30 Aralık 2020 Çarşamba

 

ANADOLU DİLLERİNDE

YENİ YIL KUTLAMALARI




TÜRKÇE
Demokrasi, Barış, Hukuk, Eşitlik. Selocan, Kavala ve bütün siyasi tutsaklara özgürlük!

 

KÜRTÇE
Be hevi u daxwaza ku sala nu bibe destpeka azadiyde, demokrasiyeu serbestiya zimane me; ez bi van hest u ramanan sersalawe ji dil u can piroz dikim.
Bu yılbaşının özgürlüğün, demokrasinin ve dilimizin serbestçe kullanılmasının başlangıcı olması dilek ve Umuduyla can ü gönülden kutlarım.

ERMENİCE

Şınorhavor nor dari yev surp znunt!
Mutlu yıllar ve kutsal doğum!

YUNANCA-RUMCA:
Ευτυχισμένο το 2011! (2011 iyi geçsin)
Καλή Χρονιά! (İyi yıllar)

LADİNO*:
Anyo Bueno, Anyos Buenos (İyi yıllar)
*Türkiye'deki Yahudilerin dili

ARAPÇA

كل عام وأنتم بخير

ABHAZCA:

AŞIUKS ÇITS YIŞIZNIÜHAZAYT!

yeni yıl kutlu olsun






 

28 Aralık 2020 Pazartesi

 

HUMBA DEDEMİN HATIRALARINDAN

Hasan Gürkan 2.Bölüm


 

HUMBA’NIN AFYON SAKIZI VE DEMLİ ÇAY

Zalhe (Zaliha) ninemin evini balkan savaşında ölen kocası yapmış.Çok özel bir mimari. Elimizde hiçbir belge yok ama, dedemiz ya bir Ermeninin çırağıydı, yahut bir ermeniydi. İki katlı kocaman ahşap ev, temelinde depreme karşı kızaklara oturtulmuştu. Ayrıca bodrumunda sel felaketine karşı, tahliye kanalları vardı. Ailem,bu mimari, estetik  değerin  kültürel olarak farkında olmadığı için, evi sattı, mirasını paylaştı.

Humba artık, kasabada meşhur bir leblebiciydi. ”İmren leblebi, İbrahim Humba” yazıyordu dükkânın levhasında. Okur yazar değildi ama, kendisi  için bir yazı dili oluşturmuştu. Ben okuldan çıkıp dükkana gittiğimde kendi “notlarını” tercüme eder, veresiye defterini bana yazdırırdı. ”Kamburun Amet (Ahmet),Topal İsmel (İsmail),Cezayirli Mısva (Mustafa),Macar İbram (İbrahim)gibi, hep lalaplarıyla (lakaplarıyla)

Tavşanlı’da devlet denetiminde haşhaş üretilirdi. Sen müracaat ederdin, haşhaş ekeceğim diye. Eksper rapor verirdi devlete. Bunun şu kadar dönüm arazisi var, buradan şu kadar haşhaş elde edilir diye. Tarım bakanlığının haşhaş alım fiyatları her zaman düşük. Ekspere rüşvet verirsen, ailenin üretimini düşük gösterir, sen de üretim fazlanı el altından daha yüksek fiyatla piyasaya satarsın.

Humba dedem afyon sakızında yasadışı alıcıydı. Asma yaprağına sarılmış afyon sakızı topakları, kapısında büyük bir asma kilit asılı küçük bir odada muhafaza edilirdi Humba dedemin evinde.

Humba afyon sakızı çekerdi. Akşam üzeri işten eve geldiğinde, suratı bir karış avluda,  asmanın altındaki hasıra oturur. Zalhe ninem çok tedirgin, ”hoş geldin adam!” der zor duyulur bir sesle. Humba başını kaldırmadan gergin bir şekilde “Çayımı getir gadın!” der. Bu arada belindeki kuşaktan Pertev  Nihal  kırem  kutusunu ve bağ bıçağını çıkarır ve o günkü ruhsal durumuna uygun bir miktarda afyon sakızını bıçağın ucuna alır, sağ üst yanağının içine koyar. Sonra önündeki çaydan bir yudum alır. Eğer çay dem olarak istediği kıvamdaysa sesi çıkmaz, içmeye devam eder. Eğer çay hamsa yahut demi geçmişse, ilk yudumdan sonra, bardağı yere çarpar, öfkeyle “Amına kodumun garısı, bi çay bile demleyemiyon!” diye höykürür.

    Zavallı ninem, içini çeke çeke ağlayarak yeniden çay demlemeye gider. Çay yeniden gelir yahut gelmez, önemli değil. Humba’nın kafası afyon sakızından ‘hoş’ olduğunda, avluda uzakta bekleyen beni çağırır, sevecen bir sesle “Hasan, ge len buraya, otur!” Dizine otururum. ”Ada tarlayı sana vercem len deyus!” Sonra nineme bağırır neşeyle “Hasan’a ne bişirdin len garı?”  “Taze fasulye bişirdim adam.”

“Len, oğlana ot mu yedircez, et yok mu?” “A, ah(hayır),et yok, adam!”

Humba dedem bana, avluda- mülkiyeti ve yumurta geliri Zalhe ninemin olan- genç piliçlerden birini gösteriyor.” Hasan, şunun bacağına bir daş vur!” Bu konuda tecrübeliyim, tamam dede, diyorum.

Dedem  “ garı bu piliç topallıyo, kescem onu ” diyor. Ninem ağlamaklı bir sesle “Hee!,sen Hasan’a onun bacağına daş attırdın adam.”diyor. Ninemin ağlamaklı itirazının bir önemi yok. Sonra pilici hızla kesip yoluyor, baharatlayıp maşada “germeç”(2) yapıyor. Ninemin ,yaz kış hazır ettiği ,mangalında ızgara yapar ,hep beraber zevkle yerdik..

BABA EVİM, HACIHASANLAR

Babamların evinde de erkeklere (babamla ben) imtiyazlı davranılıyordu. Babaannem Zehra Hanım, evin yöneticisiydi. Annem onun ‘emir eri’.Evde ne yapılacak, ne pişecek Zehra hanım karar verirdi. Kahvaltıda anneme “Emine, adamlara fincan koy, süt ver” derdi. Adam,babamla-herhalde 4-5 yaşlarında bendim-bana  ve babama, porselen fincanda, suratı asık, süt verirdi. Çünkü  onun ailesinde, Humba dedemin pederşahi tutumuna rağmen, sofralarda  böyle bir ayrımcılık yoktu.

Bir gün gene kahvaltıdaydık. Babam evin yukarısındaki odalarından indi. Gergindi, otoriter bir sesle  “Bundan sonra bu evde ne pişerse ,kadın erkek herkes  aynı şeyi yiyecek! “dedi. Ortalığa koca bir kaya düşmüştü. Hepimiz,en çok da Zehra  babaannem, şok içindeydi. ”Sen ne diyon Essan?”diye aşkınlıkla mırıldandı. Evin erkeğinin kararıydı bu. Herkes uymak zorundaydı.

(2)Germeç: Yolunmuş  pilici gererek maşaya koyup mangalda pişirmek.

(3)Göbel Hamamı:Tavşanlıya4- 5 km mesafede, ’Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filminin yöneticisinin köyü

(4)Örtme: Sadece gözleri açıkta bırakan başörtüsü.

(5)Kapatma: Metres

 

26 Aralık 2020 Cumartesi

 

HUMBA DEDEMİN HATIRALARINDAN

Hasan Gürkan  1.Bölüm 

 


HUMBA DEDEM HAKKINDA

Humba aşık oyununda tarafların kullandığı, genellikle taş -bulabilirsen metal- bir parça. Humba  Dedem, ben onu tanıdığımda, daha doğrusu onun farkına vardığımda üç-dört yaşımda olmalıyım (1949-1950).Beni çok seviyordu, çünkü ben onun tek ERKEK torunuydum. Zehra teyzemden Perihan ablam; Fatma teyzemden Kamuran ve Nevin; Annemden Nurten, hepsi kız. Ve ben tek erkek torun Hasan. Beni hem Humba dedem, hem Zalhe (Zeliha) ninem hep şımartıyordu. Ninem bize sık sık akşam oturmasına gelir. Belinde kuşağı, ordan avcuna bir kuru incir alır, kolunu bana uzatır ”Hasan, mah (al) der. Ben alır Nurten’e göstere göstere yerdim.

DEDEM ANLATIYOR

Fukaraydım, çocuklukta doğru dürüst yıkanamadığım için kel olmuştum. Kısa boylu biriydim, yakışıklı sayılmazdım yani. Ama evlenmek istiyordum. Anam, ”oğlum sana kızoğlan kız vermezler. Dul birini bulalım” dedi. O gece düşümde aksakallı birisi, kasabada bir çıkmaz sokağı işaret ediyordu. Öğrendim, şansa bak, orada kocası 1912 Balkan savaşında ölmüş, bir çocuklu,  dul bir karı oturuyordu. Kocaman evi, dükkanı, tarlaları vardı. Körün istediği bir göz, Allah'ın verdiği iki göz demişler. İnşallah karı bana he, der.

Evlenip içgüveysi oldum. Adam karısıyla kavga edince, karısı babasının evine gider. Biz kavga edince ,ben gidip handa yatıyordum.

GÖBEL’DEKİ SEPETLER

    Göbel hamamı(3) kasabaya o zaman, dört beş kilometre uzaklıkta bir kaplıca. Tek göz kiralık toprak odalar var. Esnaf oradan oda kiralar. Kimi haftalık, kimi aylık, kimi mevsimlik. Tuvalet, bulaşık yıkama ortak. Kasabalıların Karısı ,çocukları Göbel’de, adamlar gündüz işinde gücünde. Akşamları kaplıcaya gelirler.

Cumartesi Tavşanlı’nın pazarı. Esnaf , sabahtan Pazar alışverişini yapar, aldıklarını sepet yahut  zembille göbel dolmuşuna verir. Öğleden sonra Pazar dolmuşu Göbel’e gelir. Muavin minibüsün üstüne çıkar. Kaplıcadaki bütün kadınlar, çocuklar aracın etrafına toplanır. Tabi Zalhe ninemle ben de oradayız. Ben heyecanlıyım, çünkü dedem bana mutlaka kağıt şeker  yollar. Muavin Pazar sepetlerini dağıtırken  kadınlara kocalarının adıyla seslenir:  “Topal Osman’ın çocukları, Cezayirli Mısva’nın çocukları!”  Sıra bize gelir “ Humba’nın çocukları!”  İki sepet uzatır, birini Zalhe ninem, diğerini tanımadığım bir kadın alır. Kadınlar örtmeli(4) olduğu için tanımak zordur. Ben şaşkın “Nine, garı bizim sepetimizi aldı?”  Ninem öfkeli, ağlamaklı sen kayası (Kahyası) olma (Karışma),yörü. Çaresiz susarım. Akşam dedem gelir, beni kucağına alır, sever. Beraber yemek yeriz. O,her zaman ki gibi bir iki duble rakı içer. İyi de, o sepetimizi alan kadın, hala benim kafamı kurcalıyor.” Dede ” “Söyle Hasanım, ne var len?” “ Garının birisi senin yolladığın  bazar(Pazar) sepetinin birini aldı. Ninem de hişdammmadı (İtiraz etmedi, sustu)” “Alsın len, dedende para çok, boş ver!” Gene bir şey anlamadım. Ninemin başı öne eğik. Dedem neşeyle kalkıyor :”Hadi garı, ben gidyom.” Kapıyı çekip gidiyor. Ninem hıçkırarak ağlıyor. Ben hiçbir şey anlamıyorum. Yıllar sonra Pazar sepetimizi “çalan” o kadının, Tavşanlı’da bizim aile, ninem dahil herkesin bildiği kapatması(metresi) olduğunu öğreniyorum.

 

 

 

23 Aralık 2020 Çarşamba

 

OTUZÜÇ KURŞUN  KÜRTÇE - TÜRKÇE

Ahmet Arif - Werger Şahan  Dino

 


 1

Ev çîya çîyayê mengeneyê ye

Dema fecera sibê;li wanê

Dibe çêlika Nemrûdê.

Şeveqa sibê,roj dertê.

Alekî qurşe girtîye asmînê qafqasan,

Alekî wek secade tev milkê ecem

Kênarê lûtkan bi zembelox.

Kevokê tirsonek,nîzê ber çem bûne.

Pêyva dû rêz kew

 

 

Sitêrkên asuman  nîn in

Hêdî,yek û yek dikevine erdê

Sî û sê rih ,

Sî û sê can,

Sî û sê wek avzinê xûn.

Ketine;

Ketine erda sar.

Erd bûye gol;naherike.

Ber qûntara çîyê;

Kevroşkek kûvî revîya piştgewr,

Dûcanî

Reben tirsîyaye;

Bi belengazîya xwe,

Mirovan tîne tobeyê.

Vî dema tenhayê de.

Sivik,tirsonek,sil,revîya.

Revîya rizgarîya ber rehma xwûda.

1. 

Bu dağ Mengene dağıdır

Tanyeri atanda Van'da
Bu dağ Nemrut yavrusudur
Tanyeri atanda Nemruda karşı
Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanın seccade Acem mülküdür
 Doruklarda buzulların salkımı
Firari guvercinler su başlarında
Ve karaca sürüsü,
Keklik takımı...

Yiğitlik inkar gelinmez
Tek'e - tek döğüşte yenilmediler
Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü değil bu
Gökte yıldız burcu değil
Otuzüç kurşunlu yürek
Otuzuç kan pınarı
Akmaz,
Göl olmuş bu dağda...

 2 

Yek alî bi sil 

Ji sî û sê kesan hebek

Bi birçîbûna zikê vala

Ri û simbêl bi bost

Pişta stûyê wî de sipe kom bûne

Kû birîndare,mil nalive

Mêrxase ,egîde; Egîdî nayên înkarkirin

Şerê yek û yek  nehatina kûştin.

Tev zarê vî erdê bûn.

Bi hezar salan.

E ca bûyeran ji kû derê bidim.

Qala çi bikim. 

Hîn tişt hatine bîra wî.

Rabirdûyê de filintayê wî bin dêza nivênênda ma bû.

Meyîna xwe ji deşta heranê anî bû.

Perçemê morikî,

Ber enîya teng.

Sê penîya bi geq sipî,

Meyîna tolaz û bi nav,

Dînomîno,seqlavî.
Qaşo firîyabûn ber deşta hozatê.

 

Dilê me ji pasaportê re qet germ nebûye.

E we sebeba kûştina me.

Ji ber wî ye

Navê me derxistine eşkîyatîyê.

Ji ber wî ye

Em xayîn dihesibînin welatê xwe de.

Kirîvayên min halê min eynî waha  binivîse.

Belkî kû bêjin rîvayete.

Ev ne cot memikê gûlîne

Cîgera reşe,par û pare devê me de .

Her yekî kûlin,her yekî derdin;

Axînin dilê mede.

 

Ev çavên çilmisî,

Tû caran xwe nekutane ber neyaran.

Ber zinaran,ber pûke baranan. 

2. 

         Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı

         Sırtı alaçakır

         Karnı sütbeyaz
         Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı 

         Yüreği ağzında öyle zavallı
Tövbeye getirir insanı
Tenhaydı, tenhaydı vakitler
Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı

Baktı otuzüçten biri
Karnında açlığın ağır boşluğu

Ji sî û sê kesan hebek

Bi birçîbûna zikê vala

Ri û simbêl bi bost

Pişta stûyê wî de sipe kom bûne

Kû birîndare,mil nalive

Mêrxase ,egîde; Egîdî nayên înkarkirin

Şerê yek û yek  nehatina kûştin.

Tev zarê vî erdê bûn.

Bi hezar salan.

E ca bûyeran ji kû derê bidim.

Qala çi bikim. 

Hîn tişt hatine bîra wî.

Rabirdûyê de filintayê wî bin dêza nivênênda ma bû.

Meyîna xwe ji deşta heranê anî bû.

Perçemê morikî,

Ber enîya teng.

Sê penîya bi geq sipî,

Meyîna tolaz û bi nav,

Dînomîno,seqlavî.
Qaşo firîyabûn ber deşta hozatê.

 

Dilê me ji pasaportê re qet germ nebûye.

E we sebeba kûştina me.

Ji ber wî ye

Navê me derxistine eşkîyatîyê.

Ji ber wî ye

Em xayîn dihesibînin welatê xwe de.

Kirîvayên min halê min eynî waha  binivîse.

Belkî kû bêjin rîvayete.

Ev ne cot memikê gûlîne

Cîgera reşe,par û pare devê me de .

Her yekî kûlin,her yekî derdin;

Axînin dilê mede.

 

Ev çavên çilmisî,

Tû caran xwe nekutane ber neyaran.

Ber zinaran,ber pûke baranan.

 

2. 


         Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı
         Sırtı alaçakır
         Karnı sütbeyaz
         Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı 

         Yüreği ağzında öyle zavallı
Tövbeye getirir insanı
Tenhaydı, tenhaydı vakitler
Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı

Baktı otuzüçten biri
Karnında açlığın ağır boşluğu

Saç, sakal bir karış
Yakasında bit,
Baktı kolları vurulu,
Cehennem yürekli bir yiğit,
Bir garip tavşana,
Bir gerilere.

Düştü nazlı filintası aklına,
Yastığı altında küsmüş,
Düştü, Harran ovasından getirdiği tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alnında akıtma
Üç topuğu ak,
Eşkini hovarda, kıvrak,
Doru, seglavi kısrağı.
Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!

 Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,
Böyle arkasında bir soğuk namlu
Bulunmayaydı,
Sığınabilirdi yüceltilere...
Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,
Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,
Yanan cıgaranın külünü,
Güneşlerde çatal kıvılcımlanan
Engereğin dilini,
İlk atımda uçuran
Usta elleri...

Bu gözler, bir kere bile faka basmadı
Çığ bekleyen boğazların kıyametini
Karlı, yumuşacık hıyanetini
Uçurumların,
Önceden bilen gözleri...
Çaresiz
Vurulacaktı,
 Buyruk kesindi,
Gayrı gözlerini kör sürüngenler
Yüreğini leş kuşları yesindi...

Her dem hosta bû şerêde.

Dizanîya yê çê bibe.

Mixabin vî carê,

Neçare..

Tê bê kuştin.

Ferman wûsa ye.

Mirin tê ber çavên wî.

Tê bi be kismeta mişk û maran

Teyran ,bazan,mûrîyan. 

Vê gav

Dest  û pê necarmayê girêdayîye.

Xwezî li pişta wîde ev lûlika sar ne bûya.

Firarîya xwe bi qedanda.

Xwe bi avêta pişt devikekî….

Ev çîya biranin,qedirnasin.

Mêrxasan diparêstin.

Wekê tîrêjê tavê,

Wêkî zimanê marê,

Wekê fişengên bi namus.

ax û ax

Carekî tifinga xwe biqefilanda! 

Hey wax

Hatıma kuştin.

Li tenhayê çîyayekî Iranê

Dema nimêja sibê,

Vezeliyame bi xûnî,dirêjane.

Hatime kuştin.

Dûşê min,

Ji şevan qîrtir.

 

Tu kes nema halê me bi xêrî şîrove bike.

Canê min sitandin.

Bê qewl.

Ti pirtûkê eziz de fitûyê wî tûne.

Fermana me nivîsîye Muxlalıpaşa. 

3

 

 Vurulmuşum
 Dağların kuytuluk bir boğazında
 Vakitlerden bir sabah namazında
 Yatarım
 Kanlı, upuzun...

Vurulmuşum 

Düşüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz
Sığdıramam kitaplara
Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız

Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki... 
 

4

Hatima kûştin.

Bê îfade,bê darizandin,bê pirs. 

Kîrivayên min,

Halê min eynî waha binivîse.

Belkî kû bêjin rîvayete.

Ev ne cotmemikê gulîne.

Cîgera reşe,par û pare devê me de.

Her yekî kûlin,her yekî derdin,axînin dilêmede. 

Fermana me rakirin

Fermana sî û sê  rih.

Fermana sî sê can.

Me nav xûna xwe de veguhestin.

Bin ewrê xwudê da.

U tifingên xwe danîn,dest bi oxleme kirin.

Heta paşkê me,heta doxînan.

Kembera minê kirmanşahî,

Tisbeya dîyarîya kalo,

Tebexçaya şemo,ji min sitandin.

Tev dîyarîbûn ji milkê ecem.

 

Em pismanin,xisimin,

Em kirîvayê hevin.

Hem xûnîn.

Me keç daye hev û dû,

Berdilî kirîye bi salan.

Mala me hemberê heve,

Her şev mirîşkên me tevli hevî dibin.

Ji nezantîyê nîne,

Ji xizantîyê ye,ji feqîrtîyê ye.

 

Lêxin kuro lêxin,

Ez hêsanî namirim.

Pizotek agirim nav ocaxê de.

Zikê minde hin gotinên min henin negotî.

Ji fehmdaran re,ji haldaran re.

Bavêmin çavên xwe hiştibû berxwedana rihayê de.

4

 

Ölüm buyruğunu uyguladılar,
Mavi dağ dumanını
ve uyur-uyanık seher yelini
Kanlara buladılar.
Sonra oracıkta tüfek çattılar
Koynumuzu usul-usul yoklayıp
Aradılar.
Didik-didik ettiler
Kirmanşah dokuması al kuşağımı
Tespihimi, tabakamı alıp gittiler
Hepsi de armağandı Acemelinden...

Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
Karşıyaka köyleri, obalarıyla
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız
Bilmezlikten değil,
Fıkaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına...

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki... 

5 

Û sê birayên xwe.

Sê servîyên bi nazîn,

Sê çîyayên bê miraz.

Ji tepan,ji bircan,ji giran,ji minaran.

Kirîvayên min ,zarokê çîyayî

Hember dorpêça firansîde,

Hêj sibêlê wî xêdan nedabû,xalê minên pîçûk,

Nazîf.

Bedew,sivik,sûwarî.

Hespê xwe rakirîye ser pîyan;

Û qêrîya ye

Hevalno lêxin.

Îro roja xîretêye,

Îro roja namûsê ye.

Kirîvayêmin,

Halêmin eynê waha binivîse.

Belkî kû bejin rîvayete.

Ev ne cot memikê gulîne,

Cîgera reşe,parû pare devê me de.

Her yekî kûlin,her yekî derdin,axînin dilême de.

5.

Vurun ulan,
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmiş közüm,
Karnımda sözüm var
Haldan bilene.
Babam gözlerini verdi Urfa önünde
Üç de kardaşını
Üç nazlı selvi,
Ömrüne doymamış üç dağ parçası.
Burçlardan, tepelerden, minarelerden
Kirve, hısım, dağların çocukları
Fransız Kuşatmasına karşı koyanda

Bıyıkları yeni terlemiş daha
Benim küçük dayım Nazif
Yakışıklı,
Hafif,
İyi süvari
Vurun kardaş demiş

 Namus günüdür
Ve şaha kaldırmış atını.

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...

 

AHMET ARİF-Werger Şahan  Dino