6 Ağustos 2023 Pazar

 

LGBTİ + AKTİVİZMİYLE

BARIŞAMAYAN İSLAM

DEĞİL ATAERKİ

BERRİN SÖNMEZ

                                             Berrin Sönmez

Eşcinselliğe dair iddialar, hem yerli, hem milli, hem de dini olamaz, ancak ataerkil cinsiyet rollerine kutsiyet atfetmekten ibarettir. Modern dönemde Katolik öğreti bile onca katılığına rağmen “Tanrının çocukları” toleransına erişmişken İslam anlayışını engizisyon tarihi sürecindeki uygulamalarla özdeşleştirmeye kalktıkları bir 21. yüzyıl yaşanıyor. İslam tarihinin geçmişteki toleransı bugün Katolik kilisesinde ama Müslümanlar bugün Katolik kilisesinin orta çağında… Yerli milli dini hem de… 



    (...)Tek Tanrılı (Hanif, İbrahimi) dinler olarak bilinen Musevilik, Hristiyanlık ve İslam’a baktığımızda da ortak söyleme göre, eşcinselliğin günahkarlık ve cezalandırılması gerekli bir kusur olarak görüldüğünü, dinsel yasak ve engellemelerle kontrol altında tutulmaya çalışılan bir varoluş olduğunu ve günümüzde de sayıca en fazla üyesi olan dinler olarak hala eşcinselliğe yaklaşımları etkilediğini ve şekillendirdiğini görüyoruz.


    Burada öncelikli olarak karşımıza geleneksel anlayışa göre, eşcinselliğin günah olduğu konusunda hiç şüphe bırakmayan Lut Kavmi’nin kıssası çıkıyor. Temel referanslar olarak kabul edilen bazı kaynaklar (Fahruddin Er-Razi, Seyyid Kutup, Ömer Nasuhi Bilmen, Mevdudi vb.) tarandığında genel yaklaşımın Lut Kavmi‘nin sosyal yapısına değil, sadece eşcinsel pratiklerine odaklandığı görülür.



    Lut Kavmi olarak bilinen toplumun yok edilme gerekçesini eşcinsellikle açıklamak üç büyük dindeki teologlar tarafından çok yaygın bir yaklaşım olsa da günümüzde Kur’an tefsirini, ayetlerin işaret ettiği toplulukların sosyokültürel okumasıyla beraber yapan bazı ilahiyatçılar, Kur’an’da bu kavimle ilgili başka olgulara da dikkat çekmektedirler:

     Toplumlarında kültürel olarak kabul görmüş 'yol kesme (eşkiyalık) ve toplantılarında hayasız' şeyler yapmak olması, alayla 'tanrısal azabı' istemeleri (Ankebut, 29); 'tanrısal azabın' gerçekleştiği gece bir evi basıp, gelen iki misafire tecavüz etmeye kalkmaları (Hud, 78); Lut Kavmi’nin kültürel değerleri içinde 'fahşiyat/fahiş' kavramı olması (Araf, 80), ki bu ifade 'bir diğerine zarar veren bir ileri gidişten' bahseder ve gazap gecesi sahnesinde, Lut Kavmi’nin, 'şehvetle arzuladıkları' bir erkeğe sahip olma konusunda ‘gönül rızası’ ya da ‘karşılıklılık’ gibi kavramları aramadıkları görülür.

    Kur’an çevirmeni Abdülbaki Gölpınarlı da burada karşıdakinin gönül rızasını gözetmeyen denetimsiz şehveti vurgular. Buna ek olarak, 27 Mart 2008’de Endonezya’nın başkenti Cakarta’da düzenlenen Dinler ve Barış Konferansı’nda 'yasaklanan şey fuhuştur, eşcinsellik İslam’da caizdir' fetvası veren ilahiyatçılar, eşcinselliğin Allah’tan geldiğini ve bu yüzden doğal olduğunu söylemektedirler (Nil, 2013). Ayrıca Kur‘an metinlerinde adı geçen, helak edilen veya kötü örnek olarak gösterilen Ad ve Semud Kavmi gibi diğer topluluklara bakıldığında da Lut Kavmi’yle ortak yönlerinin eşcinsellik değil; şükürsüzlük, gönderilen peygamberlere eziyet, dünya nimetlerine aşırı düşkünlük, gurur, şirk ve azgınlık olduğu görülmektedir.

    İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık’a göre de Lut kıssasında lanetlenen şey baskı, zulüm ve zorbalıktır. Kavmin zenginlikten şımarmış ileri gelenlerinin, kendi cinsel eğilimlerini insanlara, özellikle de gençlere zorla dayatmaları, hasbahçelerindeki eğlenceler için şehirde ‘genç oğlan’ aramaları, hangi ailede varsa onu kırbaç zoruyla alıp götürmeleri, bu nedenle Hz. Lut’un evini basmaları, gelen gençleri zorla alıp götürmeye kalkmaları yıkımın gelmesine sebebiyet vermiştir (2018).









4 Ağustos 2023 Cuma

 

İHD: 3 AĞUSTOS EZİDİ SOYKIRIMI'NI ANMA GÜNÜ

OLARAK TANINSIN




Ezidileri Kurtarma Ofisi’nin Mart 2023’te paylaştığı verilerine göre IŞİD Ağustos 2014’te Şengal ve çevresinde 6 bin 417 Ezidi Kürdü kaçırdı. Bunlarda 3 bin 548’si kadın, 2 bin 869’u erkekti.


IŞİD çetelerinin 3 Ağustos 2014'te Şengal'de yaptığı Êzidî katliamının dokuzuncu yıl dönümü dolayısıyla açıklama yapan İnsan Hakları Derneği (İHD), Ezidilere yönelik gerçekleştirilen soykırım saldırısını bir kez daha kınadı.



Ezidileri Kurtarma Ofisi’nin Mart 2023’te paylaştığı verilerine göre IŞİD Ağustos 2014’te Şengal ve çevresinde 6 bin 417 Ezidi Kürdü kaçırdı. Bunlarda 3 bin 548’si kadın, 2 bin 869’u erkekti.

Aynı verilere göre, şu ana kadar 3 bin 562’si kurtarıldı ve 2 bin 693’ü hala kayıp.

Ezidilerin daha önce de (73 ferman) saldırılara maruz kaldığı biliniyor. Bu son saldırı sonucunda da on binlerce Ezidi katledildi, binlerce Ezidi kadın köle yapılarak pazarlarda satıldı.

Ağır insan hakları ihlallerine yol açan tüm bu saldırılar 21. yüzyılda hepimizin gözleri önünde gerçekleşmiştir. Böylesi ağır ihlaller karşısında başta BM olmak üzere ilgili mekanizmaların önleyici ve onarıcı görevlerini yerine getir(e)memiş olması bu organlar bakımından başarısızlıktan öte büyük bir utançtır.

Yargılanmalarını talep ediyoruz”

İHD açıklamasında şöyle denildi:

Ezidi halkının 2014 yılındaki Şengal ve Musul’a yönelik IŞİD saldırılarından sonra mülteci durumuna düşerek sığındığı ülkelerdeki sorunları devam etmektedir. Ezidilerin kendi yurtlarına güvenli bir şekilde dönmesini sağlayacak tedbirler alınmalı."

Şüphesiz ki BM İnsan Hakları Konseyi’nin Haziran 2016’da Ezidi halkına yönelik 2014’te gerçekleştirilen IŞİD / DAİŞ saldırısını soykırım olarak kabul ve ilan etmesi önemli bir gelişme olmuştur. Bu vesile ile başta Türkiye olmak üzere halen Ezidi Soykırımı’nı tanımamış olan tüm ülkeleri, Ezidilere yönelik IŞİD saldırısını soykırım olarak tanımaya çağırıyor, Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi kapsamında yargılamalar yapılmasını talep ediyoruz.”

Ayrıca başta Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm devletleri ve uluslararası kurumları Ezidi halkının kendi kaderini tayin etme, soykırıma karşı direnme ve var olma hakkına saygı göstermeye davet ediyoruz.”

Êzidî Soykırımı

3 Ağutos 2014'te IŞİD saldırısı sonucu binlerce Êzidî Şengal dağlarına kaçmıştı. IŞİD binlerce Ezidiyi öldürdü, kadın ve çocukları kaçırarak köleleştirmeye çalıştı.

Katliam, Avrupa Parlamentosu tarafından "Êzidî Soykırımı" olarak tanındı. Birleşmiş Milletler (BM) Bağımsız Araştırma Komisyonu, BM Güvenlik Konseyi'ne "katliamı soykırım olarak kabul edin" çağrısında bulundu.

HDP'nin verdiği bilgiye göre, IŞİD Şengal'de aralarında kadın, çocuk ve yaşlıların da olduğu 5 binden fazla Êzidî'yi katletti. Binlercesini rehin aldı, 200 bine yakın insanı yerinden etti. Kadınlar kaçırıldı, pazarlarda satıldı, köleleştirilmeye çalışıldı.


3 Ağustos 2023 Perşembe

 

TAVŞANLI'DA

GAMARETTİNLERİN


MEYHANESİNDE


Hasan Gürkan



Danimarka’daki siyasi sürgünlüğüm 1992’de bitti; Türkiye’ye döndüm. Bir süre sonra doğduğum yer olan Tavşanlı’ya gittim. Zehra teyzemin kızı Perihan ablamlardayım. Akrabalar, tanıdıklar hoş geldine geliyor. Hatır soruyorlar, sohbet ediyoruz.


                                    Meyhaneci Veli usta

Bir süre sonra Perihan ablam “Gantarların Ekrem geldi Hasan, avluda"  dedi. Ekrem benim çocukken en yakın arkadaşım, kankam, oyun ustamdı. Ayakkabı tamircisi olan babası ilkokulu bitirince oğlunu okutamadı. Otomobil tamirciliğine çırak verdi. Çok görüşemedik ama çok başarılı bir oto tamircisi olduğunu, iyi para kazandığını, üç katlı bir ev yaptığını ve hacıya gittiğini öğrendim.

Avluya çıktım. Koşarak geldi boynuma sarıldı sıkı sıkı. ”Hoş geldin bizim oğlan. Geçmiş olsun. İnşallah başına bi daha komünistlik belası gelmez.”

Sağol Ekrem usta,sağol bizim oğlan,çok teşekkür ederim.”

Bak bizim oğlan.Yengen gözel yemek yapyo.Şartossun ben bugüne gadar ağzıma ırakı değdirmedim.Emme senin içtiğini bilyorum.Akşama bize gel.Valla sana ırakı da alırım.Yemek yir,oturur sohbet ederiz.Eski günlerimizi anarız.”

Gözlerim doldu.Boynuna sarıldım. ”Çok sağol Ekrem.Allah razı olsun.Ama akşama benim başka yere sözüm var.”

Len Hasan,benimki şartolsun şeher teklifi değil!”

Biliyorum Ekrem,bilmez miyim.” Vedalaştık.

Teyzemin oğlu Abdürrahim “Abi ,seni bu akşam çok enteresan bir meyhaneye götüreceğim” dedi. “ Cumhuriyet Restoransa gelmem” “ Yok,Gamerettinlerin veli ustanın.” “Tamam”

Akşamüstü kasabanın  çıkmaz bir sokağına gittik.Tahta çift kanatlı, kilitsiz  bir kapıdan girdik.Hemen arkada bir kapı daha var.

İçeride arka bahçeye bakan camlı kapının önündeki merdivende önlüklü, gözlüğü burnunun üstüne düşmüş bir ihtiyar oturuyordu. Bizi görünce başını kaldırdı

Hoşgeldiniz len, kimsiniz?” “Ben keçilerin Abdürem”

 “Yanındaki deyus kim?” “Hacasanların Hasan, Humbanın torunu.”

Amanın gominis dedikleri hergele de mi len bu!”

He,Veli usta.”

Hoşgeldiniz,ırakı içceniz de mi! Bak şişeler orda. Dolapda da yengenizin yaptığı mezele va. İstediğinizden alın. Afiyet olsun.” 

Biz,iki duble rakı, beyaz peynir, kavun, cacık aldık,bir masaya oturduk.Veli dayı önündeki tepside köfte yoğuruyordu.Hemen yanında da büyükçe bir mangal yanıyor.Meyhane yavaş yavaş dolmaya başladı.Veli Dayı her gelene bize sorduğu soruyu soruyor,ama herkesi tanıyordu.

Len İsmel,senin garıya çok hastaymış ölcek deyola.Gurtuldun mu garıdan?”

Ne gurtulması dayı, yedi canlıdır o dalıp!”

Osman,buban ince hastalığa tutulmuştu.N’apyo?

Yatyo Veli dayı.” “Allah şifa vesin!”

Mısva,senin oğlan asker olmuş.” “He dayı,Diyarbekir’de.”

Masalar doldu,herkes yemeğe,içmeğe ,sohbete başladı. Meyhanede tek sıcak ızgara köfteydi.Veli dayı kendine bir kadeh rakı doldurmuş içer gibi yapıyor, yanına tabakla gidenlere köfte veriyordu.

Kaç dene istiyon len?” “Dokuz dene” “Al,afiyet olsun.”

Sen kaç dene istiyon?” “On altı”

Oha, parayı sokakdan mı topluyon  deyus! Oniki dene yeter size”

Abdürrahim’le ben de köftelerimizi aldık,yiyoruz. Abdürrahim “Abi git Veli Dayıya tuvalet sor.” “Neden?” “Sor sen.” Gittim. “Kövte mi istiyon len?” “Hayır Veli dayı,tuvalet nerde?” Gülmeye başladı “ Bak şu deyusun eniğine, avrupalada moderin olmuş. Helaya tuvalet deyo. Aha şu köşede.

Köşe örtüyle kapanmıştı.Gittim örtüyü açtım. Bir gaz tenekesi var. Millet içine işemiş.Veli dayıya döndüm. ”Dayı, bana düzgün hela lazım” “Len ulucami mi burası, sıçceksen  Ulucamiye gitcen.”

Yemesini içmesini bitiren Veli dayıya gidiyor.” Ne zıkkımlandınız len, ne kadar ırakı, ne kadar köfte?” Söylüyorlar.Eli kafasında başını  havaya kaldırıp gözlerini kısarak topluyor,bir rakam söylüyor. “Dolabın üstündeki çanağa goyver parayı. ”

Kimsenin verdiği parayı saymıyor.Eksik mi,fazla mı verdiler umurunda değil.

Hadi gali, uzatman, meyhanecinin de evi va! Sabah aşam gene gelin, bekleyon.”

.

2 Ağustos 2023 Çarşamba

 

ERMENİ MEZESİ

TOPİK’İN HİKAYESİ

                                            Topik



           Anadolu'da özellikle Adana bölgesinde Vartabed yani papaz, rahip,

 keşiş yemeği olarak da biliniyor. Nedeniyse onların sivil halktan

 daha çok perhiz yapması ve oruç tutması. Haliyle topik gibi

 yanlarında rahatlıkla taşıyabilecekleri, kolay bozulmayan

Bu zahmetli lezzet, bayramlarda eski anıları tazelemek için yapılıyor

 ve mümkünse ev yapımı olanlar tercih ediliyor.



    "Top- topig" demişti; -ig Ermenice küçültme eki görevi görüyor.

 Tıpkı Tamar, Tamarig gibi. Ah Tamar'cığım. Geçtiğimiz nisan

 ayında, topig sohbetimizden sonra bana öyle leziz bir topig

 hazırlamıştın ki ertesi gün koşarak evinin sokağında buldum

 kendimi. Aynı zamanda şef olan Tamar Bal, Ermeni mutfağını ve

 kültürünü nesilden nesile aktarma sorumluluğunun farkında bir

 arkadaşım.



    Köklere Dönüş hikâye serilerinin ikinci yazısında Ermeni

 mutfağının önemli temsilcilerinden biri olan topig ya da halk

 arasında bilinen yazılışıyla topik konuşacağız. Oturup topik

 anlatmak bana düşmez, ancak mutfak hikâyelerini dinlediğim

 dostlarımdan öğrendiklerimi ve araştırdıklarımı aktarmak isterim.

    Takuhi Tovmasyan, Sofranız Şen Olsun kitabında topiği "adından

 da anlayacağınız gibi top şeklinde olan bir meze çeşidi. Dışı nohut

 ve patates ezmeli, içiyse soğanlı, baharatlı, tahinli bir karışım"

 olarak tanımlıyor.

    Topik, Ermenilerin perhiz dönemi için ihtiyaçtan doğan bir reçete

 aslında. 7 haftalık hayvansal gıda yenmeyen ve güneş battıktan

 sonra yemek yenmeyen bu dönem için, topik hem doyurucu hem de

 sağlıklı. Anadolu'da özellikle Adana bölgesinde Vartabed yani

 papaz, rahip, keşiş yemeği olarak da biliniyor. Nedeniyse onların

 sivil halktan daha çok perhiz yapması ve oruç tutması. Haliyle topik

 gibi yanlarında rahatlıkla taşıyabilecekleri, kolay bozulmayan,

 doyurucu yemekler alışkanlıklarının bir parçası oluyor.

    Meyhanelere meze olarak girmeden evvel kendisi aslında sıcak

 tüketilen bir ana yemek. İşin püf noktası bol soğan. Soğanlar

 karamelize olana kadar kısık ateşte pişiriliyor. Her ne kadar

 coğrafya olarak farklılıklar olsa da tarihte Baharat-İpek Yolu

 çevresinde yerleşmiş Ermenilerin mutfağında baharat baskın.

 Topikte de tarçın ve yenibahar oldukça önemli bir rolde. Dış kabuğu

 oluşturan patates ve nohutlar ise, şimdilerde rondo ile püre haline

 getirilse de bunun en geleneksel yöntemi el gücüyle mürenden

 geçirmek.

    Günümüzde bu zahmetli lezzet, bayramlarda eski anıları

 tazelemek için yapılıyor ve mümkünse ev yapımı olanlar tercih

 ediliyor. O soğan kokusu değil eve; apartmana, sokağa yayılıyor ve

 neşeli bol sohbetli sofraların habercisi oluyor. Tantig yani teyzelerin

 deyimiyle "topiksiz bayram masası olmuyor".



Şef Tamar Bal'ın Takuhi Tovmasyan'dan ilhamlı


 topik tarifi

Dış kabuğu için gerekli malzemeler (15 topik için)


3 su bardağı haşlanmış kabukları ayıklanmış nohut


4 adet orta boy haşlanmış patates


1 buçuk tatlı kaşığı toz tarçın


1 çay bardağı tahin


İç harcı için gerekli malzemeler


3 kilo kuru soğan


50 gr. dolmalık fıstık (çam fıstığı)


50 gr. kuş üzümü (çöpleri ayıklanmış kaynar suda bekletilmiş)


400 gr. tahin


1 tatlı kaşığı karabiber


1,5 tatlı kaşığı yenibahar


1 tatlı kaşığı toz tarçın


Bir çimdik tuz

Soğanları piyazlık doğrayın. Yapışmaz tavaya bir çimdik tuzla önce

 yüksek ateşte sonra kısık ateşte karamelize edin. Yaklaşık 1 saati

 bulabilir, biraz sabır. Bu sırada haşlanmış ve kabukları soyulmuş

 nohutları müren (yoksa rondo) yardımıyla çekin, daha sonra

 haşladığınız patatesi de ekleyip tahinini, tarçınını katın, yoğurun.

 Hazırladığınız topik kabuğunu streçleyip dolapta dinlendirin.

Bu sırada karamelize soğanlar tamamlandıysa hazır sıcakken

 baharatları ekleyip soğumaya bırakın. İç harç soğurken baharatı

 daha iyi kendine çekecektir. Harç soğuduğunda artık tahini

 ekleyebilirsiniz. Dış harç hamurundan avuç içi kadar alıp tülbente

 (yoksa buzdolabı poşetine) koyup oklava yardımıyla açın. Önemli

 olan ince bir tabaka olması. Daha sonra tam ortasına dolu dolu

 1 yemek kaşığı iç harçtan ekleyin ve 4 tarafından katlayarak

 yuvarlak şekil verin. Sarılı bir şekilde en az 1 gün bekletin. Ertesi

 gün yemeden en az yarım saat öncesinden masaya çıkardığınız

 topiği üzerine hafif tarçın serpip az da zeytinyağı ile servis

 edebilirsiniz.

Afiyet olsun.


30 Temmuz 2023 Pazar

 

HUMBA DEDEMİN

HATIRALARINDAN


Hasan Gürkan



HUMBA DEDEM HAKKINDA

    Humba aşık oyununda tarafların kullandığı, genellikle taş -bulabilirsen metal- bir parça. Humba  Dedem, ben onu tanıdığımda, daha doğrusu onun farkına vardığımda üç-dört yaşımda olmalıyım (1949-1950).Beni çok seviyordu, çünkü ben onun tek ERKEK torunuydum. Zehra teyzemden Perihan ablam; Fatma teyzemden Kamuran ve Nevin; Annemden Nurten, hepsi kız.Ve ben tek erkek torun Hasan. Beni hem Humba dedem, hem Zalhe (Zeliha) ninem hep şımartıyordu. Ninem bize sık sık akşam oturmasına gelir. Belinde kuşağı, ordan avcuna bir kuru incir alır, kolunu bana uzatır ”Hasan, mah (al) der. Ben alır Nurten’e göstere göstere yerdim.

DEDEM ANLATIYOR

    “Fukaraydım, çocuklukta doğru dürüst yıkanamadığım için kel olmuştum. Kısa boylu biriydim, yakışıklı sayılmazdım yani. Ama evlenmek istiyordum. Anam,” oğlum sana kızoğlan kız vermezler. Dul birini bulalım” dedi.”

    O gece düşümde aksakallı birisi, kasabada bir çıkmaz sokağı işaret ediyordu. Öğrendim, şansa bak, orada kocası 1912 Balkan savaşında ölmüş, bir çocuklu,  dul bir karı oturuyordu. Kocaman evi, dükkanı, tarlaları vardı. Körün istediği bir göz, Allah'ın verdiği iki göz demişler. İnşallah karı bana he, der.

    Evlenip içgüveysi oldum. Adam karısıyla kavga edince, karısı babasının evine gider. Biz kavga edince ,ben gidip handa yatıyordum.

GÖBEL’DEKİ SEPETLER

    Göbel hamamı kasabaya o zaman, dört beş kilometre uzaklıkta bir kaplıca. Tek göz kiralık toprak odalar var. Esnaf oradan oda kiralar. Kimi haftalık, kimi aylık, kimi mevsimlik. Tuvalet, bulaşık yıkama ortak. Kasabalıların Karısı ,çocukları Göbel’de, adamlar gündüz işinde gücünde. Akşamları kaplıcaya gelirler.

    Cumartesi Tavşanlı’nın pazarı. Esnaf , sabahtan Pazar alışverişini yapar, aldıklarını sepet yahut  zembille göbel dolmuşuna verir. Öğleden sonra Pazar dolmuşu Göbel’e gelir. Muavin minibüsün üstüne çıkar. Kaplıcadaki bütün kadınlar, çocuklar aracın etrafına toplanır. Tabi Zalhe ninemle ben de oradayız. Ben heyecanlıyım, çünkü dedem bana mutlaka kağıt şeker yollar. Muavin Pazar sepetlerini dağıtırken  kadınlara kocalarının adıyla seslenir: “Topal Osman’ın çocukları, Cezayirli Mısva’nın çocukları!” Sıra bize gelir “ Humba’nın çocukları!” İki sepet uzatır, birini Zalhe ninem, diğerini tanımadığım bir kadın alır. Kadınlar örtmeli(4) olduğu için tanımak zordur. Ben şaşkın “Nine, garı bizim sepetimizi aldı?” Ninem öfkeli, ağlamaklı sen kayası (Kahyası) olma (Karışma),yörü. Çaresiz susarım. Akşam dedem gelir, beni kucağına alır, sever. Beraber yemek yeriz. O, her zaman ki gibi bir iki duble rakı içer. İyi de, o sepetimizi alan kadın, hala benim kafamı kurcalıyor.” Dede ” “Söyle Hasanım, ne var len?” “ Garının birisi senin yolladığın bazar(Pazar) sepetinin birini aldı. Ninem de hişdammmadı (İtiraz etmedi, sustu)” “Alsın len, dedende para çok, boş ver!” Gene bir şey anlamadım. Ninemin başı öne eğik. Dedem neşeyle kalkıyor :”Hadi garı, ben gidyom.” Kapıyı çekip gidiyor. Ninem hıçkırarak ağlıyor. Ben hiçbir şey anlamıyorum. Yıllar sonra Pazar sepetimizi “çalan” o kadının, Tavşanlı’da bizim aile, ninem dahil herkesin bildiği kapatması(metresi )olduğunu öğreniyorum.






25 Temmuz 2023 Salı

 

KUYUCAKLI YUSUF'UN SESİ

OLURUM ŞİİR ÖLÜR

Hasan Gürkan.


                                            Sabahattin Ali

    Sen bakma tatil olduğuna, bu şehrin en güzel yerleri bile kendini avutamıyor. Pera’da simli, allı güllü aptal bayramlıklar, iğreti urbalı kocalarının koluna abanmış. Taksim açık otoparkı, paslı çürük dişleriyle sırıtıyor.

-Üç dört gün fırsat bulduk mu bir yerlere gideriz.

    Başka bir zamanda Burgaz ada Sait Faik ’sizdi. Martılar da olsa, deniz yosun da koksa, omzumun sana dönük yanı üşüyor. Gecenin bir saatinde sevda ulaşılmaz bir ütopyadır. Her sevda hikayesi düşle gerçeğin trajik savaşını anlatır. Gecenin bu saatinde türkünün kendi büyüsünü bozmakta, minesini soldurmakta olduğunu fark ediyorum. Ütopya çarpışarak geriliyor. Geç kaldık, güçleri zamanında savaşa süremedik.

bir şafaktan bir /bir akşamdan bir”

Tanyeri / karanlığın yavaş yavaş incelmesi

kızılın sayısız tonları / sonra aydınlık/ Görmedim.

Ama gövdemle…

    O sabahların bir de hiç birinde uykusuzluktan ve yorgunluktan eser yoktu. Senin gözlerin mahmur. Bu türküyü daha sevdanın iptidasında bir veda türküsü olarak, yeniden yeniden neden dinliyorduk. Her defasında söze ve nağmeye aslında onlarda olmayan başka hisler, manalar, derinlikler yükleyerek, atfederek, vehmederek başımı göğsüne gömüyordum, başını göğsüme gömüyordun. Kan ter içinde ama gönüllü, ama şikayetsiz, ama delirmiş, ama sevinçle olmayacak bir düş, hiç kuşku duymadığım. Akıl henüz yoktu, ne iyi!

    Hakikate boyun eğiş süreci sancılı ve uzun bir hüzün olarak yaşanıyor. Mucidi benim.

                                     Fronundo Marti

   Nisan, güneşli bir gün. Bahçede uzun Rusya kışından kalma karlar var. Moskova dışındaki Daçada Frobundo Marti cephesinden yoldaşlarla düş kuruyoruz, içim ürperiyor. Sen yoktun. Avuçların henüz merhabalarını kuşanmamıştılar. Bedeninin lezzeti meçhulümdü, ne gam! “gönül mahzun/ay karanlık/ yıldızlar gözden nihan olsa da / arşı ferşi ışıktan titretecek / bir aydınlık imkânıyız biz”(A.İlhan)

                                      Atilla İlhan

    Ayaklarımda postal, belediye otobüsüne kaçak bindim. Başım, yalazı dünyayı sarmış bir sevdanın bulutlarına değiyor. Kızılay’da Tuslog’u taşlıyorum. Sen omuz başımdasın, bıraksalar da bırakmasalar da bütün satrapları yerle bir edeceğim.

   Bıyıklarımın yeni terlediği vakitlerdi. Spartaküs yenildi. Komünarların mezarı Paris’te. Sen Madrid kapılarında öfkeden ve soğuktan dudaklarını dişliyorsun. Dağlardan gelen Rodrigez’in sesi başımızı döndürüyor.

Sevda, arınmanın, çoğalmanın, gözlerindeki efelenmenin sadeliğin gümüşü ve kilimiyse; hakikatin kıllı göğsü, pala bıyıkları ve altın dişleri var.

Gecenin bir saatinde ütopya bir olmazlığın adı değil. Ben arkadaş ölümlerini omzumda, kolum dibinden koparılmış gibi, dinmeyen bir sızı, içimde kaskatı dilsiz bir karanlık olarak yaşadım. Kimselere ağlayamadım. Şimdi senin yatağında haykıra haykıra seviştikten sonra hıçkırıklara boğuluyorum. İçim yıkanmıyor.

Benim aymadığım kalabalık bir Kızıl Meydan veya Faelled Parken olmalı. Sakız gibi beyaz önlüğü içinde gülen bir sarışından birer glög alıyoruz. Başın ağrımıyor, için ısınıyor. Sana ütopyaya inananların işkencede çözülmeyeceğini anlatmaya çalışıyorum. Martin Eden’i roman kahramanı sananlara gülüyorum.

    Sende yanılırsam diyorum, Kuyucaklı Yusuf’un sesi olurum şiir ölür.



23 Temmuz 2023 Pazar

 

SARHOŞ DİYARI GEZMELER

Metin yeğin

                                     Metin Yeğin

    Sabah geliyorlardı ofise çiftçiler. Ortak bir dilimiz yoktu. Birlikte toprakta çalışırken, Kamboçya’daki Pol Pot rejimi canlanıyordu gözümde...

    Çiftçi sendikasında kalıyordum. Dongpirang, küçük bir Kore kasabasıydı. Yere bir şilte atıp yatıyordum. Zaten bütün Kore yerde yatıyordu. Her şey yerdeydi. Bir şeyin üstünde duran sadece televizyondu. O da sanki çok gerekliymiş gibi, beyin çalıcı, akıl çelici, keyifsiz afyon…

                                      Favela

    Brezilya’da bir favelada ‘Burada mafya var mı?’ diye sormuştum. Bir hip hop müzik grubu ile konuşuyorduk. "Eğer uyuşturucudan bahsediyorsan her yerde var. Her eve girdi televizyon" demişti solistleri. Üstünde Brezilyalı bir siyah devrimci liderin tişörtü vardı. 

    Duş ihtiyacı olunca tuvalette yapıyorduk. Sifona gelen hortumu çıkarıp biraz ileri uzatıyorduk. Ucuna bir süzgeç parçası takıyorduk önce, ufak bir şey, çay süzgecinden yapılmış gibi gelmişti bana ve iyi iş görüyordu. Aynı aparatı çay yaparken kullanmadıkça sorun yoktu.

    Ulysses’te vardı: "Ben çay yaparsam, çay yaparım, çiş yaparsam çiş yaparım" diyordu biri "İkisini aynı kaba yapma da" diye cevap veriyordu başkası. Süzgeci sifona takarken aklıma geliyordu hep. İlahi James Joyce diyordum. Sonra su çarpınca unutuyordum edebiyatı filan. Soğuktu su.

                                             Pol Pot

    Sabah geliyorlardı ofise çiftçiler. Ortak bir dilimiz yoktu. Gülüşerek anlaşıyorduk. Bir İngilizce öğretmeni geliyordu sonra, öğretmenler sendikasından. Birlikte çiftliklere gidiyorduk. İnce gözlükleriyle, ince birisiydi. Birlikte toprakta çalışırken, Kamboçya’daki Pol Pot rejimi canlanıyordu gözümde. Yaşamı anlamaları için entelektüelleri tarlada çalıştırıyorlardı Pol Pot zamanı. İlk hafta ölürdü bizimki. Kelimeler, toprak çapalamakta faydasız kalıyordu, İngilizce olsalar da.

                                  Julio Cortazar
 

    Ama ben, hayatın senin için meydan okuma demek olduğunu gayet iyi biliyorum, otoriteyi asla kabul etmediğini; beni ve oyunlar oynayan diğerini kenara bırak, sırf bu yüzden dinlemediğin ya da gülerek dinlediğin biri olmak zorundayım hep, bu yüzden hiçbir anlamı yok sana söylememin.*

Sonra yemek yiyorduk. Yerde tabii ki. Pirinç pilavı ve pirinç rakısı mutlaka oluyordu ve lahana turşusu. Politik olarak iyi anlaştığımız söylenebilirdi. Hiç tartışmıyorduk. İnsanın birbirini anlamaması iyi bir şeydi sanırım. Rakıyı çok içeyim diye ısrar ediyorlardı sadece. Pek itiraz etmiyordum. Bizim öğretmen onları engellemeye çalışıyordu. Her zaman, ılımlı olmaya davet ederdi orta sınıf…

Hep sarhoş gezmeli’ diyordu halbuki Baudelaire, ‘Aşkla, Şiirle ya da Şarapla’…

Pirinç rakısı daha ağır tabii ki…

Şiir ise politika gibi değil, kelimelere tutsak. Bu yüzden yalan söylenemiyor şiirde.

Geriye aşk kalıyor ki onun da ağzı var dili yok…

*62 Maket Seti, Julio Cortazar, çeviri: Aslı Biçen, Everest Yayınları, 2016.