BOŞANMA VE ‘KUTSAL’ AİLE
Hasan Gürkan
Karının seninle kan bağı olanlarla ilişkisi, sizin evlilik akdinizle
başlıyor. Boşanma kararıyla feshedilen bu akitle birlikte Ayşe ile olan formel
ilişki sona eriyor. İlla akrabalık isimleriyle sürsün deniyorsa önceki kavramın
başına ‘eski’ sıfatının getirilmesi gerekiyor. Mesela Ayşe artık senin
için ‘karın’ değil ‘eski karın’ .Bu
durumun ciddi bir istisnası var. O da çocuklarınız. Ayşe onlar için, siz
ayrılmadan önce de anneydi, siz ayrıldıktan sonra da hep anne olarak kalacak.
Sen onlar için, siz ayrılmadan da babaydın, ayrıldıktan sonra da hep baba
olarak kalacaksın.
Bir de evlilik kurumuyla yapılandırılıp, boşanmayla resmi olarak biten
ilişkilerin insani boyutu var. Evlilik sürecinde kurulan ilişki, güçlü insani
boyutlar kazanmışsa ve boşanmaya yol açan sebepler, buna bağlı anlaşmazlık,
ilkel bir şekilde küfür, hakaret, kin vb. ile yaşanmamışsa; ayrılmadan sonra da
öncekinden farklı bir boyutta devam eder. Sen kendi adına böyle olmasını
isterdin. Ama maalesef bu genellikle mümkün olmuyor. Taraflardan biri yahut her
ikisi, boşanmayı kendine karşı yapılmış haksızlık, “mağduriyet” olarak
algıladığı, öbür tarafın kendine yaptığı “kötülükleri” iç dünyasında öne
çıkarttığı için, birlikte yaşadıkları “iyi” şeyleri unutuyor. Birbirlerine bir
merhaba bile diyemez hale geliyorlar. Bu sadece evliliklerde böyle değil,
nikâhsız beraberlik ilişkisini, tekeşli aile ahlakı normları içinde yaşayanlar
için de böyledir.
O zaman meselenin kaynağı ne? Bence meselenin kaynağı bin yıllar önce
oluşmuş, tarihsel ve toplumsal gelişime, özünü koruyarak, ama yeni duruma
intibak ederek, yani değişerek ayak uydurmuş ‘kutsal’ aile kurumudur,
tekeşliliktir.
Bu kurum, kapitalist sistemde görünüş olarak farklılıklar arz etse de,
mahiyetini hiç bozmadan hükmünü sürdürüyor. Mesela aile içi şiddet, dayak,
hakaret, psikolojik, moral baskı, cinayet olarak kendini dışa vuruyor. Bu,
özünde erkek şövenizminin farklı gelişmişlik seviyesindeki toplumlarda şu ya da
bu şekilde dışa vurumudur. Ama şiddet şiddettir.
Hiyerarşi
Önce baba, sonra anne, daha sonra çocuklar. Bu bir şablon. Elbette
toplumlara, sınıflara, dinlere vb. göre şeklen değişebilir. Ama değişebilirlik
hiyerarşiyi, otoriteyi yok etmiyor.
Mülkiyet
Önce sistemin
dayattığı aileyi kutsama tören modeli: Gelinlik, damatlık, takılar, hediyeler, aynı
yastıkta kocayın dilekleri, düğün yemeği, balayı, sonra mülkiyet; ev, mobilya, araba,
yazlık vb. sahibi olman gerekiyor.
Mal mülk evet ama bunlar
yetmiyor, bedenler üzerinde de karşılıklı sahiplik var bu ‘kutsal’ müessesede.
Kadın kocasıyla sevişiyor. Adam çok memnun. Karısını takdir ediyor. ”Çok güzel
sevişiyorsun karıcığım!” diyor. Kadın aynı güzel eylemi hoşlandığı başka bir
erkekle yapıyor. Kıyamet kopuyor: Ahlaksız orospu, hakaret, dayak, şiddet…
Şiddet:
“Benim kocam, beni hiçbir zaman durup
dururken dövmedi ” diye övünüyor kadın. Bu cümlenin başına “Benim
babam…”,”Benim abim…”i de getirebilirsiniz. Çünkü müessesede fiziki yahut moral
şiddet meşrudur.
Devletin varlığının temel taşları
olan bu üç kavram: hiyerarşi, mülkiyet ve şiddet. Ailede her gün yeniden
üretiliyor. Onun için aile, devletin en temel kurumlarının başında gelir. Devlet
tarafından da kutsanır.
Marksistler,19.yüzyılın başında
kapitalizmi yıkmak, sosyalizmi kurmak için yola çıktıklarında, yok etmek istedikleri
üç kurum vardı. Devlet, aile, özel mülkiyet. Ne Sovyet, ne Çin, ne Küba
devrimleri bunu başarabildi. Devrim yolunda mücadele ederken, hapis yatan, işkence
gören, sakatlanan, katledilen binlerce solcu, bu satırların yazarı dahil,
maalesef kendi özel hayatlarında ailenin kölesi, pardon ‘reisi’, yahut reisin ‘eşi’
oldular. Kutsal kuruma yenildiler. Gerekçeler uydurarak kendilerini kandırmaya
devam ediyorlar.
BU,SİSTEME MUHALİF ÖNEMLİ VE GÜZEL BİR YAZI.KUTSAL AİLE KURUMUNUN MENSUPLARI KABAHATLERİNİ GİZLEMEK İÇİN SUSMAYI TERCİH EDİYORLAR
YanıtlaSilBİr tek bu konuda mı? Her konuda son cümlede ki uygulamayı yapıyoruz. Sonra da bilinç milinç, aydın, entel dantel deyip gidiyoruz. Yazı için teşekkürler.
YanıtlaSilTeşekkürler ayıbımızı suçumuzu vs yüzümüze vurmuşsunuz. Anlayana...
YanıtlaSil