KOVULMA,BAĞEVİ,KAMULAŞTIRMA-Hasan Gürkan
KOVULMA
12 Eylül faşist darbesi yılları. Kaçağız.
İstanbul’da çember daraldı. Çocukları da yanımıza aldık.İzmir’e okul arkadaşım
solcu,ama aktif politika içinde olmayan Kadir’lere gittik.Dört kişilik,
kalabalık ve ev sahibi için tehlikeli bir misafir gurubuyduk.Sabahları
Kadir,Emine okula işlerine gidiyorlar.Aysel çocukları civarda gezdiriyor, ben
evden çıkmıyorum.
Kadir’in babası geldi. Akşehir’li
Aysel’i ve dolayısıyla beni tanıyor.Sırtımdaki rahatsızlığı tedavi ettirmek
için geldiğimizi söyledik.Pek inanmadı gibi.
Üçüncü günün sabahı. Ben her zamanki
gibi erken kalktım. Aysel banyoda leğende çamaşır yıkıyor. Çocuklar uyuyor.
Biraz sonra Kadirin babası girdi salona. Bana öfkeyle bağırmağa başladı.”Sen anarşistsin.
Aranıyorsun.Benim çocuklarımın başını yakacaksın.” Fırladım, yakasına yapışıp duvara dayadım: ”Kes sesini, fena yaparım.
Şimdi ayrılacağız buradan, polise ihbar edersen,örgütüm seni gebertir!” diye gözdağı verdim.Yıllar
sonra bizi, babası aracılığıyla Kadir’in
kovdurduğunu öğrendim.Arananlara “yataklık” yapma tedirginliğini,korkusunu
anlayabiliyordum.Ama çok üzüldüm.
Çocukları uyandırıp apar topar terk
ettik evi. Karşıyaka’da bir parktayız. Elimizde küçük bir valiz, banka oturduk.
Kafamı toplamalıyım. Reşide geldi aklıma. Ege üniversitesinde sosyoloji asistanı.
Ankara’dan tanıyorum.
BAĞEVİ
Bir başka okul arkadaşım Yaşar’ı
buldum, Reşide’ye gönderdim.Randevu istedim.Öğleden sonra buluştuk.Anlattım
durumu.Ben dedi,böyle durumlar için hazırlıklıyım.Karaburun’da çiftliği
olan Fransız bir kadın var.Kocası bir
zamanlar Paris’te bizim büyükelçilikte şoförmüş.Aşık olup evlenmişler.Adam
kalpten ölmüş.Kadın buraya adamın küçük çiftliğine gelmiş .İhtiyacı olan her
şeyi kendisi üretiyor.Çiftliğin girişinde eski bağ evi var.Kiraya veriyor.Ben
kiraladım, sizi oraya götürürüm.Hem denize de yakın.
Kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş derler.
Öğleden sonra eski bir otobüsle
Karaburun’daki çiftliğe gittik. Çiftlik otobüs yoluna yakın bir yamaçta kurulmuş.
Biz iki göz eski bağ evinde kalacağız. Mevsim yaz,hava sıcak.Buzdolabı
yok.Reşide’nin aldığı erzakları tavana astık.Kadın huysuz.Çocuklar ağaçlara
dokunmasın diye sıkı sıkı tembih
etti.Reşide bir kaç gün sonra gelirim
diyerek ayrıldı.
Akşam güzelce karnımızı
doyurduk.Bahçede oturup yıldızları seyrettik, huzur içinde uyuduk.
KAMULAŞTIRMA
Dördüncü gün. Reşide gelmedi. Takip
edildiğinden şüphelenirsen gelme demiştim. Erzak bitti.Dün akşam bahçeden
topladığımız baklaları haşlayıp yedik.İzmir’e inip para bulmalıyım.Temmuz
sıcağında şehre indim.Bir kaç yeri yokladım,para yok.Öğleyin bir simitle çay
içtim.Akşam otobüsüyle eli boş dönüyorum.Hiç unutmuyorum günlerden cumaydı.Yaşlı otobüste havalandırma
yok.İçerisi cehennem gibi.Ben onsekiz numarada
koridordayım.Önüme biri oturdu.Filesini yanına koydu.Bir kasap paketi,tüfek
gibi büyük yeni rakı,meyve ve ekmek var. Adam uyukluyor. Ben Karaburun’a varmadan
yokuşun başında ineceğim.
Karar verdim, fileyi alacağım. Ya
adam uyanırsa, ya adam fark ederse? Uyansın, fark etsin, hiç bozuntuya vermeden
fileye sahip çıkacağım, bağıracağım adama “Sapıttın mı sen! Benim filem bu!” diyeceğim.
Yaklaştık. Muavine yokuşun başında ineceğim dedim. Otobüs durdu. Fileyi aldım
arka kapıya doğru yürüyorum. Sırtımdan soğuk terler boşanıyor, dilim damağım kurudu.
Arka kapı sanki kilometrelerce uzakta. Nihayet yola indim. Otobüs hareket etti.
Uçarak
bağ evine geldim.Aysel,çocuklar kamulaştırdığım malları görünce bayram ettiler.Ziyafet
çektik kendimize.