KUYUCAKLI YUSUF’UN SESİ
OLURUM,ŞİİR ÖLÜR
Hasan Gürkan
Sen bakma tatil olduğuna, bu şehrin en güzel yerleri bile kendini avutamıyor .Pera’da simli, allı güllü aptal bayramlıklar, iğreti urbalı kocalarının koluna abanmış. Taksim açık otoparkı, paslı çürük dişleriyle sırıtıyor.
-Üç dört gün fırsat bulduk mu bir yerlere gideriz.
Sait Faik
Başka bir zamanda Burgaz ada Sait Faik’sizdi. Martılar da olsa, deniz yosun da koksa, omzumun sana dönük yanı üşüyor.vGecenin bir saatinde sevda ulaşılmaz bir ütopyadır. Her sevda hikayesi düşle gerçeğin trajik savaşını anlatır. Gecenin bu saatinde türkünün kendi büyüsünü bozmakta, minesini soldurmakta olduğunu fark ediyorum.Ütopya çarpışarak geriliyor. Geç kaldık, güçleri zamanında savaşa süremedik.
“bir şafaktan bir /bir akşamdan bir”
Tanyeri karanlığın yavaş yavaş incelmesi
kızılın sayısız tonları, sonra aydınlık
Görmedim. Ama gövdemle…
O sabahların bir de hiç birinde uykusuzluktan ve yorgunluktan eser yoktu. Senin gözlerin mahmur. Bu türküyü daha sevdanın iptidasında bir veda türküsü olarak, yeniden yeniden neden dinliyorduk? Her defasında söze ve nağmeye aslında onlarda olmayan başka hisler, manalar, derinlikler yükleyerek, atfederek, vehmederek başımı göğsüne gömüyordum, başını göğsüme gömüyordun. Kan ter içinde ama gönüllü, ama şikayetsiz, ama delirmiş, ama sevinçle olmayacak bir düş, hiç kuşku duymadığım. Akıl henüz yoktu, ne iyi!
Hakikate boyun eğiş süreci sancılı ve uzun bir hüzün olarak yaşanıyor. Mucidi benim.
Frobundo Marti
Nisan, güneşli bir gün. Bahçede uzun Rusya kışından kalma karlar var. Moskova dışındaki Daçada Frobundo Marti cephesinden yoldaşlarla düş kuruyoruz, içim ürperiyor. Sen yoktun. Avuçların henüz merhabalarını kuşanmamıştılar. Bedeninin lezzeti meçhulümdü, ne gam! “gönül mahzun/ay karanlık/ yıldızlar gözden nihan olsa da / arşı ferşi ışıktan titretecek / bir aydınlık imkânıyız biz” (A.İlhan)
Ayaklarımda postal, belediye otobüsüne kaçak bindim. Başım, yalazı dünyayı sarmış bir sevdanın bulutlarına değiyor. Kızılay’da Tuslog’u taşlıyorum. Sen omuz başımdasın, bıraksalar da bırakmasalar da bütün satrapları yerle bir edeceğim.
Rodrigez
Bıyıklarımın yeni terlediği vakitlerdi. Spartaküs yenildi. Komünarların mezarı Paris’te. Sen Madrid kapılarında öfkeden ve soğuktan dudaklarını dişliyorsun. Dağlardan gelen Rodrigez’in sesi başımızı döndürüyor.
Sevda, arınmanın, çoğalmanın, gözlerindeki efelenmenin sadeliğin gümüşü ve kilimiyse; hakikatin kıllı göğsü, pala bıyıkları ve altın dişleri var.
Gecenin bir saatinde ütopya bir olmazlığın adı değil. Ben arkadaş ölümlerini omzumda, kolum dibinden koparılmış gibi, dinmeyen bir sızı, içimde kaskatı dilsiz bir karanlık olarak yaşadım. Kimselere ağlayamadım. Şimdi senin yatağında haykıra haykıra seviştikten sonra hıçkırıklara boğuluyorum. İçim yıkanmıyor.
Kızıl Meydan
Benim aymadığım kalabalık bir Kızıl Meydan veya Faelled Parken olmalı. Sakız gibi beyaz önlüğü içinde gülen bir sarışından birer glög alıyoruz. Başın ağrımıyor, için ısınıyor. Sana ütopyaya inananların işkencede çözülmeyeceğini anlatmaya çalışıyorum. Martin Eden’i roman kahramanı sananlara gülüyorum. Sende yanılırsam diyorum, Kuyucaklı Yusuf’un sesi olurum şiir ölür.
Bu yazı, Belki Bir Elvedanın Başlangıcındayız kitabımdan alıntı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder