İKİ KELİME Taraf -Ahmet Altan
İnsanoğlunun söyleyebileceği en korkunç ve en sarsıcı cümlenin iki kelimelik bir cümle olduğuna Macbeth’i ilk kez okuduğumdan beri inanırım.
– Beni öldürdüler.
Daha ölmeden kendi ölümünü kabullenip bunu söylemek, herkes gibi “öleceğini” değil de herkesten çok farklı olarak “öldüğünü” bilmek, hâlâ hayattayken kendini bir “ölü” olarak görmek, canlı bedeninde dolaşan ve biraz sonra bütün o bedeni esir alacak olan ölümü hissetmek ve “öldüğünü” henüz hayattayken haber vermek beni her zaman derinden yaralar.
Marquez’de aynı cümleye rastladığımda da aynı duyguları hissetmiştim.
Bunun gerçek hayatta tekrarlanması, belki de hayatında hiç Shakespeare ya da Márquez okumamış birinin, korkunç bir işkenceden geçtikten sonra abisine son kez seslenerek, “beni öldürdüler” demesi, bu kez sadece canımı yakmadı, aynı zamanda beni utandırıp kederlendirdi.
Bizim Veysi Polat’ın bugün okuyacağınız haberi, 1992 yılında köylülere işkence yapan ve aralarından birini öldüren bir asteğmenin müebbet hapse mahkûm oluşunu anlatıyor.
Öldürülen Abdulkadir Kurt’la birlikte gözaltına alınan ve onunla birlikte işkence gören abisi Musa Kurt, kardeşinin son anlarını anlatırken, “kardeşim Abdulkadir’le aynı nezarethanedeydik. Akşam saat 22 sıralarında iki kişi gelip götürdü. Bir süre sonra da iki askerin kolunda geri getirdiler. Durumu çok kötüydü. Kürtçe ‘bira ez kuştim- abi beni öldürdüler’ diyordu. Durumu çok kötüydü” diyor.
Bu Kürtçe lafı hiç unutmayacağım.
“Bira ez kuştim.”
“Abi, beni öldürdüler.”
Öldürülen Abdulkadir’le birlikte gözaltına alınıp işkenceden geçtikten sonra savcılığa çıkarılan on bir köylüyü görünce savcı, “bunların ne günahı var” deyip hepsini serbest bırakmış.
Bir suçu olmayan, savcılıkta serbest bırakılacak biri, bir asteğmenin işkencesiyle ölüyor.
Biz, on sekiz yıl önce 36 yaşındaki bir köylünün ağır işkencelerle öldürüldüğünü, son sözlerinin “bira ez kuştim” olduğunu hiç bilmedik, hiç duymadık.
Oralarda olanlarla hiç ilgilenmedik.
Biz hiç “bilmediğimiz” için o köylüyü öldüren asteğmen on sekiz yıl boyunca serbest dolaştı.
Ancak şimdi müebbede mahkûm oldu.
O köylünün ölümünden elbette ona işkence yapanlar sorumlu ama o asteğmene “işkence yapabileceği, insanları öldürebileceği” güvenini veren, onun on sekiz yıl boyunca özgürce dolaşmasını sağlayan bizim “bilinçli” cehaletimiz değil mi?
Biz, oralarda, “uzaklarda” neler yaşandığını merak etseydik, insanlara sahip çıksaydık, o asteğmen günahsız bir köylüyü bir gece yarısı işkencehaneye alıp, korkunç acılar çektirerek öldürebilir miydi?
Buna cüret edebilir miydi?
Edemezdi.
Ama biz hiç ilgilenmedik olup bitenlerle, yaşanan vahşete bilerek isteyerek arkamızı döndük, bilmemeyi tercih ettik.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra birçok Alman, NAZİ’lerin yaptıklarını bilmediklerini söylemişlerdi, kendi vicdanlarını bu “bilinçli” cehaletle yatıştırmaya çalışmışlardı, o zaman dünyanın birçok aydını, bu “cehaleti” gizli bir işbirliği olarak değerlendirmişti.
Bilmiyorlardı çünkü bilmek istemiyorlardı.
Bizim durumumuz da biraz öyle değil mi?
ehaletimiz, aslında gizli bir suç ortaklığının üstünü örtmek için kullandığımız bir bahane, bilmiyorduk çünkü bilmek istemiyorduk.
Bir geceyarısı kanlar içinde getirilen adamı, onun “bira ez kuştim” deyişini, kardeşinin ölümünü çaresizlikle izleyen ağabeyi düşünün.
Bunu bilmek istiyor muydunuz?
Bunu bilip de hiç tepki vermeden durmak kolay değil, bunu bilip de sessiz kalmak kolay değil ama bunu bilip de ses çıkarmak da kolay değildi o zamanlar.
Onun için bilmedik.
Biz bilmediğimiz için de o adam, “beni öldürdüler” diyerek öldü.
İnsanoğlunun söyleyebileceği en dehşet verici cümle, bu iki kelimelik cümledir benim için.
Shakespeare’in piyesinde öldürülen bir kral, Márquez’in romanında öldürülen bir genç değil Güneydoğu’da öldürülen bir Kürt köylüsü söylüyor bunu.
Akan kan gerçek, ölen gerçek, söylenen söz gerçek.
Bu suç ortaklığının, bu tercih edilmiş “cehaletin” altından kalkmak, o son sözleri unutmak o kadar kolay olmayacak.
O son sözler çınlayıp duracak.
“Bira ez kuştim.”
ahmetaltan111@gmail.com
28 Ekim 2010 Perşembe
27 Ekim 2010 Çarşamba
NEDİM’DEN EROTİK BİR BEYİT
‘Gizlice arasam ağzın, lebin emsem sorsam
Hiçbir çare bilir mi dil-i bi-mara acep'
Lale Devrinin ünlü şairi Nedim'in bu beytinin meali şöyledir: Ağzını gizlice arasam, dudağını emsem, somursam, bu arada hasta gönlüme bir çare bilip bilmediğini de sorsam. İlave malumat: Nedim, aslında kendisinin bir Lale Devri şairi olduğunu bilmiyordu. Çünkü, 'Lale Devri' adı bu döneme çok sonraları,20.yy.da Yahya Kemal tarafından yakıştırılmıştır. Sermuharririn nazar-ı dikkatlerine şekva mahiyetinden ari olarak arz ve takdim olunur efendim.
Köylü
Sermuharririn notu:
Yakin ahbabım Freud,Köylü’deki bu cinsellik emarelerini abazanlığına yoruyor.
Hiçbir çare bilir mi dil-i bi-mara acep'
Lale Devrinin ünlü şairi Nedim'in bu beytinin meali şöyledir: Ağzını gizlice arasam, dudağını emsem, somursam, bu arada hasta gönlüme bir çare bilip bilmediğini de sorsam. İlave malumat: Nedim, aslında kendisinin bir Lale Devri şairi olduğunu bilmiyordu. Çünkü, 'Lale Devri' adı bu döneme çok sonraları,20.yy.da Yahya Kemal tarafından yakıştırılmıştır. Sermuharririn nazar-ı dikkatlerine şekva mahiyetinden ari olarak arz ve takdim olunur efendim.
Köylü
Sermuharririn notu:
Yakin ahbabım Freud,Köylü’deki bu cinsellik emarelerini abazanlığına yoruyor.
24 Ekim 2010 Pazar
KADININ FENDİ –Ayla Çiringel’den
Dört katolik adamla bir kadın, kahve içerler.
İlki sohbet açar:
"Benim oğlum papaz. Bir mekana girdiğinde, herkes ona 'Peder'. der"
Öteki lafa karışır:
"Valla benim oğlum piskopostur, bir odaya girsin, herkes ona 'Saygıdeğer piskopos'. der."
Üçüncü katolik duramaz:
"Benim oğlum Kardinal beyler!!! Odaya girsin, herkes ona 'Ulu Kardinalimiz'. der...."
Dördüncü katolik zirve yapmıştır:
“Beyler, benim oğlan Papa.. Papa!!!! Var ya, bi girsin odaya!! herkes ona 'Kutsal pederimiz'.. diye seslenir."
Katolik kadın, masanın kıyısında sessiz sedasız kahvesini içerken, dört erkek:
"Eeeeee.....derler?"
“Eeesi...., der kadın gururla;
"Benim bir kızım var. İnce, uzun, 1.80 boy, 98 göğüs, 60 bel, 90 kalça" Şööle bi odaya girsin, yürüsün, herkes ona "Allah! " ...der.
İlki sohbet açar:
"Benim oğlum papaz. Bir mekana girdiğinde, herkes ona 'Peder'. der"
Öteki lafa karışır:
"Valla benim oğlum piskopostur, bir odaya girsin, herkes ona 'Saygıdeğer piskopos'. der."
Üçüncü katolik duramaz:
"Benim oğlum Kardinal beyler!!! Odaya girsin, herkes ona 'Ulu Kardinalimiz'. der...."
Dördüncü katolik zirve yapmıştır:
“Beyler, benim oğlan Papa.. Papa!!!! Var ya, bi girsin odaya!! herkes ona 'Kutsal pederimiz'.. diye seslenir."
Katolik kadın, masanın kıyısında sessiz sedasız kahvesini içerken, dört erkek:
"Eeeeee.....derler?"
“Eeesi...., der kadın gururla;
"Benim bir kızım var. İnce, uzun, 1.80 boy, 98 göğüs, 60 bel, 90 kalça" Şööle bi odaya girsin, yürüsün, herkes ona "Allah! " ...der.
22 Ekim 2010 Cuma
KÖYLÜ’NÜN LÜZUMSUZ ŞEKVASI*
"Ey kari, işiddim ki göz nuru akıtarak kaleme aldığım bazı latif mizahi eserler ve dahi kimi 'kanuni' elfaz sermuharrirce taht-ı deste alınıp (meali:el konulup) siz muhterem karilerimden fersah fersah uzak tutulmaktadır. İz’an-ı beşerin (meali:insan aklının) kabullenemeyeceği bu fecaiyat-ı muazzamayı (meali:büyük faciayı) siz muhterem karilerime bilvekalet efkar-ı umumiyyeye arz ederim."
*Sermuharririmizin her zaman isabetli karar verdiğinin şuuruna varmamış biçare.
*Sermuharririmizin her zaman isabetli karar verdiğinin şuuruna varmamış biçare.
TEMEL KANSER Mİ, AİDS Mİ?
Temel kanser hastası, artık son günlerini yaşıyor.İlyas her daim başucunda kadim dostunun
yaşıyor. .Köylüleri helalleşmeye gelirler.Temel onlara AİDS'e yakalandığını söyler sürekli.En sonunda İlyas dayanamaz ve yalnız kaldıkları sırada : La Temel .sen kansersin.Neden gelenlere AİDS'im deysun, diye sorar.Temel:La İlyas,ben nasıl olsa cideyrum,Fadime'yi garantiye aleyrum,der.
(Velud muharrir Köylü’den)
yaşıyor. .Köylüleri helalleşmeye gelirler.Temel onlara AİDS'e yakalandığını söyler sürekli.En sonunda İlyas dayanamaz ve yalnız kaldıkları sırada : La Temel .sen kansersin.Neden gelenlere AİDS'im deysun, diye sorar.Temel:La İlyas,ben nasıl olsa cideyrum,Fadime'yi garantiye aleyrum,der.
(Velud muharrir Köylü’den)
16 Ekim 2010 Cumartesi
TEMEL VE AİDS
Temel sürekli köyünden kalkıp şehre geneleve gidiyormuş, her
zamanki gibi yine Dursun uyarmış “Kardeşim,
şimdi sen şehre gidip sürekli böyle şeyler yapıyosunda AİDS denen bi illet var.Bak şimdi senden karına bulaşır,karından bana bulaşır,benden anana bulaşır,anandan da köye bulaşır,mahvoluruz,demiş...
Kaan Kenanoğlu
zamanki gibi yine Dursun uyarmış “Kardeşim,
şimdi sen şehre gidip sürekli böyle şeyler yapıyosunda AİDS denen bi illet var.Bak şimdi senden karına bulaşır,karından bana bulaşır,benden anana bulaşır,anandan da köye bulaşır,mahvoluruz,demiş...
Kaan Kenanoğlu
BAKİ’DEN BİR BERCESTE BEYİT
'Rind olan cam alır eline müdam
Lale-veş nev-bahara katlanmaz'
Meali şöyledir: Yaşama tutkun olanların elinden kadeh eksik olmaz (olmamalı) / Lale tutkunları gibi, bahar gelse de lale koklasam diye andavallık etmez.
Not:Baki'nin bu beyti ber-husus sermuharrire ithaf olunur, aramızdaki nakdi münasebetlerdeki mahrumiyeti ve ketumiyetini muhafaza edeceği ümmidiyle. Köylü
Lale-veş nev-bahara katlanmaz'
Meali şöyledir: Yaşama tutkun olanların elinden kadeh eksik olmaz (olmamalı) / Lale tutkunları gibi, bahar gelse de lale koklasam diye andavallık etmez.
Not:Baki'nin bu beyti ber-husus sermuharrire ithaf olunur, aramızdaki nakdi münasebetlerdeki mahrumiyeti ve ketumiyetini muhafaza edeceği ümmidiyle. Köylü
14 Ekim 2010 Perşembe
FAŞİST CUNTANIN ASTIĞI ERDAL EREN'İN ANISINA
“OĞLUNUZ ERDAL”
“Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin
Unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz
Ölü balıklar geçiyor kırışık bir denizin sofrasında
Ve ellerinde fenerleriyle benim arkadaşlarım
Durmadan düşünüyorum
Ne kadar çok öldük yaşamak için.”
Onat Kutlar
“Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin
Unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz
Ölü balıklar geçiyor kırışık bir denizin sofrasında
Ve ellerinde fenerleriyle benim arkadaşlarım
Durmadan düşünüyorum
Ne kadar çok öldük yaşamak için.”
Onat Kutlar
13 Ekim 2010 Çarşamba
HAYALİ’DEN BİR BEYİT - KÖYLÜ
“Sıhhat ister isen sakın çekme tabibin şerbetin
Mihnet ü gam derdine gayet devadır şişe çek”
Hayali'nin bu güzel beytinin yüzeydeki meali :Hastalandığında hekimin verdiği şurubu içmene gerek yoktur.Bir mahir adem bulup sırtına-beline şişe çektir,iyileşirsin.Asıl söylemek istediği ise sermuharririmizin her daim aklında olduğu gibidir:Hastalandığında,efkarlandığında iyi aile çocuğu gibi doktora gidip onun vereceği ilaçlardan medet umacağına kafayı çek,hiçbir şeyin kalmaz,
Mihnet ü gam derdine gayet devadır şişe çek”
Hayali'nin bu güzel beytinin yüzeydeki meali :Hastalandığında hekimin verdiği şurubu içmene gerek yoktur.Bir mahir adem bulup sırtına-beline şişe çektir,iyileşirsin.Asıl söylemek istediği ise sermuharririmizin her daim aklında olduğu gibidir:Hastalandığında,efkarlandığında iyi aile çocuğu gibi doktora gidip onun vereceği ilaçlardan medet umacağına kafayı çek,hiçbir şeyin kalmaz,
11 Ekim 2010 Pazartesi
BU TEMEL BAŞKA TEMEL
Temel iki arkadaşıyla randevuevine gitmiş. Kapıyı çalmışlar. Madam açmış, bizimkiler içeri girmek istemişler,
-- Durun bakalım.. Ne kadar paranız var?.. diye sormuş Madam,
-- 15 liramız var.. demiş Temel,
-- Nee" diye müthiş öfkelenmiş Madam, "Defolun" demiş "
-- Bu kadar paraya anca birbirinizi becerirsiniz.
Ve çarpmış kapıyı suratlarına..Aradan yaklaşık 15 dakika geçmiş, bunlar tekrar çalmışlar kapıyı, "
-- Yine ne var?.." diye hışımla açmış Madam,
-- Tamam.. Bitti.." demiş Temel, " Ödemeyi nereye yapacağız?.."
-- Durun bakalım.. Ne kadar paranız var?.. diye sormuş Madam,
-- 15 liramız var.. demiş Temel,
-- Nee" diye müthiş öfkelenmiş Madam, "Defolun" demiş "
-- Bu kadar paraya anca birbirinizi becerirsiniz.
Ve çarpmış kapıyı suratlarına..Aradan yaklaşık 15 dakika geçmiş, bunlar tekrar çalmışlar kapıyı, "
-- Yine ne var?.." diye hışımla açmış Madam,
-- Tamam.. Bitti.." demiş Temel, " Ödemeyi nereye yapacağız?.."
9 Ekim 2010 Cumartesi
NESİMİ’DEN BİR BEYİT – KÖYLÜ
'Gel gel berü ki savm u salatın kazası var
Sensiz geçen zaman-ı hayatın kazası yok'
Nesimi'nin bu berceste beytinin meali şöyledir efendim:Ey sevgili, yanıma gel ve hep birlikte olalım. Çünkü zamanında yerine getirilemeyen orucun ve namazın sonradan yerine getirilmesi (telafisi) olanaklıdır amma senden ayrı geçen zamanın yeniden yaşanması olanaksızdır
Sensiz geçen zaman-ı hayatın kazası yok'
Nesimi'nin bu berceste beytinin meali şöyledir efendim:Ey sevgili, yanıma gel ve hep birlikte olalım. Çünkü zamanında yerine getirilemeyen orucun ve namazın sonradan yerine getirilmesi (telafisi) olanaklıdır amma senden ayrı geçen zamanın yeniden yaşanması olanaksızdır
8 Ekim 2010 Cuma
GÜNÜN KELAMI
"Her kim gün boyunca ari kadar aktif, bir boğa kadar güçlü, bir Ayı kadar çalışkan olduğu halde aksam eve bir Kopek kadar bitkin dönüyorsa veterinere görünmelidir... Eşek olması kuvvetle muhtemeldir..."
Müjgan Dönmez’den aktaran Ural Ateşer
Müjgan Dönmez’den aktaran Ural Ateşer
NABİ’DEN BERCESTE - KÖYLÜ
Bağ-ı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz
Biz neşatın da gamın da rüzigarın görmüşüz'
Nabi'nin bu güzel matla beytinin meali şöyledir: Biz dünya denilen bu bahçenin hem sonbaharını hem ilkbaharını gördük /Neşeli günlerimiz de oldu,hüzünlü günlerimiz de oldu.'
Not: Bir gazel ya da kasidenin ilk beytine matla beyit denir
Milat=doğuş, evlat=doğmuş, doğan, velut=doğurgan. Tevellüt, tevlit,velet gibi sözcükler de aynı Arapça kökten türeyen anlamca ilintili sözcüklerdir.Muhabbetlerimle.
PEK MUHTEREM SERMUHARRİRE: Yukarıda olduğu gibi ilave malumat ve tafsilatın ücret babında mukabele göreceğini ümid eylemek fazladan bir hissiyat-ı nafile olur mu, bilemem gari.
SERMUHARRİRİN CEVABI:”Tahsisat-ı mestureden gönderdiğim paraları faaş etmem arzusunda mısın maddiyatçı birader?
Biz neşatın da gamın da rüzigarın görmüşüz'
Nabi'nin bu güzel matla beytinin meali şöyledir: Biz dünya denilen bu bahçenin hem sonbaharını hem ilkbaharını gördük /Neşeli günlerimiz de oldu,hüzünlü günlerimiz de oldu.'
Not: Bir gazel ya da kasidenin ilk beytine matla beyit denir
Milat=doğuş, evlat=doğmuş, doğan, velut=doğurgan. Tevellüt, tevlit,velet gibi sözcükler de aynı Arapça kökten türeyen anlamca ilintili sözcüklerdir.Muhabbetlerimle.
PEK MUHTEREM SERMUHARRİRE: Yukarıda olduğu gibi ilave malumat ve tafsilatın ücret babında mukabele göreceğini ümid eylemek fazladan bir hissiyat-ı nafile olur mu, bilemem gari.
SERMUHARRİRİN CEVABI:”Tahsisat-ı mestureden gönderdiğim paraları faaş etmem arzusunda mısın maddiyatçı birader?
6 Ekim 2010 Çarşamba
HİLMİ YAVUZ / ERGUVAN SÖZLER
1-“sen ki acıdan sözcükler
dövdün güllerin örsünde”
2-“sanki yalçın ve sarp
bir güzü görür görmez
ürkmüş de gelip
geri dönülmez
ve uzun
bir şiirin
yanıbaşına çömelmiştir”
3-“ve sanki bir kayalığın içine
durmadan kendini oyan
bir ferhad gibiyim ben
ya da pusuda, karanlık
bir gül gibi
hem solan hem solmayan”
dövdün güllerin örsünde”
2-“sanki yalçın ve sarp
bir güzü görür görmez
ürkmüş de gelip
geri dönülmez
ve uzun
bir şiirin
yanıbaşına çömelmiştir”
3-“ve sanki bir kayalığın içine
durmadan kendini oyan
bir ferhad gibiyim ben
ya da pusuda, karanlık
bir gül gibi
hem solan hem solmayan”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
