MANALI İNTİBA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MANALI İNTİBA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2011 Pazartesi

KİDEMLİ SİYASİ GÖÇMEN SELÇUK UZUN'UN ALMANYA'DAN ALMANYA İNTİBALARI

HEM SEVERİM, HEM SEVMEM,HEM DE GICIK OLURUM

(Severek,sevmeyerek,gıcık olarak okunacak bir yazı.MP)

Bu Almanya denilen memlekette 24 yildir yaşadıktan sonra, insan bazı şeyleri çok seviyor,
bazılarını sevmiyor, hatta gıcık oluyor. Tabii bunlar benim kişisel görüşlerim.

İlk önce sevdiklerimden başlıyorum:

Ben bu memleketin trafik düzenini severim. (Başka ülkeye gittiğinizde afallarsınız.)
Arabamı geceyarısı durdurup "Guten Abend“ (iyi akşamlar) diyen, kendini tanıtan, nazikçe
ehliyet ve ruhsatımı isteyen, "alkol muayenesi yapabilir miyiz“ diye soran, kontrolden sonra
"Danke schön“ (Teşekkür ederim) diyerek " "Gute Fahrt“ (iyi yolculuk) dileyen Alman trafik
polisini severim. (Çok 'nazik'tirler.)
Ben Almanların caddelerini ve sokaklarını severim. Çünkü sel felaketi dışında, en şiddetli
yağmurda bile ortalığı sel basmaz. (Bassa bile 15 dakika sonra "burayı sel mi basmıştı ya!“
dersiniz.)
Ben Almanların kütüphanelerini severim. (O kadar sessizdir ki, nefes almaktan korkarsınız)
Almanların "Entschuldigung“ (Özür dilerim) "Verzeihung“(Affedersiniz) ve "Es tut mir
Leid“ (Üzgünüm) demelerini çok severim. (Özür dilemesini bilirler.)
Alman "Finanzamt“ ının (Vergi Dairesi) vergi denkleştirmesi yapmamı hatırlatan mektubunu
severim. (İstersen vergini ödeme bakalım!)
Alman tezgahtarın 1 Cent para üstünü hiç sormadan geri vermesini severim. (Sıkıysa
vermesin!)
Almanların "Bratvurst“u (Beyaz sosis) ile birq içmesini severim. (Zaten bu adamlar bu
yüzden şişko)

Sevmediklerim:

Bize ikide bir misafir olduğumuzu hatırlatan politikacıları sevmem. (Hala böyleleri var)
Ben Alman Parlamentosundaki görüşmeleri hiç sevmem. Ruhsuz, kavgasız-gürültüsüz geçer.
(Herkes efendi efendi görüşünü söyler, teşekkür eder ve gidip yerine oturur.Ya hiç olmazsa
birine sataş deqil mi?)
Ben Almanların "Sauerkraut“unu (Sirkeli ekşä lahana salatası) hiç sevmem. Midem ayağa
kalkar. (Nasıl yerler anlamıyorum ki)
Ben Alman milli takımının futbolunu sevmem. Adamlar ruhsuz oynuyorlar. (Son yıllar hariç
diyorum, çünkü takımın yarısı yabancı)
Ben kendisine karşılıksız verilen herşeyden kuşkulanan Almanları sevmem. (Ben de
vermiyorum zaten)
Ben Alman filmlerini ve dizilerini hiç sevmem. Müsamere gibidir. ( Filmde yabancılar çoksa
iş değişir)
Biz yabancılara misyoner ruhu ile gereğinden fazla yardım eden Almanları sevmem. (Fazla
merhametten maraz doğuyor)
Yabancılar üzerinden kariyer yapan Almanları sevmem. (Fazla ukala olurlar)
Bu ülkenin günde beş kere değişen havasını da sevmem. (Buradaki Türkler "Almanların bi
karısına bi de havasına güvenme“ derler.)
Ben Alman şaraplarını sevmem. (Çünkü üzüm kokar)

Gıcık olduklarım:
Ben bu memlekette günlük yaşamı düzenleyen 100 bin kuralın 95 binine gıcık olurum. (Kaos
çıkmasından ödleri patlar)
Trafik kurallarına uymayan Almanlara gıcık olurum. (Kuralsız Alman, Alman değildir!)
Şerit değiştirdikten veya tam dönerken sinyal veren Almanlara gıcık olurum. (Bu nedenle
korna çalarım ve korna çalma yarışı başlar)
Her başı sıkışan Almanın “Beratung”a (Danışma´ya) da “Therapie”ye koşmasına da gıcık
olurum. (Ne kadar sorunlu adamlar bunlar ya!)
Almanların olur olmaz herşeye “Bedinungsanleitung” (Kullanim kılavuzu) yazmalarına gıcık
olurum. (Aman Allahım, sandalyeye nasıl oturulacağını bile yazarlar)
Almanlarin tasma takarak kedi dolaştırmalarına gıcık olurum. ( Dört bacaklılılara hürmet çok
fazladır burada!)
Trafikte orta parmağını gösterdikten sonra kaçan ama ilk ışıkta yakaladığım Almanın,
arabanın bütün camlarını kapatıp, kapıları kitledikten sonra, başka tarafa bakmasına gıcık
olurum. ( Ya o parmağı gösterme ya da erkeksen çık dışarı!)
Ben bir Almanın yarım yamalak Almanca konuşan bir yabancıya “Ay,siz ne kadar güzel
Almanca biliyorsunuz” demesine resmen gıcık olurum. (Böyle konuşarak, Almancanın içine
etme demek isterler)
Ben bir Almanın yabancıların misafirperverliğini suistimal etmesine de alenen gıcık olurum.
(Ne bulurlarsa yerler, rakıyı bile bir dikişte içerler)
Hayatında ilk defa Türkiye`ye tatile gidip gelen bir Almanın “Ay, siz ne kadar
misafirpervermişsiniz” demesine fena halde gıcık olurum. (Hani sanki biz buradakiler
hödüğüz de!)
Haftanın sekiz günü arabasını yıkayan Almana gıcık olurum. (Valla seyyar araba yıkama
ekibi iyi iş yapar)
Köşedeki meyhanede bira içmek için “Kalender”ine (Randevu ajandasına) bakan Almana
gıcık olurum. ( Hala ne kadar disiplinli olduklarına şaşarım)
Almanların “Ordnung-Sauberkeit-Disziplin” (Düzen-Temizlik-Disiplin) kelimelerine gıcık
olurum. (Artık sigara izmaritini bile yere atanlara bunları söylüyorlar)
Almanlarin eşyalarını atarken, ilk önce yabancıya ister misiniz diye sormalarına da gıcık
olurum. ( Ben de eşya atarken ilk önce onlara soruyorum)
Bizi bizden iyi bildiğini iddia eden Alman beni gıcık eder. (Valla bazıları bizi çok iyi bilyor)
Trafik kazasından sonra olay mahalline çağrılan Alman trafik polisinin trafik kuralları
nutkuna gıcık olurum. ( Tabii içimden neler demem ki!)

Tüm bunlardan sonra hatta çaktırmadan entegre bile oluyor insan. Bir de bize bu konuda hep
nutuk atıp dururlar. Velhasıl sevdiğim, sevmediğim ve gıcık olduğum yanlarıyla, bu ülke yani
çok sevmesem de, biraz fazla gıcık olsam da, ama biraz da sevdiğim, başka bir ülkeye
gittiğimde "bu ülkede yaşanır mı“ deyip, özlediğim, yine de kürkçü dükkanı gibi geri
döndüğüm burası, hiç te fena bir ülke değil gibime mi geliyor mu dersiniz galiba!