Benim
alayımın albayı karısıyla birlikte kışlada kalır.Albayın karısı olgun bir
kadındır,onun olgunluğu menapoz öncesinde zina ve iaşe subaylarıyla kırıştırma
merakı şeklinde baş gösteren
cinstendir.Hem hürmetten hem de iyi mizah aşkımızdan,ona aramızda Albay Hanım
diye hitap ederiz.Albay Hanım’ın en büyük zevklerinden biri avluda gezinip,esas
emirleri kimin verdiğini iyi bellesinler diye,acemi erlere bağırıp
çağırmaktır.Kocası ise bir köşeye sinme taraftarıdır ama kapılardan geçerken
eşiklere takılıp,onu iki büklüm eden dev boynuzları buna müsaade etmez.Albay
Hanım,çavuşları yok sayarak,bölükleri hazır ola sokar ve erleri kontrolden
geçirme bahanesiyle bu sırada içlerinden en yakışıklı olanı seçer.Albay
Hanım,böyle günlerde her daim edepsiz etini açıkta bırakıp,erlerin iştahını
kabartan derin göğüs dekoltesiyle endam eder.Bunu yapar çünkü aslında o
da,erlerin arkada bıraktıkları köylü yavuklularının etlerinin kendininkinden
çok daha besleyici olduğunu ama onların,hayasızlık ve bayağılıkta Albay Hanım’ın
eline su dökemeyeceklerini gayet iyi bilir.Bir erin itibarı açısından Albay
Hanım tarafından gönül eğlendirilecek kişi seçilmesinin,hakkında yazılacak iyi
bir rapordan;uzun soluklu olacağa benzeyen bir aşk kaçamağı için seçilmesinin
ise terfi almaktan çok daha büyük anlamı vardır.
AŞK KAÇAMAĞI
Bölüğün
sabah borazancısı olan bendeniz de işte bu son talihliler kategorisine dahilim.Albay
olmadığında ya da tatbikata gittiğinde,Albay Hanım,ona biraz borazan çalmam
için evine çıkmamı buyurur.Albay Hanım
öyle talepkar ve acımasız bir kadındır ki,repertuarımın mıntıka temizliği
borusu,kalk borusu ve askeri marşlardan ibaret olduğunu bilmesine rağmen,benden
( bir de sanki borazan senfonik bir aletmişcesine) Beethoven senfonileri çalmamı ister.Albay Hanım beni
çıplak karşılar (teninin yoğrulmuş balmumu gibi mat bir rengi vardır);o ahlaksız
ve fena halde asimetrik poposunu sallaya sallaya yürür.Bu çıplak haliyle
neolitik atalarımızın vakti zamanında yaptığı, kilden kadın heykellerini
andırır.
Kendini
şehvetli bir biçimde divanın üstüne atar ve işaret parmağıyla beni yanına
çağırır.Albay Hanım’da egemen kadın
söylemi,despot kadın tavırları ve tepesinin tası ne zaman atar belli olmayan
bir kadın mizacı vardır.Ayrıca kalçalarında selüloitleri ,göz kenarlarında ince
kırışıklıkları da;ama bütün cazibesi de işte bu ince izler de yatar.
Beni elinin
altında bulunca parmağıyla işaret edip şöyle der:
-Git kocamın
madalyalarını getir, masanın birinci gözündeler.
Kocasına
askeri hizmetleri karşılığında verilmiş, hep birlikte durdular mı bir boncukçu
dükkanının andıran bu madalyalar, süsler, apoletler ve haçların (ki Albay
sadece bir kaçını kullanırdı) ne kadar geniş olursa olsun bir insan göğsüne
fazla geleceği aşikardır, ancak bu durum, Albay Hanım’ın haritalara sığmayan
kukusu için geçerli değildir.
HARİTALARA SIĞMAYAN KUKU
Albay Hanım kocasının madalyalarını kukusuna
takıp,evde onlarla,baldırlarının arasına bir çıngırak asmış gibi tıngır tıngır
gezmeyi pek sever.
Bana da
kocasının yokluğunda kendisine askeri hizmet karşılığında verilmiş bu
madalyaları,süsleri,apoletleri ve haçları.kilpsleriyle dudaklarını kıstırmamaya
çalışarak özenle,itinayla karısının kukusuna takma görevi düşer.
Albay
Hanım’ın kukusu bu süslerle bezendikten sonra tıpkı şaşalı bir avizeye benzer
ve o bereketli kukusunun devasa oyuğundan çın çın öten müziğin aksi işitilir.
Albay Hanım üzerine asılı onca metalle
şangur şungur yataktan kalkar ve peşi sıra, haliyle benden çok daha iyi
tanıdığı evinde, beni oda oda gezdirir. Kukusundan, koridorlar boyunca sahte
paralar gibi madalyalar saçılır,geride istikameti şaşmış bir şehvet yolu
bırakır.
DUHUL EMRİ
Sonunda onu
yakaladığımda,Albay Hanım hemen oracıkta,yerdeki fayansların üzerinde ona sahip
olmamı buyurur,ben de bu buyruğa çok gecikmeden karşılık veririm.
Bazen aceleden,
etimi, Albay’a ta gençliğinde, Afrika savaşı sırasında verilmiş bir madalyanın
klipsine kıstırıverirdim. O zaman içimden meniyle karışık bir damla kan gelip,
Albay Hanım’ın kuku aksesuarı olmuş madalyalara bulaşır ve birisinin üzerinde
bir pas lekesi olarak donakalır.
*Kukular Kitabı,Juan Manuel De Prada,
Çeviren: Işık Seyyah,Cinsel Yayınevi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder