17 Aralık 2014 Çarşamba



NİŞAN USTA TEHCİRİ ANLATIYOR
Hasan Gürkan


Cıbırlar Parkı Katliamı
    Seksen faşist darbesi öncesi ‘devrimin şanlı yolunda’ ilerleyen Türkiye Solu,1915 Ermeni tehciri ve soykırımından hiç bahsetmiyordu. Habersizdi, susuyordu, belki önemsemiyordu.Kimbilir?
 Ben de 1968’de çiçeği burnunda devrimci öğretmen olarak Tokat’ta göreve başladığımda Ermeni meselesinden habersizdim.

    Bir gün Ermeni ev sahibim Nişan Usta anlattı: Biz o yıllarda Sivas’ta yaşıyorduk, çünkü Sivaslıydık. Ben demirciydim. Doğuda, Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde Tehcirin başlatıldığını haber aldık. Karımı ve iki yaşındaki oğlumu Erivan’a yolladım. Meraklanmayın,ortalık yatışınca dönersiniz, dedim.
    Bir hafta sonra bir mülazım ve bir tabur süvari bizi Cıbırlar Parkında topladı.Mülazım;terziler,kuyumcular,taşçılar,dülgerler,demirciler,değir
menciler şu tarafa toplansın,dedi.Sivas’ın bütün zanaatkarı ve esnafı parkın bir yanına toplandık.
    Korku içindeydik. Bize ne yapacaklarını bilmiyorduk. Parkın öbür yanında rençperler, kadınlar,çocuklar ve yaşlılar kalmıştı.Mülazım,yere yatın! diye bağırdı bizim tarafa. Yattık.Ateeşş,der demez ateş başladı, öbür taraftakilere  kurşun yağdırıyorlardı.Park çığlıklara, feryatlara boğuldu.Kurşuna yazık,paltayla girişin,  diye emretti mülazım.Sağ kalanları paltalarla katlettiler.
    Yaşadığı,şahit olduğu bu katliamı her anlatışında gözleri doluyordu ihtiyar demirci Nişan ustanın. Bu sadece bir kişinin naklettikleri. İttihat Terakki iktidarının  yol açtığı,Cumhuriyetin reddettiği, bu BÜYÜK FELAKET’İN  yaraları kanıyor hala. Aradan bir asır geçmesine rağmen ,soykırımın derin utancı devam ediyor hala.

Komünizm Propagandası
    Gene o yıllarda bir akşamüstü TÖS’den eve geliyordum. Sokağa girdiğimde Ohanneslerin kapıda iki polis gördüm.Hayret bize gelmemişler.Ohanneslerle ne işleri olabilir ki! ”Hayırdır?”dedim. İhbar var hocam,dediler.Yukarı çıktım.Alis ağlıyor.
Komünizm propagandası var diye bizi ihbar etmişler,Hasan Bey, dedi.
Dolaplar,koltuklar,darmadağın, iç çamaşırları,tencereler ortada.Üç sivil aramaya devam ediyor.Ben, Alis hanımların kiracısıyım,Lisede öğretmenim,TÖS yöneticiyim, dedim,tokalaştım. Biz Ankara’dan geldik.Arama emri var, dedi birisi.Sonra çantasından bir fotoğraf çıkarttı gösterdi bana. Bir posta kartı bu. Arkasında kıril alfabesiyle yazılmış yazılar.Ön yüzünde bahçeli bir bina,bahçede bir büst.Dikkatle baktım,Lenin’in büstü.
    Tam o sırada Ohannes girdi içeri. Telaşla sordu :” N’oluyor burada, ne arıyorsunuz? Polis posta kartını uzattı. Bu kartı oğlunuz Arev okula götürmüş, öğretmen de  yurtdışından gelen diğer yılbaşı kartlarıyla birlikte duvara asmış. Polisin sözünü kesti Ohannes: “ Ne var bunda? O kart Erivan’dan akrabalarımızdan geldi. Yılbaşı tebriki.” Polis: İyi ama fotoğraftaki binanın bahçesinde Lenin’in büstü var. Bu kanunlara göre suç, komünizm propagandası.İlköğretim müfettişi fark etmiş,ihbar etmiş.Biz de Ankara’dan soruşturma için geldik,dedi. İyi de memur bey,Arev sekiz yaşında bir çocuk,nerden bilsin o heykelin kim olduğunu,ben de tanımıyorum.Sivil Polis,biz tutanak hazırlayacağız.Seni karakoldan çağırırlar, dedi sırıtarak.Ve gittiler.

Sovyet Vatandaşı Ermeniler
Bir akşamüstü Artin Usta eve uğradı, heyecanlıydı.Hasan hoca senden bir ricam var.Erivan’dan babamın ilk karısı,analığımın kocası ve kardeşlerim geliyorlar.Ohannes onları almaya İstanbul’a gitti.Yarın akşam üstü burada olacaklar.Babam yemekte bizimle beraber olmanı rica ediyor.Sen Sovyetleri bilirsin,okumuşsundur diye.İyi de Artin Usta, siz ailesiniz ben yabancıyım, dedim.Gözünü seveyim Hasan hoca dedi,gelenlerin hiç birini biz de tanımıyoruz.Sadece babam elli küsur yıldır görmediği analığımı ve kardeşimi biliyor. Tamam, gelirim Artin Usta, dedim.
    Akşamüstü gittim. Ohannes henüz gelmemişti. Evde herkes heyecanlıydı. Tokat usulü güzel bir rakı sofrası donatılmıştı.Nişan Usta,Artin Usta lacivert takım elbiseli kravatlı,kadınlar Surpik, Alis, Angel makyajlı, süslenmiş,bayramlıklarını giymişlerdi.
    Biraz sonra kapı çaldı, hepimiz heyecanlandık. Önde Ohannes,arkasında dört misafir.Tanıştırıldık.Arevik;Nişan ustanın eski karısı.Ambartsun;Arevik’in yeni kocası.Aram ve Vaçagan;Arevik’in oğulları.Herkes birbirine sarılıyor,ağlaşıyor.Ben Ermenice ne dediklerini anlamıyorum.Ama benim de gözlerimden yaşlar süzülüyor.Epey sonra yatışır gibi oldular sofraya oturuldu.Aram,kapıdan girdiğimde beni tanıyabildin mi baba,dedi Nişan ustaya.Seni gönderdiğimde iki yaşındaydın.Tam elli üç sene geçmiş.Nasıl tanıyayım canım oğlum,dedi.Ağlıyordu.
   Yemekteki sohbet, iki tarafın birbirinin hayat tarzına hayreti, şaşkınlığıyla devam ediyordu.Sovyetler ve Türkiye.Nasıl, burada iyi misiniz, hayatınız güzel mi,diye soruyor Ambartsun.Nişan usta cevaplıyor;çok şükür iyi,dükkan iyi işliyor,para kazanıyoruz,bankada hepimize yetecek,çocukları okutacak kadar çok paramız var.Ambartsun,neden para biriktiriyorsunuz,paralarınızı neden güzel,güzel yemiyorsunuz?Devlet size ev,emekli maaşı vermiyor mu,çocukları okutmuyor mu,diye şaşkınlık gösteriyor.
Sohbet bu minval üzre sabahlara kadar devam ediyor.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder