÇUPYAN

(...)
Modern insan aptallığı,bir miktarı eğitimle düzeltilebilecek ontolojik bir nitelik olarak algıladı.Oysa günümüzde aptallığın asıl kaynağı ideolojik.Eğitim de sözkonusu aptallığı derinleştirici bir unsur olmaya aday.Gerçeklikle bağ kurmayı zorlaştıran,onu bulandıran ve değişimi algılamayımümkün kılmayan ideolojiler ortak bir aptallık üretiyor.İyi eğitim almış 'iyi aile' çocuğu,bireysel kapasite olarak akıllı pek çok insan da bu aptallığı paylaşıyor ve kendi aklını söz konusu aptallığın içinde,o aptallığa uyarak kanıtlamaya çalışıyor.
Taraf Gazetesi
25 temmuz,Laiklik ve Aptallık başlıklı yazıdan

KIYMETİN HATRI- KARİN KARAKAŞLI

(...)
Zaten en büyük kayıp da bizim kendimizi her sürgünle birlikte o birarada yaşamın getirdiği kaçınılmaz gönül zenginliğinden mahrum etmiş oluşumuz.Dört bir yanıımz sahipsiz evler,,adı,hakkı teslim edilmemiş yıkık kiliseler,depoya dönüşen,öğrencisiz çığlık atan okullarla çevrili.Gidin anadoluya ve taşı dinleyin..Kaç katmandan konuştuğunu,kaç elden çıkma olduğunu,tanık olduğu acı tatlı günleri.Bahsettiğim ucuz nostalji değil.Kürdü,Türkü,Alevisi,Ermenisi,Rumu sayısız kavim birbirine ne acılar da yaşattı ama,birlikte içinden geçilen o acının sahiciliği bile bugünkü o uğultulu şuursuzluktan daha katlanılırdı.Sonra herşey tabulaştı ve şimdi birbirini doğrudan işitmek giderek daha fazla özel çaba istiyor.

Radikal 2
25 temmuz

13 Temmuz 2010 Salı

GELİNLİK KIZIN ÖLÜMÜ - Melih Cevdet Anday

sela verilirken kalktık kahveden ,

cumaydı,yılın en beklemiş günü,

yemeni gibi üstünde tabutun,

gölge veren ağaçsız bir gökyüzü.

kızın babası yanımızda,boyu uzun,

zayıf,ağzında mırıltılar,

on köylü,iki subay bir tezkereci er,

sıralandık ahşap mescidin avlusunda,

namaz kılmadı adam,ağlamıyordu da,

alnı bir uzun sabrın kabaran gelgiti,

sürgün duvarı bekleyişin,

dünyaya çok yakın bir gece gibi,

aldık cenazeyi sarsmadan,iğreti

ve hafif,gözlerimiz yerde,

kayıp bir tayın izini süreriz sanki,

kapılarda başları çatkılı kadınlar,

sallanıyorlardı sisli giysilerinde,

yüklüğe saklanmış çevreler gibi soluk,

bölünmüş gibi yılın en katı ekmeği,

imece sofrasında hıçkırığın,

kim bilir kaç ölümden kalma saçı gibi,

susmuştu çekirgelerin kabuğu,

toprak kumruları güneşin,

ve köpeklerin yediği kemiksiz sabah,

susmuştu göğün sarnıcı,boş,

cemaat yürüyordu kaplumbağa gibi,

mezarlığa doğru yüzyılda,

sarı sabırların yanından,acelesiz,

ayrık otu yolmaya gidiyor sanırsın,

davul vurmaya,ay tutulmuş,

tarladaki yarılmış toprağı görmeye,

susuzluğun kirli rengini,ayıbını,

dağa taşa vurmuş açlığı,

dayanan dayanır,yağsız bulgular ve ahlat,

gençleri alır ölüm ilk ağızda,

sabah yıldızının uğrağı,

böğürtlensiz mezarlığa vardığımızda,

bir melek lale sümbül dikiyordu,

lalelerden birini aldı adam,

girdi kızının mezarına,

sarıldı,öptü,bıraktı laleyi sonra,

kefenin üstüne,uykusuz.

yedi çocuğu gömülüymüş, söylediler,

bizi aç bırakan bu toprak

açlıktan ölenlerle beslenir dediler,

dönüşün bir kişi omuzladı tabutu,

toz toprak içinde vardık kahveye,

yaşlı adam doğru çeşmeye gitti,

elini yüzünü yıkadı konuşarak

kendi kendine duasız, bir tanrı gibi.

11 Temmuz 2010 Pazar

“ÖLENLERLE ÖLDÜRENLER,ERMENİ VATANDAŞLARIMA-HALİDE EDİP

Halide Edip.31 Mart ayaklanmasının ardından ölümden döndü ve çocuklarıyla birlikte Mısır’a kaçtı. Aynı günlerde yaşanan Adana Ermeni katliamı üzerine de bir özür yazısı yazdı ve Mısır’dan Tanin gazetesine gönderdi.

“Ölenlerle Öldürenler,Ermeni Vatandaşlarıma

…bütün insaniyetin kızardığı bu baştan başa mezar olan anadolu viranelerinin önünde, öldüren kısma mensup olmak yeis ve hicabıyla beraber ruhum sizin için bir ana elemi, ıstırab ve mahrumiyeti ile sızlıyor, inliyor!

…Sizden af dilemeye geldim. Bu haile-i faciada sevgililerini gömmüşlerin ayrı ayrı kederlerini paylaşmak, biçare mezarlarının en küçüğünden en büyüğüne kadar başında diz çökerek mensup olduğum kavim namına ruhumun yaşlarıyla ağlamak ihtiyacını hissediyorum.

Oh! Emin olun gönlümde bütün milletin nedamet ve hacaleti (utancı),ana toprağının matem-i siyahı var… Ermeni kardeşlerimiz hürriyet için kan döken silah arkadaşlarımızın kardeşleridir… komşumuzu inleten bu canileri teeddüp etmezseniz (hadlerini bildirmezseniz) zannediyorum ki, genç Türklüğün üzerinde ebedi bir nokta-i cehalet (cahillik lekesi) kalacaktır.

(Agos,25 Haziran,İpek Çalışlar’ın Halide Edip Biyografisi üzerine ,yazarla yapılan röportajdan alındı.)

8 Temmuz 2010 Perşembe

JANDARMA VE EŞKİYA

"JANDARMA DAİMA NESİRDE KALACAKTIR
 EŞKİYALAR SİLAHLARINI ÇAPRAZ ASTIKÇA TÜRKÜLERİNE"
Cemal Süreya

4 Temmuz 2010 Pazar

ÖTEKİ- BİR BİRHAN KESKİN ŞİİRİ

Ama siz yükseleceksiniz hep bembeyaz, / onlar aşağıda siyah kalacak! / Sizin başınız bulutlarda dursun onlar balçıkta bacak! / Siz tatlı rüyalarınızı görün,onlar terleyip sıçrayacak! / Kavunun  kabuğuna bıçağı indirin siz,onlar kaçışacak. / Genişleyin siz merkezde,onlar kenarda daralacak! / Onlar seyrek bir fotoğrafta uzağa bakanlar. / Onlar bir ömür taşlara su tutanlar. /  Onlar bir hatırada donmuş duranlar. / Onlar bu dünyada yanmış da külde uyuyanlar. // Siz nasıl da menekşe gözlüsünüz,onlar hep aç gözlü! / Ah siz ölümsüzsünüz dünya üstünde,onlar ölümlü. / Ve siz nasıl da güzel kokuyorsunuz,insanın hası. / Onlar kenarda kirliler,onlar atık,onlar sası. // Ah siz, nasıl da 'Siz'siniz buram buram ,onlar avam. / Bu cahilin,yoksulun,barbarın ışık neyine,onlar ziyan! // Siz 'It was very amazing' derken 'and fun'* / Onlar özür dileyenlerdi ağacın ruhundan. // Balkonunz çok yüksek sizin baş döndürüyor. / Dünya pek alçak bir olacak yakında öyle görünüyor.

*çok şaşırtıcı oldu ve de eğlenceli