Halkalı Kölelere ithaf
Ölmüşüm, mezara gömdüler. Biraz sonra zifiri karanlıkta ” Sefil günahkâr! ” diye haykırdı bir ses. “Allahı inkâr ettin, hiç ibadet etmedin. Kurban da kesmedin. Sırat köprüsünden nasıl geçeceksin ey gafil! ” “ Ben ateistim sizin allahınızı tanımıyorum. Neden beni kabul etmediğim bir dinin kaideleriyle yargılıyorsunuz “ diyecek oldum,ağzım dilim biber sürülmüş gibi yanmaya başladı.Acı dayanılmazdı.Çaresiz sustum.Ama aklıma ölmeden önce gördüğüm bir rüya geldi.Sırat köprüsündeydim.” Senin işin çok zor,imkansız gibi ” demişti melek.” Her şeyin bir yolu bulunur “ diye cebine bir tomar dolar sokuşturmuştum.”Kimseye bir şey söyleme, geç hadi” diye yolu açmıştı. ”Rüyanda verdiğin rüşvete güvenme salak !” diye kahkaha attı ses. Aklımdan geçenleri okuyordu.”Ahrette rüşvet işlemez,hem köprüye çift denetim getirildi ” “ Çift denetim ?” Gidince görürsün dedi. Işınladı beni.
Sırat köprüsünün önündeyim. Mahşer yeri gibi kalabalık. Kimi korkudan titriyor, kimi memnun, pişmiş kelle gibi sırıtıyor. Uzaktan köprü girişine bakıyor herkes. Zebella gibi dört görevli melaike var. Sırası gelene bir şeyler söylüyorlar, sonra kimine köprüde yol veriyorlar, cennete yolluyorlar. Kiminin kıçına bir tekme vurup köprüden aşağı yuvarlıyorlar. Canhıraş feryatlarla, sevinç çığlıkları birbirine karışıyor.
O ne? Herkesin alnında ışıklı iki rakam var.25-1,18-3,45-1 gibi. Benimkinde de olmalı. Ama ne manaya geliyor bu rakamlar bilmiyorum. Nihayet adım okundu, sıra bana geldi. Fevkalade heyecanlıyım.
“ Önce evlilik müessesesiyle alakanı değerlendireceğiz, sevap günah hesabı daha sonra görülecek ” dedi zebani ve devam etti: ” Alnında 24-1 yazıyor.24 sene bir kadınla evli kalmışsın.Sekiz kadınla evlilik dışı ilişkin olmuş.Yürrrü aşağıya !” deyip omzumdan itti.Boşluğa yuvarlandım.Bir platforma düştüm. Hiçbir yerim acımadı.Hepimizi evlilik kıdemine göre sıraya soktular.Herkesle bir şeyler konuşup pek çoğunu alevlerinin sıcaklığı hissedilen cehenneme yuvarladılar.Kaçış kurtuluş yoktu.Sıra bana geldi.Zebani küçümseyen bir edayla yüzüme baktı.”Cenabı Allah siz kulları için erkekseniz kadın,kadınsanız erkek çeşit çeşit insanlar yarattı.Sen 25 sene aynı kadınla yaşadın.Aklından hayalinden,rüyalarından pek çok kadın geçirdin.Pek çoğuyla sevişmeyi hayal ettin.Rüyanda hamamcı oldun.Suç işliyorum hissiyle kaçamak ilişkiler kurdun.Ama rabbimin nimetlerinden karından ve çevrenden korktuğun için adam gibi,açık açık,göğsünü gere gere yararlanmadın ,kendi kalınlığını aşklarla,başka kadınların ten kokularıyla yontarak inceltmedin.Suçlusun!Bundan böyle yüz ahret senesi ,on genç ve güzel kadınla birlikte yaşayacaksın.Hepsini her gün tatmin edeceksin.Bir tanesi bile şikayetçi olursa Malafat Zebanisi tarafından doldurulacaksın.Malafat gel buraya!”
Malafat zebanisinin malafatı kendinden büyüktü.Kan ter içinde uyandım.
24 Kasım 2010 Çarşamba
20 Kasım 2010 Cumartesi
SERMUHARRİRİMİZİN BAYRAM SEYAHATLERİ
MENEMEN, ALİAĞA, DİKİLİ, BERGAMA, ALTINOVA
HALKLARI KENDİLERİNİ ÇOŞKUYLA KARŞILADI!
Sermuharririmiz Hasan Şişman Gürkansız beyefendi kurban bayramı arifesinde kendisini telefonla, telgrafla, sms’le, maille, özel ulakla bayramlaşmaya davet eden hayranları arasından, zatı alilerine en çok yağ çeken Köylü namıyla maruf Numan Dönmez’i seçti.
Özel aracı, şoförü ve yavrusuyla yola çıkan Sermuharririmiz, yol boyunca emekçi halkın yanı sıra, laik küçük burjuvazinin kesif alakasıyla karşılaştı. Mütedeyyin dindar insanlara düşman oldukları halde, dini bayramlarda mış gibi yapan küçük burjuvaların hiç biri kurban kesmiyor, şefimize kurban kavurması ikram etmiyor, bayramınız mübarek olsun dersem şeriatçı olurum korkusuyla bayramınız kutlu olsun diyordu. Seyahat boyunca şefimizin yanından ayrılmaması iktiza eden Köylü, kendilerini ancak Altınova sapağında kendisi gibi mütekait bir otomobille karşıladı.
Köylü, H.Şişman Gürkansız beyefendinin gözüne girmek için, elinden maddi manevi ne geliyorsa esirgemedi. Sonunda muvaffak da oldu.Sermuharririmizin kendisine yüklü meblağda bayram bahşişiyle mükafatlandırdığı söyleniyor.
HALKLARI KENDİLERİNİ ÇOŞKUYLA KARŞILADI!
Sermuharririmiz Hasan Şişman Gürkansız beyefendi kurban bayramı arifesinde kendisini telefonla, telgrafla, sms’le, maille, özel ulakla bayramlaşmaya davet eden hayranları arasından, zatı alilerine en çok yağ çeken Köylü namıyla maruf Numan Dönmez’i seçti.
Özel aracı, şoförü ve yavrusuyla yola çıkan Sermuharririmiz, yol boyunca emekçi halkın yanı sıra, laik küçük burjuvazinin kesif alakasıyla karşılaştı. Mütedeyyin dindar insanlara düşman oldukları halde, dini bayramlarda mış gibi yapan küçük burjuvaların hiç biri kurban kesmiyor, şefimize kurban kavurması ikram etmiyor, bayramınız mübarek olsun dersem şeriatçı olurum korkusuyla bayramınız kutlu olsun diyordu. Seyahat boyunca şefimizin yanından ayrılmaması iktiza eden Köylü, kendilerini ancak Altınova sapağında kendisi gibi mütekait bir otomobille karşıladı.
Köylü, H.Şişman Gürkansız beyefendinin gözüne girmek için, elinden maddi manevi ne geliyorsa esirgemedi. Sonunda muvaffak da oldu.Sermuharririmizin kendisine yüklü meblağda bayram bahşişiyle mükafatlandırdığı söyleniyor.
KÖYLÜ’DEN BERCESTE VE SERMUHARRİRE YAĞ
'Vermez selam o serv-i hıraman gelir geçer
Yollarda ömr-i aşık-ı nalan gelir geçer'
Divan edebiyatının (17.yy. sonları-18.yy. başları) adı pek duyulmamış şuarasından Nazım efendiden aldığımız bu beytin meali şöyledir: Salınan selvi boyuyla dolaşan mağrur sevgili, ben aşıkına selam vermeden gelip geçer / Oysa acı çekip inleyen benim ömrüm, onunla karşılaşıp bir selamını alabilmek için yollarda geçer.
Sermuharrire malumat-ı hususiye: Zatınızın eser-i fevk-aladesi olan mümtaz ceride Manalı Posta'nın kari haznesinin fevk-el beşer bir sür'atle memalik sathına sirayet eddiğünü, ol babda şehr-i Stanbul'a vasıl olduğunu ve birçok karinin mazharlarına erişdiğünü nazar-ı dikkatlerinize arz ederim.
Malumu ilam tahtında’ merhum ölmeden önce sağdı’ diyor Köylü.SM
Yollarda ömr-i aşık-ı nalan gelir geçer'
Divan edebiyatının (17.yy. sonları-18.yy. başları) adı pek duyulmamış şuarasından Nazım efendiden aldığımız bu beytin meali şöyledir: Salınan selvi boyuyla dolaşan mağrur sevgili, ben aşıkına selam vermeden gelip geçer / Oysa acı çekip inleyen benim ömrüm, onunla karşılaşıp bir selamını alabilmek için yollarda geçer.
Sermuharrire malumat-ı hususiye: Zatınızın eser-i fevk-aladesi olan mümtaz ceride Manalı Posta'nın kari haznesinin fevk-el beşer bir sür'atle memalik sathına sirayet eddiğünü, ol babda şehr-i Stanbul'a vasıl olduğunu ve birçok karinin mazharlarına erişdiğünü nazar-ı dikkatlerinize arz ederim.
Malumu ilam tahtında’ merhum ölmeden önce sağdı’ diyor Köylü.SM
5 Kasım 2010 Cuma
KÖYLÜ'DEN SERMUHARRİRE FUZULİ İLE CEVAP!
“Aşk derdiyle hoşem, el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim, helakim zehr-i dermanındadır”
Sermuharririn tarafıma tevci buyurdukları 'abazanlık'
atf-ı cürümlerine cevaben intihab eylediğim Fuzuli'nin bu güzel beytinin
mealini takdim ediyorum değerli karilerime: Bir güzeli seviyorum ve bu yolda
çektiğim acılardan hoşnudum, ey doktor efendi, hastayım diye bana ilaç vermeye
kalkma, ben asıl o zaman hapı yutarım. Çünkü aşk biter, bu garip gider.
Kılma derman kim, helakim zehr-i dermanındadır”
Sermuharririn tarafıma tevci buyurdukları 'abazanlık'
atf-ı cürümlerine cevaben intihab eylediğim Fuzuli'nin bu güzel beytinin
mealini takdim ediyorum değerli karilerime: Bir güzeli seviyorum ve bu yolda
çektiğim acılardan hoşnudum, ey doktor efendi, hastayım diye bana ilaç vermeye
kalkma, ben asıl o zaman hapı yutarım. Çünkü aşk biter, bu garip gider.
4 Kasım 2010 Perşembe
SÜLEYMAN ŞAHİN'İN MEKTUBU
Manalı Posta’nın Muhterem Sermuharriri Hasan Gürkan Efendi’ye,
Köylü namıyla maruf refikimiz Numan Efendi’nin divan edebiyatı’ndan zevk-ı selimle seçtiği ve derin bir vukufla mealen günümüz Türkçesiyle cerideniz kar’ilerine arz ettiği mısra-ı bercesteler ve muhteşem beyitleri büyük bir keyifle kıraat ederken 40 yıl evvel şahsıma gönderilmiş bir nâmeyi - gözlerim yaşararak, burnumun direği sızlayarak ve o günlerimize duyduğum derin bir hasretle iç geçirerek - hatırladım.
Zat-ı âlilerinizin de hatırlayacağı üzre 1968 Haziran’ının hitamında Gazi’yi bitirmiş çiçeği burnunda Türkçe muallimleri olarak kur’a çekmiş ve tespih taneleri gibi Anadolu’nun çeşitli şehir ve kasabalarına dağılmıştık. Zatınız memleketim Tokat’a, bendeniz Aydın-İncirliova’ya, aynı sınıftan refikimiz Rıdvan Sertlek efendi de Nevşehir’in Avanos (O Avanos ki Hititlilerden bu güne binlerce yıldır Kızılırmak’a rengini veren killi topraklar, bu yöre çömlekçisininin çarkında yeniden testi, çanak, çömlek olarak hayat bulmaktadır.) kasabasına tayin olunmuştuk. Bahis-i mevzu nâme Rıdvan biraderimiz tarafından bendenize gönderilmişti. Ne derece yalnızlık çektiğini, bunaldığını en tesirli şekilde ifade etmek üzre şiire sığınmıştı ve sık sık mektup yazmamızı reca ediyor –ne recası düpedüz yalvarıyordu.
Nâme, Seyranî’nin
Kör de bilir Avanos'un yolunu,
Testi, çanak kırığından bellidir." mısraları ile başlamaktaydı.
Nâmenin hitamında ise Bağdatlı Mehmet Fuzulî Efendi’nin şu yürek kavurucu beyt-i meşhuru yer almaktaydı:
Ne yanar kimse mene âteş-i dilden özge,
Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı!
(Mealen: Tutuşup kavrulan gönlümden başka ne kimse benim için acı çeker; ne de sabah yeli dışında kimsecikler kapımı açar. )
Apaçık meydandaydı ki Rıdvan biraderimiz, fiilî bir fikir hürriyetinin yaşandığı, dünyanın bütün büyük kentlerinde olduğu gibi devrim kasırgasının salladığı 68 Ankara’sını ve özellikle de her biri nev’i şahsına münhasır rengarenk şahsiyetlerden müteşekkil sınıfımız ortamına şiddetle ihtiyaç duymaktaydı. Ve anlaşılan Avanos kasabasının muhafazakâr içtimai iklimi biraderimize pek yaramamıştı.
1 Kasım 2010, İstanbul
Süleyman ŞAHİN,
(İsm-i müstearı Yusuf ERDEM)
Eziz biraderimiz Köylü’ye ve muhterem hemşiremiz Vildan Hanıma ve meni közel tanıyan tüm dostlara
Köylü namıyla maruf refikimiz Numan Efendi’nin divan edebiyatı’ndan zevk-ı selimle seçtiği ve derin bir vukufla mealen günümüz Türkçesiyle cerideniz kar’ilerine arz ettiği mısra-ı bercesteler ve muhteşem beyitleri büyük bir keyifle kıraat ederken 40 yıl evvel şahsıma gönderilmiş bir nâmeyi - gözlerim yaşararak, burnumun direği sızlayarak ve o günlerimize duyduğum derin bir hasretle iç geçirerek - hatırladım.
Zat-ı âlilerinizin de hatırlayacağı üzre 1968 Haziran’ının hitamında Gazi’yi bitirmiş çiçeği burnunda Türkçe muallimleri olarak kur’a çekmiş ve tespih taneleri gibi Anadolu’nun çeşitli şehir ve kasabalarına dağılmıştık. Zatınız memleketim Tokat’a, bendeniz Aydın-İncirliova’ya, aynı sınıftan refikimiz Rıdvan Sertlek efendi de Nevşehir’in Avanos (O Avanos ki Hititlilerden bu güne binlerce yıldır Kızılırmak’a rengini veren killi topraklar, bu yöre çömlekçisininin çarkında yeniden testi, çanak, çömlek olarak hayat bulmaktadır.) kasabasına tayin olunmuştuk. Bahis-i mevzu nâme Rıdvan biraderimiz tarafından bendenize gönderilmişti. Ne derece yalnızlık çektiğini, bunaldığını en tesirli şekilde ifade etmek üzre şiire sığınmıştı ve sık sık mektup yazmamızı reca ediyor –ne recası düpedüz yalvarıyordu.
Nâme, Seyranî’nin
Kör de bilir Avanos'un yolunu,
Testi, çanak kırığından bellidir." mısraları ile başlamaktaydı.
Nâmenin hitamında ise Bağdatlı Mehmet Fuzulî Efendi’nin şu yürek kavurucu beyt-i meşhuru yer almaktaydı:
Ne yanar kimse mene âteş-i dilden özge,
Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı!
(Mealen: Tutuşup kavrulan gönlümden başka ne kimse benim için acı çeker; ne de sabah yeli dışında kimsecikler kapımı açar. )
Apaçık meydandaydı ki Rıdvan biraderimiz, fiilî bir fikir hürriyetinin yaşandığı, dünyanın bütün büyük kentlerinde olduğu gibi devrim kasırgasının salladığı 68 Ankara’sını ve özellikle de her biri nev’i şahsına münhasır rengarenk şahsiyetlerden müteşekkil sınıfımız ortamına şiddetle ihtiyaç duymaktaydı. Ve anlaşılan Avanos kasabasının muhafazakâr içtimai iklimi biraderimize pek yaramamıştı.
1 Kasım 2010, İstanbul
Süleyman ŞAHİN,
(İsm-i müstearı Yusuf ERDEM)
Eziz biraderimiz Köylü’ye ve muhterem hemşiremiz Vildan Hanıma ve meni közel tanıyan tüm dostlara
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)