Titrerim
mücrim gibi…
Yalçın
Çilingir
Kemani Sarkis
Efendi Suciyan’ın “Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime” mısrasıyla
başlayan ünlü şarkısını ilk olarak TRT için çekilen “Kartallar Yüksek Uçar”
(1983) adlı dizide dinlemiş, çok etkilenmiştim.
Bütün
nihavent şarkılar gibi hüzün dolu bu şarkı, diziye damgasını vurmuş; yaşlı,
genç diziyi izleyenlerin belleğine kazınmıştı. Diziyle birlikte şarkının
popülaritesinin artmasında hiç kuşkusuz usta oyuncu Sadri Alışık’ın etkili
terennümünün payı büyüktü.
Uzun suskunluk
döneminin ardından şarkının yeniden hatırlanışı,
1915’in, Türkiye’nin tartışma gündemine
yoğunlukla oturduğu yıllara
rastlar. Bu gelişme, şarkının bestekârının Ermeni oluşunun ‘keşfedilmesiyle’
yeni bir boyut kazanır.
Son olarak
Aras Yayınları’ndan çıkan “Kemani Sarkis
Efendi Suciyan-Hayatı ve Eserleri, Mart 2012” adlı monografi, içerdiği tanıklıklarla
şarkının yeniden hatırlanmasına ve
tartışılmasına katkıda bulunmuştur.
Tartışılan,
hiç kuşkusuz şarkının hüzün dolu ezgisi
değil, dört mısradan oluşan güftesidir:
Kimseye etmem
şikayet, ağlarım ben halime
Titrerim
mücrim gibi baktıkça istikbalime
Perde-i
zulmet çekilmiş korkarım ikbalime
Titrerim
mücrim gibi baktıkça istikbalime
Kemani Sarkis
Efendi’nin, bu dörtlükle dile getirmeyi, dışa vurmayı amaçladığı içerik
neydi? Şarkının 1915’le bir bağı var
mıydı? 1915’ten önce mi yoksa sonra mı
bestelenmişti? Güftenin, 1915’ten sonra yazılması ihtimali neydi? Üslup ve
zaman kipleri bakımından 1915’i önceleyen bir dörtlük olabilir miydi?
Kemani Sarkis
Efendi Suciyan’ın etnik kökenini ‘keşfedenlerden’
biri de Murat Kapkıner’di. Bu ilk adım, yazar için olağanüstü bir açılım
olanağı sağlamıştı. Şarkının bestekârı mademki Ermeni’ydi; güftede dile getirilen canhıraş feryat da
1915’in dışa vuruşu olmalıydı. Dahası,
güfte ve doğal olarak şarkı kesinlikle 1915’ten önce yazılıp bestelenmişti. Bu
da Sarkis Efendi’nin 1915’i önceden öngördüğü anlamına geliyordu. Kapkıner’e
göre Kemani Sarkis Efendi, keramet sahibi bir ermişti(!)
Bu doğru
muydu?
Şarkının
güftesini tahlil eden Murat Kapkıner, Taraf Gazetesi’nin 16 06 2009 tarihli
nüshasındaki yazısının girişinde “Önce usulden başlayalım” diyerek yorumunu
şöyle sürdürmekte:
“Bu şiir bir aşk şiiri değil. İçinde Ayşe,
Fatma olmadığı gibi, mevhum bir sevgili de yok. Şiir, bir aşkı terennüm etmiyor.
Öyleyse Sarkis Efendi’nin derdi neydi? Bir melankolikti, ya da bir şizofren,
vehimler içinde kıvranıp duruyordu.
Muhayyel, var olmayan ufukta da görünmeyen kimi korkuları, fobileri
vardı. Her ne kadar 36 yaşında ailesiyle birlikte Paris’e kapağı atmayı
başarabilmiş ve Paris’i seven biri gibi görünse de, 58 yaşında hakkında hiçbir psikiyatrik
rivayet olmadan ailesi içinde ölmeyi başarabilmiş olsa da bu
olasılıklar gördüğünüz gibi pek rasyonel görünmüyor”+
Kapkıner,
tam da bu noktada rasyonel bulmadığı için tahlil dışı bıraktığı olasılıkları terk etmeyip
derinleştirebilseydi, başka bir deyişle
bestekârın ruh dünyasına odaklansaydı şarkının güftesini anlamlandırmada sağa
sola savrulmazdı. Kısacası, Kapkıner, doğru tahlilin eşiğinden
dönmüş, Kemani Sarkis Efendi’nin
ruh derinliğiyle temayüz eden güftesini katletmiştir. İlkel ve yanlış bir
anlamlandırma çabasına yönelerek, elde ettiği tahlil kırıntılarıyla yetinmeyi
yeğlemiştir.
Kapkıner’in
temel hatası, kendine kılavuz olarak baş aşağı duran bir yöntemi seçişinden
kaynaklanmış, güftenin içeriğine nesnel değil öznel bir duruş sergilemiş, bu da
güftede anlam kaymasına neden olmuştur.
Kendine önce
bir şablon çizmiş, sonra da güftenin her mısrasını şablondaki ilgili mısraya
dayandırarak anlamlandırmaya çalışmış.
Böyle olunca
da tahlili yapılan güfte, Kemani Sarkis Efendi’nin
değil, Kapkıner’in kendi güftesi olmuştur.
İşte size mısra mısra bir şiir tahlili örneği: (Güfte, kimi kaynaklarda
dörderden sekiz bazılarında ise dört mısradan oluşmaktadır.
Kapkıner, iki dörtlüğü, yani sekiz
mısralı olanını seçmiş.)
İlk mısra: Kimseye etmem şikayet.
Yorum:
“Şikayet etmeye yeltensem de şikayet edecek hiçbir merci bulunmadığı için
kimseye etmem şikayet”
Yazar daha
ilk mısranın tahlilinde güftenin çok uzağına savruluyor, Kemani Sarkis Efendi’nin söylemediklerini ona
söyletiyor . Kapkıner dur durak
tanımıyor, aynı mısranın yorumunu adeta bir kâhin misali şöyle sürdürüyor:
“Her yerde,
Anadolu’nun handiyse her merkezinde ırkdaşım, dindaşım mimleniyor, kötü kötü
bakıyorlar artık.”
Yazar,
şarkının 1915’ten önce bestelendiğine karar vermiş bi’kez. Bu da ona her
mısranın içeriğini değiştirme, başka başka anlamlarla donatma özgürlüğü
veriyor. Güfteyi, çizilmiş şablona göre yeniden anlamlandırma çabası, diğer mısralarda
da sürüyor.
İkinci mısra: Ağlarım ben halime.
Yorum: Kapkıner,
bu mısranın yorumunda heyecan dozunu arttırarak, okuru dramatik bir atmosfere
doğru sürüklemekte, bunun için de olacak olanları (aslında olmuş olanları)
büyük bir doğrulukla dile getirmektedir. İşte ikinci mısranın yüklendiği kehanet içeriği:
“Bu gelişmeler
böyle devam ederse istikbalim (geleceğim) çok kötü. Kötü şeyler olacak.”
Üçüncü ve
dördüncü mısra: Titrerim mücrim gibi / Baktıkça
istikbalime
Yorum: Kapkıner güftenin
aynı zamanda nakarat kısmı olan
üçüncü ve dördüncü mısraları yorumlamaktan tümüyle
vazgeçiyor,
yine tarihe
dönüyor, olmuş olanları, Kemani Sarkis Efendi’nin öngördüğü olacaklar hanesine
yazıyor. Amacı, bir sanatçı olan Sarkis Efendi’yi keramet sahibi bir insan,
kendisini de kerameti kendinden menkul bir eleştirmen yapmaktır.
Yazarımız
kelimelerin gerçek hallerini hiç dikkate almıyor. Örneğin, sanatçının neden
kendi haline ağladığını, neden kendini bir suçlu gibi gördüğünü sorgulamıyor.
Bunun yerine kolayını seçiyor, yorumunu kafasındaki şablona göre uyarlıyor.
“Ben bu
işleri bilirim. Söylediklerim keramet değil,
firasettir. Böyle giderse bizimkileri kesecekler, bizden birkaç kavat
neden olsa da.”
Kapkıner
yazısının başlığında keramet kelimesini kullanırken, metnin içinde firaset
kelimesini kullanmış. Firaset, derhal anlama, çabuk seziş, zihin uyanıklığı
demektir. 1915’i sezse sezse, bir gün
öncesine kadar Talat Paşa’yla tavla oynayan Kirkor Zohrab ve
İttihat Terakki’yle ittifak kuracak denli içli dışlı olan Taşnaklar
sezerdi. Genellikle aşk ve doğa temalı
besteler üreten Kemani Sarkis Efendi’nin firaseti olsa olsa müzik alanıyla sınırlı bir
firasettir.
Beşinci ve
altıncı mısralar: Perde-i zulmet çekilmiş / Korkarım ikbalime
Kapkıner,
son olarak güftenin beş ve altıncı mısralarını yorumlamış, ve artık bilinen
yaklaşımıyla bir kez daha Sarkis
Efendi’nin güftesine katkıda bulunmuştur. Bunu yaparken, güftedeki görkemli
metaforun (perde-i zulmet=karanlık perde) ayırdına varamamıştır.
Kapkıner,
yazısının son bölümünde Kemani Sarkis Efendi’nin bu güfteyi ve besteyi
kesinlikle 1915’ten önce ürettiğinin bir kez daha
altını çizmektedir. Bestenin yapılış tarihini
araştırdığını ama araştırmaların sonuçsuz kaldığını, hiçbir belge bulunamadığını belirtmiştir.
Kapkıner,
çaresiz kalınca bestenin tarihini tersten sorgulamayı deniyor, eserin 1915’ten
sonra yapıldığını varsayarak muhakemesini şöyle sürdürüyor:
” O zaman
güftenin ‘di’li ya da ‘miş’li geçmiş zaman sığası (kipi) ile olması gerekirdi.”
Kapkıner,
atasözlerinin aynı zamanda birer metafor olduğunu hatırlasa, dilbilgisi ile ilgili
bir varsayımı kullanmazdı.
Evet, “Dilin
kemiği yoktur!”
Kemani Sarkis
Efendi’nin kardeşinin torunu olan Talin Suciyan, babası Hamparsum Suciyan’ın
tanıklığından yola çıkarak sanatçının monografisinin eksik kalan kısımlarını
tamamlamıştır.
Talin, özellikle
Sarkis Efendi’nin doğup büyüdüğü, sanatçı duyarlılığını
edindiği, bu duyarlılıkla besteler yaptığı memleketini terk edişindeki
trajedinin altını çizmektedir:
“Kemani
Sarkis’in 1921’de sevilen ve ünlü bir
sanatçıyken buraları terk etmiş olmasının, ağır
bir korku ve tehdit atmosferiyle ilgili
olduğunu tahmin etmek için dahi olmak gerekmez. En meşhur bestelerinden birinin
güftesinin, ‘Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime’ dizesini içermesi, bir tesadüfse dahi manidardır.”
Talin’e göre
, ünlü bestesini bestelerken Kemani Sarkis Efendi’nin esin kaynağı,
ağır korku ve tehdit atmosferiydi. Bu atmosfer aynı zamanda onun memleketi terk
edişinin dinamiğiydi.
Ne var ki,
sanatçıyı derinden etkileyen bu korku ve tehdit ortamı dışsal
bir gerçekliği ima etmektedir. Sanki Kemani Sarkis Efendi ünlü şarkısını
korktuğu için bestelemiştir!
“Titrerim mücrim
gibi baktıkça istikbalime” mısrası ne
yaradılış sürecinde ne de daha sonra tesadüfi oldu!
Bu şarkı her
dönem ‘manidar’ kaldı !
Kemani Sarkis
Efendi’nin ve ünlü şarkısının her dönem ‘manidar’ kalışına dair tespit bu
ölümsüz bestenin içeriğinin
anlaşılmasında önemli bir açılım sağlar. Bunun için Kemani Sarkis Efendi
Suciyan kuşağına yakından bakmak, bu kuşağı saran korku ve tehdit yüklü
tedirginliği hissetmeye çalışmak gerek.
Kemani Sarkis
Efendi’nin de içinde yer aldığı 1850 ve sonra doğan bestekârlar
kuşağının 1915 yılındaki yaş profili,
söz konusu sanatçıların psikolojilerinin betimlenmesinde kilit rol oynar.
İşte, 1850 doğumlu bestekârlar
kuşağının 1915’deki yaşları:
Hapet (Afet)
Mısırlıyan (65), Arşak Çömlekçiyan (Udi) (35), Artaki
Candan (Kanuni) (30), Bimen Şen (42), Karnik Garmiryan (43), Kirkor
Çulhayan (47), Levon Hanciyan (58), Nubar Efendi (Kanuni) (20), Osep Ebeyan
(42), Sahak Hocasar (Kanuni, Udi) (26), Sarkis Efendi Suciyan (Kemani) (30),
Onnik Efendi (Lavtacı) (43), Boğos Hamamcıyan (Asdikzade) (43), Kirkor
Berberyan (Udi) (31), Harutyun Sinanyan (43), Soğomonyon Gomidas (Vartabet)
(46),
Edgar Manas
(40)
1915 yaş
profilinde yer alan bestekârların
(Gomidas hariç) hiçbiri 1915’te alınıp götürülmedi, sürgün edilmedi, hunharca
katledilmedi!
İttihat Terakki’nin Gomidas’ı sürgüne
göndermesinin nedeni onun çok yönlü,
özgün bir kültürel kimliğe sahip oluşundandı. Vartabet sadece Ermeni
entelektüellerini değil Türk entelektüellerini de derinden etkilemiş bir din
adamı, bir müzikologdu. Bir Bektaşi deyişiyle İttihat Terakki için Gomidas,
“Bir başka hesaptı!”
İstanbul Ermenilerinin tarihi ve
kültürü hakkında önemli eserleri bulunan araştırmacı ve salnameci Teotik
(Teotoros Lapçinciyan), Amenun Daretsuytsı (Harkesin Salnamesi) eserinde
çok önemli
bir tarihsel tanıklıkta bulunarak 24 Nisan
mağdurlarının tam bir listesini ve listede yer
alan kişilerin monografilerini
derlemiştir.++++
Teotik’in, mesleklerine göre –
siyasetçi, sanayici, çiftçi, din adamı, gazeteci, öğretmen, edebiyatçı,
şair vs - derlediği isimler arasında bestekârların bulunmayışı İttihat
Terakki’nin izlediği gizemli politikalardan
biri olsa gerek !?
Osmanlı
ve Ermeni duyarlılığını sentezleyerek özgün bir duyarlılığın yaratıcısı olan bu
bestekârların sürgüne gönderilerek , yok
edilecek denli tehlikeli
bulunmadıkları bir gerçek (!)
Bir an için empati yaparak kendinizi
söz konusu bestekârlardan birinin , örneğin
Kemani Sarkis Efendi’nin
yerine koyun.
Bir sabah
uyanıyor ve öğreniyorsunuz ki çeşitli mesleklerden çok sayıda
Ermeni aydını – ki çoğu arkadaşınız-
tutuklanmış, Anadolu’nun içlerine sürgüne gönderilmiş.
Meraklanır
ve dehşetli tedirgin olursunuz. Uzun sürmez, memleketin dört bir
köşesinden katliam ve işkence haberleri gelir. Gidenler geri dönmez. Geri dönenlerin anlattıkları ise
dehşet doludur.
Korku dağları
bekler. Kapınızın çalınabileceği
olasılığını düşünür, ürperirsiniz. Dostlarınızla ilişkilerinizi koparır, içe
kapanırsınız. Yalnızlaşırsınız.
Arşeniz
kemanınızdan ayrı düşer, sizin gibi kemanınız da sessizleşir.
Tehcirden
kurtulup da geriye dönmeyi becerebilen
sakıncalı dostlardan uzak durmaya özen gösterir, onlara yardım
elini uzatmazsınız.
Adınızın
öldürülecekler listesinde
olmayışına sevinirsiniz ama listede yer alan dostlarınızı hatırlayınca da
bu sevinciniz uzun sürmez,
utanırsınız. Ezilirsiniz.
Ağlarsınız,
içe akar gözyaşlarınız, gözpınarlarınız kurur. Tıpkı, suyu kurumuş nehir yatağı
gibi… Çoraklaşırsınız!
Yıllar
yılları izler, korku ve tedirginliğiniz görece dağılır. Dostlarınızla yeniden
insani ilişkiler geliştirmeye çalışırsınız. Korkuyla biçimlenen benliğiniz,
korkusuzluğa yönelir.
Kimliğiniz,
‘olmak’ la ‘olmamak’ arasında salınır durur.
Vicdan
devreye girer, muhasebe başlar. Özeleştiri acıları dindirmeye yetmez. Yaratıcı ruh kıpırdamaya başlar. Önce
beklenen ezginin notaları belirir, ardından güfte şekillenir.
Kemani Sarkis
Efendi, bu ölümsüz bestesiyle Sisyphos gibi sonsuza dek acı
çekmeye mahkumdur artık. Onun ruh durumu Dostoyevski’nin ‘suç’la ‘ceza’
arasında salınan kahramanlarının ruh durumunu andırır.
Bir ‘nihavent hüzün’ olan bu şarkının gerçek
anlamıyla bir iç muhasebe, bir içe yolculuk olduğunu
düşünerek güfteyi bir de bu gözle okumaya çalışalım:
Titrerim
mücrim gibi…
--------------------------------------------------
+ Kapkıner’in,
Sarkis Efendi’nin kırılma noktalarındaki yaşları
hatalı. Fransa’ya göç ediş yılı 1921 (36
yaşında), ölüm tarihi
1943’tür (58 yaşında).