SARSAK HIRGÜRÜYLE DÜNYANIN
MİLİTANCA DALAŞMAK*
Emek Gürkan
*Merhaba Moruk Partisi 20 Eylül 2007 Galata Bar, Beyoğlu
Merhaba Sevgili Babacığım,
Biliyorsun Danimarka’da yaş günlerinde, eğlencelerde, kutlamalarda bir
konuşma yapmak gayet çok doğal ve gelenekseldir. Ben de hayatımın yarısından
fazlasını Danimarka’da geçirdiğim için, o toplumun kültüründen etkilenerek sana
bir konuşma sunmak istiyorum.
Bir gün yeni evimizin salonunun
bir köşesine siyah/beyaz aile fotoğrafları asacaktım. Nilgün kendi ailesinin
toplu bir şekilde çekilmiş olan bir fotoğrafını çıkardı. Ben ise kendi
albümlerimi gözden geçirdim, ama sen, annem,
Barış ve benim toplu olarak çekilmiş siyah/beyaz fotoğrafımızı
bulamadım. Böyle bir fotoğraf var mı, yok mu bilemiyorum, daha doğrusu böyle
bir fotoğrafı ben hiç hatırlamıyorum. Neyse ben böyle bir fotoğrafı ararken
aklımdan şunlar geçti:
12 Mart darbesinden sonra dünyaya
geldim. Ve sen bir şairin (İsmet Özel) mısralarını değiştirerek “ sarsak
hırgürüyle dünyanın militanca dalaşmak için Emek geldi dünyaya “ diye yazmıştın
günlüğüne. Daha sonra benim çok iyi hatırladığım ve yaşadığım 1977 İstanbul
kanlı 1 Mayıs ve sonrası, 1970 yılarının sonlarında Türkiye’de faşistlerin her
yerlere saldırılarıyla başlayan anarşist bir Türkiye. 1980’de 12 Eylül darbesi
ve darbeden sonra 1984’lere kadar süren illegal yaşamımızı ve kaçaklığımızı
düşündüm.
1984 Mayıs başında Kopenhag’da
sürgünlüğümüz başladı. Tabii ki buraya kadar olan süreç içinde doğru dürüst bir
aile hayatımız olmadı. Ve belki bundan dolayı topluca bir aile fotoğrafı
çektirme imkânımız olmadı.
Babacığım,
Benim kuşakta annesiz babasız yetişen arkadaşlar var. Benim kuşakta çok zor
hayat şartları altında büyüyen arkadaşlar var. Benim kuşakta annesine babasına
kızgın ve kırgın arkadaşlar var. Ben kendimi bu kuşak içinde şanslı
hissediyorum. Neden? Çünkü sen ve annem hayatlarınızda bunca zorluklara karşı
Barış'ı ve beni kendi imkanlarınızla,
kendi felsefenizle yetiştirmeyi becerebildiniz. Bugün Barış’ın ve benim
Danimarka’da iyi bir hayat sürdürebilmemizin sebebi annem ve senin kendinizi
politik hayata adamanızdır.
Beş sene önce baba oldum. Sen de,
ben ve Nilgün sayesinde “Dede” oldun. Şu “Dede” sıfatına biraz sonra geri
döneceğim.
Nilgün ve ben oğlumuzun ismini
“TOPRAK NAZIM” koyduk. Neden? Bizim ailede senin ve annemin başlattığı politik
isimler, Emek ve Barış geleneğini sürdürmek, aynı zamanda Nilgün ve benim
hayata bakışımıza uyduğu için oğlumuza Toprak ismini koyduk. Toprak 2002
yılında doğdu. Aynı yıl yoldaş şair Nazım Hikmet’in 100. Doğum yıldönümüne denk
geldiği için onun anısına Nazım ismini verdik. Ben bu isimleri sana
bildirdiğimde sen Toprak’a yazdığın mektupların birinde:” TOPRAK, bereketi,
doğurganlığı, vermeyi, doyurmayı, paylaşmayı anlatıyor; NAZIM, eşitlik,
özgürlük, adalet için mücadeleyi, adanmışlığı, onuru, dünya kardeşliğini
anlatıyor. “HOŞ GELDİN BEBEK / YAŞAMA SIRASI SENDE
Henüz yüzünü görmedim ama adını
sevdim Toprak Nazım bebek. İnsanın adı başlangıçta kendisinin değil,
ana-babasının duruşunu yansıtıyor. Adını koyanlara yürekten teşekkürler. Senin
adın, senin adının çağrışım ve referansları benim hayatıma, mücadeleme, halen
düşünü gördüğüm ütopyama “cuk” oturuyor.” diye yazmıştın.
Şimdi gelelim şu dedelik
sıfatına. İlk başlarda bu dedelik sıfatını çok yadırgamıştın. Sen “Hasan dede”
diye çağrılmaktan hiç hoşlanmıyordun ve kızıyordun. Toprak’a “Hasan baba”
demesini öğretmeye çalıştın. Bu konuda başarılı olamadın. Bu konuyu Toprak
bebekken bize şöyle açıklamaya çalışmıştın:
“ Dedelik (kim ne derse desin) pörsümeyi, eksilmeyi, tükenişi, ölüme
yakınlaşmayı anlattığı için bu kimlikten hoşlanmıyorum. Her yaş güzeldir
avuntusuna sığınmıyorum. Bazı yaşlar güzeldir.”
Bunları yazdığından bu yana beş
sene geçti. Toprak büyüdü, dillendi. O dillendikten sonra sen onunla çok iyi
bir ilişki kurdun. Benim gözlemimle bugün Toprak’ın seni “Hasan dede” diye
çağırmasından hoşlanıyorsun. Onun dışında ben seni bugünkü hayatından ve
yaşından gerçeği kabullenmiş, mutlu ve rahat görüyorum.
Sevgili Babacığım,
Önce kaçaklık dönemi, sonra sürgünlük, en sonunda senin Türkiye’ye temelli
döndüğün bu süreçte hep ayrı kaldık. Sözünü ettiğim süreç benim hayatımın
yarısından fazla. Ama bu son süreçte önce mektuplaşarak, sonra teknolojinin
gelişmesiyle mailleşerek ilişkimizi sürdürdük ve sürdürüyoruz. Ve ben de bu
süreç içinde senin özellikle bana ve Toprak’a yazdığın mektupları, mailleri bir
kitapçık içinde topladım ve sana bunu armağan etmek istiyorum.
Ama hediyemi vermeden önce
konuşmamı bir şiirle bitirmek istiyorum. Çünkü ben senin gibi edebiyatta bunca
yerli yabancı şairleri tanıyan, seven aynı zamanda bir çok şiiri ezbere bilen
ve senin gibi şiir okumasını çok iyi bilen birisini tanımıyorum. Onun için
benim ve senin çok sevdiğimiz CAN BABA’dan bir şiir okumak istiyorum:
"MARE NOSTRUM
En uzun koşuysa elbet / Türkiye’de de devrim / O, onun en güzel yüz
metresini koştu / En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak…/ En hızlısıydı
hepimizin / En önce göğüsledi ipi / Acıyorsam sana anam avradım olsun / Ama aşk
olsun sana çocuk aşk olsun"
Haydi arkadaşlar hepinizi babam için kadeh kaldırmaya çağırıyorum.
Oğlun
Emek Volkan,13-Eylül-2007 Amager
O buluşmaya ben ve Oya neden çağrılmadık? Babasına da, oğluna da küstüm...
YanıtlaSil