NİŞAN USTA TEHCİRİ ANLATIYOR
Hasan Gürkan
Cıbırlar Parkı Katliamı
Seksen
faşist darbesi öncesi ‘devrimin şanlı yolunda’ ilerleyen Türkiye Solu,1915
Ermeni tehciri ve soykırımından hiç bahsetmiyordu. Habersizdi, susuyordu, belki
önemsemiyordu.Kimbilir?
Ben de 1968’de
çiçeği burnunda devrimci öğretmen olarak Tokat’ta göreve başladığımda Ermeni
meselesinden habersizdim.
Bir gün Ermeni
ev sahibim Nişan Usta anlattı: Biz o yıllarda Sivas’ta yaşıyorduk, çünkü
Sivaslıydık. Ben demirciydim. Doğuda, Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı
yerlerde Tehcirin başlatıldığını haber aldık. Karımı ve iki yaşındaki oğlumu
Erivan’a yolladım. Meraklanmayın,ortalık yatışınca dönersiniz, dedim.
Bir hafta
sonra bir mülazım ve bir tabur süvari bizi Cıbırlar Parkında topladı.Mülazım;terziler,kuyumcular,taşçılar,dülgerler,demirciler,değir
menciler şu tarafa toplansın,dedi.Sivas’ın bütün
zanaatkarı ve esnafı parkın bir yanına toplandık.
Korku
içindeydik. Bize ne yapacaklarını bilmiyorduk. Parkın öbür yanında rençperler, kadınlar,çocuklar
ve yaşlılar kalmıştı.Mülazım,yere yatın! diye bağırdı bizim tarafa. Yattık.Ateeşş,der
demez ateş başladı, öbür taraftakilere
kurşun yağdırıyorlardı.Park çığlıklara, feryatlara boğuldu.Kurşuna
yazık,paltayla girişin, diye emretti
mülazım.Sağ kalanları paltalarla katlettiler.
Yaşadığı,şahit
olduğu bu katliamı her anlatışında gözleri doluyordu ihtiyar demirci Nişan
ustanın. Bu sadece bir kişinin naklettikleri. İttihat Terakki iktidarının yol açtığı,Cumhuriyetin reddettiği, bu BÜYÜK FELAKET’İN yaraları kanıyor hala. Aradan bir asır
geçmesine rağmen ,soykırımın derin utancı devam ediyor hala.
Komünizm Propagandası
Gene o
yıllarda bir akşamüstü TÖS’den eve geliyordum. Sokağa girdiğimde Ohanneslerin
kapıda iki polis gördüm.Hayret bize gelmemişler.Ohanneslerle ne işleri olabilir
ki! ”Hayırdır?”dedim. İhbar var hocam,dediler.Yukarı çıktım.Alis ağlıyor.
Komünizm propagandası var diye bizi ihbar
etmişler,Hasan Bey, dedi.
Dolaplar,koltuklar,darmadağın, iç
çamaşırları,tencereler ortada.Üç sivil aramaya devam ediyor.Ben, Alis
hanımların kiracısıyım,Lisede öğretmenim,TÖS yöneticiyim, dedim,tokalaştım. Biz
Ankara’dan geldik.Arama emri var, dedi birisi.Sonra çantasından bir fotoğraf
çıkarttı gösterdi bana. Bir posta kartı bu. Arkasında kıril alfabesiyle
yazılmış yazılar.Ön yüzünde bahçeli bir bina,bahçede bir büst.Dikkatle baktım,Lenin’in
büstü.
Tam o sırada
Ohannes girdi içeri. Telaşla sordu :” N’oluyor burada, ne arıyorsunuz? Polis
posta kartını uzattı. Bu kartı oğlunuz Arev okula götürmüş, öğretmen de yurtdışından gelen diğer yılbaşı kartlarıyla
birlikte duvara asmış. Polisin sözünü kesti Ohannes: “ Ne var bunda? O kart
Erivan’dan akrabalarımızdan geldi. Yılbaşı tebriki.” Polis: İyi ama
fotoğraftaki binanın bahçesinde Lenin’in büstü var. Bu kanunlara göre suç, komünizm
propagandası.İlköğretim müfettişi fark etmiş,ihbar etmiş.Biz de Ankara’dan
soruşturma için geldik,dedi. İyi de memur bey,Arev sekiz yaşında bir
çocuk,nerden bilsin o heykelin kim olduğunu,ben de tanımıyorum.Sivil Polis,biz
tutanak hazırlayacağız.Seni karakoldan çağırırlar, dedi sırıtarak.Ve gittiler.
Sovyet Vatandaşı Ermeniler
Bir akşamüstü Artin Usta eve uğradı, heyecanlıydı.Hasan
hoca senden bir ricam var.Erivan’dan babamın ilk karısı,analığımın kocası ve
kardeşlerim geliyorlar.Ohannes onları almaya İstanbul’a gitti.Yarın akşam üstü
burada olacaklar.Babam yemekte bizimle beraber olmanı rica ediyor.Sen
Sovyetleri bilirsin,okumuşsundur diye.İyi de Artin Usta, siz ailesiniz ben
yabancıyım, dedim.Gözünü seveyim Hasan hoca dedi,gelenlerin hiç birini biz de
tanımıyoruz.Sadece babam elli küsur yıldır görmediği analığımı ve kardeşimi
biliyor. Tamam, gelirim Artin Usta, dedim.
Akşamüstü
gittim. Ohannes henüz gelmemişti. Evde herkes heyecanlıydı. Tokat usulü güzel
bir rakı sofrası donatılmıştı.Nişan Usta,Artin Usta lacivert takım elbiseli
kravatlı,kadınlar Surpik, Alis, Angel makyajlı, süslenmiş,bayramlıklarını
giymişlerdi.
Biraz sonra
kapı çaldı, hepimiz heyecanlandık. Önde Ohannes,arkasında dört
misafir.Tanıştırıldık.Arevik;Nişan ustanın eski karısı.Ambartsun;Arevik’in yeni
kocası.Aram ve Vaçagan;Arevik’in oğulları.Herkes birbirine
sarılıyor,ağlaşıyor.Ben Ermenice ne dediklerini anlamıyorum.Ama benim de
gözlerimden yaşlar süzülüyor.Epey sonra yatışır gibi oldular sofraya
oturuldu.Aram,kapıdan girdiğimde beni tanıyabildin mi baba,dedi Nişan
ustaya.Seni gönderdiğimde iki yaşındaydın.Tam elli üç sene geçmiş.Nasıl
tanıyayım canım oğlum,dedi.Ağlıyordu.
Yemekteki
sohbet, iki tarafın birbirinin hayat tarzına hayreti, şaşkınlığıyla devam
ediyordu.Sovyetler ve Türkiye.Nasıl, burada iyi misiniz, hayatınız güzel
mi,diye soruyor Ambartsun.Nişan usta cevaplıyor;çok şükür iyi,dükkan iyi işliyor,para
kazanıyoruz,bankada hepimize yetecek,çocukları okutacak kadar çok paramız
var.Ambartsun,neden para biriktiriyorsunuz,paralarınızı neden güzel,güzel
yemiyorsunuz?Devlet size ev,emekli maaşı vermiyor mu,çocukları okutmuyor
mu,diye şaşkınlık gösteriyor.
Sohbet bu minval üzre sabahlara kadar devam ediyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder