DÖRT FOTOĞRAF KARESİ VE DÖRT
ANIDA
TAHİR ELÇİ NEZAKETİ
Murat Bayram İstanbul - BİA Haber Merkezi
Dört yıl önce öldürülen
Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi herkesin aklına farklı geliyor olmalı,
benim aklıma her şeyden önce nezaketi geliyor. Gidişinin dördüncü yılında dört
fotoğraf karesi ve dört anı ile Elçi nezaketini anlatmaya çalışacağım.
Tahir Elçi
ile konvoyun başına doğru ilerliyorduk.
Bir düğün
alayı da konvoya eklenmişti. Geçişlerine izin verilmeyince gelin, komşu
köylerin birinde gelinliğini çıkarıp, günlük kıyafetlerini giyip dönmüştü.
Kocasına kaçamak bakışlarını kameraman arkadaşımın fark etmiş olmasını
umuyordum.
Üç gün önce
Diyarbakır’da doğan küçük Zeynep annesinin kucağındaydı. Anne üzerine eğilerek
gölgesi ile küçük kızın yüzünü güneşten koruyordu.
İki tır
dolusu inek getiren tüccar, iki ineğini konvoyda kaybetmişti. Sekiz ineğini
yakın köylerde kestirip, pişirip konvoydakilere dağıtmış…
“Yavrum”
Binleri
bulan araç konvoyunda binlerce insan hikayesi kare kare geçiyordu gözümün
önünden.
Tahir Elçi
ile konvoyun başına vardığımızda gergin ortamı hissetmemiz namümkü
Konvoy
halinde sıralanan araçlar “Cizre 30 Kilometre” tabelasını çoktan geçmişlerdi.
Cizre’deki sokağa çıkma yasağı ikinci haftasındaydaydı.
gündü. Uzun
namlulu silahını etraftakilere doğrultan bir asker “geri gidin” ile başlayan
tüm cümlelerini çok ağır Türkçe küfürlerle tamamlıyordu. Asker avazı çıktığı
kadar bağırıyordu. Etrafta onlarca kişi aynı ağırlıkta ama fısıltı ile askere
Kürtçe küfrediyorlardı.
Tahir Elçi,
Türkan Elçi’nin çok yakıştırdığı ceketini çıkardı. Askere yaklaşıp “yavrum”
dedi. Bir nefes alıp duraksadı. Sonra gülümseyerek komutan ile görüşmek
istediğini resmi bir heyet olduğunu dile getirdi.
Ama ben
“yavrum” hitabına takıldım.
Tek kelime,
Türkçe bağırışma ve Kürtçe fısıltıyı susturmuştu. Kaymakam ile konuşuldu. Cizre
çevre yolu açıldı. Silopi, Irak ve komşu köylere gidenler Cizre’nin etrafından
dolanıp gittiler.
İlk olarak
baro heyeti ve biz gazetecileri geçirdiler. Döndüğümüzde Zeynep, gelin ve
tüccar yoktular.
"Rahat bırakın"
)
15 Kasım
2015. Tahir Elçi’nin öldürülüşünden 13 gün önce. Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde
çatışmalarda Yakup Sinba adlı bir genç öldürülmüştü.
Elçi taziye
evine gitti. Kapıdakilere ölen gencin babasını sordu. Yanına gidip “başın
sağolsun” dedi. Her zamanki sakinliği ile oturdu. Ellerini sağ bacağının
üzerinde birleştirdi, babayı bütün bedeni ile dinledi.
Kameramı
açtım. Baba Elçi’ye oğlunu anlatmaya çalışırken ağlıyordu. Etraftakiler babaya
“kendine gel, biraz ciddi ol” deyince. Tekrar tüm ikna ediciliği ile “lütfen
rahat bırakın” dedi. Sustu. Hiç konuşmadı. Baba bitirince ona sarılıp
vedalaştı. Taziye evinin çıkışında biz gazetecilere cümlelerini seçerek
konuştu. İnsan hakları örgütlerine not bırakırcasına…
"İngilizce anlatırım"
20 Kasım,
2015. Tahir Elçi Diyarbakır Barosu'ndaki odasında gözaltına alacak polislerin
gelmesini bekliyordu. Gelen milletvekillerini karşılamak için koridora çıktı.
Kendisini teselliye gelen vekilleri, o teselli edercesine gülümsüyordu. “Çok
zahmet etmişsiniz. Hayır korkulacak bir şey yok” diyordu.
Koridorda
bekleyen beni ve gazeteci arkadaşım Ömer Faruk Baranı gördü. Ömer’e sağ elini
uzatırken sol kolunu omzuma doladı. Arkadaşımın geçmiş olsun dileklerini
gülümseyerek kabul etti.
Daha sonra,
Fuat Yıldız ve diğer genç avukatların geçmiş olsun dileklerini kabul ederken
kolu hala omuzumdaydı.
Kolu ile
beni silkeleyip yüzüme döndü. Sıra nihayet bana gelmişti. “Mirad tu çi dikî?
(Murat nasılsın?)” derken gülümsemesini sürdürdü.
Vekiller
çoktan içeri geçmişlerdi. O da içeri geçecekken beni de hafif ileri iterek
“were (gel)” dedi. Middle East Eye adına soru sorabilir miyim dedim. İstersen
İngilizce cevaplarım deyince. Tanıştığımız yıllar boyunca sadece Kürtçe
konuştuğum, söyleşiler yaptığım Elçi’ye İngilizce soru sormanın tuhaflığını,
tekrar omuzuma dokunarak atlatmamı sağladı.
Hızlıca Baro
binasına doğru ilerlerken telefonuma bir mesaj geldi. Gazeteci arkadaşım,
Ömer’di.
“Tahir Elçi
yolda olduğunu duyunca, gazetecilerden senin için izin istedi. Açıklama 5
dakika ertelendi. Çabuk ol!”
Açıklamanın
yapılacağı oda onlarca gazeteci tarafından doldurulmuştu. Yer yoktu. Elçi ile göz
teması kurup geldiğimi göstermeliydim.
Göz göze
geldiğimizde “hah Mirad* geldi” deyip konuşmasına başladı. Çok mahçup olmuştum.
Herkesin gitmesini bekleyip teşekkür edecektim.
Teşekkür
ettirmedi. Önce sarıldı. Sonra bir anda patlayan kahkahası ile “senin
haberlerini takip ediyorum. Aferin! Uluslararası medyada da geçlerimizin olması
önemli” dedi.
Elçi
herkesin aklına farklı geliyor olmalı. Benim aklıma her şeyden önce nezaketi
geliyor. Evet Türkan Elçi haklı, ona ceket çok yakışıyordu ama üzerine en çok
oturan onun nezaketiydi. Bana bıraktığı en büyük miras o nezaketiydi. Hala
hatırladıkça ruhumda bir şeylerin arındığını hissediyorum.
(MB/DB)
Murat Bayram
Mayıs
2016'dan beri bianet Kurdî editörü. Kürt medyasında beş yıl Kurd1 TV, Evro
Gazetesi, Waar TV ve Kurdistan24 televizyonunda haber editörü, köşe yazarı ve
muhabir olarak çalıştı.
Serbest
gazeteci olarak; Diyarbakır’da Middle East Eye, Al Jazeera International, Deutsche
Welle, RT TV ve the New York Times için çalıştı.
Oxford
Üniversitesi, Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü uluslarası gazetecilik
yarışmasını kazanarak “fellowship” programı katılımcısı(2019) oldu. Program
kapsamında Oxford Üniversitesinde yaz dönemi “dijital gazetecilik” eğitimi
aldı.
Belkî îşev
binive(Belki bu gece uyur, Avesta Yayınları) öykü kitabının yazarı.
Los Angeles,
California Üniversitesi(UCLA)-KAES tarafından "en yaratıcı ve orjinal
yazan genç yazar" (2012) Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti tarafından Kürtçe
haber ve program dalında "yılın gazetecisi"(2014) ödüllerine layık
görüldü.
Dört
Fotoğraf Karesi ve Dört Anıda Tahir Elçi Nezaketi
Dört yıl
önce öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi herkesin aklına farklı
geliyor olmalı, benim aklıma her şeyden önce nezaketi geliyor. Gidişinin
dördüncü yılında dört fotoğraf karesi ve dört anı ile Elçi nezaketini anlatmaya
çalışacağım.
Murat Bayram İstanbul - BİA Haber Merkezi 28
Kasım 2019, Perşembe 11:10

