EROPORNO SAYIKLAMALAR
KARISI - Hasan Gürkan
Benim için taşradan kalkıp bu
büyükşehre gelmek, tebdili mekândan daha başka anlamlar taşıyor. Tahlillerden
mucize beklemiyorum. Onlar bir bakıma işin bahanesi. Kör umutlara tutunmaya
çalıştığım uykusuz gecelerim gerilerde kaldı. Tahlillerim sayesinde kendini
durmadan tekrarlayan hayatımdan, alkole batmış ter kokusundan, horlamalardan ve
kıllı erkek bedeninden kurtuluyorum. Gece yarısı tekmil verdiğim tatsız
telefonlar da olmasa, kendimi kendimin mimarı olduğu yıllardır bitmeyen
kâbustan uyanmış sanacağım. Zaman zaman içimde taşraya hiç dönmeyecekmişim, hep
bu kalabalık şehirde yaşayacakmışım duygusu pır pır ediyor, yüreğimde bahar
kelebekleri uçuşuyor.
Geçen gün yıllardır
görmediğim bir çocukluk arkadaşımla birlikteydim. Şirin bir bekar evi var.
Yanlamasına sere serpe yatabileceği bir yatağı ve cebinde sadece kendisine ait
ev anahtarı.Birbirimizin varlığından
ferahlayarak, domateslerin böyle kırmızı, yeşilbiberlerin gevrek oluşlarına
sevinerek bir çilingir sofrası kurduk. Kimse kimseye katlanmıyordu. Kimse
dinleye dinleye gına getirdiği aptal uçkur fıkralarına gülmek zorunda değildi.
Kimse alkolün kışkırttığı fantezilerle kızışmış “hayat arkadaşının” altına yatmak zorunda değildi.
Akreplerle, zehirli
örümceklerle ürkütülmüş çocukluğumuzun geçtiği o sarı sıcak güney şehrinde,
yıkanmış avluların, taşlıkların serinliğini bölüştük. Komedindeki misafir
paketinden aşırılmış Gelincik cigaraları içtik. Gizli aşklarıyla rüyalarımı
süsleyen öğretmenlerimizden, Ayhan Işıklardan, mahallemizin tüysüz oğlanlarından
konuştuk. İlk öpüşlerimizin çoktan unuttuğumuz tadını hatırladık.Bir ara yeni tanıdığım bir
erkekten söz ettim. “Hoşlanıyor musun?” diye sordu.
-Nasıl yani?
-Bas baya hoşlanıyor musun?
-Evet dost olarak, dedim.
Güldü.” Her şeyin bir ilki olur” dedi. Birlikte Burgaz Ada’ya gittiğimizi
anlattım da, beni okşadığını söylemedim. Belki utandım, belki de o kadar yakın
olmadığımızı düşündüm, bilmiyorum.
Bu yaşa geldim, çoluk çocuğa
karıştım, böyle konular hala geriyor beni. Doğal olamıyorum. İçimden geçen,
aklıma düşen pek çok şeyi kendime bile bastırarak, yontarak, çarpıtarak
anlatıyorum. Hele bazı şeyler var ki düşünmekten, Hayal etmekten bile
korkuyorum. Rakı sofrasında anlattıklarımın ne kadarı karanlık kuytularıma
gizlenmiş gerçeğimi yansıtıyordu; ne kadarı arkadaşıma ve o an ki bana göre
ayarlanmıştı, kim bilebilir!
Sen biliyorsun, bize yatıya
geldiğin bir gece yalnız kalınca anlatmıştım. Kocamla yıllardır sevişmiyoruz.
Ameliyatımdan beri sertleşemiyor. Aşıl mesele bu değil. İnsan birleşmeden de
sevişebilir. Onun kafasında sevişmek illa kadını “yapmak” olduğu için ve bamya
gibi bir çük erkekliğine halel getirdiğinden sevişemiyor. Bu kafayla orospulara
da gidemez. Tek çare olarak kendini alkole hoyratlığa, kabalığa vuruyor. Ucu
bana dokunmasa çok da umurumda değil.
Bazen açlık iyice başıma
vurduğunda herife el atıyorum. Bedenimi misler gibi yıkamış, kokular sürünmüş,
en edepsiz geceliğimi giyinmişim. Bana mısın demiyor. Ya, geçmişte kalmış
boktan bir şeyden kavga çıkarıyor ya yaralı bedenimi aşağılıyor, ya da çekip
salona içkisine gidiyor. Ben de duşun sıcak suyunun altında kendimi okşayarak
doyuma ulaşıyorum. Sen hiç hoşlandığın bir erkeğin tütün kokan yüzünü içine
çekerek kukunu sıcak sulara verdin mi? Sahi sen öyle “terbiyesiz” şeylerden hoşlanmazsın.
Kukunu ancak sahibine verirsin.
Konuşmadım ama rakı içtiğim arkadaşım,
açlık uslanmaz bir sızı olup kasıklarına ve memelerine oturduğunda benim duşta
yaptığımı yapıyordur. Bir sevgilisi var elbet.Ama her kes kendi evinde oturuyormuş. Kirli
çorap,boklu don yıkama derdi yok...
Güneşli güzel bir bahar günüydü.
Adada diyorum. İskelede ünlü bir romancıyla karşılaştık. Arkadaşım tanıyor.
Oturup çay kahve içtik. Adam karısını kastederek, biz de sık sık bu adaya
geliriz dedi. Yanlış anlamasın diye evli olduğumu arkadaşımla yalnız arkadaş
olduğumuzu söyledim. Ben romancının sadece adını duymuştum. Ona lise çağındaki
oğlumun nasıl kitap kurdu olduğunu, koca koca romanları bir gecede nasıl
devirdiğini anlattım. Sonra izin isteyip ayrıldık. Tepedeki ünlü bir
hikayecinin müze haline getirilmiş evini gezerken, ahşap köşkte bizden başka
ziyaretçi yoktu. İlk defa bana sarıldı. Yıllar sonra ilk defa içim bana arzuyla
sarılan bir erkeğin kokusuyla ezildi. Müzeye göz kulak olan kadın görüverecek
diye de ödüm koptu.
Faytonda soluk almadan,
telaşla anlatıyorum. İyot kokusunun, her tondan mavinin ,kır çiçeklerinin, çam
ağaçlarının arasından Kalpazan’a gidiyoruz. Sözümü kesip, bana bir bardak su ver,
der gibi “seninle sevişmek istiyorum” diyor. Nutkum tutuluyor, ne diyeceğimi bilemiyorum.
Şaşkın ve mahcup gülümsemeye çalışıyorum.
Çilingir sofrasındaki kendine
güvenli kişilikli bir kız. Dal gibi gövdesi küçük göğüsleri var. Etine dolgun
vücudumda bisturiler parçalamadan önce benim erkeklerin gözlerini ayıramadığı
iri gergin memelerim vardı. Arkadaşı sabah kahvaltısına çağırabilir miydim? “Elbette,
ben de tanışmış olurum” dedi.
Sahilde insanlardan uzak bir yere,
ağaçların dibine oturduk. Yüzümüz denize dönük, önümüzde piknikçilerin
atıkları. Kocamı tanıyorsun, hödüğün teki. Bizi böyle yan yana görse, beni keser.
Yüzünün öfkeden alacağı hali düşündükçe hem korkuyor, hem de hınzır bir sevinç
duyuyorum.
Görürler diye direttim ama dinlemedi,
başını kucağıma koyup uzandı. Konuşmuyoruz. Kot pantolonun üzerinden
bacaklarımı okşuyor. Eli telaşsız yukarılara, baldırlarıma uzanıyor. Tüylerimi
daha yeni aldım. Keşke etek giyseydim. Elinin sıcaklığını çıplak etimde apış
aramda duymak istiyorum Gazeteyi kucağıma koyarak alttan pantolonumun
fermuarını açtım. “ Islandım, okşasana!”
Pantolon dar, eli zor yanaşıyor. Bir iki zorlamadan sonra çiçeğimi sımsıkı
avuçladığında heyecandan dilim damağım kuruyor. “Biraz yukarısını…” Parmaklarına
bızırımı bulduruyorum. Sesim kısık, zor çıkıyor. Evet, daha hızlı!” Bağırmamak
için dudaklarımı ısırıyorum. Beynim uyuşuyor. Rahat okşayabilse, yatağa
çırılçıplak uzanmış, bacaklarımı açmış olsam haykıra haykıra avcuna
boşalacağım. “çiçeğini ağzıma almak yalamak istiyorum.” diye fısıldıyor. Kocam
beni hiç yalamadı. Geliverecekler, görüverecekler ürküntüsü, gövdemde depremler
ayaklandıran orgazmı doğmadan boğuyor. Yaklaştığım zirveden aşağılara
yuvarlanıyorum.
Ben hep adadaydım. Rakı
masasındaki arkadaşım neşe içinde kendisine iş yerinde sulanan hademeyi anlatırken,
teybe müzik koyarken, hadi sağlığa derken ben hep adadaydım Lafların çoğu
kulağıma girmedi. Epey içmiştik. Üçümüz olsaydık.
Masayı birlikte topladık. Bu
gecelik de olsa yalnız bana ait olan yatağıma uzandım. Elimi külotumun içine
sokup yeni büyümeye başlayan tüylerimle oynayarak uyudum.
Sabah uyandığımda içimde
sebepsiz bir tedirginlik kımıldıyordu. Kendimi yorgun hissediyorum. Yıkandım. Sıcak
su biraz iyi geldi .Kısa şortumu geçirdim bacağıma, kolsuz açık bulüzümü
giydim.. Müstehcen sayılırım, olsun. Kapının zili çalıyor. Heyecanımı belli
etmemeğe çalışarak açtım. Her zamanki alışık, güleç tavrıyla karşımdaydı. Yanaklarımızdan
öpüştük. Yüzü tütün kokuyor. Arkadaşıma kitap getirmiş. Bir süre müzikten, kitaplardan
konuştuk. Çay kahve içtik. Üçümüz de tutuğuz. Aramıza sık sık suskunluk
giriyor. Cümlelerimiz topal. Biri kendini vazifeli sayıp laf açsa diye
bekliyoruz. Sıkılacak, sıkılıp çekip gidecek diye korkuyorum. Ev sahibemiz
yorgunluğunu bahane edip odasına çekildi. Koskoca salonda yalnız kaldık. Şimdi
ben ne halt edeceğim?
Elimde sığındığım bira
bardağı, koltuğun yanına, yere, dizinin dibine oturdum. Elleri
sıcacık.Saçlarımı,çıplak omuzlarımı,kollarımı,eğilerek bacaklarımı okşuyor. Bu
defa kot pantolonum yok. Başımı avuçlarının arasına alıp uzun uzun dudaklarımı
öpüyor. Direnmiyorum, kaçmıyorum da. Ama öpüşmenin lezzetine kendimi
veremiyorum, çok istediğim halde ağzının içine dilimle dişi lezzetimi yayamıyorum. N’olur acele
etmese!
Elimden tutup ayağa
kaldırıyor. “ Senin odana gidelim.” Olurla olmazın arasındayım. Odam
arkadaşımınkinin bitişiği. Ya görürse, ya duyarsa? Görmez, görürse görsün.
Kapıyı usulca kapatıp üzerimdekilerle yatağa uzanıyorum. O soyunuyor. Gömleğini
ve pantolonunu çıkarıyor. Önündeki kabarıklığa bakmıyorum. Yanıma uzanıp
sarılıyor, öpüşüyoruz. Acemi ve beceriksizim. Kulağım kız arkadaşımda,
kadınlığım karnıma batan erkekliğinde. Yatak eski, hareket ettikçe gıcırdıyor.
Her ses, her gürültü uyanan iştahıma tedirginliği bulaştırıyor. Arkadaşım
duyarsa rezil olurum. Arkadaşım bahane. Bizim şu an seviştiğimizi bal gibi
biliyordur. Dün gece üçümüz beraber olsaydık. Rakı içerken, masada demek
istiyorum. Şimdi bu kadar tutuk olmazdım. Dans ederken benim kalçalarımı, hayır
arkadaşımın küçük kalçalarını okşuyordu. Hayır, öyle değil. Aramızdaki bütün aptallıkları
kirli çamaşırlar gibi fırlatıp soyunmuş, ev sahibimin dal bedeni, benim yaralı
gövdem, onun örselenmiş vücudu üçümüz birlikte sevişiyorduk. Ben arkadaşımın
zevkten sırılsıklam olmuş çiçeğini okşarken bana ayaklanmış erkekliğini yalattırıyordu.
Yasaksız uykularda ilk defa tattığımız yemişleri dişliyorduk. Nefes nefeseydik.
Bir ara heyecandan ağzım dilimin kuruduğunu hissettim. Ev sahibim başını
bacaklarımın arasına yerleştirerek ıslak dudaklarıyla uzun uzun emdi beni. Vıcık
vıcık oldum. Sarsıla sarsıla boşaldım.
Yataktan yavaşça indi. Ses
çıkarmasın diye ayaklarımdan tutup beni yataktan aşağı çekti. Bacaklarımın
arasına diz çöktü. Şortumu çıkarmak istiyor. Kalçamı kaldırarak yardımcı
oluyorum. Odanın serinliği terli kasıklarıma vuruyor. Çıplaklığımdan
utanıyorum. Gözlerim kapalı ama hissediyorum. Bakışlarını apışarama dikmiş,
gövdemin en koyu esmerliğini seyrediyor. Eliyle belli belirsiz uç vermiş
tüylerimi sıvazlıyor. Elektrik verilmiş gibi titriyorum. Önce nefesinin sıcaklığı
ulaşıyor kasıklarıma, sonra dudakları. Sakin ama istekli öpüyor. İlk defa bir
erkek çiçeğimi öpüyor. Dilinin ıslaklığı iştahla kabaran dudakları yalıyor, ağzına
alıp hırsla emiyor, soruyor, dişliyor. Dilini derinlere, çıldıracağım, delireceğim
yerlere daldırıyor. Dipsiz bir boşluğa yuvarlanıyorum. Dozu durmadan artan bir
şiddetin bağrında kıvranıyorum. Yalaya yalaya büyüttüğü bızırımı dudakları
arasına kıstırdığında haykırmamak için can havliyle doğrulup yatağa oturuyorum.
Şaşkın, biraz düş kırıklığına
uğramış yüzüme bakıyor. Elimi tutup külotunun kenarından çıkardığı erkekliğine
götürüyor. Önce koparmak istercesine avuçluyorum, sonra ateşe değmiş gibi
kaçıyorum. Dayanamamaktan, tutup içime almaktan taşakları etime değdiğinde çığlık çığlığa kocama ihanet
etmekten korkuyorum.
Gülümsemekte haklısın. Sen
elin adamıyla yatağa gir, seviş, sonrada kocana ihanet etmekten korktuğunu
söyle. Kafam karmakarışık.Taşradan bir daha kurtulup
ona gittiğimde önceki şaşkınlığımın acısını çıkaracağım.
eylül 95-Nurtepe
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder