30 Eylül 2014 Salı


doğu çakıroğlu’nun şiirlerinden
bir demet
 
    1.  paslı bir gerçeklikte birikiyoruz
2.  LİNET
3.  kafamın içinde güvercin ölüleri,
4.  Buzul Çağı Devrimleri
5.  yılların  öncesinden
 

paslı bir gerçeklikte birikiyoruz,
küçük bir kıyıcık
payımıza düşen,
sermişiz döşeğimizi,
yorgun,
biraz hoyrat
bolca sevdalı,
bir keman sesinden,
gitmediğimiz kent
geçmediğimiz gönül kalmıyor,
bir çocukluktan geçiyoruz örneğin
elinde simit tablası,
bir topaç oluyoruz
rengarenk
çılgınca dönen,
annesinin kokusu
coşku ve günaydın
çalsın istiyoruz
yüreğimizden,
bir tren oluyoruz
vagonları özlem yüklü,
hüzünlü yağmurların ıslattığı
istasyonların
kalbinden geçiyoruz,
bir şarkı bırakıyoruz dudaklara,
Edith Piaf
buğulu bir camın ardından
dokunuyor
düşle gerçek arası,
bir ada vapuru oluyoruz
yorgun martıların konakladığı,
içinde
adasını arayan
yüzlerce aşk
yüzlerce adada demirliyoruz
umudun son limanı,
ve bir kıyıcıkta çoğalıyoruz
mavi ile ben 

LİNET
umut
bir küçük filizdir
yüreğin tozlu raflarında unutulmuş,
annenin çeyiz sandığından
duası okunmuş bir dudağın
ilk armağanıdır
yüreğine demir atan,
geleceğe sevdalı
kanaviçe bir örtünün
bedenine ilk değdiğinde
damıtılmış anne sözüdür,
gitmelisin der;
ey oğul !
toprağın rahmi daraldığında
adresini bilmediğin
yıkık kentlerden geçmelisin,
ardında karınca yuvaları
omuzlarında ince bir sızı
ağırlığınca
toprağa bastığın yeri
kanatmadan,
mor hüzünler yoldaşın,
gitmelisin,
patika yollardan sür bisikletini,
çocukluğundan yüklediğin
gülüşlerini katık et,
beyaz gecelerde
parlak yıldızlar göreceksin,
mutlu bir göğün altında
elleri yıldızlara kenetli
bir öykücü dinleyecek seni,
tuzlanmış yaraların kabuk bağlamadan
dök yüreğini,
isimsiz limanlardan
bir gemi kalkacak
yelkenleri nakış oyalı,
bilmediğin bir mevsim rüzgarı
alıp götürecek
ağzından çıkan her heceyi,
bir keman sesinin
eşlik ettiği güneşin doğuşunda
yeni bir ses duyacaksın,
umuda ve aşka ulanmış bir ses;
günaydın,
günaydın güzel bir öyküdür
annenin öptüğü yerde başlar
sonsuza kadar... 

-kafamın içinde güvercin ölüleri,
bir mezar beklerler,
kurumuş
ıssız bir çınarın altında,
taze toprak kokusu,
çocuk ellerimde ıssız zamanlar
yanarım,
sesim uzaklardan duyulur,
sağır ve kahreden gün batımlarıdır
çocukluğumdan kalan,
rüyalarımda gizlice biriktirdiğim
gökyüzü,
yeşil yol,
saman sarısı yaprak,
kızıl tenli kadın,
hiçbirisi yok aslında,
ben o yüzden
gün batımlarını hiç sevmem,
harbiyeli ruhum
her canımı acıttığında,
kafamın içinde güvercin ölüleri
sabaha dururum,
bir aşk beklerim rengini seçemediğim,
ulaşamam,
çağım boynumdaki urgan
devlet buyruğuyla dokunmuş,
tutamam,
bir devrimin çiy tanesi olarak
düşmüşüm toprağa,
avuçlarımda kızıl bir serinlik
olmadan,
yaşayamam,
toprak beni tanır,
başak taneleri de,
babamdan yadigar
karıncaya merhametim var,
sen
yüreğimde taşıdığım celladım ,
geçeceksin bütün kutsal ayetlerinden ,
güneşin doğumuna yakın
yeni çağlar devşireceksin,
içinde,
en ağır yükün
gül kokusu olduğu,
yepyeni çağlar... 

Buzul Çağı Devrimleri
diplerde
en diplerde bir çocuk ölür,
meşum bakışlı bir akbaba
insana karıştığında
tahrir meydanlarında
nil'in suyu kararır,
yedi tepeli şehrimin
minareleri kanar
kükürt bulaşığı karanfillerin
sülfürlü kokusunda,
bir cami mihrabında
plastik ilahilerin uğultusunda
Teb şehrinin kapıları kapanır,
Kızıl meydanda
güneş tutulurken
isli camlar ardından
Şekspir seslenir;
''olmak ya da olmamak''
netameli westernin nefesinde
coğrafyalar erir,
''iyi ,kötü ve çirkin'',
kötünün krallığında
bir grev gözcüsü
göz bebeklerinden vurulur,
Kapital tozlu raflarda
dirsek çürütürken
bir çiğdem beyazında
haylaz çocukların
ıslığı yankılanır,
caz türküye katışır,
kemanın sesi
sımsıkı sarılır toprağa,
havaya bir de suya
bir de yepyeni çağlara

yılların  öncesinden
özlediğin bir sandık açılır,
sararmış bir fotoğrafın
gözlerinden
bir ay geçer,
iki dudak arası
fısıltılı bir şarkı
hafifliğinde
bir keman sesi karışır
soluğuna,
içinde fotoğraflar üşür,
bir çay içmek istersin
bir boğaz kıyısında,
kadrajında martılar,
hepsi iş telaşında,
havada özgürlük kokusu
doyamadığın
çayında tek bir şeker,
içinde martılar üşür,
önünden bir gemi geçer,
sessiz bir silüete düşer ya gözlerin,
gözlerinden uzaklar geçer,
Benares'te ölünmüş bir kadın
havaya savrulan küller arasında,
içinde uzaklar üşür,
hani ellerin vardır
cennetden elma koparan,
bir keman sesini okşadığında
seninle güneşe dokunur,
iki soluk arası
bir bilinmezlikte,
içinde ellerin üşür,
bazen bir dostu özlersin
suyu özlediğin gibi,
sesin yıldızlara ulaşır,
bir yanında yaz telaşı
bir yanında hüzünlü sonbahar,
içinde bir yerlerde
dostluklar üşür,
bir şiir yazarsın
dizelerinde bir gülün ağırlığı,
gözlerinde tuhaf bir ıslaklık
yangılı bir kalem sarıya çalar,
güneşin doğumuna yakın
sigaranın dumanı
karışır zifir kokusuna,
içinde dizeler üşür.