12
EYLÜL KADINLARINDAN
NECMİYE
ALPAY - TÜLAY SÖNMEZ


Necmiye Alpay Tülay Sönmez
'12
EYLÜL İŞKENCECİLERİNİN SABIKASI HİÇBİR ZAMAN SİLİNMEYECEK'
12
Eylül’de TKP üyesi ve öğretim görevlisi olan ve üç yıl
cezaevinde kalan Necmiye Alpay, 12 Eylül 1980 darbesinin önce bir
potansiyel olarak hayatlarımızda birtakım açmazlar yarattığını,
ardından da gerçekleştiğinde, var olan açmazları birkaç katına
çıkardığını söylüyor. Alpay, “diyebilirim ki darbe
öncesinde olanlar ve olabilecekler konusunda yeterli bilinç hiçbir
muhalif kesimdi yoktu” diye ifade ediyor.
Alpay,
devrimci duyguların ve hareketliliğin yükseldiğini ama "devrimci
durum" denilen nesnel koşulların olmadığının altını
çiziyor. Alpay’ın sözleri şöyle:
“Hareketlilik
belirli gençlik kesimlerinin birbirinden kopuk çıkışlarıyla
sınırlıydı. Sınıfsal hareketlilik ise 15-16 Haziran 1970 işçi
eylemlerini düşünürsek, 12 Mart 1971 darbesi dönemindekinden
bile daha sınırlıydı. Peki, ordu neden o kadar "orantısız"
bir güç kullandı? Çünkü darbeyi yapanlar ‘onların
çocukları’ydı.”
Alpay’a
12 Eylül’de neler yaşadığını sorduğumuzda, kişisel
hikayesini şöyle yanıtlıyor:
“Darbe
öncesinde Mülkiye'de çiçeği burnunda bir öğretim üyesiydim.
Darbe olduğunda bu gelenin bir faşist diktatörlük olduğu fikri
oluştu bende. Özellikle iktisatçı Eugene Varga'nın tezlerine
dayanıyordu bu fikrim. Mensup olduğum partinin (TKP) görüşü ise
bunun bir "askerî diktatörlük" olduğu yönündeydi.
Ankara il örgütünün benden bu konuda bir yazı istediğini
hatırlıyorum. Yazı arşivlerinde midir, bilmiyorum. Cunta başlıca
sol örgütlere sırayla "operasyon" uyguluyordu. TKP
operasyonu başladığında eşimle birlikte Ankara'dan ayrıldık.
Yurt dışına çıkmak istemiyorduk, yerel direnişler örgütlemeyi
deneyecektik. Temmuz 1981'de ben İzmir'de yakalandım. Bir hafta
İzmir emniyetinde işkence gördüm. Ardından Ankara'ya, ünlü
DAL'a götürüldüm. Oradan da bir ay sonra Mamak Askerî Cezaevi'ne
götürdüler.”
Alpay,
yakalandığının üçüncü yıldönümünde tahliye edildiğini,
davanın daha sonra sonuçlandığını ve dokuz yıl civarında
hapis cezasına çarptırıldığını ifade ediyor. Alpay, yeniden
cezaevine girmesi gerektiğini ama teslim olmadığını, sağda
solda gizlenerek yaşadığını ifade ediyor. Alpay’ın sözleri
şöyle:
“TCK'nın
ünlü 141-142. maddeleri kaldırıldığında, cezamın geriye
kalanı kalkmış oldu. Kimliğimi almak üzere Mamak'taki mahkemeye
gittiğimde, bizi mahkûm etmiş olan heyetten iki yargıçla
karşılaştım. Siz bir fikir suçlususunuz dediler bana.
TCK'nın ilgili maddeleri kalkınca, benim sabıkam da silinmiş
oldu. 12 Eylül işkencecilerinin sabıkası ise hiçbir zaman
silinmeyecek. Onlar insanlık suçu işlediler.”
‘
'SİZ
SİYASİ TUTUKLU DEĞİL ERSİNİZ’
12
Eylül’ü Selimiye askeri cezaevinde karşılayan Tülay Sönmez,
aslında aylar öncesinden cezaevlerindeki provokasyon ortamından ve
ülkenin genel gidişinden böyle bir durumun olacağını
anladıklarını söylüyor.

Selimiye Zindanı
Sönmez,
Sağmalcılar kadın koğuşundaki baskıların arttığını, sivil
faşist güçlerinin üzerlerine salınarak, gece yarısı koğuşları
taranarak “geliyorum” dediğini ifade ediyor. Sönmez o korkunç
anları şöyle anlatıyor:
“Bir
sabah uyandığımızda çatıların üzerinde namlularını bize
doğrultmuş askerleri görünce önce "darbemi acaba?"
dedik ama biz "siyasi kızları" Selimiye'ye götürmeye
gelmişlerdi. Benim yanımda 9 aylık oğlum vardı, hamile
arkadaşlar ve sağlığı bozuk olanlarımızla birlikte toplama
kampına gider gibi tüm direnmemize rağmen o havasız cemselere
doldurdular. Selimiye'ye gelince de havasız bir koğuşta saatlerce
aç ve susuz bekletirlerken kapıları zorlayarak öncelikle su ve
yemek ihtiyacımızı karşılattık”
Sönmez,
durumun vahimliği üzerine iki gün sonrasında 9 aylık oğlunu
ailesine teslim ettiğini söylüyor. Sönmez, aradan çok geçmeden
bir sabah koğuşlarına giren askerlerin postal sesleri ile
uyandıklarını her ranzanın başında bir askerin bağıra çağıra
bir şeyler söylediğini ifade ediyor. Sönmez şöyle devam
ediyor:
“Yemekhanede
toplanmamız istendi. Oraya gittiğimizde Selimiye cezaevi müdürü
Binbaşı sanırım adı Erdal'dı camekanlı kapıyı tekmesi ile
açarak yüksek ve gür bir sesle "Türk silahlı kuvvetleri
yönetime el koydu bundan sonra siz siyasi tutuklu değil hepiniz
ersiniz" diyerek esti gürledi. Biz kabul etmeyeceğimizi
söyleyince güç gösterisi yaparak cam kapıya tekme atarak kırdı
ve sonra çekip gitti. Onlar gittikten sonra biz toplu kararlar alıp
direnişe devam dedik.”
'
'CEZAEVİ ÖNÜ DİRENİŞLERİNİ BAŞLATTIK'
Sönmez,
cezaevindeyken ölüm haberlerinin, idamların, cezaevindeki
infazların bilgisinin sürekli geldiğini söylüyor. Sönmez, anma
ve slogan atmanın yasak olmasına rağmen her türlü direnişi
gösterdiklerini ifade ediyor. Sönmez, sıkıyönetim vesilesiyle
saat 00.00’dan sonra sokağa çıkma yasağı nedeniyle koğuşun
tıklım tıklım dolduğunu söylüyor. Sönmez sözlerine şöyle
devam ediyor:
“Ben
tahliye olduktan sonra eş ziyareti için gittiğim Sultanahmet daha
sonra Metris cezaevinde baskı ve işkencelere karşı aileler ile
örgütlenip cezaevi önü direnişlerini başlattık. 12 Eylül
başından son 1991 yılındaki şartlı tahliye gününe kadar hep
mücadelenin içerisinde idim. Cezaevi önündeki
örgütlenme ve direniş sanırım ayrı bir sohbet konusudur. Uzun
ve zorlu bir süreçti.”
Sönmez,
12 Eylül işkence hanelerinde kadınlara yönelik tecavüzden
tutalım da her türlü cinsel saldırının ve işkencenin
yapıldığını söylüyor. Sönmez, bir kadın arkadaşının kedi
ile bir torbaya konulup dövüldüğünü sesi titreyerek anlatıyor.
Sönmez, kadınların yaşadıklarının çok ağır şeyler olduğunu
ve o yüzden kadın mücadelesinin çok önemli olduğunu
vurguluyor.
Sönmez’in,
eleştirileri de var:
“Şunu
da not etmekte fayda var. 12 Eylül sürecinde cezaevlerinde ve
cezaevi önlerinde yaşadıklarımız şunu gösterdi: birincisi
kadın mücadelesinin ve örgütlenmesinin önemi. İkincisi, keşke
bizler 12 Eylül öncesi mücadelede, cezaevlerinin içinde ve önünde
birleştiğimiz gibi, tüm yapılar birbirimizle kavga etmeden ortak
bir noktada buluşsaydık bugün bu alaca karanlık olmazdı. Ama
hala mitoz bölünüp duruyor bence bizim SOL!”
‘
'BİZLERE
KOMUTANIM DİYECEKSİNİZ’
12
Eylül darbesini cezaevinde karşılayanlardan biri de Mukaddes Çelik
Erdoğdu. Erdoğdu, ünlü Selimiye kışlasında kadınlar için
açılan, birbirine bağlı koğuşlarda kaldığını söylüyor.
Erdoğdu, Bayrampaşa cezaevinden sevk edilenlerle birlikte 120 kadın
tutuklu olduklarını da ekliyor.

Bayrampaşa Zindanı
Erdoğdu,
12 Eylül sabahı ana koridordaki masalarda kahvaltı ettiklerini,
saat dokuzda sayıma hazır oldukları sırada başlarında iri
cüsseli cezaevi müdürüyle birlikte pek çok rütbeli ve çok
fazla askerin içeriye dolduğunu, ortalığın o an sessiz olduğunu
ifade ediyor. Erdoğdu o anları şöyle anlatıyor:
“Cezaevi
Müdürü heybetli duruşunu takınarak; “Arkadaşlar, bu gece
04.00’de TSK, tüm ülkede yönetime el koydu” diye kükredi
önce. Kalabalıktan sesler yükselirken Müdür devam etti: “Bundan
sonra siyasi tutuklu değil, asker kişisiniz, siyasi temsilcilik de
yok! Siyasi, ideolojik bütün faaliyetleriniz de yasaklanmıştır.
İkinci bir emre kadar görüş, kantin, doktor, havalandırma ve
tahliye de yok! Bundan sonra erler dahil, bizlere komutanım
diyeceksiniz” diye devam ederken bu kez gülüşmeler arasında
soru sormalar başladı. Yanımda oturan temsilcimiz; “Aa bu darbe
bana karşı desenize” dedi hafif sesli. “Önder Bey, darbeyi
yapanlar TSK’da hangi kanat?” diye sordu. Sorular artınca
Müdür, ciddiyetin suya düştüğünü anlayıp, onu hep bozguna
uğratan kadınlara ters ve sert bakışlarla sesini yükseltti:
“Şimdi biz arama yapmadan bütün kitaplarınızı teslim için
hazırlayın. Öğlen geleceğiz” dedi, toplanıp gittiler. O gün
bize 12 Eylül faşizmi dokunmadı! Biz de faşizmin yeni halini
algılamadık.”
'
'SİYASİ CİNAYETİN
AĞIRLIĞI OMUZLARIMIZDA'
Erdoğdu,
koğuşlara doğru yürürken her kafadan bir ses çıktığını,
sorular soruları kovalıyorken atmosferlerinin neşeli ve darbeyi
tiye alan şeklinde olduğunu söylüyor. Erdoğdu, gerekli şeyleri
saklama şansı doğduğu için de sevinçli olduklarını da
ekliyor. Erdoğdu, eğlenceli iki buçuk günün ardından 15 Eylül
sabahı yeniden askerlerin bir baskın yoklamaya geldiklerini,
yoklama bittikten sonra müdürün yüksek sesle kendisini savcının
çağırdığını anlatıyor. Erdoğdu, bir süredir idare
tarafından şubeye gönderilmekle tehdit edildiği için savcının
çağırmasının nedeninin bu olduğunu düşündüğünü,
arkadaşlarının bir yandan ceplerine sigara, çakmak doldurduğunu,
büyük bir grup arkadaşının da kapıda barikat kurma hazırlığında
olduğunu dile getiriyor. Erdoğdu, o an bir şey olduğunu,
temsilci arkadaşının kendisine doğru geldiğini ve “Mukaddes,
Önder Murat söz verdi. Seni gerçekten de savcıya götürecek. Ben
de yanında geliyorum” dediğini anlatıyor. Erdoğdu yaşayacağı
o korkunç anı şu sözlerle anlatıyor:
“Askerlerin
arasında kafamda bin bir soru dolaşa dolaşa geldik Müdürün
odasına. Koltuklara oturttu bizi. Sigara çay ikramları. Herkes çok
üzgün, sessiz, Müdür dolanıp duruyor. Bir ben merak içindeyim.
Savcıyı bekliyoruz. Sonunda patladım; 'E müdür bey beni buraya
niye getirttiniz?' O da çok öfke duyduğu bana patladı:
'Kocan Davutpaşa’da kendini asmış! Öldü. Kocan yok
artık.' Ağzımdan, 'katiller… katiller' çığlıkları
yükseldi, gözyaşlarına boğuldum. Temsilcimiz ellerimi tutmuş,
beni sakinleştirmeye çalışıyor. 12 Eylül faşizmi gerçek
içeriğiyle, bana (ve Selimiye’deki kadınlara) böyle geldi ve
ben böyle yaşadım. Aylar, yıllar acılarla öfkeyle kavrulmakla
geçti. Tam 41 yıldır dinmeyen sızım, hesabı sorulamayan siyasi
cinayetin ağırlığı ise omuzlarımda, sürüyor.”
'