29 Kasım 2012 Perşembe


EROPORNO SAYIKLAMALAR
          
KARISI - Hasan Gürkan 

Benim için taşradan kalkıp bu büyükşehre gelmek, tebdili mekândan daha başka anlamlar taşıyor. Tahlillerden mucize beklemiyorum. Onlar bir bakıma işin bahanesi. Kör umutlara tutunmaya çalıştığım uykusuz gecelerim gerilerde kaldı. Tahlillerim sayesinde kendini durmadan tekrarlayan hayatımdan, alkole batmış ter kokusundan, horlamalardan ve kıllı erkek bedeninden kurtuluyorum. Gece yarısı tekmil verdiğim tatsız telefonlar da olmasa, kendimi kendimin mimarı olduğu yıllardır bitmeyen kâbustan uyanmış sanacağım. Zaman zaman içimde taşraya hiç dönmeyecekmişim, hep bu kalabalık şehirde yaşayacakmışım duygusu pır pır ediyor, yüreğimde bahar kelebekleri uçuşuyor.
 
Geçen gün yıllardır görmediğim bir çocukluk arkadaşımla birlikteydim. Şirin bir bekar evi var. Yanlamasına sere serpe yatabileceği bir yatağı ve cebinde sadece kendisine ait ev anahtarı.Birbirimizin varlığından ferahlayarak, domateslerin böyle kırmızı, yeşilbiberlerin gevrek oluşlarına sevinerek bir çilingir sofrası kurduk. Kimse kimseye katlanmıyordu. Kimse dinleye dinleye gına getirdiği aptal uçkur fıkralarına gülmek zorunda değildi. Kimse alkolün kışkırttığı fantezilerle kızışmış “hayat arkadaşının”  altına yatmak zorunda değildi. 

Akreplerle, zehirli örümceklerle ürkütülmüş çocukluğumuzun geçtiği o sarı sıcak güney şehrinde, yıkanmış avluların, taşlıkların serinliğini bölüştük. Komedindeki misafir paketinden aşırılmış Gelincik cigaraları içtik. Gizli aşklarıyla rüyalarımı süsleyen öğretmenlerimizden, Ayhan Işıklardan, mahallemizin tüysüz oğlanlarından konuştuk. İlk öpüşlerimizin çoktan unuttuğumuz tadını hatırladık.Bir ara yeni tanıdığım bir erkekten söz ettim. “Hoşlanıyor musun?” diye sordu.
-Nasıl yani?
-Bas baya hoşlanıyor musun?
-Evet dost olarak, dedim. Güldü.” Her şeyin bir ilki olur” dedi. Birlikte Burgaz Ada’ya gittiğimizi anlattım da, beni okşadığını söylemedim. Belki utandım, belki de o kadar yakın olmadığımızı düşündüm, bilmiyorum. 

Bu yaşa geldim, çoluk çocuğa karıştım, böyle konular hala geriyor beni. Doğal olamıyorum. İçimden geçen, aklıma düşen pek çok şeyi kendime bile bastırarak, yontarak, çarpıtarak anlatıyorum. Hele bazı şeyler var ki düşünmekten, Hayal etmekten bile korkuyorum. Rakı sofrasında anlattıklarımın ne kadarı karanlık kuytularıma gizlenmiş gerçeğimi yansıtıyordu; ne kadarı arkadaşıma ve o an ki bana göre ayarlanmıştı, kim bilebilir! 

Sen biliyorsun, bize yatıya geldiğin bir gece yalnız kalınca anlatmıştım. Kocamla yıllardır sevişmiyoruz. Ameliyatımdan beri sertleşemiyor. Aşıl mesele bu değil. İnsan birleşmeden de sevişebilir. Onun kafasında sevişmek illa kadını “yapmak” olduğu için ve bamya gibi bir çük erkekliğine halel getirdiğinden sevişemiyor. Bu kafayla orospulara da gidemez. Tek çare olarak kendini alkole hoyratlığa, kabalığa vuruyor. Ucu bana dokunmasa çok da umurumda değil. 

Bazen açlık iyice başıma vurduğunda herife el atıyorum. Bedenimi misler gibi yıkamış, kokular sürünmüş, en edepsiz geceliğimi giyinmişim. Bana mısın demiyor. Ya, geçmişte kalmış boktan bir şeyden kavga çıkarıyor ya yaralı bedenimi aşağılıyor, ya da çekip salona içkisine gidiyor. Ben de duşun sıcak suyunun altında kendimi okşayarak doyuma ulaşıyorum. Sen hiç hoşlandığın bir erkeğin tütün kokan yüzünü içine çekerek kukunu sıcak sulara verdin mi? Sahi sen öyle “terbiyesiz” şeylerden hoşlanmazsın. Kukunu ancak sahibine verirsin. 

Konuşmadım ama rakı içtiğim arkadaşım, açlık uslanmaz bir sızı olup kasıklarına ve memelerine oturduğunda benim duşta yaptığımı yapıyordur. Bir sevgilisi var elbet.Ama  her kes kendi evinde oturuyormuş. Kirli çorap,boklu don yıkama derdi yok...
 
Güneşli güzel bir bahar günüydü. Adada diyorum. İskelede ünlü bir romancıyla karşılaştık. Arkadaşım tanıyor. Oturup çay kahve içtik. Adam karısını kastederek, biz de sık sık bu adaya geliriz dedi. Yanlış anlamasın diye evli olduğumu arkadaşımla yalnız arkadaş olduğumuzu söyledim. Ben romancının sadece adını duymuştum. Ona lise çağındaki oğlumun nasıl kitap kurdu olduğunu, koca koca romanları bir gecede nasıl devirdiğini anlattım. Sonra izin isteyip ayrıldık. Tepedeki ünlü bir hikayecinin müze haline getirilmiş evini gezerken, ahşap köşkte bizden başka ziyaretçi yoktu. İlk defa bana sarıldı. Yıllar sonra ilk defa içim bana arzuyla sarılan bir erkeğin kokusuyla ezildi. Müzeye göz kulak olan kadın görüverecek diye de ödüm koptu. 

Faytonda soluk almadan, telaşla anlatıyorum. İyot kokusunun, her tondan mavinin ,kır çiçeklerinin, çam ağaçlarının arasından Kalpazan’a gidiyoruz. Sözümü kesip, bana bir bardak su ver, der gibi “seninle sevişmek istiyorum” diyor. Nutkum tutuluyor, ne diyeceğimi bilemiyorum. Şaşkın ve mahcup gülümsemeye çalışıyorum. 

Çilingir sofrasındaki kendine güvenli kişilikli bir kız. Dal gibi gövdesi küçük göğüsleri var. Etine dolgun vücudumda bisturiler parçalamadan önce benim erkeklerin gözlerini ayıramadığı iri gergin memelerim vardı. Arkadaşı sabah kahvaltısına çağırabilir miydim? “Elbette, ben de tanışmış olurum” dedi. 

Sahilde insanlardan uzak bir yere, ağaçların dibine oturduk. Yüzümüz denize dönük, önümüzde piknikçilerin atıkları. Kocamı tanıyorsun, hödüğün teki. Bizi böyle yan yana görse, beni keser. Yüzünün öfkeden alacağı hali düşündükçe hem korkuyor, hem de hınzır bir sevinç duyuyorum.

Görürler diye direttim ama dinlemedi, başını kucağıma koyup uzandı. Konuşmuyoruz. Kot pantolonun üzerinden bacaklarımı okşuyor. Eli telaşsız yukarılara, baldırlarıma uzanıyor. Tüylerimi daha yeni aldım. Keşke etek giyseydim. Elinin sıcaklığını çıplak etimde apış aramda duymak istiyorum Gazeteyi kucağıma koyarak alttan pantolonumun fermuarını açtım.  “ Islandım, okşasana!” Pantolon dar, eli zor yanaşıyor. Bir iki zorlamadan sonra çiçeğimi sımsıkı avuçladığında heyecandan dilim damağım kuruyor. “Biraz yukarısını…” Parmaklarına bızırımı bulduruyorum. Sesim kısık, zor çıkıyor. Evet, daha hızlı!” Bağırmamak için dudaklarımı ısırıyorum. Beynim uyuşuyor. Rahat okşayabilse, yatağa çırılçıplak uzanmış, bacaklarımı açmış olsam haykıra haykıra avcuna boşalacağım. “çiçeğini ağzıma almak yalamak istiyorum.” diye fısıldıyor. Kocam beni hiç yalamadı. Geliverecekler, görüverecekler ürküntüsü, gövdemde depremler ayaklandıran orgazmı doğmadan boğuyor. Yaklaştığım zirveden aşağılara yuvarlanıyorum.

Ben hep adadaydım. Rakı masasındaki arkadaşım neşe içinde kendisine iş yerinde sulanan hademeyi anlatırken, teybe müzik koyarken, hadi sağlığa derken ben hep adadaydım Lafların çoğu kulağıma girmedi. Epey içmiştik. Üçümüz olsaydık.
Masayı birlikte topladık. Bu gecelik de olsa yalnız bana ait olan yatağıma uzandım. Elimi külotumun içine sokup yeni büyümeye başlayan tüylerimle oynayarak uyudum. 

Sabah uyandığımda içimde sebepsiz bir tedirginlik kımıldıyordu. Kendimi yorgun hissediyorum. Yıkandım. Sıcak su biraz iyi geldi .Kısa şortumu geçirdim bacağıma, kolsuz açık bulüzümü giydim.. Müstehcen sayılırım, olsun. Kapının zili çalıyor. Heyecanımı belli etmemeğe çalışarak açtım. Her zamanki alışık, güleç tavrıyla karşımdaydı. Yanaklarımızdan öpüştük. Yüzü tütün kokuyor. Arkadaşıma kitap getirmiş. Bir süre müzikten, kitaplardan konuştuk. Çay kahve içtik. Üçümüz de tutuğuz. Aramıza sık sık suskunluk giriyor. Cümlelerimiz topal. Biri kendini vazifeli sayıp laf açsa diye bekliyoruz. Sıkılacak, sıkılıp çekip gidecek diye korkuyorum. Ev sahibemiz yorgunluğunu bahane edip odasına çekildi. Koskoca salonda yalnız kaldık. Şimdi ben ne halt edeceğim?
 
Sıkıştırılmış zamanları sevmiyorum. Keşke dün akşam yemeğe çağırsaydım. Aramızdaki her şeyi olanları, olabilecekleri konuşsaydık. Şimdi böyle kendi günahlarımla, işlemediğim günahlarımla çırılçıplak yakalanmış gibi hissetmezdim kendimi. Böyle suç işlemişte yakalanmış gibi garip, mahcup. İç dünyamdaki med cezir beni bir uçtan diğer uca savuruyor. Kadınlığımın kalın duvarlarına yeni barikatlar ekliyor. Benimle yatmayan kocamdan, içimdeki hayvanın zincirlerinden boşanmasından korkuyorum. Korkularımdan korkuyorum. 

Elimde sığındığım bira bardağı, koltuğun yanına, yere, dizinin dibine oturdum. Elleri sıcacık.Saçlarımı,çıplak omuzlarımı,kollarımı,eğilerek bacaklarımı okşuyor. Bu defa kot pantolonum yok. Başımı avuçlarının arasına alıp uzun uzun dudaklarımı öpüyor. Direnmiyorum, kaçmıyorum da. Ama öpüşmenin lezzetine kendimi veremiyorum, çok istediğim halde ağzının içine dilimle  dişi lezzetimi yayamıyorum. N’olur acele etmese! 

Elimden tutup ayağa kaldırıyor. “ Senin odana gidelim.” Olurla olmazın arasındayım. Odam arkadaşımınkinin bitişiği. Ya görürse, ya duyarsa? Görmez, görürse görsün. Kapıyı usulca kapatıp üzerimdekilerle yatağa uzanıyorum. O soyunuyor. Gömleğini ve pantolonunu çıkarıyor. Önündeki kabarıklığa bakmıyorum. Yanıma uzanıp sarılıyor, öpüşüyoruz. Acemi ve beceriksizim. Kulağım kız arkadaşımda, kadınlığım karnıma batan erkekliğinde. Yatak eski, hareket ettikçe gıcırdıyor. Her ses, her gürültü uyanan iştahıma tedirginliği bulaştırıyor. Arkadaşım duyarsa rezil olurum. Arkadaşım bahane. Bizim şu an seviştiğimizi bal gibi biliyordur. Dün gece üçümüz beraber olsaydık. Rakı içerken, masada demek istiyorum. Şimdi bu kadar tutuk olmazdım. Dans ederken benim kalçalarımı, hayır arkadaşımın küçük kalçalarını okşuyordu. Hayır, öyle değil. Aramızdaki bütün aptallıkları kirli çamaşırlar gibi fırlatıp soyunmuş, ev sahibimin dal bedeni, benim yaralı gövdem, onun örselenmiş vücudu üçümüz birlikte sevişiyorduk. Ben arkadaşımın zevkten sırılsıklam olmuş çiçeğini okşarken bana ayaklanmış erkekliğini yalattırıyordu. Yasaksız uykularda ilk defa tattığımız yemişleri dişliyorduk. Nefes nefeseydik. Bir ara heyecandan ağzım dilimin kuruduğunu hissettim. Ev sahibim başını bacaklarımın arasına yerleştirerek ıslak dudaklarıyla uzun uzun emdi beni. Vıcık vıcık oldum. Sarsıla sarsıla boşaldım. 

Yataktan yavaşça indi. Ses çıkarmasın diye ayaklarımdan tutup beni yataktan aşağı çekti. Bacaklarımın arasına diz çöktü. Şortumu çıkarmak istiyor. Kalçamı kaldırarak yardımcı oluyorum. Odanın serinliği terli kasıklarıma vuruyor. Çıplaklığımdan utanıyorum. Gözlerim kapalı ama hissediyorum. Bakışlarını apışarama dikmiş, gövdemin en koyu esmerliğini seyrediyor. Eliyle belli belirsiz uç vermiş tüylerimi sıvazlıyor. Elektrik verilmiş gibi titriyorum. Önce nefesinin sıcaklığı ulaşıyor kasıklarıma, sonra dudakları. Sakin ama istekli öpüyor. İlk defa bir erkek çiçeğimi öpüyor. Dilinin ıslaklığı iştahla kabaran dudakları yalıyor, ağzına alıp hırsla emiyor, soruyor, dişliyor. Dilini derinlere, çıldıracağım, delireceğim yerlere daldırıyor. Dipsiz bir boşluğa yuvarlanıyorum. Dozu durmadan artan bir şiddetin bağrında kıvranıyorum. Yalaya yalaya büyüttüğü bızırımı dudakları arasına kıstırdığında haykırmamak için can havliyle doğrulup yatağa oturuyorum. 

Şaşkın, biraz düş kırıklığına uğramış yüzüme bakıyor. Elimi tutup külotunun kenarından çıkardığı erkekliğine götürüyor. Önce koparmak istercesine avuçluyorum, sonra ateşe değmiş gibi kaçıyorum. Dayanamamaktan, tutup içime almaktan taşakları  etime değdiğinde çığlık çığlığa kocama ihanet etmekten korkuyorum. 

Gülümsemekte haklısın. Sen elin adamıyla yatağa gir, seviş, sonrada kocana ihanet etmekten korktuğunu söyle. Kafam karmakarışık.Taşradan bir daha kurtulup ona gittiğimde önceki şaşkınlığımın acısını çıkaracağım. 

eylül 95-Nurtepe

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder