TAMİL KAPLANLARI İLE PKK ARASINDAKİ
BENZERLİKLER VE FARKLILIKLAR
Çetin Çeko cetin.ceko@gmail.com
25 Mart 2016 –T24
Etnik ve ayrılıkçı ulusal isyanların
sadece sert askeri yöntemlerle bastırılmasına Sri Lanka modeli denmektedir. Bu
modele göre; güvenlik kuvvetlerine sınırsız operasyon yetkisi, sivil ölümleri
ve İnsan hakları ihlallerinin soruşturma konusu yapılmaması, operasyonlara
siyasi iradenin müdahale hakkı olmaması, isyancı güçlerle asla müzakere
yapılmaması, uluslararası kamuoyunun baskısı ve evrensel hukukun dikkate
alınmaması modelin temel karakteristik özelliklerini oluşturur.
2009 yılında Birleşmiş Milletler
raporlarına göre Sri Lanka devletinin Tamil Kaplanlarına karşı uyguladığı
harekatta çoğunluğu kadınlar ve çocuklar olmak üzere, sivil halktan 40 bin
Tamil hayatını kaybetti.
Sri Lanka devleti kendi mantığı
içindeki bu eylemiyle, ayrılıkçı ulusal isyanların sadece askeri çözüm
yöntemiyle bastırılabileceğini dünyaya gösterdi. Oysa uluslararası toplumun
arabuluculuk ettiği Sri Lanka hükümetiyle Tamil Elam Kurtuluş Kaplanları (LTTE)
arasında yıllardır süren müzakere ve dönemsel ateşkesler vardı. Sri Lanka
hükümetinin bu tür bir imha operasyonuna, operasyonu planlayanlar dışında kimse
ihtimal vermiyordu.
Başta Tamil Kaplanları olmak üzere,
iki güç arasındaki uluslararası arabulucular ve dünya kamuoyu Sri
Lanka’nın Tamillere karşı beklemedikleri toptan imha hareketi karşısında
şoke oldular. Sri Lanka modeli, Tamil problemine benzer sorunlar yaşayan,
demokratik normlardan uzak ve sorunu şiddetle bastırarak çözmek isteyen diğer
ülke iktidarları için örnek ve ilham kaynağı oldu.
Ilımlı
muhafazakar olarak sıfatlandırılan dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,
Tamil Kaplanlarına karşı gerçekleştirdikleri imha hareketinden dolayı, Sri
Lanka Cumhurbaşkanı Mahinda Rajapaksa'yı telefonla arayarak tebrik etti.
2012’de Sri Lanka'nın Türkiye
Büyükelçisi Bharthi Wijeratne de Türkiye Cumhurbaşkanı Gül'le yaptığı
görüşmede, ‘eline silah alan kanlı bir örgüt ile ancak anlayacağı dilden
konuşulabileceğini' ve ‘Türkiye'nin Sri Lanka'dan öğreneceği çok şeyin
olduğunu’ söyledi.
Kaplanların en vahim yanlışı sivil halkı kalkan
yapmaları
Kaplanların ve sivil Tamil halkının
bu kadar ağır darbe yemesinin nedeni, örgütün kurtarılmış alanları savunmada
ısrarcı olmasıydı. Tamil Kaplanları bir gerilla örgütüydü, ama düzenli
ordu gibi davranıyordu. Sri Lanka ordusunun havadan, karadan ve denizden
saldırısı karşısında kurtarılmış alanlardan çekilmeyerek askeri anlamda büyük
bir hata yaptı. Bir gerilla örgütü gibi savaşacağına, düzenli klasik
konvansiyonel bir ordu gibi savaştı.
Aktüel olması açısından dünyada ilk
canlı bomba yöntemini kullanan örgütün Tamil Kaplanları olduğunu belirtmekte
yarar var. Kaplanlar, 1989’da Hindistan Başbakanı Rajiv Gandi ve 1993’de Sri
Lanka Cumhurbaşkanı Ranasinghe Premadasa’ya canlı bomba yöntemiyle suikast
yaptılar.
2009’da ağır yenliği alan Kaplanlar,
liderleri Vellupiali Prabhakaran’ı çatışmalarda kaybettiler. Zaten bu
stratejinin ve yenilginin sorumlusu örgütün mutlak lideri Vellupiali
Prabhakaran kabul ediliyordu. Arabulucular ve gazetecileri saymazsak örgütün
lider kadrosunun otuz küsur yıl dünyayla organik bir bağlantıları olmadı.
Diasporadaki Tamil siyasi kadrolar ise, uluslararası konjonktürü okuyamayarak
örgüt merkezine gerekli uyarıları yapamadılar.
Tamil Kaplanlarının en vahim
yanlışı, Sri Lanka ordusunun saldırı öncesi açtığı güvenlikli bölgeye
sivillerin geçişine izin vermemesiydi. Bu tavır sivillerin Sri Lanka ordusu
karşısında hem kalkan hem de hedef olmalarına yol açtı.
BM ve İnsan hakları örgütleri 40 bin
insanın hayatına mal olan 2008-2009 yılları arasındaki bu vahşeti
raporlaştırdıklarında, gerek Sri Lanka devletini ve gerekse Tamil
Kaplanlarını sivillere karşı savaş suçu işlemek ve insan haklarını ihlal
etmekle itham ettiler.
PKK'li Gerillalar
İnsan hakları örgütleri, Sri Lanka
hükümetini yaşanan problemi müzakereler ve siyasi diyalogla çözmeyerek sert
askeri yöntemlere başvurduğu, çatışmalarda gerilla ve sivil ayrımı yapmayarak
sivilleri de hedef aldığı için suçladılar. Tamil Kaplanları ise ordu
birliklerinin saldırıları karşısında sivil halkı kalkan olarak kullandığı ve
sivil ölümlerinin artmasına neden olduğu için suçlandı.
Benzerlikler ve farklılıklar
Sri Lanka devletinin Tamil
Kaplanlarına karşı tavrıyla, Türk devletinin PKK’ye karşı tavrını
karşılaştırdığımızda ortaya birçok benzerlikler ve farklılıklar çıkmaktadır.
Türk Devleti, cumhuriyetten günümüze, Kürt ve Kürdistan sorununu
‘irtica’, ‘aşiret direnci’, ‘eşkıyalık’, ‘bölgesel geri kalmışlık’, ‘yabancı
kışkırtması’ ve ‘terör’ kavramlarıyla eş tuttu. Kürtlerin ulusal ve
demokratik taleplerini yok saydı ve kimliklerini inkar etti. Sorunu bugün de
olduğu gibi sert askeri yöntemlerle bastırmaya çalıştı.
Hiçbir zaman Kürt hareketlerinin
kendi çizdiği yasal çerçevede ve uluslararası kamuoyunun kabul ettiği meşru
alanda, potansiyel güç olmalarını istemedi. Sistemi etkileyen ve kilitleyen
toplumsal ve siyasal güç haline geldiklerinde meşrutiyetlerini tartışma
konusu yaptı ve baskı uyguladı. Tarihsel ve sosyolojik gerçekliklere direnerek
yüz yıla yakın bir süredir sorunu şiddet yoluyla bastırma anlayışındadır.
Bu açıdan her ne kadar patent hakkı
Sri Lanka’da olsa bile Türk devletinin Kürt sorunu karşısındaki tavrı ve
uygulamaları her zaman için Sri Lanka modeli olageldi.
PKK, 1984’de silahlı mücadeleye
başladığından bu yana Kuzey Kürdistan’da Tamil Kaplanları gibi kırsalda ve
yerleşim birimlerinde kurtarılmış alanlar yaratmaya çalıştı. Ama bunu
gerçekleştiremedi. Fakat, kırsaldaki gerilla mücadelesi yansıra, yurtsever Kürt
potansiyelin yüksek olduğu yerleşim birimlerinde şehir savaşını denedi,
deniyor.
Geçtiğimiz Temmuz ayından bu yana
Silvan, Varto, Derik, Cizre, Diyarbakır, Sur, İdil, Yüksekova ve Nusaybin başta
olmak üzere Kürdistan’ın bir çok il ve ilçesinde PKK gerillalarıyla devlet
güçleri arasında yoğun çatışmalar yaşanıyor.
Sur
PKK’nin gerilla sayısını ve gücünü
göz önüne alırsak, verdiği zayiatın örgütün askeri gücünü azaltan veya ortadan
kaldıran hayati önemde bir zayiat olduğunu söyleyemeyiz. Hatta devem eden
çatışmaların ardından PKK’nin dağ kadrosuna önemli ölçüde katılımın da olduğu
bilgisi farklı kaynaklar tarafından teyit edilmektedir.
Çatışmalı bölgelerde şehir direnişi
yapan güçler, ister PKK gerillası ister otonom gruplar olsunlar, Türk ordusunun
PKK’yı Tamil Kaplanları gibi toptan imha etme şansı bulunmuyor. PKK’nin de
"Kürdistan'da Türk ordusundan arındırılmış kurtarılmış alanlar
yaratması" mümkün gözükmüyor.
Devletin
hedefi PKK üzerinden sivil Kürt hareketi ve Kürt halkıdır.
Devam eden çatışmanın en dramatik
yanı, sivil halkın iki ateş arasında kalmasıdır. PKK, Tamil Kaplanları gibi
sivil halkın bölgede kalarak kendilerine kalkan olacağını, Türk güvenlik
güçlerinin de hem bu nedenden hem de uluslararası kamuoyunun baskısından dolayı
aşırı güç kullanamayıp üzerlerine gelemeyeceği hesabını yaptıkları anlaşıldı.
PKK yetkilileri, sınırsız güç kullanımı ve toptan imha hareketi
karşısında devletten bu kadarını da beklemediklerini, yanıldıklarını
vahametin ortaya çıkmasından sonra itiraf ettiler. Bu itiraf, PKK’nin otuz iki
yıldır savaştığı gücü hala tanımadığı eleştirilerini gündeme getirdi.
AKP hükümeti ve Erdoğan, yerleşim
birimlerini yerle bir eden, gerilla ile sivili ayırt etmeden vuran yaklaşımının
nedenini PKK olarak göstermektedir. Oysa asıl hedef; çatışmalı kaos ortamı
yaratarak bölgedeki mevcut yurtsever Kürt potansiyelini 7 Haziran seçimleri
öncesine çekmek, legal Kürt hareketini terör söylemi ve algısıyla marjinalize
etmeye çalışmaktadır. Öz itibariyle devletin hedefi PKK üzerinden sivil Kürt
hareketi ve Kürt halkıdır.
PKK, bütün uyarı ve ikazlara rağmen
iktidarın bu tuzağına HDP'nin yüzde 80-90 civarında oy aldığı kentlerde
"devlete karşı değiliz, ama devlete rağmen öz yönetimler ilan
ediyoruz" diyerek cevap verdi. PKK’nın bu yaklaşımı Suriye’de Kürtlerin
kazanımları başta olmak üzere birçok nedenle açıklanabilir.
Ama şu bir gerçek ki, 7 Haziran
seçimlerinden başarı ile geçen, ‘bölgesel’ özerkliği savunan HDP'nin zaten
sorunlu olan özerklik talebi daha da deforme edilerek elinden alındı. Özerklik
isteminin kulvarı değiştirilerek sivil Kürt hareketinin eli zayıflatıldı. Yine
bölgeden gelen bilgiler göre daha önce HDP, PKK bileşenlerinin yanında olan yurtsever
potansiyel, HDP ve PKK’ye eleştirisel ve mesafeli yaklaşmaktadır. Türk
devletine ise uyguladığı vahşetten dolayı aidiyet duygusundan ve ‘Türkiyelilik’
perspektifinden uzaklaştığı yönündendir.
Kürt ulusal muhalefetinin yanında olursan, evini başına
yıkarım
Türk devleti, statüsüz Kürt ve
Kürdistan siyasetinin hazır reçetesi olan ceberut devlet terörünü devreye
sokarak, 1921 Koçgiri, 1925 Şeyh Sait, 1930 Zilan Ağrı ve 1938 Dersim’de
yaptığı gibi Kürt halkına ders ve gözdağı veriyor.
Bu dersin özü şudur: Eğer sen
devletin yanında değil de Kürt ulusal muhalefetinin yanında olursan, onu
desteklersen evini başına yıkarım, yerinden yurdundan ederim.
Aynı Sri Lanka devletinin Tamil
sivil halkına yaptığını Türk devleti de sivil ve savunmasız Kürt halkına
yapmaktadır.
1980’de Diyarbakır 5 Nolu Cezaevinde
Kürt siyasal kadrolarına, 90 yıllarda Kürdistan’da savunmasız halka yaşatılan
vahşeti, bugün kadınından erkeğine, yaşlısından çocuğuna Cizre’de, Sur’da,
İdil’de, Nusaybin’de ve Yüksekova’da PKK’nın yanlış siyasetinden dolayı Kürt
halkı yaşıyor. Bu travmanın politik ve psikolojik geri dönüşü Türk devleti
açısından hesap edilenden daha ağır olacağa benziyor.
PKK ise, gerek Kürt hareketinin
diğer bileşenleri, gerekse Türk demokratları ve uluslararası camiadan gelen
uyarılara rağmen, kendi halkının can ve mal güvenliğini tehlikeye atmaya devam
ediyor. Tamil Kaplanlarının yaptığı hatayı yaparak sivil halkı kalkan olarak
kullanarak, Kürdistan’a statü talebinin içini boşaltarak meşrutiyetini tartışma
konusu yapıyor.
Vahim olan bütün eleştiri ve
uyarılara rağmen PKK’nın hatasını sürdürmedeki ısrarıdır.
Sri Lanka, Tamil Kaplanlarını
etkisiz hale getirdi ama Tamil sorunu hala ortada ve çözüm beklemektedir. Türk
devletinin PKK’yi ortadan kaldırma şansı olmadığı gibi, Kürt halkına gözdağı
vererek, evini başına yıkıp, yurdundan göç ettirerek Kürt ulusal muhalefetinden
uzak tutma gayreti de boşunadır. Çözüm sivil siyasetin yolunu açarak tarafların
diyalogla Kürt sorununu ele almalarından geçiyor.







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder