CEMİLE'NİN ELMASI
Ta Nuh Nebi'den beri Mezopotamya yerlileri Tanrıların Gözyaşları derdi elmaslara. Onların gökteki yıldızlardan dökülen tozlardan ve fırtınalı gecelerde yıldırımlardan kopan kıymıklardan yapıldığına inanırlardı. Ne hayal gücü! İnsanlar anlayamadıkları bir cisimle karşılaştıklarında başlıyorlardı uydurmaya.
Elmasla kıyaslandığında yaz yağmurundan bile kısaydı insan ömrü. Seksen yaşında bir insan dirençsiz ve ihtiyarken, seksen yaşında bir elmas henüz bebek sayılırdı. Cemile kendi elmasının yaşını üç yüz ila dört yüz arasında tahmin ediyordu. Gençti daha. Bundan sonra binlerce yıl yaşayabilirdi, muhtemelen daha fazla. Elmas hırsı söz konusu oldu mu ne fakirle zengin arasından bir fark kalıyor, ne tamahkarlığın sonu geliyordu.
Hiç elması olmayan biri muhakkak bir tane edinmek, elması olansa daha fazlasına erişmek istiyordu. Namussuzluk, açgözlülük ve zalimlik, genç yaşında bunların hepsini görmüştü bu elmas. Tüccarlar, gezginler, denizciler, askerler onu elde edebilmek uğruna ne ihanetler etmişlerdi birbirlerine. Onun girdiği hanelerde hizmetçiler hanımlarına hürmetle hizmet etmiş, hanımlar kocalarını çıkarcılıkla sevmiş ve kocalar kendilerini daha bir muktedir hissetmişlerdi. Muğlaklıklar netleşmiş, kur yapmalar evlilikle son bulmuş, dostlar düşmanlara, düşmanlar yandaşlara dönüşmüştü. Saf kardan yansıyan güneş ışığı gibi, kehribar elmas da çevresindeki her şeyi daha parlak ve net kılmış ama kendi karanlığını da beraberinde getirmişti.
-----------------------------------
İskender, Elif Şafak, Doğan Kitap
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder