3 Kasım 2017 Cuma




SARSAK HIRGÜRÜYLE DÜNYANIN 
MİLİTANCA DALAŞMAK*
Emek Gürkan

*Merhaba Moruk Partisi 20 Eylül 2007 Galata Bar, Beyoğlu 

    Merhaba Sevgili Babacığım,
Biliyorsun Danimarka’da yaş günlerinde, eğlencelerde, kutlamalarda bir konuşma yapmak gayet çok doğal ve gelenekseldir. Ben de hayatımın yarısından fazlasını Danimarka’da geçirdiğim için, o toplumun kültüründen etkilenerek sana bir konuşma sunmak istiyorum.
    Bir gün yeni evimizin salonunun bir köşesine siyah/beyaz aile fotoğrafları asacaktım. Nilgün kendi ailesinin toplu bir şekilde çekilmiş olan bir fotoğrafını çıkardı. Ben ise kendi albümlerimi gözden geçirdim, ama sen, annem,  Barış ve benim toplu olarak çekilmiş siyah/beyaz fotoğrafımızı bulamadım. Böyle bir fotoğraf var mı, yok mu bilemiyorum, daha doğrusu böyle bir fotoğrafı ben hiç hatırlamıyorum. Neyse ben böyle bir fotoğrafı ararken aklımdan şunlar geçti:
    12 Mart darbesinden sonra dünyaya geldim. Ve sen bir şairin (İsmet Özel) mısralarını değiştirerek “ sarsak hırgürüyle dünyanın militanca dalaşmak için Emek geldi dünyaya “ diye yazmıştın günlüğüne. Daha sonra benim çok iyi hatırladığım ve yaşadığım 1977 İstanbul kanlı 1 Mayıs ve sonrası, 1970 yılarının sonlarında Türkiye’de faşistlerin her yerlere saldırılarıyla başlayan anarşist bir Türkiye. 1980’de 12 Eylül darbesi ve darbeden sonra 1984’lere kadar süren illegal yaşamımızı ve kaçaklığımızı düşündüm.
    1984 Mayıs başında Kopenhag’da sürgünlüğümüz başladı. Tabii ki buraya kadar olan süreç içinde doğru dürüst bir aile hayatımız olmadı. Ve belki bundan dolayı topluca bir aile fotoğrafı çektirme imkânımız olmadı.
    Babacığım,
Benim kuşakta annesiz babasız yetişen arkadaşlar var. Benim kuşakta çok zor hayat şartları altında büyüyen arkadaşlar var. Benim kuşakta annesine babasına kızgın ve kırgın arkadaşlar var. Ben kendimi bu kuşak içinde şanslı hissediyorum. Neden? Çünkü sen ve annem hayatlarınızda bunca zorluklara karşı Barış'ı ve  beni kendi imkanlarınızla, kendi felsefenizle yetiştirmeyi becerebildiniz. Bugün Barış’ın ve benim Danimarka’da iyi bir hayat sürdürebilmemizin sebebi annem ve senin kendinizi politik hayata adamanızdır.
    Beş sene önce baba oldum. Sen de, ben ve Nilgün sayesinde “Dede” oldun. Şu “Dede” sıfatına biraz sonra geri döneceğim.
     Nilgün ve ben oğlumuzun ismini “TOPRAK NAZIM” koyduk. Neden? Bizim ailede senin ve annemin başlattığı politik isimler, Emek ve Barış geleneğini sürdürmek, aynı zamanda Nilgün ve benim hayata bakışımıza uyduğu için oğlumuza Toprak ismini koyduk. Toprak 2002 yılında doğdu. Aynı yıl yoldaş şair Nazım Hikmet’in 100. Doğum yıldönümüne denk geldiği için onun anısına Nazım ismini verdik. Ben bu isimleri sana bildirdiğimde sen Toprak’a yazdığın mektupların birinde:” TOPRAK, bereketi, doğurganlığı, vermeyi, doyurmayı, paylaşmayı anlatıyor; NAZIM, eşitlik, özgürlük, adalet için mücadeleyi, adanmışlığı, onuru, dünya kardeşliğini anlatıyor. “HOŞ GELDİN BEBEK / YAŞAMA SIRASI SENDE
    Henüz yüzünü görmedim ama adını sevdim Toprak Nazım bebek. İnsanın adı başlangıçta kendisinin değil, ana-babasının duruşunu yansıtıyor. Adını koyanlara yürekten teşekkürler. Senin adın, senin adının çağrışım ve referansları benim hayatıma, mücadeleme, halen düşünü gördüğüm ütopyama “cuk” oturuyor.” diye yazmıştın.
    Şimdi gelelim şu dedelik sıfatına. İlk başlarda bu dedelik sıfatını çok yadırgamıştın. Sen “Hasan dede” diye çağrılmaktan hiç hoşlanmıyordun ve kızıyordun. Toprak’a “Hasan baba” demesini öğretmeye çalıştın. Bu konuda başarılı olamadın. Bu konuyu Toprak bebekken bize şöyle açıklamaya çalışmıştın:
“ Dedelik (kim ne derse desin) pörsümeyi, eksilmeyi, tükenişi, ölüme yakınlaşmayı anlattığı için bu kimlikten hoşlanmıyorum. Her yaş güzeldir avuntusuna sığınmıyorum. Bazı yaşlar güzeldir.”
    Bunları yazdığından bu yana beş sene geçti. Toprak büyüdü, dillendi. O dillendikten sonra sen onunla çok iyi bir ilişki kurdun. Benim gözlemimle bugün Toprak’ın seni “Hasan dede” diye çağırmasından hoşlanıyorsun. Onun dışında ben seni bugünkü hayatından ve yaşından gerçeği kabullenmiş, mutlu ve rahat görüyorum.
    Sevgili Babacığım,
Önce kaçaklık dönemi, sonra sürgünlük, en sonunda senin Türkiye’ye temelli döndüğün bu süreçte hep ayrı kaldık. Sözünü ettiğim süreç benim hayatımın yarısından fazla. Ama bu son süreçte önce mektuplaşarak, sonra teknolojinin gelişmesiyle mailleşerek ilişkimizi sürdürdük ve sürdürüyoruz. Ve ben de bu süreç içinde senin özellikle bana ve Toprak’a yazdığın mektupları, mailleri bir kitapçık içinde topladım ve sana bunu armağan etmek istiyorum.
    Ama hediyemi vermeden önce konuşmamı bir şiirle bitirmek istiyorum. Çünkü ben senin gibi edebiyatta bunca yerli yabancı şairleri tanıyan, seven aynı zamanda bir çok şiiri ezbere bilen ve senin gibi şiir okumasını çok iyi bilen birisini tanımıyorum. Onun için benim ve senin çok sevdiğimiz CAN BABA’dan bir şiir okumak istiyorum:

"MARE NOSTRUM
En uzun koşuysa elbet / Türkiye’de de devrim / O, onun en güzel yüz metresini koştu / En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak…/ En hızlısıydı hepimizin / En önce göğüsledi ipi / Acıyorsam sana anam avradım olsun / Ama aşk olsun sana çocuk aşk olsun"
Haydi arkadaşlar hepinizi babam için kadeh kaldırmaya çağırıyorum.

Oğlun
Emek Volkan,13-Eylül-2007 Amager


30 Ekim 2017 Pazartesi






KÜRT ŞAİR ARJEN ARİ HATIRASINA
Öpücükler Gömdüm Bir Umuda





Balad siir vakfı

Bu gün Kürt şair ARJEN ARÎ'nin çok erken yaşta aramızdan ayrılışının 5. yılı. Yazar Münir Gök'ün ona dair bir makalesini sizlerle paylaşıyoruz.
Şair Arjen Arî'yi anmak: Öpücükler Gömdüm Bir Umuda
Münir GÖK
Berî Her Zarokî
(...)
Zarokek bûm ez jî
Wekî her zarokî, fêkiyê rojekê
Wekî her kesî ji dara dêya xwe
Ketim erdê ez jî
Çawakî her fêkî bikeve ji darê
Her stêr çawakî birije erdê…
Bozkırın Tüm Çocukları
(...)
Çocuk oldum bende
Her çocuk gibi,aydınlığın meyvesi
Herkes gibi annemin fidanı oldum
Bende düştüm yere
Nasıl ki her meyve ağacından düşüyorsa
Nasıl ki yıldızlar yeryüzüne akıyorsa...(1)
Evet o da düştü yere.
Ama bu düşme yaşamdan değil, bedenen bir düşme oldu. Aksi mümkün mü? Modern Kürt şiirinin öncüsü, bir aydınlanma sevdalısı yaşamımızdan yitip gidebilir mi ? Şiiri sokaklara, dağlara, toplumun derinliklerine yerleştirirken, direnirken, mücadele ederken umutla beraber dizeleri de daima yanı başındaydı. Kimi zaman zindanda, kimi zaman sürgünde... Ama şikayeti bunlara değildi. Karanlığa, savaşlara idi asıl şikayeti.
Gazin
çavên min bide, generalê min,
tu çavên min bide ji kerema xwe.
te du çav hene generalê min;
min ew winda kirin û du destên xwe.
Ez Memedê te me, generalê min;
te ez şandim şer û te negot min
şerê ku tu diçiyê çavan jî dixwe!
Şikayet
gözlerimi ver generalim,
gözlerimi ver lütfen.
senin iki gözün var generalim,
onları kaybettim, iki ayağımı da.
senin Memedinim generalim;
savaşa gönderirken bana
gittiğin savaş gözleri de yer demedin! (2)
Evet, general ne Memed'e acımıştı ne de gözlerine. Ne Memed'in savaşı umurundaydı ne de Hüso'nun* biten ömrü. Çünkü aslolan o generali oraya diken bir avuç para babasının bekâsıydı! Ne zaman durdu ki kan.Hep akmıştır o kan bu vadilerde, Çarçıra Meydanı'nda evlerinin içinde. Bazen damla damla, bazen oluk oluk. Ne Memed'ler özgür kalabildi ne Hüso'ların eşitlik,özgürlük talebi geriye çekildi. Ya umut? Tükendi mi acaba insanda?
Hêvî
Hêleke min diqutife ji sermê
Çiya keleheke asê, rê asê,dem asê
Hêviya min kulîlka binê berfê
Ha bel bû ha bel bibê
Û berf tê

Tê..!
Bibare berfê
Li ber xwe bide kulîlkê,
Tu ji vê axê yî, ez ji vê axê..!
Bibare berfê
Li ber xwe bide kulîlkê
Berf li hêlekê, tu li hêlekê
Hêviya min jî bihar e
Umut
Soğuk kasıp kavuruyor her yanımı
Dağ kapalı bir kale, yol kapalı, zaman mahsur
Umudum karın altındaki çiçekte
Ha açtı ha açıyor
Ve tekrar kar yağıyor
Yağıyor
Yağıyor..!
Kar durduğunda
Ayağa kalk çiçek,
Sen bu toprakta, ben bu toprakta..!
Kar durduğunda
Ayağa kalk çiçek
Kar bir yana sen bir yana
Benim de umudum bahardır (3)
Pablo Neruda'nın dediği gibi, ''Bütün çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelişini engelleyemezsiniz''. O yüzden Neruda'nın, Arî'nin, benim, senin, hepimizin umududur bahar. '' Her yazar, Gılgamış Destanı'ndaki gibi ölümsüzlük iksirinin peşine düşmez'' der Arî. Ölümsüzlük iksirinin peşine düşmeden, şimdiden ölümsüzleşen koca aydınlık. Sürgün müydü kara talihi? Belki de şiirini hapiste bırakmaktı en büyük talihsizliği. **Ve artık düşkün değildir aşk, düşkün değildir umut. Yüreğim, bir dervişsin sen. Kimin yüreğini anlayabilirsin ki. Karanlığın, umutsuzluğun karşısında hükmü yok kasidenin. Oluk oluk insanın, bütün heybetiyle insan kanının akıtıldığı dağlarda, ovalarda, vadilerde umudun öpücükleri de saklıydı.
RAMÛSAN MİN VEŞARTİN Lİ GELİYEKÎ
ar girtiye qurm
û li dorê dileyize
çi kiribû
çi bû gunehê dara berû?
bi min re wê jî şer nexwestibû
bi min re zarokan, bi min re kulîlkê
û wê qîza xama…
ku, li dû min stûxwar ma
û bendî…
rondik herikîbin şer herikand
û xwîn pijiqand pelê kulîlkê
ma bayê kur rûxand hêlîna tivîlkê,
hij ma li milkê, ramûsan li milkê?
xwezî, lewitîn di kirêtiyê de
û şer dizî j ime xewnên mîrekî
li herêmekê em ji gundekî
dijmin jî bûna malê me pev dima
neyariya me nedigiha qewmekî
kengî bûya lev dihatin
em eydekê, erefatekê…
bi ya helbestê min kir
û min guh da bilûra şivên:
hij min aland li destmalek bi vên
û ramûsan min rakirin geliyekî…
ramûsan min veşartin li geliyekî
ew gelî yan ê elî, yan jî li cûdî
bi têhn dimînin li wirbi hij dimînin ramûsanên min
şer betal bibin, çek rawestin
ji çiyan şerker dadikevin
ezê di nav wan de bim
ileh ileh, tu bê pergî min
da te himbêz bikim ji dêvla çiyê…
şer de ye mîna min niha helbest jî
kengî parzinîn biwêj ji xwînê
ji êşê rêz, ji şînê çarîn
helbesta min hingî bixwîn
wê evîn jê binizile…
ÖPÜCÜKLER GÖMDÜM BİR VADİYE
ağacın gövdesini sarmış ateş
ve dans ediyor etrafında
ne yapmıştı
suçu neydi meşe ağacının?
benimle birlikte o da savaş istememişti
benimle birlikte çocuklar, benimle birlikte o çiçek
ve o körpe kız…
ki, boynubükük kaldı ardımda
ve bağlı…
gözyaşı aktıysa savaş akıttı
ve kan püskürttü çiçeğin yaprakları
yıldız yeli mi yıktı güvercinin yuvasını,
sevgi bir tarafta kaldı, öpücükler öte tarafta?
kire bulandı arzular
ve bir prensin düşlerini çaldı bizden savaş
bir yörede aynı köyden
düşman da olsak ayrışmazdık
bir kavme ilişmezdi düşamanlığımız
ne zaman olsa barışırdık
bir bayram sabahı, bir arefe günü…
şiire uydum ben de
çobanın kavalına kulak kesildim
sevgiyi arzulu bir mendille savurdum
ve öpücükleri bir vadiye kaldırdım…
bir vadiye gömdüm öpücükleri
o vadi ya geliyê elî ya da cudî vadisi
susuyor, sevgiyle bekliyorlar öpücüklerim orada
hükmü kalkarsa savaşın, silahlar susarsa eğer
savaşçılar inerse dağlardan
onların arasında olacağım
karşılamaya gelmelisin beni, mutlaka
ki sana sarılayım dağ niyetine…
savaştadır şimdi benim gibi şiir
ne zaman süzerseniz kavramları kandan
acılardan mısralar, matemlerden dörtlükler
o zaman okuyun bu şiirimi
o zaman aşk sızacak bu şiirimden…(4)
Direnirken yalnız bırakmamıştı onu şiir. Peki asıl savaş, Memed ile Hüso arasındaki savaş mıydı? Yok muydu başka bir savaş türü ? Ya patron Hüseyin Bey ile işçi Memed'in savaşı ne olacaktı? Ya patron Mehmet Bey ve emekçi Hüso arasındaki savaş nereye gidecekti ? Evet, asıl savaş bu olmalıydı.
Sevgiyi arıyordu. Yüreği dolu dolu bir sevgi. Öyle bir sevgi ki; candan, çocukça ve başka bir şeye benzemeyen bir sevgi. Biliyordu; sevgi yoksa hayat boştu. Biliyordu; sevgi yoksa, yaşam aynı göğün altında kavramaktan uzaktır. Nazım'ın dediği gibi: Yok öyle umutları umutları yitirip karanlıklara savrulmak. Aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak. Direnişin çimentosu sevgiydi. insan sevgisi, insanlık sevgisi, aydınlık sevgisi...Peki aynı göğün altında hangisiydi sonbahar şimdi ?
Ji Kîşweran Payîz e Niha
(...)
Payîz e, dem dê xwe veguhere guherek din
Kêlî ê nepirsin ji te bo bibin saet
Û roj dê raneweste li te bo nebe şev;
Roj derew, şev derew, zeman nakeve xew...
Demsal e... ji kîşweran payîz e niha
Hanginiz Sonbahar Şimdi
(...)
Güzdür, zaman kendini değiştirecek
Âna sormayın senin için saat olacak
Ve gün durmayacak sana gece olmayacak
Gün yalan, gece yalan, zaman uykuya dalmıyor
Mevsimler... Hanginiz sonbahar şimdi
Sonbahar emekçiler için çoğu zaman umudu, aşkı ve kurtuluşu ifade eder. İnsanlığın, işçilerin, yoksulların kaderini eline aldığı o muazzam devrim sonbahardaydı. Tarih bilincimize kazındı bir kere. Tarih bilincimize pek çok şey daha kazındı. Spartaküs'ten Paris Komünü'ne, Mazdek İsyanı'ndan Bolşevik devrime, Demirci Kawa Destanı'ndan Şeyh Bedtettin'e kadar...Kawa, Dehaq'ın yılanına boyun eğmeyen yiğit insan. Dehaq'ın zulmüne isyan ateşini yakanlar, bugün zulmün, karanlığın, yoksulluğun, adaletsizliğin nedeni olan sömürücü bir düzene boyun eğebilir mi ?
[Ji destana kawa
Yekî şaşikreş:
''ger ez bim, got, ji Ehrîman e
ev bela ne ya me mirovan e
xur û xumexum ma we nebihîst
min baş guh dayê, mêjÎ vedilîst!
ya baş qîzeke naşî, beyendî
em bikin gorî serê Efendî!..''
Wezîr mizgîn da...
wezîr giha cem Dehaqê nexweş
li ber sekinî, bi rûyekî geş:
''tacîdarê m'bi text û taca te
sêhrdaran dît dermanê êşa te!''
gotin, ''tacîdar heya neh mehan
divê ku vexwe xwîna du Kurdan!''
(...)
[Destana Kawa'dan]
Siyah sarıklı biri:
''Bence, dedi, Ehriman'dan bu bela
biz insanlar işi değil bu bela
duymadınız mı gürültü, uğultuyu!
iyi dinledim, beynim çalkalanıyordu!
gencecik ve toy bir kızı en iyisi
Efendimiz için kurban edelim mi!..''
vezir müjdeyi verir...
vezir vardı hasta Dehhak'ın yanına
önünde durup, yüzünde mutlulukla
''and olsun ki tac ü tahtına ey sultan
büyücüler buldular derdine derman!''
dediler, ''ey sultan, dokuz ay boyunca
iki Kürdün kanı ilaçtır yarana!''
(...) (5)
Kaynakça:
* Arjen Arî ''Piçek Merhamet/ Biraz Merhamet'' şiirinde Memed ile Türkleri, Hüso ile Kürtleri tasvir etmektedir.
** Arî yurt dışına çıkmadan önce Nusaybinde bir süre hapis yatar. Sebest bırakılınca şiirleri kendisine verilmez. Savcılıktan istemeye gittiğinde ise ''şiirlerinle birlikte tekrar hapis mi yatmak istiyorsun'' cevabını alır.
1) Berî Her Zarokî- Çeviri Kurdewarî ekibi http://www.antoloji.com/beri-her-zaroki-siiri/
2) Selim Temo - Kürt Şiiri Antolojisi 2. cilt s 1110
3) Hêvî - çeviri Kurdewarî http://www.antoloji.com/hevi-3-siiri/
4) https://siirlerlesarkilarla.wordpress.com/…/arjen-ari-ramus…...
5) Kürt Şiiri Antolojisi, 2. cilt s.1112


Formun Üstü

Formun Altı