DANİMARKA’LI BİR ŞAİR :
HENRİK NORDBRANT
Hüseyin Duygu
‘Danimarka’da doğmuş
olmama
dayanamıyorum.
21 Mart 1945 Kopenhag
doğumlu olmama ise,
hiç mi hiç dayanamıyorum.’
Henrik Nordbrandt, bir şiirinde Kopenhaglı olduğunu böyle
dile getirir. O, şiirlerindeki büyüleyici ezgisellik ve çarpıcı şiir mantığıyla
Danimarka’da bir Henriik Nordbrandt söylemi yaratmıştır. 1967 yılında ülkesini
terketmiş, bir şiirinde yazdığı gibi ‘hiç kimseyle ortak öyküsü olmayan’ bir yer aramak üzere önce Yunanistan’a
1970’li yılların başından bu yana da Türkiye ve öteki Akdeniz ülkelerine
gitmiştir.
Henrik Nordbrandt aykrı bir insandır. İnce uzun boyu, küskün
bakışlarıyla her an her yere uyabilir,
hiçbir yerin insanı değilmiş gibi durur topluluklarda. Onun sadece şiir yazarak
geçinmesi yaşamını ‘sevebileceği ve ölene kadar kalabileceği’ bir yere adaması,
tam anlamıyla özgürce yaşaması; sorumlulukları ağır, geçim derdi çeken
Türkiyeli ozanları kıskandıracak türdendir.
Kuzey’in karanlık ve soğuk bir ülkesinden, ‘sevebilceği ve
ölünceye kadar kalabileceği’ yeri aramak için 1967’de Yunanistan’a gider. Orada
Yunan cuntası ile karşılaşır. Bir süre sonra Yunanistan’ı terkedip İstanbul’a
geçer. Ancak İstanbul da ozanın aradığı yer değildir. İki hafta sonra soluğu
Danimarka’da alır. Kopenhag
Üniversitesi’nde Çince ve Arapça okur. Bu arada Türkiye’ye merak sarar ve
1971’de yine Türiye’ye gider. ‘Yakarış’ adlı şiirini Side’de yazar. Sürekli
aramaya devam eder. Side’den sonra yolu İspanya’ya uzanır ve bu ülkede yedi yıl
kalır. İspanya güneşi pırıl pırıldır ama o, Ege Denizi’ni, Yunan adalarını ve
Türkiye’yi özlemekten geri durmaz
‘Ege Denizi, o sıcak gecelerinde
uykulu yüzüme,
parçalanmış heykellerin
alnıma kondurduğu gizli öpücüklerine,
gemici dullarının göz kapaklarını
ve renkleri solmuş ikonların altınını
anımsayıveren parmak uçlarıma,
Orta Asya’da bir Roma gömütündeki
kırılgan cam eşya gibi
Nordbrant'tan İki Şiir:
GÜLLERE HARCADIM BÜTÜN PARAMI
Güllere harcadım bütün paramı, yolumu yitirdim mavide.
Göremezsem seni yarın, öldüm demektir;
Solgun Mart göğü altında denizin açıklarında yatan bir ölü,
oyma süsünden ayrılıp, onun görüntüsünü
pencerelerinde bırakıp gitmiş bir hayalet gemi gibi,
bir elinde bir gül, öbür eliyse açık ve öne uzanmış
Çeviren : Murat Alpar
TOROS DAĞLARI
Neyi yeğleyeyim,
bilmiyorum:
Seni mi, sevgilim, Toros
Dağlarına,
Toros dağlarını mı yoksa
güllere.
O kadar güzel ki Toros
Dağları;
Gülleri o kadar al, o
kadar kokulu ki!
İşte seni tam o kadar
seviyorum.
Çeviren : Murat Alpar