14 Mayıs 2012 Pazartesi

ALBAY HANIM’IN KUKUSU*- Juan Manuel De Prada

ALBAYIMIN  KARISI
Benim alayımın albayı karısıyla birlikte kışlada kalır.Albayın karısı olgun bir kadındır,onun olgunluğu menapoz öncesinde zina ve iaşe subaylarıyla kırıştırma merakı  şeklinde baş gösteren cinstendir.Hem hürmetten hem de iyi mizah aşkımızdan,ona aramızda Albay Hanım diye hitap ederiz.Albay Hanım’ın en büyük zevklerinden biri avluda gezinip,esas emirleri kimin verdiğini iyi bellesinler diye,acemi erlere bağırıp çağırmaktır.Kocası ise bir köşeye sinme taraftarıdır ama kapılardan geçerken eşiklere takılıp,onu iki büklüm eden dev boynuzları buna müsaade etmez.Albay Hanım,çavuşları yok sayarak,bölükleri hazır ola sokar ve erleri kontrolden geçirme bahanesiyle bu sırada içlerinden en yakışıklı olanı seçer.Albay Hanım,böyle günlerde her daim edepsiz etini açıkta bırakıp,erlerin iştahını kabartan derin göğüs dekoltesiyle endam eder.Bunu yapar çünkü aslında o da,erlerin arkada bıraktıkları köylü yavuklularının etlerinin kendininkinden çok daha besleyici olduğunu ama onların,hayasızlık ve bayağılıkta Albay Hanım’ın eline su dökemeyeceklerini gayet iyi bilir.Bir erin itibarı açısından Albay Hanım tarafından gönül eğlendirilecek kişi seçilmesinin,hakkında yazılacak iyi bir rapordan;uzun soluklu olacağa benzeyen bir aşk kaçamağı için seçilmesinin ise terfi almaktan çok daha büyük anlamı vardır.
AŞK KAÇAMAĞI
Bölüğün sabah borazancısı olan bendeniz de işte bu son talihliler kategorisine dahilim.Albay olmadığında ya da tatbikata gittiğinde,Albay Hanım,ona biraz borazan çalmam için evine çıkmamı  buyurur.Albay Hanım öyle talepkar ve acımasız bir kadındır ki,repertuarımın mıntıka temizliği borusu,kalk borusu ve askeri marşlardan ibaret olduğunu bilmesine rağmen,benden ( bir de sanki borazan senfonik bir aletmişcesine) Beethoven  senfonileri çalmamı ister.Albay Hanım beni çıplak karşılar (teninin yoğrulmuş  balmumu gibi mat bir rengi vardır);o ahlaksız ve fena halde asimetrik poposunu sallaya sallaya yürür.Bu çıplak haliyle neolitik atalarımızın vakti zamanında yaptığı, kilden kadın heykellerini andırır.

Kendini şehvetli bir biçimde divanın üstüne atar ve işaret parmağıyla beni yanına çağırır.Albay Hanım’da  egemen kadın söylemi,despot kadın tavırları ve tepesinin tası ne zaman atar belli olmayan bir kadın mizacı vardır.Ayrıca kalçalarında selüloitleri ,göz kenarlarında ince kırışıklıkları da;ama bütün cazibesi de işte bu ince izler de yatar.
Beni elinin altında bulunca parmağıyla işaret edip şöyle der:
-Git kocamın madalyalarını getir, masanın birinci gözündeler.
Kocasına askeri hizmetleri karşılığında verilmiş, hep birlikte durdular mı bir boncukçu dükkanının andıran bu madalyalar, süsler, apoletler ve haçların (ki Albay sadece bir kaçını kullanırdı) ne kadar geniş olursa olsun bir insan göğsüne fazla geleceği aşikardır, ancak bu durum, Albay Hanım’ın haritalara sığmayan kukusu için geçerli değildir.
HARİTALARA SIĞMAYAN KUKU
 Albay Hanım kocasının madalyalarını kukusuna takıp,evde onlarla,baldırlarının arasına bir çıngırak asmış gibi tıngır tıngır gezmeyi pek sever.
Bana da kocasının yokluğunda kendisine askeri hizmet karşılığında verilmiş bu madalyaları,süsleri,apoletleri ve haçları.kilpsleriyle dudaklarını kıstırmamaya çalışarak özenle,itinayla karısının kukusuna takma görevi düşer.
Albay Hanım’ın kukusu bu süslerle bezendikten sonra tıpkı şaşalı bir avizeye benzer ve o bereketli kukusunun devasa oyuğundan çın çın öten müziğin aksi işitilir. Albay Hanım üzerine asılı onca metalle  şangur şungur yataktan kalkar ve peşi sıra, haliyle benden çok daha iyi tanıdığı evinde, beni oda oda gezdirir. Kukusundan, koridorlar boyunca sahte paralar gibi madalyalar saçılır,geride istikameti şaşmış bir şehvet yolu bırakır.
DUHUL EMRİ
Sonunda onu yakaladığımda,Albay Hanım hemen oracıkta,yerdeki fayansların üzerinde ona sahip olmamı buyurur,ben de bu buyruğa çok gecikmeden karşılık veririm.
Bazen aceleden, etimi, Albay’a ta gençliğinde, Afrika savaşı sırasında verilmiş bir madalyanın klipsine kıstırıverirdim. O zaman içimden meniyle karışık bir damla kan gelip, Albay Hanım’ın kuku aksesuarı olmuş madalyalara bulaşır ve birisinin üzerinde bir pas lekesi olarak donakalır.
*Kukular Kitabı,Juan Manuel De Prada,

Çeviren: Işık Seyyah,Cinsel Yayınevi


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder