11 Aralık 2012 Salı

HALE KORAY’IN KENDİ SEÇTİĞİ İKİ GÜZEL ŞİİRİ:



BİR SOKAK İNSANININ ÖLÜMÜNÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Bu şiir soğukta donarak ölen bir savaşçıya adanmıştır.                             
Yurdu göreve demişti.                      
Gitti.

Kara saçlarını dökmüş yüzüne gece
            Kımıldıyor
Karanlıkları kımıldıyor kaldırımların  
İnsan kümeleri kımıldıyor
 
Sessizliği  konuşur gecelerin
” Maişetim tehlikede,
devran değişken
düzen kaypak
günübirlik sevgiler
İnsan ayağı değmemiş korkular cengelinde
haykıran bir dehşetle doluyor ruhum
Ruhum ki içerlek bir sokak,
şimdilik kendi karanlığına sığınıyor”


Sokak insanları korkulu şeyler düşündürüyor
daha önce düşünmeye yüreğimizin yetmediği
Varolmakla olmamak arasındaki alacakaranlıkta
öfkesi güdükleştiğinden bağıramayan
Arthur gibileri
İsmin
in Arthur olduğunu öğrendi başkalarından.
Hiçbir kanıtı yok o ismin
ne bir senette imza
ne de bir sevda namesinde
Henüz doğmuş bir bebek gibi beceriksiz,
Arthur varolma oyununda
Göbeği  kesilmemiş bir bebek, doğumda ölmüş bir anadan
Gündeminde ekmek var Arthur' un çöp kutularından
Alesta bu gece Arthur
Bir şişe bürbonla takasa 'Purple Heart' ını
Dindirecekse şayet kulaklarını kemiren çığlıklarını
Çekik gözlü Hanoili  çocukların


'Hepsi senin kafanda ' diyorlar
'çığlık mığlık hepsi kafanda'
Shelter'deki silah arkadaşları
İlerde ışıyor, karanlıkta
Dupond Circle'ın beyaz kadınları
Sular fışkırıyor mermer memelerinden
Çevresinde fıskıyeli havuzun sereserpe sefalet
keyifle güneşleniyor
''It's a fucking free country'' diye söyleniyor biri
rüzgara çarparak sesini.
Yanındaki boğulurca öksürüyor,
gülüyor deliler gibi.
Senin benim boşluk dediğimiz yere bakarak
kahkahalarla sarsılıyor.
Giderek çırılçıplak soyunuyor korkularından
Arthur ve gibileri
Şiiri, bir çınar gölgesinde usulca öpüşmeyi,
ve daha kimbilir başka ne güzellikleri
çoktan çıkarmış gözden                                                                   

Bir başkası, bir başka kaldırımda  paçavradan bir yumak
ölüme Arthur'dan bir kaç gün daha uzak,
krallığını sürüyor
bir kalp atışıyla duruşu arasındaki o şahane ülkenin                                   


Arthur bir küheylan üstünde dolu dizgin
geceyle gündüzün farkını koşuyor
Her solukta tükeniyor filozofluğu
Yıldızların teker teker düşmesine itirazı yok semadan.
Üstüne basarak yıldızların,
müstesna bir güneşe yükseliyor.


Ocak 1990

ÖĞÜT

Öyle geceleriniz varsa sürün keyfini
Bilin kıymetini
Vezneciler yokuşunda bir meyhanenin
Örselenmiş, buruşuk
Ekose masa örtülerinde, ikiyüzseksen kuruşluk
Kırmızı Marmara şarabı içilen
Ve Laleli’den sulusepken
Erguvan ışıklarla örülü bir gecede
Aşk sıyrılmış buluttan
Yağıyor üstünüze
Köşede süngülü nöbetçiler
Evrenin merkezine öfkeyle yürüdüğünüz
Kolunda bal gözlü, parkalı
Dünyayı değiştirmeye talip,
Okumaya meraklı
Bir delikanlının 

Varsa böyle geceler ömrünüzde
Hakkını verin namütenahi
Yaşayın doludizgin
Tadını çıkarın 

 Mümkünü yok çünkü başka bir zaman diliminde
Geçmenin mümkünü yok
Aşifte Bizans’ın akuadaklarından
Fatih’te ilk yarısından sonra gecenin
Yarınki gazeteleri okuyarak süzme ışığında
Derman ya da da Lokman isimli nöbetçi eczanelerin

İhanete uğrayanlar adına
“Önemli kararlara” vardığınız
            geceleriniz sayılıdır çocuklarım 

Üsküdar Beşiktaş yolcu vapurunun lumbarında
Masum ve utangaç bir ihtirasla öpüştüğünüz
Gece yıldızlarını da alıp düşerken suya
Anadolu Kavağı’nda
Dünyanın ahvalini konuştuğunuz
Haksızlıkları yoketmeye
“Müthiş azimli” ve “dehşetli kararlı”  olduğunuz
Geceleriniz olursa bilesiniz kadrini
Kadrini bilesiniz yavrularım 

8 Ocak 1984

 

 

 

 


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder