İlhan Erdost'un kızı Alaz, hiç
görmediği babasını anlattı: Hayali bile mis kokuyor
T24 05.11.2017
"Tanımadan özler babasız büyüyen çocuklar
babalarını"
12 Eylül
1980 darbesinin ardından ağabeyi Muzaffer Erdost ile gözaltına alınarak
Mamak Askeri Cezaevi’nde dövülerek öldürülen yayıncı İlhan Erdost’un
kızı Alaz Erdost, katledilmesinden 37 yıl sonra hiç tanımadığı babasını
anlattı: Babamı kalın kara bıyıklarından, gülen gözlerinden öpüyorum. En
azından hayal ediyorum. Hayali bile mis kokuyor.
Alaz Erdost,
babası 7 Kasım 1980’de öldürüldüğünde henüz 6 aylıktı, ablası Türküler ise 2,5
yaşında. İki kardeş babalarını tanımadan büyüdüler. Amcaları Muzaffer Erdost
onlara hem amca hem baba oldu.
"Sabah kızlarımı öpmeden çıktım,
dövmeyin"
Sol ve Onur
yayınları aracılığıyla sol ve sosyalist klasikleri Türkçe’ye kazandıran İlhan
Erdost ve ağabeyi Muzaffer Erdost, 12 Eylül darbesinin hemen ardından gözaltına
alınarak Mamak Cezaevi’ne götürüldüler. Gözaltı nedenleri, kendi yayınları olan
ve hakkında hiçbir kısıtlama kararı olmayan Engels’in “Doğanın Diyalektiği”
adlı kitaptı.
Gözaltına
alınıp götürüldükleri Mamak Askeri Cezaevi’nde bir bloktan öbür bloğa nakilleri
sırasında, özel görevlendirilmiş 4 er tarafından, özel getirilmiş araç içinde
“onların anasını ağlatmazsanız ben sizin ananızı ağlatırım” talimatı ile
dövülerek öldürüldüler. İlhan Erdost kendisini dövenlere, “Sabah kızlarımı
öpmeden çıktım, dövmeyin” dedi ama emir “yukarıdan” gelmişti. Ağabeyinin
gözleri önünde dövülerek öldürüldü. Kendisi de öldüresiye dövülen Muzaffer
Erdost, kardeşinin öldürülmesinden sonra adını Muzaffer İlhan Erdost olarak
değiştirdi, her 7 Kasım’da Sol ve Onur yayınlarının kitaplarını yüzde 50
indirimle okurlarıyla buluşturdu.
Erdost’un
ailesi mezarı başında.
37 yıl sonra
7 Kasım’da da İlhan’la buluşacak ailesi, dostları…
Alaz Erdost,
12 Eylül darbesinin mimarı Kenan Evren’in ölümünün ardından, “Babamın
küçük bahçesinden çiçekler fışkırırken, onun mezarı olmayacak. Kanla dolu
yattığı yerde çiçekler açmayacak. Ziyarete gelenlere çikolata dağıtılmayacak,
çünkü giden olmayacak. Ve o hiç bir zaman ‘kendi mezarında kendi açan bir gül’
olmayacak asla. Bu da bana yeter” ifadelerini kullanmıştı.
Alaz
Erdost’la babası öldürülen bir çocuğun neler hissettiğini, babasız büyümeyi,
Erdost ailesini, yakınlarını siyasi cinayetlerde kaybeden ailelerin
oluşturdukları Toplumsal Bellek Platformu’nu, bugün de devam eden ölümleri,
katliamları konuşan halagazeteciyiz.net’ten Sultan Özer’in söyleşisi
şöyle:
Baban
katledildiğinde henüz 6 aylık bir bebektin ve babasız büyüdün. İlk ne zaman
öğrendin babasızlığı, neler hissettin?
Aslında
babasızlık diye bir şey yok benim için. Çünkü babamla hiç beraber olamadım. Onu
ailemden dinledim, kitaplardan okudum, fotoğraflardan tanıdım, türkülerden
dinledim. Bir akşam Arat Dink’le beraberdik. O diyor ki ‘ben daha şanslıyım,
babamı tanıdım.’ Ben diyorum ki ‘ben daha şanslıyım, babamı hiç tanımadığım
için. Böylece yokluğu daha az acıtıyor.’ Aslında öyle değil tabi. Ben Hrant
Dink’e yandığım kadar babama yanıyorum. Babamı özlediğim kadar Hrant Dink’i
anıyorum. Ben doğdum babam vardı, büyüdüm babam anlatıldı. Babam her yerde
benimle. Tanımadan seviyorum. Tanıyıp kızı olduğum için gurur duyuyorum.
Babanın
öldürüldüğünü öğrendiğinde neler yaşadın?
Babamla
ilgili bir şeyler anlatırken şunun sıkıntısını yaşıyorum. Onunla bir anım yok,
ona dair anılarım da çok az. Bu yüzden anlattıklarım da hep aynı oluyor. Bundan
utanıyorum. Ben babamın trafik kazasında öldüğünü zannediyordum, öyle
demişlerdi bana. Okumayı sökmüştüm. Evimiz sobalıydı. Soba yanıyordu. Demek ki
kıştı. Annemle teyzem battaniye altında koltukta oturuyorlardı. Orta sehpada
bir dergi duruyordu. Belki de annemler onu bilerek orada bırakmışlardı
bilemiyorum. Kapağında babamın kocaman fotoğrafı vardı. Altında da “İşkencede
öldürülen yayıncı İlhan Erdost” yazıyordu. Yüksek sesle okudum. Annemlere
baktım, ağlıyorlardı. Battaniye de gizleyemiyordu. Sonra çok soru sorduğumu
hatırlıyorum. Ertesi gün okula gittiğimde arkadaşlarıma yalan söylemişim gibi
hissetmiştim bir de. Çünkü başka türlü anlatmıştım hikayeyi onlara. Çok
utandığımı hatırlıyorum bu yüzden. Utanmak bize doğuştan nasip olmuş.
Babanı ya da
babasızlığı nasıl anlatırsın? Babasız büyüyen bir çocuk neler hisseder?
Biz ablamla
çok şanslıydık. Kocaman bir aileydik- ki hâlâ öyleyiz çok şükür ki- babasız
büyümek gibi bir hissi hiçbir zaman yaşamadık. Amcam, dayım babamızdı. Ama aile
ne kadar büyükse yarası da o kadar büyük oluyor. Hep çok gülünen gecelerin sonu
ağlamakla bitti. Anılar babamla başladı, türküler babamla devam etti.
Kuzenlerim yanımızda babalarına baba demediler. Annemi balık sevmez diye bildim
yıllarca. Meğer babam çok severmiş o yüzden yemezmiş. Babamın terlikleri, traş
bıçağı, diş fırçası, dolapta kazakları, çekmecede çorapları sanki bizimle hâlâ
yaşıyormuş gibi senelerce evde durdu.
Sanıyorum ne
kadar bizi korumaya çalışsalar da hüznü bizden uzak tutamadılar. Annemin
ağlamadığı bir gün hatırlamam ben çocukluğumdan. “Hasretinle Yandı Gönlüm’ü”
ağlamadan dinleyemem örneğin. Tanımadan özler babasız büyüyen çocuklar
babalarını.
İlhan Erdost
öldürüldüğünde kızı Türküler 2,5 yaşındaydı.
Ablanın
babanla fotoğrafı var ama senin yok. Ne düşündün?
İşte ben
buna çok üzülüyorum. O kadar üzülüyorum ki dönüp beraber bir fotoğrafımızın
olması için bir çok şey verebilirim. Ben bu hayatta en çok ablamı severim. Her
şeyin en güzeli onun olsun isterim. Ama bir tek bu yüzden onu kıskanıyorum. Bir
zaman Cumhuriyet Gazetesi bir röportaj yaptığında bizimle, bunu söylemiştim.
Ablamla olan bir fotoğrafına beni koymuşlar, bana hediye etmişlerdi. Çok
severim o fotoğrafı ben, gerçekmiş gibi severim.
Türküler ile
birbirinize çok yakınsınız, babasızlığı konuşuyor muydunuz?
Biz
kuzenimizi kaybettik, 4 sene oluyor. Barışta kuzenimiz babamı tanımıştı, çok da
iyiymiş ilişkileri anlatıyordu hep. Bir keresinde ablama ‘senin baban benim
babam, benim babam senin baban aslında’ demiş. Çünkü babamla o kadar
yakınlarmış ki babası gibi görürmüş. Biz de amcamızı öyle gördük. Babam gitti,
amcam kaldı. Barışta gitti, biz kaldık. Birbirimizde onlara dair bir şeyler
bulup mutlu oluyoruz. Türküler’e bakarsanız babamı görürsünüz bence. Gülüşü
benzer, saçının kıvırcığı benzer. Bazı hareketleri benziyormuş, annem öyle
diyor. Amcamın da sesi benziyor. Bir de yazısı.
Bugün de
çocuklar babasız, anneler evlatsız, eşsiz bırakılıyor. Ölümler durmuyor. Bu tür
haberleri de yakından takip ediyorsun? Özellikle siyasi cinayetleri, faili
meçhulleri…Neler düşünüyorsun?
Bazen hiçbir
şeyin farkında olmayan bir insan olmak istiyorum. Okumayan, sorgulamayan.
Çevremiz o insanlarla dolu. Bu 12 Eylül’ün bir sonucudur elbette. Ama öyle
olamıyor. Biz bu acının içine doğduk. Her ölüm bana yara. Her ölüm bana gözyaşı.
Bunun başka bir tarafı da var tabi. Zaten ölümlerin içine doğduk derken bir
gerçekten bahsediyorum. Benim en yakın arkadaşlarımın babalarını öldürmüşler.
Onlar benim, babalarımız öldürülmeden önce arkadaşlarım olmuşlar zaten. Çünkü
babalarımız arkadaşmış. Bize düşen bu ölümleri durdurmak için elimizden ne
geliyorsa yapmak. Önüne geçemediklerimizin de, geride bıraktıklarına merhem
olmak.
Annen, ablan
ve sen her anmada yanyanasınız? Bununla ilgili ne dersin?
İyi ki
yanyanayız. Hiç ayrılmayalım. Bunu sağlayan annemdir. Annemin birleştirici
gücüdür. Sevgisidir. Özverisidir.
Annenin
ağlayarak saçını boyattığı bir anı var. Neydi o anlatır mısın?
Babam
öldürüldüğünde ben 6 aylıkmışım. Beni büyütecek gücü kalmamış annemin
üzüntüden. Teyzem bize taşınmış, bana bakmış. Beni büyüten teyzemdir. Babamın
acısı bizim bütün ailede her yerdeydi. Annem saçlarını boyatmaz, kendine hiç
bakmazdı. Çok zayıftı. Babamın kazaklarını ve paltolarını giyerdi. Ablamın
okulda veli toplantısı olmuş. Ablam annemden utandığı için, okula annemin
gitmesini istememişti. O güne kadar annem gibi teyzem de anneannem de saçlarını
boyatmayı bırakmışlardı. O akşam birbirlerinin saçlarını boyadılar. Ağlaya
ağlaya. Ertesi gün de annem gitti ablamın veli toplantısına.
Babanın
annenle türkü söylediği bir ses kaydı var. Dinledin mi? Neler hissettin?
Hiç dinlemez
miyim? Kasetleri bulduğum günden beri sürekli onları dinliyorum. Arkadaşlarıma
dinletiyorum. Babamlar en yakın arkadaşlarıyla biraraya geldiklerinde seslerini
kaydetmişler. Metin Demirtaş, Vahap Erdoğdu, Seyhan Erdoğdu, annem rakı içip
türkü söylüyorlar. Metin amca şiirler okuyor. Babam türkülerin sözlerini
karıştırıyor, annem babama kızıyor. O kadar güzeller ki. Oradayım sanki.
Babamla kadeh tokuşturuyorum sanki. Babamın sesini biliyorum ben o kasetler
sayesinde. Amcama benziyormuş. Demiştim ya.
Erdost
ailesi olarak, babalarını, yakınlarını siyasal cinayetlerde kaybeden ailelerle
Toplumsal Bellek Platformu’nu kurdunuz. Neden ihtiyaç duydunuz böyle bir
platforma?
Zaten biz
çoğumuz biraradaydık. Çünkü zaten babalarımız da yaşarken beraberlerdi, o
yüzden çocukluğumuzdan tanıyorduk birbirimizi. Ya da aynı şekilde
öldürülmüşlerdi, ilk gidenin çocuğu- kardeşi, yeni gideninkine desteğe gitti.
Acısını acısı bildi. Ya da zaten dava dosyalarımız ortaktı. Dosyalarımızdaki
isimler aynıydı. Yaşadıklarımız birdi. Beraber çok güzel olduk. Çok destek
olduk, çok güçlendik.
Muzaffer
Erdost.
Platform
neler yapıyor?
Platform Sabahattin
Ali’den başlayıp Hrant Dink’e uzanan süreçte, yakınlarını devlet
eliyle ya da devlet ihmaliyle kaybetmiş ailelerin biraraya gelmesinden oluştu.
Biz bu geniş ailemizin hiç büyümesini istemedik ama giderek büyüyor ne yazık.
Meclise gittik biz birden çok kez. Bir faili meçhuller komisyonu kurulmasını
istedik. Zamandan bağımsız, yetkisi sınırsız olsun, gerçekleri ortaya çıkartsın
istedik. Kah kendimizle dalga geçtik bu romantik isteklerimiz yüzünden, kah
sarıldık, kah çok güldük. Devam eden dosyalarımızın peşinden beraber koştuk.
Zamanaşımı kararlarını beraber aldık, zamanın aşmadığının kanıtı olduk. Kardeş
olduk biz. Hala da öyleyiz. Yeni bir acıda koşarak gideriz, el tutarız. Belki
bir işe yararız diye. Kayıplarımızın ölüm yıldönümlerinde, anmalarında,
beraberiz. Elimizden ne gelirse yapmaya hazırız.
Babanı
senden kopartan 12 Eylül darbecileri, darbe ortamını yaratanlardı. Bugün de
Türkiye bir darbe girişimini atlattı! Bu konuda ne düşünüyorsun?
Darbenin her
türlüsüne ne olursa olsun karşıyım elbette. Darbe karşıtı olan herkesin de her
darbeye aynı şekilde yaklaşmasını dilerim. 12 Eylül’den hesap sorulmasının
önünü açmış gibi yapıp, 28 Şubat’la hesaplaşmak olmaz. Darbeyse, hesabı
sorulsun. Hepsinin.
Darbe olmasa
da 12 Eylül darbesini bile aşan oranda baskılar, 5 kez uzatılan OHAL, işten
atılanlar, cezaevlerine doldurulanlar… Yine karanlık bir tablo… Bugünü 12
Eylül ile kıyaslayabilir miyiz? Ne söylersin?
Bir
hukuksuzluğun içinde hayatta kalmaya çalışıyoruz. Onuru için aç kalıyor,
doğruyu söylemekten vazgeçmediğimiz için özgürlüğümüzden oluyoruz. Ama yine de
biz hukuk diyoruz. Adalet diyoruz. Çünkü başkaca bildiğimiz bir yol yok.
Kenan Evren
yargılandı, ceza aldı ama cezası uygulanmadı, kısa süre sonra da öldü? Ölümünü
duyduğunda ne hissettin?
Sürekli şunu
söylüyorum. Bizim tek bir dileğimiz gerçek oldu hayatta. “Kenan Evren ölmesin”.
Ama biz istedik ki ölmesin de yargılansın. Kenan Evren’in yargılanması için
Geçici 15. Madde'nin kalkması gerekiyordu. Bu 12 Eylül referandumu ile olanaklı
hale geldi. Kalktı, biz ve bizim gibi aileler suç duyurusunda bulundular.
Yargılama başladı. Karar çıktı, uygulanmadı. Kenan Evren öldü. Devlet töreni ve
apoletleriyle gömüldü. Geçen sene de bize zamanaşımı kararı geldi.
Zaten
aslında babamın davası zamanaşımına uğramış. Geçici 15. Maddenin kalkması da,
bizim dava açmamız da gereksizmiş. Matematiksel olarak mümkün değilmiş zaten
onları suçlu kılmak. Lütfen dilek dilemeyelim. Kenan ölmesin dedik dedik
öldürmedik. 100 yaşına kadar yaşadı. Yaşamak denirse tabi ona.
Kenan Evren
öldü. Yattığı yere giden yok. Babamın küçük bahçesi çiçekler içerisinde.
Amcam babama bir mektup yazmış; ‘Aralık kalan gözlerinden öpüyorum kardeşim’
demiş. Bu hayatta kardeş sevgisi ne demek tatmış bir insan olarak söylüyorum
ki, bir insanın bu cümleyi yazması kadar acı çok az şey vardır. Sebebi olanlara
ah ediyorum. Babamı ise kalın kara bıyıklarından, gülen gözlerinden öpüyorum.
En azından hayal ediyorum. Hayali bile mis kokuyor.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder