MAHİR
ÇAYAN
VE YOLDAŞLARININ
HAPİSTEN FİRARI
MAHİR
ÇAYAN- ULAŞ BARDAKÇI -NECMİ DEMİR
İLKAY
DEMİR-İRFAN UÇAR-OKTAY KAYNAK-ÖMER AYNA-ZİYA YILMAZ-NECATİ
SAĞIR
Kasım
1971 Pazartesi günü saat 14.30’da, THKP-C davasının iki avukatı
Maltepe Askeri Cezaevi’ne müvekkilleriyle görüşmeye geldi. Görüşme
odasındaki bir masada Necmi ve İlkay Demir, avukat Yalçın Öztürk
ile görüşüyordu.
Yan
masada ise Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı ve İrfan
Uçar
ise avukat Sadık Akıncılar ile birlikteydi. İlk masa, yüksek
sesle savunma meselelerini konuşurken ikinci masada fısıltı
halinde firar hazırlıkları gözden geçirildi.
Mahir,
o gece firarın kesin gerçekleşeceğini söyledi.
Çıkıştan
sonra karşılayacak ekip, binecekleri araç ve saklanacakları ev
konusu kesinleştirildi. Teğmen Sabahattin Sakman, tutukluları
Selimiye’ye duruşmaya götürmüştü:
‘Hemen
onu bulun, bu akşama araç mutlaka hazır olsun’ dedi
Mahir...Arabayla doğruca Bostancı’da bir eve gideceklerdi. Evin
krokisi de hazırdı. Akıncılar, görüşten çıkar çıkmaz
Selimiye’ye koştu; ancak Sakman’ı bulamadı. İlk aksilik
buydu.
İkincisi
ise Bostancı’daki evin anahtarının kaybolması oldu. Hava
kararmak üzereydi ve ilk denemenin aksine bu kez, içerdekiler hazır
olduğu halde dışardakiler hazırlıksız yakalanmıştı.
‘Beni
bırakırsanız...’Asıl
büyük sürpriz ise Oktay Kaynak’ı bekliyordu. Son
ana kadar kaçacaklar listesinde olan ve ilk denemede firarın
eşiğinden dönen Kaynak, listeden çıkarılmıştı, ama kendisi
bundan haberdar değildi.
Çünkü
o günlerde aranmakta olan Nahit Tören yakalanmıştı.
Bu,
dışarda kalınması planlanan evlerin deşifre olması demekti.
Bunun üzerine hızla bir değerlendirme toplantısı yapılmış,
daha az adamla kaçma kararı alınmıştı.
Cepheciler,
THKO’lulara “Dışarıda durum zorlaştı. Sizden iki kişiden
fazla götüremeyiz” kararını bildirdi.
Bunun
üzerine Oktay Kaynak’ın götürülmemesi tercihi yapıldı. İyi
de, tüneli ilk akıl eden ve ilk günden beri kazıya emek veren
Kaynak’a bunu kim söyleyecekti?
Cihan,
bir konuşma denemesi yaptı. Oktay sert çıktı:
“Bak,
ben örgüt mörgüt dinlemem” dedi, “...ben geleceğim sizle...
Ben kazdım bunu yahu...”
Cihan
izaha çalışınca da rest çekti: Cihan izaha çalışınca da rest
çekti: “Beni bırakırsanız, iplerimiz kopar.”
Onlar
sızarken...Cihan,
Oktay’ı ikna edemeyince başka bir yol buldu:
Sivaslı
hemşerisi Mustafa Lütfi Kıyıcı’ya, “Ne yap yap, Oktay’ı
tünelden uzak tut” dedi. Kıyıcı, sohbet bahanesiyle Oktay’ı
küçük koğuşa aldı, orada mavi çamaşır leğenine doldurduğu
şaraptan ikram etti. Üstüne posasını da yedirdi.
Akşama
doğru ikisi de sarhoş olmuştu. Onlar derin bir uykuya çekilirken,
saat 17.00’de, tutuklular hep bir ağızdan, yüksek sesle türkü
söylemeye başladı. Cihan tünele indi, son kazıyı tamamladı.
O
sırada Mahir, dışarıda arkadaşlarıyla vedalaşıyordu.
Veda
sahnesini, THKP-C’lilerden Mustafa Aynur şöyle anlattı: ‘Sarıldık,
kucaklaştık’ “Mahir’in
tünel elbiselerini ben giydirdim. Çamur olacağını bildiğimiz
için üst üste giydirdik. Çıkışta üzerindeki çamurlu
giysileri atacak, yanında bir torbada taşıdığı üniformayı
giyecekti.
Çok
heyecanlıydı. Biraz şarap içmek istedi. ‘İçme
şimdi, dışarda koşarken rahatsız edebilir’ dedim.
Dinlemedi
içti. Ama anladım, heyecanını bastırmak için istiyordu. Sarıldım,
kucaklaştık, öpüştük, vedalaştık.”
Özgürlüğün
nefesi Şimdi
5 tutsak da 15 metrelik tünelin içindeydi. Birbirlerinin nefesini,
kalp sesini işitiyorlardı. Çıkışta Cihan tünelin ucundaki
toprağı eşeliyordu. Hemen arkasında Mahir onun işini bitirmesini
bekliyordu.
Mahir’in
arkasında Ömer Ayna uzanıyordu. Ardında Ulaş Bardakçı vardı. En
arkada ise Ziya Yılmaz girmişti tünele...Cihan, deliği açınca
tünelin içine giren temiz hava, en arkadan hissedildi. Bu,
özgürlüğün nefesiydi.
NECATİ
SAĞIR ANLATIYOR
Necati Sağır
Herkes
kaçtıktan sonra tünelin kapağını kapatma işi onundu. ‘Bir
an ben de kaçsam diye düşündüm’ Cihan,
çevreyi kollayıp ön önde çıktı tünelden... Arkadakiler,
ellerindeki torbalarla çıkışa doğru sürünmeye başladılar.
5’er
dakika arayla çıkacaklar, asayişin berkemal olduğunu toprağa
vurulan topuk sesinden anlayacaklardı. Artık özgürlük, birkaç
adımlık mesafedeydi. Tünelin
kapısından döndü.Onlar
çıktıktan sonra boşalan tünelin kapağını kapatma görevi
tutuklulardan Necati Sağır’ındı.
O,
hepsi çıktıktan sonra tünelin çıkışına kadar sürünecek,
çöp kutusunun teneke kapağı ile tünelin girişini örtecekti.Bir
bakıma en zor iş onunkiydi:
Özgürlük
kapısının eşiğine kadar gidip firarileri yolcu ettikten sonra
yeniden esarete dönmüş olacaktı.
Tünelde
en arkada, Ziya Yılmaz’ın hemen ardında beklediği o anları,
daha sonra şöyle anlattı: Ziya
karanlıkta kayboldu” Tünelin
içi zifiri karanlıktı. Soluk alışları ve kalp atışları
dışında çıt çıkmıyordu. Tek tek çıkışları anlıyordum.
Çünkü tünelden çıkışlar sırasında içeriye büyük bir
uğultu yayılıyordu. Ayrıca her çıkıştan sonra tünele taze
hava giriyordu.
Tünelde
tek Ziya kaldı. O da fırlayınca bir tek ben kaldım. Kafamı
kaldırıp baktım arkasından. Ziya çalılıkların gerisinde
kayboldu. Sonra birkaç karaltının ilerlediğini fark ettim. Bir an
ben de arkalarına takılmayı düşündüm. Ortalıkta kimseler
yoktu.
Kule
nöbetçileri hapishaneden gelen türkü seslerini dinliyordu. Ancak
bana verilen görev, deliğin ağzını kapatmaktı. Bunu düşündüm
ve beraberimde götürdüğüm çöp bidonunun kapağının üstüne
toprak koyarak çıkış deliğinin ağzını tıkadım. Altını da
bir sopa ile destekledim. Dışarıdan anlaşılması zordu artık...
Ancak
deliğin yanına iyice yaklaşılınca fark anlaşılırdı.
İşim
bitince biraz durup silah sesleri bekledim. Çünkü ben de
kaçarlarken arkadaşların öldürüleceğine inanmıştım. Kaçıp
kurtulma ihtimalini çok az görüyorduk. Sonra hiçbir gürültü
duymadım.
Geri
dönüp durumu arkadaşlara anlattım. Sevinmiştik, ama her an
duyabileceğimiz bir silah sesinin sevincimize son vereceğini
düşünüyorduk.”
OKTAY
KAYNAK ANLATIYOR
Oktay Kaynak
‘Baktım,
tünelin ağzı açık. Gitmişler’ “Bu
sadece bir firar değildi; çok büyük bir eylemdi. Yaptığımız
en ciddi eylemdi. Muktedirleri, hâkimleri alay konusu yapacaktık.
Biraz da o yüzden çıldırıyordum kaçmak için...Bırakmamaları
lazımdı beni... Ama götürmediler, bıraktılar. Sonuna kadar da
bana söylemediler. Gece
ayıldım. Baktım; tünelin ağzı açık. Gitmişler. İnanamadım,
dehşete kapıldım, perişan oldum.
Kızdım.
Çok kızdım. Çok alındım. Çok kırıldım.
Orada
kalakaldım. ‘Beni
bırakırsanız, iplerimiz kopar. Ona göre’
demiştim. Koptu. Vedalaşamadık bile hiçbirisiyle...”
(“THKP-C’nin
Doğuşu ve İlk Eylemleri (1969-1973), Kaynak Yayınları, İst,
1987)