6 Kasım 2014 Perşembe



Titrerim mücrim gibi…
Yalçın Çilingir

Kemani Sarkis Efendi Suciyan’ın “Kimseye  etmem şikayet, ağlarım ben halime” mısrasıyla başlayan ünlü şarkısını ilk olarak TRT için çekilen “Kartallar Yüksek Uçar” (1983) adlı dizide dinlemiş, çok etkilenmiştim.
Bütün nihavent şarkılar gibi hüzün dolu bu şarkı, diziye damgasını vurmuş; yaşlı, genç diziyi izleyenlerin belleğine kazınmıştı. Diziyle birlikte şarkının popülaritesinin artmasında hiç kuşkusuz usta oyuncu Sadri Alışık’ın   etkili  terennümünün payı büyüktü.    
Uzun suskunluk döneminin ardından şarkının yeniden hatırlanışı, 1915’in, Türkiye’nin tartışma gündemine   yoğunlukla oturduğu  yıllara rastlar. Bu gelişme, şarkının bestekârının Ermeni oluşunun ‘keşfedilmesiyle’ yeni bir boyut kazanır.                                                                                                                                                                                                                             
Son olarak Aras Yayınları’ndan çıkan “Kemani Sarkis Efendi Suciyan-Hayatı ve Eserleri, Mart 2012” adlı monografi, içerdiği tanıklıklarla şarkının yeniden hatırlanmasına ve  tartışılmasına  katkıda  bulunmuştur.
Tartışılan, hiç kuşkusuz şarkının   hüzün dolu ezgisi değil, dört mısradan oluşan güftesidir:
Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime
Perde-i zulmet çekilmiş korkarım ikbalime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime
Kemani Sarkis Efendi’nin, bu dörtlükle dile getirmeyi, dışa vurmayı amaçladığı içerik neydi?  Şarkının 1915’le bir bağı var mıydı?  1915’ten önce mi yoksa sonra mı bestelenmişti? Güftenin, 1915’ten sonra yazılması ihtimali neydi? Üslup ve zaman kipleri bakımından 1915’i önceleyen bir dörtlük olabilir miydi?
Kemani Sarkis Efendi Suciyan’ın etnik kökenini ‘keşfedenlerden’ biri de Murat Kapkıner’di. Bu ilk adım, yazar için olağanüstü bir açılım olanağı sağlamıştı. Şarkının bestekârı mademki Ermeni’ydi;  güftede dile getirilen canhıraş feryat da 1915’in dışa vuruşu olmalıydı.  Dahası, güfte ve doğal olarak şarkı kesinlikle 1915’ten önce yazılıp bestelenmişti. Bu da Sarkis Efendi’nin 1915’i önceden öngördüğü anlamına geliyordu. Kapkıner’e göre Kemani Sarkis Efendi, keramet sahibi bir ermişti(!)
Bu doğru muydu?
Şarkının güftesini tahlil eden Murat Kapkıner, Taraf Gazetesi’nin 16 06 2009 tarihli nüshasındaki yazısının girişinde “Önce usulden başlayalım” diyerek  yorumunu  şöyle sürdürmekte:
 “Bu şiir bir aşk şiiri değil. İçinde Ayşe, Fatma olmadığı gibi, mevhum bir sevgili de yok. Şiir, bir aşkı terennüm etmiyor. Öyleyse Sarkis Efendi’nin derdi neydi? Bir melankolikti, ya da bir şizofren, vehimler içinde kıvranıp duruyordu.  Muhayyel, var olmayan ufukta da görünmeyen kimi korkuları, fobileri vardı. Her ne kadar 36 yaşında ailesiyle birlikte Paris’e kapağı atmayı başarabilmiş ve Paris’i seven biri gibi görünse de,  58 yaşında hakkında hiçbir psikiyatrik rivayet  olmadan  ailesi içinde ölmeyi başarabilmiş olsa da bu olasılıklar gördüğünüz gibi pek rasyonel görünmüyor”+
Kapkıner, tam da bu noktada rasyonel bulmadığı için tahlil dışı  bıraktığı olasılıkları terk etmeyip derinleştirebilseydi,  başka bir deyişle bestekârın ruh dünyasına odaklansaydı şarkının güftesini anlamlandırmada sağa sola savrulmazdı. Kısacası, Kapkıner, doğru tahlilin  eşiğinden  dönmüş,  Kemani Sarkis Efendi’nin ruh derinliğiyle temayüz eden güftesini katletmiştir. İlkel ve yanlış bir anlamlandırma çabasına yönelerek, elde ettiği tahlil kırıntılarıyla yetinmeyi yeğlemiştir.
Kapkıner’in temel hatası, kendine kılavuz olarak baş aşağı duran bir yöntemi seçişinden kaynaklanmış, güftenin içeriğine nesnel değil öznel bir duruş sergilemiş, bu da güftede anlam kaymasına neden olmuştur.
Kendine önce bir şablon çizmiş, sonra da güftenin her mısrasını şablondaki ilgili mısraya dayandırarak anlamlandırmaya çalışmış.
Böyle olunca da tahlili yapılan güfte, Kemani Sarkis Efendi’nin değil, Kapkıner’in kendi güftesi olmuştur.  İşte size mısra mısra bir şiir tahlili örneği: (Güfte, kimi kaynaklarda dörderden  sekiz  bazılarında ise dört mısradan oluşmaktadır. Kapkıner,  iki dörtlüğü, yani sekiz mısralı olanını seçmiş.)
İlk mısra:  Kimseye etmem şikayet.
Yorum: “Şikayet etmeye yeltensem de şikayet edecek hiçbir merci bulunmadığı için kimseye etmem şikayet”
Yazar daha ilk mısranın tahlilinde güftenin çok uzağına savruluyor,  Kemani Sarkis Efendi’nin söylemediklerini ona söyletiyor .  Kapkıner dur durak tanımıyor, aynı mısranın yorumunu adeta bir kâhin misali şöyle sürdürüyor:
“Her yerde, Anadolu’nun handiyse her merkezinde ırkdaşım, dindaşım mimleniyor, kötü kötü bakıyorlar artık.”
          Yazar, şarkının 1915’ten önce bestelendiğine karar vermiş bi’kez. Bu da ona her mısranın içeriğini değiştirme, başka başka anlamlarla donatma özgürlüğü veriyor. Güfteyi, çizilmiş şablona göre yeniden anlamlandırma çabası, diğer mısralarda da sürüyor.
İkinci mısra: Ağlarım ben halime.
Yorum: Kapkıner, bu mısranın yorumunda heyecan dozunu arttırarak, okuru dramatik bir atmosfere doğru sürüklemekte, bunun için de olacak olanları (aslında olmuş olanları) büyük bir doğrulukla dile getirmektedir. İşte ikinci mısranın yüklendiği  kehanet içeriği:
“Bu gelişmeler böyle devam ederse istikbalim (geleceğim) çok kötü. Kötü şeyler olacak.”
Üçüncü ve dördüncü mısra: Titrerim mücrim gibi / Baktıkça istikbalime
Yorum: Kapkıner  güftenin  aynı zamanda nakarat kısmı  olan
üçüncü  ve dördüncü mısraları yorumlamaktan tümüyle vazgeçiyor,
yine tarihe dönüyor, olmuş olanları, Kemani Sarkis Efendi’nin öngördüğü olacaklar hanesine yazıyor. Amacı, bir sanatçı olan Sarkis Efendi’yi keramet sahibi bir insan, kendisini de kerameti kendinden menkul bir eleştirmen yapmaktır.
Yazarımız kelimelerin gerçek hallerini hiç dikkate almıyor. Örneğin, sanatçının neden kendi haline ağladığını, neden kendini bir suçlu gibi gördüğünü sorgulamıyor. Bunun yerine kolayını seçiyor, yorumunu kafasındaki şablona göre uyarlıyor. 
“Ben bu işleri bilirim. Söylediklerim keramet değil,  firasettir. Böyle giderse bizimkileri kesecekler, bizden birkaç kavat neden olsa da.”
Kapkıner yazısının başlığında keramet kelimesini kullanırken, metnin içinde firaset kelimesini kullanmış. Firaset, derhal anlama, çabuk seziş, zihin uyanıklığı demektir.  1915’i sezse sezse, bir gün öncesine kadar Talat Paşa’yla tavla oynayan Kirkor Zohrab  ve  İttihat Terakki’yle ittifak kuracak denli içli dışlı olan Taşnaklar sezerdi.  Genellikle aşk ve doğa temalı besteler üreten Kemani Sarkis Efendi’nin firaseti  olsa olsa müzik alanıyla sınırlı bir firasettir.
Beşinci ve altıncı mısralar: Perde-i zulmet çekilmiş / Korkarım ikbalime
Kapkıner, son olarak güftenin beş ve altıncı mısralarını yorumlamış, ve artık  bilinen  yaklaşımıyla  bir kez daha Sarkis Efendi’nin güftesine katkıda bulunmuştur. Bunu yaparken, güftedeki görkemli metaforun (perde-i zulmet=karanlık perde) ayırdına varamamıştır.
Kapkıner, yazısının son bölümünde Kemani Sarkis Efendi’nin bu güfteyi ve besteyi kesinlikle 1915’ten önce ürettiğinin bir kez daha
altını  çizmektedir. Bestenin yapılış tarihini araştırdığını ama araştırmaların sonuçsuz kaldığını,  hiçbir belge bulunamadığını belirtmiştir.
Kapkıner, çaresiz kalınca bestenin tarihini tersten sorgulamayı deniyor, eserin 1915’ten sonra yapıldığını varsayarak muhakemesini şöyle sürdürüyor:
” O zaman güftenin ‘di’li ya da ‘miş’li geçmiş zaman sığası (kipi) ile olması gerekirdi.”
Kapkıner, atasözlerinin aynı zamanda birer metafor olduğunu hatırlasa, dilbilgisi ile ilgili bir  varsayımı kullanmazdı.
Evet, “Dilin kemiği yoktur!”

Kemani Sarkis Efendi’nin kardeşinin torunu olan Talin Suciyan, babası Hamparsum Suciyan’ın tanıklığından yola çıkarak sanatçının monografisinin eksik kalan kısımlarını tamamlamıştır.
Talin, özellikle Sarkis  Efendi’nin  doğup büyüdüğü, sanatçı duyarlılığını edindiği, bu duyarlılıkla besteler yaptığı memleketini terk edişindeki trajedinin altını çizmektedir:
“Kemani Sarkis’in 1921’de sevilen ve ünlü bir  sanatçıyken buraları terk etmiş olmasının, ağır bir korku ve tehdit atmosferiyle  ilgili olduğunu tahmin etmek için dahi olmak gerekmez. En meşhur bestelerinden birinin güftesinin, ‘Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime’ dizesini içermesi,  bir tesadüfse dahi manidardır.”
Talin’e göre , ünlü bestesini bestelerken Kemani Sarkis Efendi’nin esin kaynağı, ağır korku ve tehdit atmosferiydi. Bu atmosfer aynı zamanda onun memleketi terk edişinin dinamiğiydi.
Ne var ki, sanatçıyı derinden etkileyen bu korku ve tehdit ortamı dışsal bir gerçekliği ima etmektedir. Sanki Kemani Sarkis Efendi ünlü şarkısını korktuğu için bestelemiştir! 
“Titrerim   mücrim  gibi baktıkça istikbalime” mısrası ne yaradılış sürecinde ne de daha sonra tesadüfi oldu!
Bu şarkı her dönem  ‘manidar’ kaldı !
Kemani Sarkis Efendi’nin ve ünlü şarkısının her dönem ‘manidar’ kalışına dair tespit  bu  ölümsüz bestenin  içeriğinin anlaşılmasında önemli bir açılım sağlar. Bunun için Kemani Sarkis Efendi Suciyan kuşağına yakından bakmak, bu kuşağı saran korku ve tehdit yüklü tedirginliği hissetmeye çalışmak gerek.
Kemani Sarkis Efendi’nin de içinde yer aldığı 1850 ve sonra doğan bestekârlar kuşağının 1915 yılındaki  yaş profili, söz konusu sanatçıların psikolojilerinin betimlenmesinde kilit rol oynar.
İşte, 1850 doğumlu bestekârlar kuşağının 1915’deki yaşları:
Hapet (Afet) Mısırlıyan (65), Arşak Çömlekçiyan (Udi) (35), Artaki Candan (Kanuni)  (30),  Bimen Şen (42), Karnik Garmiryan (43), Kirkor Çulhayan (47), Levon Hanciyan (58), Nubar Efendi (Kanuni) (20), Osep Ebeyan (42), Sahak Hocasar (Kanuni, Udi) (26), Sarkis Efendi Suciyan (Kemani) (30), Onnik Efendi (Lavtacı) (43), Boğos Hamamcıyan (Asdikzade) (43), Kirkor Berberyan (Udi) (31), Harutyun Sinanyan (43), Soğomonyon Gomidas (Vartabet) (46),
Edgar Manas (40)
1915 yaş profilinde  yer alan bestekârların (Gomidas hariç) hiçbiri 1915’te alınıp götürülmedi, sürgün edilmedi, hunharca katledilmedi!
İttihat Terakki’nin Gomidas’ı sürgüne göndermesinin nedeni  onun çok yönlü, özgün bir kültürel kimliğe sahip oluşundandı. Vartabet sadece Ermeni entelektüellerini değil Türk entelektüellerini de derinden etkilemiş bir din adamı, bir müzikologdu. Bir Bektaşi deyişiyle İttihat Terakki için Gomidas, “Bir başka hesaptı!”
İstanbul Ermenilerinin tarihi ve kültürü hakkında önemli eserleri bulunan araştırmacı ve salnameci Teotik (Teotoros Lapçinciyan), Amenun Daretsuytsı (Harkesin Salnamesi) eserinde
çok önemli bir tarihsel tanıklıkta bulunarak 24 Nisan mağdurlarının tam bir listesini ve listede yer  alan  kişilerin monografilerini derlemiştir.++++
          Teotik’in, mesleklerine göre – siyasetçi, sanayici, çiftçi, din adamı, gazeteci, öğretmen, edebiyatçı, şair vs - derlediği isimler arasında bestekârların bulunmayışı İttihat Terakki’nin izlediği gizemli politikalardan  biri  olsa gerek !? 
Osmanlı ve Ermeni duyarlılığını sentezleyerek özgün bir duyarlılığın yaratıcısı olan bu bestekârların sürgüne gönderilerek , yok  edilecek  denli tehlikeli bulunmadıkları bir gerçek (!)

          Bir an için empati yaparak kendinizi söz konusu bestekârlardan  birinin , örneğin Kemani Sarkis Efendi’nin
yerine  koyun. 
Bir sabah uyanıyor ve öğreniyorsunuz ki çeşitli mesleklerden çok sayıda Ermeni aydını – ki çoğu arkadaşınız-  tutuklanmış, Anadolu’nun içlerine sürgüne gönderilmiş. 
Meraklanır ve dehşetli tedirgin olursunuz. Uzun sürmez, memleketin dört bir köşesinden  katliam  ve işkence haberleri gelir. Gidenler  geri dönmez. Geri dönenlerin anlattıkları ise dehşet doludur.
Korku dağları bekler. Kapınızın  çalınabileceği olasılığını düşünür, ürperirsiniz. Dostlarınızla ilişkilerinizi koparır, içe kapanırsınız.  Yalnızlaşırsınız.
Arşeniz kemanınızdan ayrı düşer, sizin gibi kemanınız da sessizleşir.
Tehcirden kurtulup da geriye  dönmeyi  becerebilen  sakıncalı dostlardan  uzak durmaya özen gösterir, onlara yardım elini uzatmazsınız.
Adınızın öldürülecekler listesinde  olmayışına  sevinirsiniz ama  listede yer alan dostlarınızı hatırlayınca da bu sevinciniz  uzun sürmez, utanırsınız.  Ezilirsiniz.
Ağlarsınız, içe akar gözyaşlarınız, gözpınarlarınız kurur. Tıpkı, suyu kurumuş nehir yatağı gibi… Çoraklaşırsınız! 

Yıllar yılları izler, korku ve tedirginliğiniz görece dağılır. Dostlarınızla yeniden insani ilişkiler geliştirmeye çalışırsınız. Korkuyla biçimlenen benliğiniz, korkusuzluğa yönelir.
Kimliğiniz, ‘olmak’ la ‘olmamak’ arasında salınır durur.
Vicdan devreye girer, muhasebe başlar. Özeleştiri acıları dindirmeye yetmez.  Yaratıcı ruh kıpırdamaya başlar. Önce beklenen ezginin notaları belirir, ardından güfte şekillenir.
Kemani Sarkis Efendi, bu ölümsüz bestesiyle Sisyphos gibi sonsuza dek acı çekmeye mahkumdur artık. Onun ruh durumu Dostoyevski’nin ‘suç’la ‘ceza’ arasında salınan kahramanlarının ruh durumunu andırır.
Bir  ‘nihavent hüzün’ olan bu şarkının gerçek anlamıyla  bir  iç muhasebe, bir içe yolculuk olduğunu düşünerek güfteyi bir de bu gözle okumaya çalışalım: 
Titrerim mücrim gibi…
--------------------------------------------------
+        Kapkıner’in, Sarkis Efendi’nin kırılma noktalarındaki yaşları  
           hatalı. Fransa’ya göç ediş yılı 1921 (36 yaşında), ölüm tarihi     
           1943’tür (58 yaşında).

3 Kasım 2014 Pazartesi



ELVEDA EMEKEVİBARIŞEVİ,
ELVEDA EMECİKLİ KOMŞULAR!
Hasan Gürkan

Hayatımın sonbaharındayım. Kışın ne zaman ve nasıl geleceğini bilmiyorum. Dönüp geriye baktığımda, geçmişim düş kırıklıklarıyla dolu. İlk gençliğimden beri umutla,sevinçle, insani hayallerin peşinde koştum. Yalınayaktım, çok kapaklandım, dizlerim kanadı. Ama yılmadım.
Emekevibarışevin’e yerleştiğimizde gene bir umudun yolcusuydum. Bu umudu aşağıdaki-on yıl önce yazdığım- davetiyede anlattım. Şimdi bu mekanı terk ediyorum.Umudum söndü.
Ama ben iflah olmaz bir hayalperestim. Yeni insani umutlara gidiyorum.
Hoşcakal iyi komşuluk umudum,hoşçakalın beni dost sayanlar!

EMEKEVİBARIŞEVİ AÇILIŞ DAVETİYESİ – Mayıs 2005
mal sahibi mülk sahibi
hani bunun ilk sahibi 

d a v e t

Sevgili ...........                   
Marks’a kulak verip “mülksüzleştirenleri mülksüzleştirmek’’ için arkadaşlarımla birlikte yola çıktığımda on sekizimdeydim. Şimdi elli sekizindeyim ve emecik köyünde bir evle mülklendim.
Buraya nasıl geldiğimi anlatabilmek için, başa, arkadaşlarımla birlikte “gökyüzünü fethe“ kalkıştığımız günlere dönmeliyim.
Büyük bir komün düşüydü; uğruna ölümlere, mapuslara, sürgünlere gidip geldiğimiz.
Ücretli kölelik yok edilecek, insanın insana kulluğuna son verilecekti.
Dünya, yedi iklim dört bucağıyla kocaman bir komün, bir kardeş sofrası.
Siyahı, beyazı, sarısı, kırmızısı hep bir ağızdan türkü söyleyecektik.

Kızıl bayrağımızda “bila tefrik-i ırkı, milleti, dini, cinsi, mezhep“ yazılıydı.
Bu topraklarda kürdü, türkü, ermenisi, musevisi, rumuyla bütün halklar; “demiri oya gibi işleyip hep beraber/ hep beraber sürecektik toprağı.”
Köle Spartaküs ve Şeyh Bedreddin isyanlarıyla tutuşan mücadelemiz; Paris Komünü, Ekim Devrimi, İspanya İç savaşı, Çin, Vietnam, Küba devrimleri, Stalin karanlığı, Pol Pot katliamları, Sovyetlerin dağılması gibi nice büyük mağlubiyetler, zaferler, acılar ve sevinçlerle günümüze kadar geldi.
Şimdi ABD emperyalizminin dünyamızda hayasızca at koşturduğu karanlık bir dönemden geçiyoruz. Ama ben yerküredeki milyonlarca insan gibi, adı ne olursa olsun savaşsız ve sömürüsüz bir dünya şafağının er geç sökeceğine inanıyorum.

emekevibarışevi

Emek ve Barış oğullarımın adı. Anneleriyle ben, bu adları onlara hayatımızı ve mücadelemizi anlamlandıran iki temel kavram oldukları için koyduk.Emekevibarışevi aile ve kan bağı ilişkisine göndermeyle bir alakası olmaksızın, daha çok bu değerler bağlamında manalansın ve anılsın istedim.
Emecik’e yerleşme, beni ‘mülklendirme cürmünün’ faili aslisi Arslandır.
Gerçekte bizim özlemimiz burada ‘fil mezarlığı’ olarak bir komün kurmaktı. Beceremedik.
 İyi komşuluğu denemeye karar verdik.
Ama itiraf etmeliyim ki, iki yıl önce hayatıma giren sevdiğim, Meral’in, benim gibi huysuz biriyle birlikte yaşama cesur iradesi olmasaydı, mülklenme konusunda ki kararsızlığım devam edecekti.
Meral’le ben bu köyde, bu evde, dostlarımız, arkadaşlarımız, yakınlarımız ve komşularımızla birlikte yaşamak istiyoruz. Bu arzumuzu hep birlikte bir dost sofrasında dile getirelim istedik.
21 mayıs cumartesi günü Datça Emecik Köyü Emekevibarışevi’nde buluşuyoruz.
Sen katılmazsan bir eksik olacağız.
Sevgiyle...
hasan

Gelip gelmeyeceğini 10 Mayıs’a kadar lütfen 0532 794 01 55’e  haber ver.
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / ve bir orman gibi kardeşçesine / bu hasret bizim.’’