HACIHASANLARIN
HASAN EFENDİ
Hasan Gürkan
Babam İhsan Gürkan
Küçük silik, berbat bir vesikalık elimizde bulunan tek fotoğrafıydı. Babam tapu kayıtlarından sökmüş. Bilgisayar yardımıyla ancak bu hale gelebildi
Hasan dedem.
Onu sadece anlatılanlardan tanıyorum. Kasabada bir bakkal dükkanı var, ama aile daha çok Şahmelik köyündeki tarlaların geliriyle geçiniyor. Dükkanın üstü mescit. Ulu cami yakın olmasına rağmen babası belki de dedesi çarşı esnafına kolaylık olsun diye bağışlamış. Eğitimi medrese olmalı. Sesi güzel, hafız. Yani Kuranı ezbere okuyor. Ailenin Şahmelik köyünden ne zaman ve hangi sebeple göçtüğünü bilmiyorum, hangi Hasanın hacıya gidip Hacıhasanlar lakabını aldığımızı da.. Köyde çiftçilik yapmamışlar. Dedelerim müderrismiş. Medresede öğretmen.
Hasan dedem evde, çevresinde ve kasabada ciddiyetiyle tanınıyor. Babam “isteklerimi doğrudan yüzüne söylemeye çekinirdim. Anneme söylerdim o da babama iletirdi” derdi. Yüzü gülmezdi diyorlar. Oysa bu fotoğrafta dikkatli bakıldığında bir gülümseme gizli
Humba Dedemle yaşıt. 1304’lü.Askerlikte acemiliklerinde ‘Ayşe Kadın Kışlası’nda beraberlermiş. Kışla Bulgaristan’da bir yerde. Aklımda Gümülcine diye kalmış.
Beş vakit namazında ve akşamcı… Sabah evden çıkarken yelek cebine kuru ev ekmeği kabuğu sokuşturmuşsa bu,dükkanda tezgah altı gündüz rakısına meze anlamına geliyor.Akşam namazından sonra eve geldiğinde babaannem çilingir sofrasını hacı hasanlar evinin ikinci kat verandasına hazırlamış oluyor. Hasan efendi iki kadeh aperatiften sonra aşağıya aileyle birlikte akşam yemeğine iniyor. Sofrada babaannem. Emine nine (babaannemin annesi) ve belden aşağısı felçli Züleyha teyze (babamın teyzesi) var. Hasan Efendi kimi akşamlar içkiye yatsı namazından sonra bir ahbabın evindeki sohbette devam ediliyor. Bu sohbete Ulu Caminin imamı Gemalmaz Hafız gazelleriyle eşlik ediyor.”Derdimi ummana döksem / asumana haykırsam”
Hasan dedemin dokuz çocuğu ya doğumdan hemen sonra, yahut birkaç aylıkken ölmüş. Babaannemle aralarında kan uyuşmazlığı var, ama bilmiyorlar. ”Yalnız Salim kardeşim iki yaşına kadar yaşadı. Çok güzel bir çocuktu “ diye anlatırdı babam. Çocuklarının peş peşe ölmesinin Hasan Efendinin ruhunda ne gibi fırtınalara yol açtığını bilmiyoruz. Babaannemin tesellisi çocuk ölümlerinin şehit ölümleri olduğu, ölen çocuklarının hepsinin doğrudan cennete gittikleri yolundaydı.
Babam son mohikan. Dedem onu da kaybetmekten korkuyor. El bebek gül bebek büyütülüyor, Sokağı, oyunu, kavgayı doğru dürüst tanımıyor. Kasabada herhangi biri çocuğunun üstüne çok düşerse “Hacıhasanların İhsan mı bu!” diyorlar. Okumaya gitmesine, aileden uzaklaşmasına izin verilmiyor.
Dedem fotoğrafı çektirdiğinde kırklı yaşlarında olmalı. Kaytan bıyıkları siyah. Saçları tıraşlı. O devirde erkekler “karı gibi” saç uzatmıyor. Nasıl çocuklarının kan uyuşmazlığından öldüğünü bilmiyorsa, kendini ölüme götürecek hastalığının akciğer kanseri olduğunu da bilmiyor. Gırtlak veremi sanıyor. Babamı 15 yaşındayken yetim bırakıyor. Babam günlüğüne “hem beni bu kasabaya hapsettin, hem terk ettin baba!” yazıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder