11 Ekim 2013 Cuma


Hatıralarımdan:
12 EYLÜL’DE KAÇAK PAZARCILIK
Hasan Gürkan
1.
12 Eylül faşist darbe sonrası. Aranıyoruz, kaçağız,illegal yaşıyoruz.İstanbul Kadıköy de  bir dairede,örgüt evinde yani, Musa Kasa,karısı Meryem Hanım,çocukları Yakup,Necla,ve küçücük Nejat.Sonra ben,eski karım Aysel ve bizim çocuklar- Emek oniki  ve  Barış beş yaşında-hep beraber yaşıyoruz.
Musa abi, Yakup ve Emek’le pazarcılık yapıyor.Emek kavun karpuz  tezgahında,Yakup ve babası sebze meyve tezgahında.Gelirimiz çok kıt.Ben kamburumla müşekkel olduğum için, mecbur kalmadıkça dışarı çıkmıyorum.Pazarda satamadıkları çarık çürüğü eve getiriyorlar.Bir defasında çok patlıcan geldi.Kahvaltıda patlıcan közleme,öğleyin patlıcan kızartma,akşama gene patlıcan kızartma.İkinci gün akşam sofraya bi daha patlıcan gelince ,Barış öfkeyle haykırdı: “Ben yimem,şikerim badılcanı!”
Her akşamüstü merakla pazarcıların dönmesini bekliyoruz. Para kazanmışlar mı, ne getirecekler, başlarına bir şey mi geldi? Bu gün oldukça geciktiler. Meraktayız. Kapının zili şifreli çaldı.Necla açtı.Musa abi,kucağında Emek.,yarı baygın,somun gibi şişmiş kafası sargılı.Musa Kasa- çocuklar ona, isimle hitap yasak olduğu için ‘Şişman Usta’ diyorlar-dudakları,gür bıyıkları titriyor,suratı sapsarı konuşamıyor.Emek’e soruyorum “Nasılsın oğlum?” Cevap veremiyor, kusmaya başlıyor. Aysel’in çığlığı kaplıyor ortalığı :” N’oldu söylesenize, n’oldu oğluma!”
Yakup anlatıyor:”Çatalca pazarındaydık. İşimiz bitti, iyi satış yaptık. Ben babamla sebze meyve tezgahını topladım.Kamyonet küçük,boşaltıp geri döneceğim.Emek’in bundan haberinin olmadığını bilmiyorum.Hareket ettim.Emek arkadan koşuyor,”Yakup abi,Yakup abi,diye bağırıyor.Ani frenle durdum.Bir ayağıyla kamyonete atlayan çocuk,dengesini kaybedip asfalta çakılmış,yerde yatıyordu. Musa Abi ağlayarak devam etti:”Kucakladım, hızla en yakın özel kliniğe götürdük, biz bir şey yapamayız; tam teşekküllü bir hastaneye, Amerikan yahut  Fransız’a götürün dediler. İyi de, bok gibi para ister o pezevenkler, para yok ki!”
Herkes suspus. Aysel’e “ Sen Nergis’i getir - Nergis Erdoğan  şimdi Çapa’da prof - ben para bulup geleceğim dedim.Evden çıktım.Yürüyerek  Ali’ye gittim.- Ali Kurnaz yoldaşımız.Legalde çalışıyor.Kendisini yıllar önce beyin kanamasından kaybettik.- Miktarı unuttum şimdi ama,bana çok acele, şu kadar para bulmasını istedim.Ali, hiç bir şey sormadan gitti.Ben sigara üstüne sigara,bekliyorum.Nihayet geldi.Yüklü bir meblağ uzattı,alıp çıktım.
2.
Aysel’le Nergis Emek’i alıp gittiler. Biz bekliyoruz.Sabaha karşı geldiler,Emek yok yanlarında.”N’oldu,oğlan nerde?” dedim buz gibi bir sesle. Aysel  “Le Paix’ye yatırdık. Beyin tomografisi çekildi.Yarın akşama kadar gözlemde kalacak,hayati tehlikesi yokmuş.”dedi.Rahatladım,sinirlerim boşandı,hızla tuvalete koştum,kapıyı kapattım,hıçkıra hıçkıra ağladım.
3.
Ertesi gün akşamüstü .Nergis Emek’i getirdi.Başı sargılı ama,oğlan ayakta,gülümsüyor.Hepimiz sarıldık.Aysel anlatıyor : ” Dün söylemedim.Nergis’le önce Çapa’ya gittik.Ben kapıda çocuğun adını Ahmet diye yazdırdım,trafik kazası dedim.Nergis Acil’de adı Emek demiş ,işler karıştı.Polis geldi.İfademizi aldı,emek’e çarpan(!) arabayı sordu,bir şeyler uydurduk,ben sahte kimliğimi gösterdim.Çocuğu alıp kaçtık oradan Le paix’ye gittik.
Emek anlatıyor,”Kamyonetten düştüğümde bayılmıştım.Uyandığımda bir klinikteydim.Kendi kendime sorular soruyordum,ben kimim,nerdeyim,bugün günlerden ne? Doktorlar ve hemşireler de benzer sorular soruyorlardı. Hafızam yarım yamalak yerine gelmeye başladı eve döndük, gerisi malum. Şimdi gene sizlerleyim.
Emek,bu kazadan sonra bir ay yatakta kaldı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder