9 Aralık 2014 Salı



BOŞANMA VE ‘KUTSAL’ AİLE
Hasan Gürkan

    Karının seninle kan bağı olanlarla ilişkisi, sizin evlilik akdinizle başlıyor. Boşanma kararıyla feshedilen bu akitle birlikte Ayşe ile olan formel ilişki sona eriyor. İlla akrabalık isimleriyle sürsün deniyorsa önceki kavramın başına ‘eski’ sıfatının getirilmesi gerekiyor. Mesela Ayşe artık senin için  ‘karın’ değil ‘eski karın’ .Bu durumun ciddi bir istisnası var. O da çocuklarınız. Ayşe onlar için, siz ayrılmadan önce de anneydi, siz ayrıldıktan sonra da hep anne olarak kalacak. Sen onlar için, siz ayrılmadan da babaydın, ayrıldıktan sonra da hep baba olarak kalacaksın.
    Bir de evlilik kurumuyla yapılandırılıp, boşanmayla resmi olarak biten ilişkilerin insani boyutu var. Evlilik sürecinde kurulan ilişki, güçlü insani boyutlar kazanmışsa ve boşanmaya yol açan sebepler, buna bağlı anlaşmazlık, ilkel bir şekilde küfür, hakaret, kin vb. ile yaşanmamışsa; ayrılmadan sonra da öncekinden farklı bir boyutta devam eder. Sen kendi adına böyle olmasını isterdin. Ama maalesef bu genellikle mümkün olmuyor. Taraflardan biri yahut her ikisi, boşanmayı kendine karşı yapılmış haksızlık, “mağduriyet” olarak algıladığı, öbür tarafın kendine yaptığı “kötülükleri” iç dünyasında öne çıkarttığı için, birlikte yaşadıkları “iyi” şeyleri unutuyor. Birbirlerine bir merhaba bile diyemez hale geliyorlar. Bu sadece evliliklerde böyle değil, nikâhsız beraberlik ilişkisini, tekeşli aile ahlakı normları içinde yaşayanlar için de böyledir.
    O zaman meselenin kaynağı ne? Bence meselenin kaynağı bin yıllar önce oluşmuş, tarihsel ve toplumsal gelişime, özünü koruyarak, ama yeni duruma intibak ederek, yani değişerek ayak uydurmuş ‘kutsal’ aile kurumudur, tekeşliliktir.
    Bu kurum, kapitalist sistemde görünüş olarak farklılıklar arz etse de, mahiyetini hiç bozmadan hükmünü sürdürüyor. Mesela aile içi şiddet, dayak, hakaret, psikolojik, moral baskı, cinayet olarak kendini dışa vuruyor. Bu, özünde erkek şövenizminin farklı gelişmişlik seviyesindeki toplumlarda şu ya da bu şekilde dışa vurumudur. Ama şiddet şiddettir.
Hiyerarşi
    Önce baba, sonra anne, daha sonra çocuklar. Bu bir şablon. Elbette toplumlara, sınıflara, dinlere vb. göre şeklen değişebilir. Ama değişebilirlik hiyerarşiyi, otoriteyi yok etmiyor.
Mülkiyet
    Önce sistemin dayattığı aileyi kutsama tören modeli: Gelinlik, damatlık, takılar, hediyeler, aynı yastıkta kocayın dilekleri, düğün yemeği, balayı, sonra mülkiyet; ev, mobilya, araba, yazlık vb. sahibi olman gerekiyor.
    Mal mülk evet ama bunlar yetmiyor, bedenler üzerinde de karşılıklı sahiplik var bu ‘kutsal’ müessesede. Kadın kocasıyla sevişiyor. Adam çok memnun. Karısını takdir ediyor. ”Çok güzel sevişiyorsun karıcığım!” diyor. Kadın aynı güzel eylemi hoşlandığı başka bir erkekle yapıyor. Kıyamet kopuyor: Ahlaksız orospu, hakaret, dayak, şiddet…
Şiddet:
“Benim kocam, beni hiçbir zaman durup dururken dövmedi ” diye övünüyor kadın. Bu cümlenin başına “Benim babam…”,”Benim abim…”i de getirebilirsiniz. Çünkü müessesede fiziki yahut moral şiddet meşrudur.
Devletin varlığının temel taşları olan bu üç kavram: hiyerarşi, mülkiyet ve şiddet. Ailede her gün yeniden üretiliyor. Onun için aile, devletin en temel kurumlarının başında gelir. Devlet tarafından da kutsanır.
    Marksistler,19.yüzyılın başında kapitalizmi yıkmak, sosyalizmi kurmak için yola çıktıklarında, yok etmek istedikleri üç kurum vardı. Devlet, aile, özel mülkiyet. Ne Sovyet, ne Çin, ne Küba devrimleri bunu başarabildi. Devrim yolunda mücadele ederken, hapis yatan, işkence gören, sakatlanan, katledilen binlerce solcu, bu satırların yazarı dahil, maalesef kendi özel hayatlarında ailenin kölesi, pardon ‘reisi’, yahut reisin ‘eşi’ oldular. Kutsal kuruma yenildiler. Gerekçeler uydurarak kendilerini kandırmaya devam ediyorlar.



3 yorum:

  1. BU,SİSTEME MUHALİF ÖNEMLİ VE GÜZEL BİR YAZI.KUTSAL AİLE KURUMUNUN MENSUPLARI KABAHATLERİNİ GİZLEMEK İÇİN SUSMAYI TERCİH EDİYORLAR

    YanıtlaSil
  2. Bİr tek bu konuda mı? Her konuda son cümlede ki uygulamayı yapıyoruz. Sonra da bilinç milinç, aydın, entel dantel deyip gidiyoruz. Yazı için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  3. Teşekkürler ayıbımızı suçumuzu vs yüzümüze vurmuşsunuz. Anlayana...

    YanıtlaSil