doğu çakıroğlu’nun
şiirlerinden
bir demet
1. paslı bir
gerçeklikte birikiyoruz
2. LİNET
3. kafamın içinde güvercin ölüleri,
4.
Buzul Çağı Devrimleri
5. yılların öncesinden
paslı bir gerçeklikte
birikiyoruz,
küçük bir kıyıcık
payımıza düşen,
sermişiz döşeğimizi,
yorgun,
biraz hoyrat
bolca sevdalı,
bir keman sesinden,
gitmediğimiz kent
geçmediğimiz gönül
kalmıyor,
bir çocukluktan
geçiyoruz örneğin
elinde simit tablası,
bir topaç oluyoruz
rengarenk
çılgınca dönen,
annesinin kokusu
coşku ve günaydın
çalsın istiyoruz
yüreğimizden,
bir tren oluyoruz
vagonları özlem yüklü,
hüzünlü yağmurların
ıslattığı
istasyonların
kalbinden geçiyoruz,
bir şarkı bırakıyoruz
dudaklara,
Edith Piaf
buğulu bir camın
ardından
dokunuyor
düşle gerçek arası,
bir ada vapuru
oluyoruz
yorgun martıların
konakladığı,
içinde
adasını arayan
yüzlerce aşk
yüzlerce adada
demirliyoruz
umudun son limanı,
ve bir kıyıcıkta
çoğalıyoruz
mavi ile ben
LİNET
umut
bir küçük filizdir
yüreğin tozlu
raflarında unutulmuş,
annenin çeyiz
sandığından
duası okunmuş bir
dudağın
ilk armağanıdır
yüreğine demir atan,
geleceğe sevdalı
kanaviçe bir örtünün
bedenine ilk
değdiğinde
damıtılmış anne
sözüdür,
gitmelisin der;
ey oğul !
toprağın rahmi
daraldığında
adresini bilmediğin
yıkık kentlerden
geçmelisin,
ardında karınca
yuvaları
omuzlarında ince bir
sızı
ağırlığınca
toprağa bastığın yeri
kanatmadan,
mor hüzünler yoldaşın,
gitmelisin,
patika yollardan sür
bisikletini,
çocukluğundan
yüklediğin
gülüşlerini katık et,
beyaz gecelerde
parlak yıldızlar
göreceksin,
mutlu bir göğün
altında
elleri yıldızlara
kenetli
bir öykücü dinleyecek
seni,
tuzlanmış yaraların
kabuk bağlamadan
dök yüreğini,
isimsiz limanlardan
bir gemi kalkacak
yelkenleri nakış
oyalı,
bilmediğin bir mevsim
rüzgarı
alıp götürecek
ağzından çıkan her
heceyi,
bir keman sesinin
eşlik ettiği güneşin
doğuşunda
yeni bir ses
duyacaksın,
umuda ve aşka ulanmış
bir ses;
günaydın,
günaydın güzel bir
öyküdür
annenin öptüğü yerde
başlar
sonsuza kadar...
-kafamın içinde
güvercin ölüleri,
bir mezar beklerler,
kurumuş
ıssız bir çınarın
altında,
taze toprak kokusu,
çocuk ellerimde ıssız
zamanlar
yanarım,
sesim uzaklardan duyulur,
sağır ve kahreden gün
batımlarıdır
çocukluğumdan kalan,
rüyalarımda gizlice
biriktirdiğim
gökyüzü,
yeşil yol,
saman sarısı yaprak,
kızıl tenli kadın,
hiçbirisi yok aslında,
ben o yüzden
gün batımlarını hiç
sevmem,
harbiyeli ruhum
her canımı acıttığında,
kafamın içinde
güvercin ölüleri
sabaha dururum,
bir aşk beklerim
rengini seçemediğim,
ulaşamam,
çağım boynumdaki urgan
devlet buyruğuyla
dokunmuş,
tutamam,
bir devrimin çiy
tanesi olarak
düşmüşüm toprağa,
avuçlarımda kızıl bir
serinlik
olmadan,
yaşayamam,
toprak beni tanır,
başak taneleri de,
babamdan yadigar
karıncaya merhametim
var,
sen
yüreğimde taşıdığım
celladım ,
geçeceksin bütün
kutsal ayetlerinden ,
güneşin doğumuna yakın
yeni çağlar
devşireceksin,
içinde,
en ağır yükün
gül kokusu olduğu,
yepyeni çağlar...
Buzul Çağı Devrimleri
diplerde
en diplerde bir çocuk ölür,
meşum bakışlı bir akbaba
insana karıştığında
tahrir meydanlarında
nil'in suyu kararır,
yedi tepeli şehrimin
minareleri kanar
kükürt bulaşığı karanfillerin
sülfürlü kokusunda,
bir cami mihrabında
plastik ilahilerin uğultusunda
Teb şehrinin kapıları kapanır,
Kızıl meydanda
güneş tutulurken
isli camlar ardından
Şekspir seslenir;
''olmak ya da olmamak''
netameli westernin nefesinde
coğrafyalar erir,
''iyi ,kötü ve çirkin'',
kötünün krallığında
bir grev gözcüsü
göz bebeklerinden vurulur,
Kapital tozlu raflarda
dirsek çürütürken
bir çiğdem beyazında
haylaz çocukların
ıslığı yankılanır,
caz türküye katışır,
kemanın sesi
sımsıkı sarılır toprağa,
havaya bir de suya
bir de yepyeni çağlara
yılların öncesinden
diplerde
en diplerde bir çocuk ölür,
meşum bakışlı bir akbaba
insana karıştığında
tahrir meydanlarında
nil'in suyu kararır,
yedi tepeli şehrimin
minareleri kanar
kükürt bulaşığı karanfillerin
sülfürlü kokusunda,
bir cami mihrabında
plastik ilahilerin uğultusunda
Teb şehrinin kapıları kapanır,
Kızıl meydanda
güneş tutulurken
isli camlar ardından
Şekspir seslenir;
''olmak ya da olmamak''
netameli westernin nefesinde
coğrafyalar erir,
''iyi ,kötü ve çirkin'',
kötünün krallığında
bir grev gözcüsü
göz bebeklerinden vurulur,
Kapital tozlu raflarda
dirsek çürütürken
bir çiğdem beyazında
haylaz çocukların
ıslığı yankılanır,
caz türküye katışır,
kemanın sesi
sımsıkı sarılır toprağa,
havaya bir de suya
bir de yepyeni çağlara
yılların öncesinden
özlediğin bir sandık
açılır,
sararmış bir fotoğrafın
gözlerinden
bir ay geçer,
iki dudak arası
fısıltılı bir şarkı
hafifliğinde
bir keman sesi karışır
soluğuna,
içinde fotoğraflar üşür,
bir çay içmek istersin
bir boğaz kıyısında,
kadrajında martılar,
hepsi iş telaşında,
havada özgürlük kokusu
doyamadığın
çayında tek bir şeker,
içinde martılar üşür,
önünden bir gemi geçer,
sessiz bir silüete düşer
ya gözlerin,
gözlerinden uzaklar
geçer,
Benares'te ölünmüş bir
kadın
havaya savrulan küller
arasında,
içinde uzaklar üşür,
hani ellerin vardır
cennetden elma koparan,
bir keman sesini
okşadığında
seninle güneşe dokunur,
iki soluk arası
bir bilinmezlikte,
içinde ellerin üşür,
bazen bir dostu özlersin
suyu özlediğin gibi,
sesin yıldızlara ulaşır,
bir yanında yaz telaşı
bir yanında hüzünlü
sonbahar,
içinde bir yerlerde
dostluklar üşür,
bir şiir yazarsın
dizelerinde bir gülün
ağırlığı,
gözlerinde tuhaf bir
ıslaklık
yangılı bir kalem sarıya
çalar,
güneşin doğumuna yakın
sigaranın dumanı
karışır zifir kokusuna,
içinde dizeler üşür.