28 Ağustos 2011 Pazar

ŞEYH BEDREDDİN İÇİN


Köylü (Numan Dönmez )hazırladı

“Ayağı yer mi basar zülfüne berdar olanın
Şevk u zevk ile verir can u seri döne döne “

( Zülfünün tellerine ayağı takılan yere mi basar!
Senin için zevkle,zevkle verir canını döne döne)
Necati:XVI.yy divan şairi

İzahat:
Nazım'ın meşhur Şeyh Bedrettin Destanı'na konu olan ve Aydın-Karaburun isyanlarında müritleri Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal'in yenilmeleri üzerine yakalanıp XV.yy.ın ilk çeyreğinde Trakya-Serez'de idam edilen Simavne kadısıoğlu Şeyh Bedreddin’in idam edilmesini bir müridinin hissiyatıyla anlatan bu beyit onaltıncı yüzyıl divan şairlerinden Necati’nindir.

BEDREDDİN--Hilmi Yavuz
mübalağa akşam olur
güz, nefti dolaklarını kuşanır da gelir
yaprağın fetrete düştüğü zaman

sen ey yaz günlerini
top top ak çuhaya tebdil eyleyip
ve bir solgun gülümseme olarak
eğnine giyen şaman

buyur otur
şeyhim
samanyollarının ilık sedirine uzan
uzun, görklü ve sof
yüzünü bizden yana döndür
bize buğdayın ateşini
gözlerin tımarını
ve hüznün varidatını anlat

elini elimize dokundurmadan

sen ki öldüğü yere
bir kök sümbül bırakır gibi
usulca sevdalar bırakan
ovaların ve kartalların musahibi
ne zaman diye sorma, ne zaman
yaprağın fetreti gülün kıyamına
gülün kıyamı ağacın isyanına
dönerse iste o zaman

mübalağa akşam olur
güz, nefti dolaklarını çıkarır da gelir

elini elimize dokundurmadan










26 Ağustos 2011 Cuma

MİLLİYETÇİLİK VE KÜRT MESELESİ - Sevan Nişanyan

İnsanlar neden illa ki “benim dilimi konuşsun, isterse çapulcu olsun” sıfatında birilerinin yönettiği bir ülkede yaşamak ister, bundan ne zevk alır, bir gün bile anlamış değilim. Amerikan üniversitesine pekala gidiyorsun, Singapur şirketine çalışıyorsun, Japon hastanesine yatıyorsun, İngiliz kitabı okumayı seviyorsun, Arjantinli sevgili tutuyorsun. Neden yaşadığın ülkenin tarım orman ve hayvancılık bakanlığı seninle aynı dili konuşmaktan başka hayatta bir artısı olmayan öküzlerin elinde diye mutlu olasın, vallahi anlamaktan acizim. Avusturyalı daha iyi yapıyorsa ver o yapsın, sana ne?

Yani Kürtlerin bağımsızlığı fikrine en ufak bir sempatim yok. Ona bakarsan Türklerin bağımsızlığı fikrine de sempatim yok. 1919’da burasını bir müddet İngilizler yönetseydi bugün bin kat daha iyi bir yerde yaşıyor olurduk, şüpheniz olmasın.*

Ha Kürtlere nerede sempatim var söyleyeyim.
Birileri eline sopayı almış yüz senedir memleketi sıra dayağından geçirmiş. Habire adamlara kimlik üzerinden hakaret ediyor, bizim atalarımız Ortaasyadan geldi size kodu, siz zaten adam sayılmazsınız, diliniz yok, kültürünüz yok, tarihiniz yok, ne mutlu yüce ırkımızdan olana, ya seversin ya terkedersin, sus hizaya gel eşek herif o dili konuşma diye girişiyor.

Şimdi, asgari onur sahibi olan bir insan böyle şeye tahammül edemez. Normal olarak hayatta kimlikle mimlikle işi olmayacak biri de olsa hakaret karşısında o kimliğin onurunu sonuna kadar dik tutmak ister. O lafları da Allahın izniyle o heriflere yedirir. Doğrusu budur. Bunu yapıyorsa alkışlanır. Yapmıyorsa “demek ki haketmişin” derler.

Derdimiz Kürtlere bağımsızlık yahut özerklik yahut demokratik bilmemne değil, hayır. Maksat o hakaretleri sahibine yedirmek. Kürtlere – ve Ermenilere, Japonlara, Türklere vs. – hakaret edemeyecekleri bir ambiyansı yaratmak. Yani derdimiz Türkiye meselesi, Kürtiye değil. Yoksa bana ne Kürdistandan? İki yılda bir kere Diyarbakır’a gideceksem ha pasaportla gitmişim ha pasaportsuz, ne fark eder?

Önceki yazıda başka şey anlatmışım ama, Allah için bir kişi anladı mı bilmem.

Bırak Kürtler haklı mı haksız mı davasını, yazı onunla ilgili değil. Bir gözlem yapıyor. Diyor ki dünyada ufak ulus milliyetçiliği azmıştır. Bir milletin öbür milleti kafasına göre yönetebildiği devir kapanmıştır. Koca Sovyetler Birliği yapamadı, Yugoslavya yapamadı, Saddam Hüseyin yapamadı, Etiyopya bile yapamadı. Hani nüfusu bir-iki milyon olur, ya da Tibetliler gibi kendi yurtlarında azınlığa düşmüş olurlar, belki. Ama on küsur milyonluk, coğrafi bütünlüğe sahip dünya yüzünde başka örnek var mı? Yok. Hepsi bu kadar. Hayal kurmanın alemi yok. Ya Türkiye aklını başına toplayıp Kürtleri memnun edecek bir çözüm bulacak. Ya da bugün olmazsa yarın, acı hakikatle yüzyüze gelecek. Başka ihtimal bulunmuyor.

Bundan 150 sene önce biri dese ki Bulgaristan, Arnavutluk yarın öbür gün kopar, herhalde saçmalıyor derlerdi. Sonuç ne oldu, sen ona bak.

Hem gaz ver, gaz ver, nereye kadar? Türkiya büyük ülkedir, çok çok çok büyük ülkedir, sıfır sorun padişahıdır, Somalinin hamisidir, peki, ama gazla bu iş bir yere kadar yürür. Sonra patlar.*
Sonra yazı hiç tahmin etmediğiniz iki argümanla devam ediyor.

Bir, zannettiğinizin aksine vakit Türklerden değil Kürtlerden yana. Cumhuriyetin ilk devrinde oraları bugünkü kadar Kürdistan değildi. Mardin’e Kürtleri sokmazlardı. Siirt’te, Urfa’da, Adıyaman’da kimse Kürtçe konuşmazdı. Şimdi git bak ne oldu. Van’ı saymazsan Türk kalmadı. Süryani kalmadı. Araplar sindi, kayboldu. Zazalar araziye intibak etti. Kürt nüfus deli gibi arttı. Ve Batıdan göründüğü gibi hiç değil, özgüvenleri geldi, Kürtlükleri keskinleşti. İyi mi oldu kötü mü oldu demiyorum. 35 yıldır memleketi bucak bucak gezen ve bölgenin tarihini iyi bilen biri olarak, gördüğümü söylüyorum.

İki, sopa yöntemi ters tepti. Haklıydı, haksızdı, ama insancıklar yazık filan demiyorum bakın. Onlar ayrı mevzu, sırasıyla ona da geliriz. Buz gibi bir tespit: adamları vurdukça, dövdükçe, hapiste bilmem nerelerine cop soktukça tırsmadılar; daha bilendiler. İtiraf edeyim, direnmeleri hoşuma gidiyor. Bana da yapsalar inşallah ben de bilenirdim. Ama hoşuma gitse de gitmese de olgu bu. Fakt yani. 76’da, 80’de oralara giderdim, o zamanki haleti ruhiye ne, bugünkü haleti ruhiye ne. Arada uçurumlar var, ve korkma, sinme, tevekkül etme yönünde değil, zalimi hor görme yönünde. Galip geleceklerine inanmışlar. Daha bundan öte başa çıkamazsın. Yenildiğini kabul edeceksin. Bitti. Değiştir plağı. Hepsinin sorumlusu Ergenekon’du de, beş tane aptal paşayı içeri at, yeni sayfa aç.*

Ha bundan ne sonuç çıkarmışım? Yaşasın halkların bilmemesi mi demişim, zafer narası mı atmışım? Hayır. Türkiye’nin toprak bütünlüğünün korunması lazım demişim. Hatta o yetmez, Kuzey Irak’la Suriye de Türkiye’nin yörüngesine girse ne iyi olur diye üstü kapalı niyet belirtmişim. (Evet, merak ettinizse söyleyeyim, Ermenistan da girse ben şahsen sevinirim.)

Ama bunun için ne lazım? Bir dar, bir de geniş açılı lens lazım.

Dar olanı şu: Dünyada biri büyük biri küçük iki milletin başarıyla bir arada tutunabildiği örnekler nereler? Saymışız, Büyük Britanya var, İspanya var, iyi kötü Kanada var. Türkiye’nin önündeki örnekler budur. Aşağı yukarı bunlardan birine benzeyen, yahut o minval üzerine yeni bir şeyler kotaran bir model buldun buldun. Yoksa unut Hakkari’yi. Amerika’yı baştan keşfedecek değiliz. Model budur, çözüm de şayet bulunacaksa orada bulunacaktır.

Geniş olanı da şu: Türklerin o allahın cezası millet-i hakime kibrini kırmadıkça çözüm mözüm olmaz. Kürt kardeşim yerine aynı rahatlıkla Kürt ağabeyim diyebildiğin gün, sünnetsiz Ermeni dölünün de bu milletin mukadderatında omzu ve ağzı kalabalık yeniçeri kadar hakkı olduğu fikrini içine sindirebildiğin gün bir önceki paragrafta sözü edilen çözümleri adam gibi masaya koyup tartışabilirsin. Yoksa konuşalım diye ağzını her açtığında karşındaki sadece hakaret duyar; açılımın da ayağına dolanır; vermeye tenezzül ettiğin haklar da, verdiğin gün solar, kurur, dökülür.

İşte buyurun, çözüm perspektifi. Bana sorarsanız gayet vatanperver, yapıcı, iyimserimsi bir perspektiftir. Ama yok öyle değil deseniz de üzülmem. Yeter ki adam ne demiş diye merak edin, kırk senelik bayat şablonlarla sayfamı doldurmayın.
Mersi.



24 Ağustos 2011 Çarşamba

MECELLEYLE CEBELLEŞME - Köylü* (Numan Dönmez )


*Sermuharririmizin kendisine verdiği vazifeyi bi hakkın ifa eden Köylü’ye Tahsisat-ı Mestureden yüklü bir ödeme yapılmıştır.

1.Sıfat-ı arızada aslolan ademdir. (Önemli olan sonradan edinilen özellikler değil insanın kendisidir.)

2 .Def-i mefasid,celb-i menafiden evladır. (Kötülüklerin etkisizleştirilmesi, yararların elde edilmesinden iyidir.)

3.Zaruretler,memnu olan şeyleri mübah kılar. (Zorunluluk,çaresizlik yasak olan şeyleri yapılabilir duruma getirir,yasak olmaktan çıkarır.)

4.Bir özür için caiz olan şey, o özrün zevali ile batıl olur. (Bir engel için geçerli olan neden,engel ortadan kalkınca anlamını yitirir.)

5.Mani zayi olunca memnu avdet eder. (Engel ortadan kalkınca yasaklanan şey geri gelir,serbest olur.)

6.Kelamda aslolan mana-yı hakikidir. (Sözde önemli olan gerçek anlamdır..Yani: Ne diyo len buuuu?)

7. Mana-yı hakiki,müteazzir olduğunda mecaza gidilir. ( Gerçek anlamı dile getirmek zorlaştığında mecazlardan yararlanılır.)

8.Sual cevabda iade olunmuş addolunur. (Bir yanıtın içinde hangi sorunun karşılığı olduğu da vardır.)

9.Sabite bir söz isnad olunmaz, lakin maraz-ı hacette sükut beyandır. (Susma hakkını kullanana bir söz mal edilemez,fakat gerektiğinde susmak da anlamlandırılabilir..Yani:Sükut ikrardan gelir.)

10.Hatası zahir olan zanna itibar yoktur. (Hatası ortada olanın-sanığın- sözüne,kendine güvenilmez.)

11.Bi kader'l- imkan şarta riayet olunmak lazım gelir. (Olanak ve koşulların değiştiremeyeceği yazgıyı kabullenmek gerekir.. Yani: Takdir- i ilahi.)

12.Mazarrat menfaat mukabelesindedir. (Zararlar,elde edilen yararların bedelidir,karşılığıdır.)

13.Külfet ni'mete ve ni'met külfete göredir. (Çekilen güçlüklerle elde edilen sonuçlar birbiriyle orantılıdır. Yani:Ne kadar ekmek,o kadar köfte.) 14.Hayvanatın kendiliğinden olarak cinayet ve mazarratı hederdir. (Hayvanların,insanların istem ve denetimi dışında ölmeleri,birbirlerini öldürmeleri,zararları boşa gider.)

15.Gayrın mülkünde tasarrufla emretmek batıldır. (Başkalarının malı-mülkü hakkında ileri geri konuşmak,karar vermeye yeltenmek boştur,yanlıştır. Yani: Elin üçünden beşinden sana ne len.!)

22 Ağustos 2011 Pazartesi

TURGUT UYAR ŞİİRLERİ

BİR İNTİHAR AKŞAMI ÜSTÜNE
SÖYLENTİ

Her şey bir unutkanlıktı
arada bir deliler gibi kavuştuğumuz
tüfekle vurulmuş bir parsın yarasında
kısacık yoğun bir akşam
biliyordum bir soğuktu nereye varsam
bir yanımda bir el bir yanda vazgeçilmez bir sancı ve
kısacık yoğun bir akşam.”

FREDERİCO GARCİA LORCA İÇİN
“(…)
Bir halkın gösterişsiz, sessiz cömertliğinde
Ölüm nasıl söylenirse öyle
İspanyol dilinde
ve her dilde...
obra
completas
Artık kat iyen biliyoruz;
Halk adına dökülen kan
Sapı güldalı güzelliğinde bir bıçaktır
Dişlerin arasında...
İspanya da
ve her yerde...

ÇOK ÜŞÜMEK

“Bir Kalır uzun resimlerde anısı sakallarımızın
Urban içinde Üşüyüp Üşüyüp kaldığımızın
Bir Kalır yanık yağlar yataklarda o oteller
Meydanlar heykeller sizin olmadığınız o her yer
O çok yalınç gerçekli gelip gitmeler
Bir Kalır uzun duvarlar ve onların dipleri
Bir Kalır Yılgın Adamların hep "Evet" dedikleri

Çok üşürdük hep üşürdük üşümekti bütün yaşadığımız
Üşürdü ellerimiz aşkımız sonsuz uzun sakallarımız

20 Ağustos 2011 Cumartesi

KÖYLÜ'DEN BİR SÜMBÜLZADE VEHBİ ŞİİRİ

Hayli zemandır uzak kaldığım muhterem karilerimi bi-hudut hürmetlerimle selamlarım.Bu avdetimde , divan şiirimizin fırlama şuarasından Sümbülzade Vehbi'nin ziyadesiyle meşhur bir manzumesini takdim edeceğim.Malumat-ı evvel (ön bilgi):Divan edebiyatında 'rücu' diye bir söz sanatı vardır.Şairin,söylediği sözü,anlamı güçlendirmek için geri alıyormuş gibi yapıp düşüncesini pekiştirmektir.Vehbi'nin RÜCU şiiri bunun güzide misallerinden biridir.Rivayet olunur kim,padişah Vehbi'ye,'Bana öyle bir şiir yaz ki,beyitlerin ilk mısralarında boynunu vurdurmak için celladı çağırayım,ikinci mısralarında ise sana bir kese altın vereyim. Bunun üzerine Sümbülzade Vehbi aşağıdaki şiiri yazar:

Azm-i hammam idelüm, sürtüştürem ben sana
(Hamama gidelim, ben sana sürtüştüreyim)
Kisi ile sabunu, rahat itsin cism ü can
(Kese ile sabunu, bedenin ve ruhun rahatlasın)
Lal-i şarab içirem ve ıslatıp geçirem
(Kırmızı şarap içireyim ve ıslatıp geçireyim )
Parmağına yüzüğü, hatem-i zer dirahşan
(Parmağına yüzüğü,o parlayan altın mührü)
Eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır,
Lale ile sümbülü kakülüne nevcivan (delikanlı)
Diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
Bir gümüş ibrik ile destine ab-ı revan (eline su )
Salınarak giderken arkandan ben sokayım,/
Art eteğin beline, olmasın çamur aman
Kulaklarından tutam,dibine kadar sokam,
Sahtiyandan çizmeyi,olasın yola revan
Öyle bir sokayım ki,kalmasın dışarda hiç,
Düşmanının bağrına hançerimi nagehan (birden)
Herkese vermektesin,bir de bana versene,
Avuç avuç altını,olsun kulun şaduman (sevinçli)
Eğer arzu edersen ben ağzına vereyim,
Yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman
Sen her sabah gelesin,ben Vehbi'ye veresin,
Esselamün aleyküm ve aleyküm esselam











15 Ağustos 2011 Pazartesi

YOL - Ayla Pakyüz

Kaldırım kenarında bir siper
gölgesiz yolcuların sığınağıdır
her noktada yeniden başlayan tümceler
sonsuz takiplerimin nesnesi
gölgeme benzer
bir kaçan bir kaybolan
izsiz lekelerdir

ardından yetişemediğim zamanın
kanıtlarını silen güneşin peşinde
bir şey arıyor dünya
ne de düzgün yuvarlanarak

aydınlığı hiçliyor şu barışsız öfke
içkin bir savaşı istemedi hiç
ölüsünden sıyrılıyor üst beden
önce öksüz bırakılıp
gömülüyor tarihe
dimağımıza atılan kurşunlarla
yitirilerek artıyor zaman
sonra ekleniyor süslenerek
satırların sabrına

usumu uyandıran soluksuz karmaşanın
kaybolmuş dehlizlerinde fark ettim
her biri aynı patikaya çıkan kapıları
merakım da olmasa göremezdim
kara bir tünelin ucundan başlayacağını
en tekin yolculuğumun

bir kapı seçtim daldım içine andan
sezgimi örseliyor artık
konuşmak havadan sudan
1999

HAVADAN SUDAN - Ayla Pakyüz


Suya değdirdim ayaklarımı
bulutlara karışırken memleketsiz sisler
bir dalga sesini çığırdım ıslığımla onlara
zamanın ardına itilmiş ıssız kıyıların
şimdi öksüz kayalıklarında

suya değdi ayaklarım
martıların karaya saplanmış gagalarına
dikkatini çekemedim göçmen kuşların
havayı suyu düşündüm bir kez daha
bir tek kendisini göremeyince gözüm
konuştum havadan sudan
kalabalık adalar arasında

vapurlarla yarışmaktan yılmış bir martı
şiirine isim bulamayan bir şair kadar dalgın
dolanıyor damlarda bacalarda
yalnızlığı artık istemeyen bir yalnız gibi seyri
hüzünleriyle konarken gözümün deryasına

suları köpürtse de seferleri vapurların
köpürmüyor eskisi gibi
büyüdükçe küçülen hayaller
ufkun sonsuz tüneline çekildikçe
umutlar gözden yiter
vapurlar küçük artık
değil bir küçük gözdeki gibi

yine de büyümek güzel
her yaşta çocuk olmak
umutsuzken umut
yolcuyken
yol
1999

ŞAİR AYLA PAKYÜZ HAKKINDA

16.09.1970 Üsküdar’da doğdu. Çocukluğu Erenköy'de geçti. Erenköy Kız Lisesi’nde okudu. Marmara Üniv. AEF Resim-İş Eğitimi Bölümü’nden 1995'de mezun oldu. 1990-98 yılları arasında profesyonel olarak manken, oyuncu, reklâm yazarı ve yönetmen yardımcısı olarak çalıştı. Çeşitli sanat dergilerinde estetik ve sanat tarihi içerikli makaleleri, şiirleri yayınlandı. 1997’de Mimar Sinan Üniv. GSF Sinema-TV Bölümü’nde başladığı yüksek lisans eğitiminin ardından Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türk Sanatı ABD alanında araştırma yaptı. 2000 yılında MEB’na bağlı kadrolu Resim öğretmeni olarak atandı. Yürüttüğü dersler ‘Görsel Sanatlar’, ‘Teknoloji ve Tasarım’ olup, ayrıca vakıf üniversitelerinde ‘Sanat Tarihi’, ‘Çağdaş Sanat ve Tasarım’, ‘Sinema Tarihi’ seminer dersleri vermektedir. Eğitim bağlamının yanı sıra, sanat yönetmenliği, plastik sanatlar dekor tasarım olarak yürüttüğü sanatsal faaliyetlerini azaltarak; "kuramsal tasarım" ekseninden "bilgiden ve kendinden sezgiye geçiş" boyutuna dönüşen bir sürece "yeni"den gönüllü olmuştur.

5 Ağustos 2011 Cuma

ALMANYA’DA TKP’Lİ OLMAK - Hasan Gürkan

Göçmen İşçi Yoldaş,
Seni anlatmak istiyorum. Çünkü şimdi sen, hem olmayan partinin neferi, hem de laik, kemalist, marksist bir ulusalcı olarak prototipsin. Efradını cem-i ağyarını mani bir ademsin.

Yıllar önce sen Almanya’ya ülkendeki ekonomik sıkıntılarından kurtulmak için gitmiştin. Belki sosyalizmi hiç tanımıyordun, belki kulaktan dolma solcuydun. Mühim değil, asıl derdin paraydı. Nitekim göçmen işçiliğinin ilerleyen yıllarında da bir yanını hep para endişesi karakterize etti. Paralandıkça araba,ev,arsa- mülklendin. .Bu ara Almanca öğrendin,’medenileştin’.

Türkiye’de altmışlı yıllar yaşanıyordu.27 Mayıs askeri darbesi olmuştu. Türkiyeli kadim solcular gibi sen de taa Batı Berlin’de darbeyi müspet karşıladın. Ülkede eski TKP’lilerden bazıları legal alanda çalışmaya başladı. TİP kuruldu.O güne kadar 51ve 57 tevkifatlarında yediği ağır darbeler sebebiyle ülkede esamesi okunmayan TKP,avrupada göçmen işçiler arasında örgütlenmeye başlamıştı.Seni partileyecek olanlar bu süreçte partilenmişti.Ve işçi derneklerinde çalışıyorlardı.Türkiye’deki mücadeleyle ilgileri TRT’den dinledikleri,ellerine geçen gazetelerden okudukları kadardı İçinde yaşamıyorlardı.Sen de onlardan biriydin.TİP’lilerin, daha sonra MDD’cilerin,Dev-Genç’lilerin, burada grevler,mitingler,polis copları,işkence,faşist saldırıları altında yürüttükleri sınıf mücadelesinin çok uzağındaydınız.

1971 askeri darbesi geldi. Binlerce devrimci hapishanelere dolduruldu. İşkencelerden geçirildi. Mahirler Kızıldere’de Sinanlar Nurhak’ta katledildi, Denizler asıldı. Almanya’da yaşayan sizler, elbet bu olanlara üzüldünüz, öfkelendiniz.Ama sizlerin kılınıza bile zarar gelmedi.Bir yandan paralanmaya bir yandan mülklenmeye devam ettiniz

Seni partilediler. TKP’li oldun.Sovyetler Birliği çizgisinde bir komünist partisinin neferiydin artık.Partin sana itaat etmeyi,soru sormamayı öğretti.Değişmez,tartışılmaz kesin doğruları kavrattı.12 Mart darbesinin çözülme sürecinde diğer sol gruplar gibi TKP’de ülkede örgütlenmeye başladı.DİSK,Kitle örgütleri,fabrikalar,semtler çalışma alanlarıydı.Kısa sürede sol içinde etkin bir siyasi güç oldu.’Sınıf mücadelesi’ bir yanıyla cinayetlere varan sol içi kavga olarak sürüyordu.Yargısız infazlar,faşist cinayetler ülkenin her yanına yayılmıştı.Pek çok yoldaşımız katledildi.Almanya’da senin sırtın sağlamdı.Sana ezberletilenlerle ahkam kesiyordun.

Sonra 12 eylül geldi.Faşist askeri darbe ülkenin üzerine bir karabasan gibi çöktü.Faşizmin Diyarbakır’da,Mamak’ta diğer zindanlarda solun bütün renklerinden arkadaşlara,bizim yoldaşlara neler yaptığını cümle alem biliyor.Siz alamancıların gene’ karnınız tok eyniniz pek’ti. Hepsi bir yana buralarda bütün bunlar olurken ,siz Batı Berlin’de çıkarttığınız derginin kapağına faşist Evren’le Jivkov’un fotoğrafını koydunuz.Sen de parti disiplinine yumak için olmalı, bu rezalete sesini çıkarmadın.

Sonra Türkiye’ye dönüş,legal partileşme mücadelesi vb pek çok şey yaşandı.Parti tarihe karıştı.Ama Berlin’de yaşayan aralarında seninde olduğun bir avuç eski partili “TKP yaşıyor savaşıyor” diye kendilerini kandırmaya devam ediyorlar

Göçmen İşçi Yoldaş,

Enternasyonalistin ‘mil’i olmaz.Sen tatile geldiğinde kırk yıllık ezberinle anlamaya çalışıyorsun ülkeye.Marksizm bulaşmış,milli, kemalist,ulusalcı gözlüğünle bakıyor ahkam kesiyorsun.Üzme kendini tatiline devam et!

2 Ağustos 2011 Salı

KEMAL BURKAY ŞİİRLERİ

GÜLÜMSE
isciler iyi calissin, gulumse/Yoksa ben nasıl yenilenirim /Belki şehre bir film gelir/ Bir güzel orman olur yazılarda /İklim değişir,Akdeniz olur,gülümse

Sazlarım vardı,ırmaklarım vardıçok / Çakıl taşlarım vardı benim/ Ama sen başkasın anlıyor musun/Tut ki karnım acıktı;anneme küstüm /Tüm şehir bana küskün / Birkedim bile yok,anlıyor musun ?/ İklim değişir,Akdeniz olur,gülümse”
K.Burkay

DERSİM

Bir eski öyküdür bileceksiniz /Masallardan kalmıştır Dersim / Ülkemin ortasında gizli/ Yanık bir türküdür Dersim

Yıl otuz sekizdi dağlarda /İri ceviz ağaçları ve atım vardı / Belki bir gökyüzü savaşçısıydım / Bir arpa ekmeği kadar sıcaktı / Toprağım karım ve çocuklarım /

Oysa soğuk bir kuştur / Parıldar süngü / Bana niçin uzaksın düşündün mü? / Bu sularda ölüm bile güzel / Sen hiçkurşunların anlamını düşündün mü?

Yıl otuz sekizdi dağlarda/ İri ceviz ağaçları ve atım vardı /Güneş ve sular ülkesinde orda / Orda ki eski bir öyküdür dersim”
K.Burkay