HER BİR DİLDE ÇIKAR SESİ
ARJANTİN'İN CUMARTESİ ANNESİ HEBE DE BONAFİNİ
Kavel Alpaslan
Hebe de Bonafini bir siyasetçi değildi. O, kendi öfkesini diğer on binlerce anne ile birlikte her hafta Plaza de Mayo’ya koyan bir anneydi. Dayakla, yasakla, tehditle, kaçırılmalarla geçen yıllar içinde hem kendi hem tüm anneler bundan çok daha fazlası oldu…
Bandista’nın en özel şarkılarından Benim Annem Cumartesi, evlatları kaybedilen annelerin adalet arayışını anlatıyor. Üstelik Paşanın Başucu Şarkıları albümünde yer alan bu parça, sadece devlet tarafından ‘kaybedilen’ çocuklarını yıllardır Galatasaray Meydanı’nda arayan Cumartesi Anneleri’nin hikayesini anlatmıyor. Şarkının sonunda İspanyolca bazı sözler işitiyoruz. Şöyle diyor bu ses:
“Bizler, anneler, ki sokaklara çıkalı neredeyse 18 yıl oldu, hiç aklımıza gelmemişti, bugün gelecek ve bu uğursuz yerde onlara şöyle diyeceğiz: Katiller, orospu çocuğunun önde gidenleri! Sizden nefret ediyoruz! Kalbimizin en derinlerine kadar sizden nefret ediyoruz. Çocuklarımızı sevdiğimiz güçle sizden nefret ediyoruz.”
Bu sözlerin sahibi Hebe de Bonafini, dün 93 yaşında hayatını kaybetti. Arjantin’de diktatörlük döneminde çocuklarını kaybeden annelerden biri olan Bonafini, Plaza de Mayo Anneleri’nin lider ismiydi.
Yukarıdaki sözler ise 1995 yılında Donanma Astsubay Okulu önünde yaptığı bir konuşmaya ait. Buenos Aires’teki bu bina 1976 darbesinden sonra pek çok kişinin toplandığı, işkence gördüğü ve ‘kaybedildiği’ bir yer olarak biliniyor.
Konuşmanın öncesinde ve sonrasında Bonafini, ‘adına okul dedikleri bu ölüm binasının’ karşısına dikilmenin verdiği haklı coşku ile sözlerine devam ediyor. Peki ama neden? Neden Plaza del Mayo anneleri, çocuklarını kaçırıp öldüren ya da kaybedenlerden hesabı bu sözlerle soruyor?
İKİ OĞLUNU ELİNDEN ALIP ‘KAYBETTİLER
Bu soruya en yerinde cevap yine Bonafini’nin yaşamından verilebilir. Dilerseniz önce Evrensel Gazetesi’nde yayınlanan ve oldukça etkileyici bir şekilde kaleme alınmış haberdeki kısa yaşam öyküsünden bir bölümü okuyalım:
“4 Aralık 1928’de bir işçi mahallesi olan El Dique’de, zemini toprak olan küçük bir evde doğdu. Babasının şapka fabrikasında çalışarak geçimini sağladığı bir ailenin en büyük kızıydı. Öğretmen olmayı hayal ediyordu. Normal okula gitmek istiyordu ama ne annesi ne de babası kabul etti. Onu terzilik öğrenmeye gönderdiler. Daha sonra dokumaya devam etti.
Eşi Humberto Bonafini ile mahallede tanıştı. O da babası gibi bir işçiydi. 1949 yılında evlendiler. Kısa bir süre sonra Hebe, 1950 yılında doğan en büyük oğulları Jorge Omar’a hamile kaldı. Üç yıl sonra Raúl geldi. 1965’te kardeşlerin en küçüğü Alejandra doğdu.
İki oğlu Ulusal Okulu bitirdi ve La Plata Ulusal Üniversitesi’ne (UNLP) girdi. Jorge Fen Bilimleri alanında Fizik, Raúl ise Doğa Bilimleri alanında Zooloji okuyarak başarılı oldu. Her ikisi de Marksist-Leninist Komünist Parti üyesiydi.
24 Mart 1976 darbesi gerçekleşti. Önce Jorge götürüldü. Ardından Raúl. Raúl’ün ortadan kaybolmasından önce Hebe başkente bir ya da iki kereden fazla ayak basmamıştı. Oğlunu arayışı onu iktidar kurumlarının olduğu yere götürdü.”
Aslında Bonafini’nin başına gelenler, Arjantin’deki diğer binlerce annenin de hikayesidir. Darbeyle birlikte cunta yılları boyunca ordu eliyle kaybedilen ya da öldürülen insan sayısı on binlerle ifade ediliyor. Bu sayının tam 30 bin olduğu düşünülüyor.
OĞULLARININ MÜCADELE BAYRAĞI
İşte Bonafini o hissini alıp hesap sormak için tek başına devletin karşısına dikildiğinde hikâyesinin kendisine has olmadığını farkına varır. Şöyle yazıyor Evrensel’deki haberin devamında: “Bonafini, 13 kadınla birlikte Plaza de Mayo (Mayıs Meydanı) Anneleri grubunu kurdu. Anneler, başkent Buenos Aires’teki Plaza de Mayo’da cumhurbaşkanlığı konutunun önünde her hafta protestolar düzenlemeye başladı. Hükümet bu gösterileri dağıttı ve grubun ilk lideri Azucena Villaflor’u kaçırıp öldürdü. Kadınlar, kayıp çocuklarının sembolü olarak başlarına beyaz çocuk bezi takmaya başladılar. Beyaz başörtüsü daha sonra hareketin sembolü oldu. Mücadele, Arjantin dışında geniş bir coğrafyada yankılandı ve Arjantin hükümeti üzerinde baskı oluşturdu. Grup, 1983’te diktatörlüğün sona ermesinden sonra mücadeleye devam etti.”
‘HESAP SORACAK ÖFKESİ’
Bonafini’nin Mart 1995’te Donanma Astsubay Okulu’nun karşısına dikilip katillerin yüzüne yüzüne “Katil!” diye bağırdığı günden birkaç ay sonra Türkiye’de Cumartesi Anneleri Galatasaray Meydanı’nda ilk kez toplandı. O gün bugündür her hafta polisin sayısız saldırısına ve işkencesine maruz kaldılar. Bu hafta 922. Cumartesi olacak ve adalet arayışları tüm yasaklara rağmen devam ediyor.
Bonafini’nin mücadelesini ‘eski’ ya da ‘uzak’ bulanlar başlarını biraz dışarıya çıkartıp yaşanan zulme baksınlar. Ve unutmasınlar, Bandista’nın da şarkısında söylediği gibi, “Benim annem cumartesi / her bir dilde çıkar sesi. / Benim annem cumartesi / elinde solmuş bir resim. / Benim annem cumartesi / hesap soracak öfkesi.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder