LGBTİ + AKTİVİZMİYLE
BARIŞAMAYAN İSLAM
DEĞİL ATAERKİ
BERRİN SÖNMEZ
Berrin Sönmez
Eşcinselliğe dair iddialar, hem yerli, hem milli, hem de dini olamaz, ancak ataerkil cinsiyet rollerine kutsiyet atfetmekten ibarettir. Modern dönemde Katolik öğreti bile onca katılığına rağmen “Tanrının çocukları” toleransına erişmişken İslam anlayışını engizisyon tarihi sürecindeki uygulamalarla özdeşleştirmeye kalktıkları bir 21. yüzyıl yaşanıyor. İslam tarihinin geçmişteki toleransı bugün Katolik kilisesinde ama Müslümanlar bugün Katolik kilisesinin orta çağında… Yerli milli dini hem de…
(...)Tek Tanrılı (Hanif, İbrahimi) dinler olarak bilinen Musevilik, Hristiyanlık ve İslam’a baktığımızda da ortak söyleme göre, eşcinselliğin günahkarlık ve cezalandırılması gerekli bir kusur olarak görüldüğünü, dinsel yasak ve engellemelerle kontrol altında tutulmaya çalışılan bir varoluş olduğunu ve günümüzde de sayıca en fazla üyesi olan dinler olarak hala eşcinselliğe yaklaşımları etkilediğini ve şekillendirdiğini görüyoruz.
Burada öncelikli olarak karşımıza geleneksel anlayışa göre, eşcinselliğin günah olduğu konusunda hiç şüphe bırakmayan Lut Kavmi’nin kıssası çıkıyor. Temel referanslar olarak kabul edilen bazı kaynaklar (Fahruddin Er-Razi, Seyyid Kutup, Ömer Nasuhi Bilmen, Mevdudi vb.) tarandığında genel yaklaşımın Lut Kavmi‘nin sosyal yapısına değil, sadece eşcinsel pratiklerine odaklandığı görülür.
Lut Kavmi olarak bilinen toplumun yok edilme gerekçesini eşcinsellikle açıklamak üç büyük dindeki teologlar tarafından çok yaygın bir yaklaşım olsa da günümüzde Kur’an tefsirini, ayetlerin işaret ettiği toplulukların sosyokültürel okumasıyla beraber yapan bazı ilahiyatçılar, Kur’an’da bu kavimle ilgili başka olgulara da dikkat çekmektedirler:
Toplumlarında kültürel olarak kabul görmüş 'yol kesme (eşkiyalık) ve toplantılarında hayasız' şeyler yapmak olması, alayla 'tanrısal azabı' istemeleri (Ankebut, 29); 'tanrısal azabın' gerçekleştiği gece bir evi basıp, gelen iki misafire tecavüz etmeye kalkmaları (Hud, 78); Lut Kavmi’nin kültürel değerleri içinde 'fahşiyat/fahiş' kavramı olması (Araf, 80), ki bu ifade 'bir diğerine zarar veren bir ileri gidişten' bahseder ve gazap gecesi sahnesinde, Lut Kavmi’nin, 'şehvetle arzuladıkları' bir erkeğe sahip olma konusunda ‘gönül rızası’ ya da ‘karşılıklılık’ gibi kavramları aramadıkları görülür.
Kur’an çevirmeni Abdülbaki Gölpınarlı da burada karşıdakinin gönül rızasını gözetmeyen denetimsiz şehveti vurgular. Buna ek olarak, 27 Mart 2008’de Endonezya’nın başkenti Cakarta’da düzenlenen Dinler ve Barış Konferansı’nda 'yasaklanan şey fuhuştur, eşcinsellik İslam’da caizdir' fetvası veren ilahiyatçılar, eşcinselliğin Allah’tan geldiğini ve bu yüzden doğal olduğunu söylemektedirler (Nil, 2013). Ayrıca Kur‘an metinlerinde adı geçen, helak edilen veya kötü örnek olarak gösterilen Ad ve Semud Kavmi gibi diğer topluluklara bakıldığında da Lut Kavmi’yle ortak yönlerinin eşcinsellik değil; şükürsüzlük, gönderilen peygamberlere eziyet, dünya nimetlerine aşırı düşkünlük, gurur, şirk ve azgınlık olduğu görülmektedir.
İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık’a göre de Lut kıssasında lanetlenen şey baskı, zulüm ve zorbalıktır. Kavmin zenginlikten şımarmış ileri gelenlerinin, kendi cinsel eğilimlerini insanlara, özellikle de gençlere zorla dayatmaları, hasbahçelerindeki eğlenceler için şehirde ‘genç oğlan’ aramaları, hangi ailede varsa onu kırbaç zoruyla alıp götürmeleri, bu nedenle Hz. Lut’un evini basmaları, gelen gençleri zorla alıp götürmeye kalkmaları yıkımın gelmesine sebebiyet vermiştir (2018).