29 Haziran 2013 Cumartesi


KOPENHAG GÜNLERİM - Hasan Gürkan

 
Arkadaşlar, Dostlar,Yoldaşlar,
 
Size hemen İstanbul’a döndüğümde yazmak istiyordum.Ama Kopenhag’a ayak bastığım andan itibaren başlayan ve İstanbul’a dönüşümde devam eden, iç dünyamda her gün farklı renklere, boyutlara bürünen çalkantının, fırtınanın sakinleşmesini bekledim. 

Sabiha Gökçen’den havalandığımızda aklıma sürgünlüğüm, ilk yurt dışına çıkışım düştü. Faşist darbeyle ilgili hatıralar çullandı belleğime. Polis karakolları, cezaevleri, sokakta vurulan işkencede öldürülen yoldaşlarım. Şafağın ne zaman sökeceğini hiç bilemediğimiz bir gecenin karanlığındaydık. Biraz sonra, bu akşam, yarın ne olacağımızı bilmiyorduk.

Sonra pek çok şey oldu. Tam dört sene “ateşi ve ihaneti gördük”. Sonra Sofya, sonra demokratik Berlin, sonra Kopenhag. 28 Nisan’dı, 1 Mayıs'a iki gün vardı. Ne kimlik ne pasaport Nazi toplama kampından kurtulmuş Danimarkalı sayılı komünistlerden birinin İb’in evindeydim. Yoldaşlar polis burayı arayamaz, burada güvendesin demişlerdi. İb’le geçirdiğim ilk geceyi anlatamam. 

Sonra bir sonraki  1 mayıs. Faelledparken’dayız. Barış elinden tutup Bente’yi, Bente’yi değil yıllar içinde derinleşecek güçlenecek bir dostluğu, yoldaşlığı getiriyor. Henüz Sovyetler Birliği çökmemiş. Aynı bayrağın, orak çekiçli kızıl bayrağın altındayız.

Sonra göçmenliğim, yabancılığım, ötekiliğim, azınlık oluşum. Dilsizliğim. Hayatımda ilk defa bir başka halkı, bir başka dili, bir başka kültürü tanıma çabam, gerginliğim, heyecanım. O dilde şiir söyleyememenin, türkü söyleyememenin eksikliği, ezikliği. Benim yüzümden bu yabancı diyara gelen çocuklarımın Emek’in, Barış’ın uyum sorunları, çabaları. Gurbetçiliğimiz. 

Sonra “yedi tepeli şehrime” İstanbul’a, arkadaşlarıma, dostlarıma, sevgililerime uzak oluşum. Kendimi yoldaşlarımla birlikte hapiste, işkencede, ülkede olmadığım için suçlamam. Hayat acı dağıtırken bile adaletsiz diye başımı yastığa gömüp ağladığım geceler. 

Sonra ağır aksak da olsa, sendeleyerek, düşe kalka da olsa yeni bir dil. Merhaba biraz danimarkaca! Bu dilde konuştuğum dostlarım. Önce Bente, Henning sonra diğerleri. 

2007 Eylülü. Kopenhag’dayım. Hatıralarım duygularım gece gündüz yakamı bırakmıyor. Toprak, torunum. Ne kadar sıcak yalansız bir herif.

Emek, şu çocuk yaşta benimle illegaliteyi, açlığı, kaçaklığı paylaşan adam.
Ne güzel büyümüş Barış, vaftizli bir bebenin Adrian’ın babası. Ateist bir aileye Hıristiyan bir ilahi.
 
Sonra güneşli bir sonbahar gününde Bente’yle Nyhavn’dayız. Meral, sevdiğim kadın, Bente sevdiğim kadın, bahtiyarım. Şnaps içiyoruz. Geçmişim yanı başımda, ağlasam, bağıra bağıra ağlasam ayıp olur, sofranın neşesi kaçar. İnsan sebepsizdir diye açıklayıp ağlayamaz mı? 

Frederiksberg, Demirciler Kolektifi. Hennig’le Bente’nin sofrasındayız. Frokost. Yoldaşlar büyük bir incelikle ben ve Meral için hem çok güzel bir sofra hazırlamışlar, hem benim yıllardır görmediğim dostlarımı da yemeğe davet etmişler.
 
Henning,dostum!
Hiç alınma, kıskanma. Senin emeğini biliyorum. Ama önce ben, yaş gözetmeksizin  "yavru"ları seven bir arkadaşın olarak ,önce senin sevgilini sevgiyle kucaklayıp öpeceğim. Sarılma sırası sana daha sana gelmedi. Önce "skol,kamarater! Şeref hariç her şeye!

Çok zengin bir masa! Yoo, hayır; mezeden,yemekten,içkiden falan değil, hayatın tecrübelerinden geçmiş yalansız dostluklarla donatılmaktan zengin.

Eylül 2007 Kopenhag







30 Mayıs 2013 Perşembe


DEDEM:
HACIHASANLARIN HASAN EFENDİ

Hasan Gürkan 

Küçük silik, berbat bir vesikalık, elimizde bulunan tek fotoğrafıydı. Babam tapu kayıtlarından sökmüş. Bilgisayar yardımıyla “anlaşılır” hale getirebildik.
Hasan dedem.
Onu sadece anlatılanlardan tanıyorum. Kasabada bir bakkal dükkanı var, ama aile daha çok Şahmelik köyündeki tarlaların geliriyle geçiniyor. Dükkânın üstü mescit. Ulu cami yakın  olmasına rağmen babası, belki de  dedesi çarşı esnafına kolaylık olsun diye bağışlamış.Eğitimi medrese .Sesi güzel,hafız.Yani Kuranı ezbere okuyor.Ailenin Şahmelik köyünden ne zaman ve hangi sebeple  göçtüğünü bilmiyorum, hangi Hasanın hacıya gidip hacı hasanlar lakabını aldığımızı da. Köyde çiftçilik yapmamışlar. Dedelerim müderrismiş zamanın üniversitesinde öğretmen. 

Hasan dedem evde, çevresinde ve kasabada ciddiyetiyle tanınıyor. Babam “isteklerimi doğrudan yüzüne söylemeye çekinirdim. Anneme söylerdim o da babama iletirdi” derdi. Yüzü gülmezdi diyorlar. Oysa bu fotoğrafta dikkatli bakıldığında bir gülümseme gizli

Humba Dedemle yaşıt. 1304’lü.Askerlikte acemiliklerinde “Ayşe Kadın Kışlası”nda beraberlermiş. Kışla Bulgaristan’da bir yerde olmalı. Aklımda Gümülcüne diye kalmış. 

Beş vakit namazında ve akşamcı..Sabah evden çıkarken yelek cebine kuru ev ekmeği kabuğu sokuşturmuşsa bu,dükkanda  tezgah altı gündüz rakısına meze anlamına geliyor.Akşam namazından sonra eve geldiğinde babaannem çilingir sofrasını hacı hasanlar evinin ikinci kat verandasına hazırlamış oluyor.Hasan efendi iki kadeh aperatiften sonra aşağıya aileyle birlikte akşam yemeğine iniyor.Sofrada Babaannem.Emine nine (babaannemin annesi) ve belden aşağısı felçli Züleyha teyze (babamın teyzesi) var.Hasan Efendi kimi akşamlar içkiye yatsı namazından sonra bir ahbabın evindeki sohbette devam ediyor. 

Pek çok çocuğu ya doğumdan hemen sonra, yahut birkaç aylıkken ölmüş.”Yalnız Salim kardeşim iki yaşına kadar yaşadı. Çok güzel bir çocuktu “ diye anlatırdı babam. Çocuklarının peş peşe ölmesinin Hasan Efendinin ruhunda ne gibi fırtınalara yol açtığını bilmiyoruz. Babaannemin tesellisi çocuk ölümlerinin şehit ölümleri olduğu, ölen çocuklarının hepsinin doğrudan cennete gittikleri yolundaydı. 

Babam son mohikan. Dedem onu da kaybetmekten korkuyor. El bebek gül bebek büyütülüyor, Sokağı, oyunu,kavgayı tanımıyor.Kasabada herhangi biri çocuğunun üstüne çok düşerse “Hacasannan Essan mı bu!” diyorlar.Okumaya gitmesine,aileden uzaklaşmasına izin verilmiyor.
 
Dedem fotoğrafı çektirdiğinde kırklı yaşlarda olmalı. Kaytan bıyıkları siyah. Saçları tıraşlı.O devirde erkekler “karı gibi” saç uzatmıyor.Nasıl çocuklarının kan uyuşmazlığından öldüğünü bilmiyorsa,kendini ölüme götürecek hastalığının akciğer kanseri olduğunu da bilmiyor.Gırtlak veremi  sanıyor.Babamı onbeş yaşında yetim bırakıyor.

17 Mayıs 2013 Cuma


BARIŞ SÜRECİNDE OKUNACAK EN GÜZEL KİTAPLARDAN BİRİ:
BİR DİL NİYE KANAR? – MUHSİN KIZILKAYA
“Ahmet abi,güzelim,bir mendil niye kanar /diş değil,tırnak değil/bir mendil niye kanar/mendilimde kan sesleri”(1)

DOSTUNA YARASINI GÖSTERİR GİBİ
“Bir kimliğin, dilin, ’öteki’ sayılmanın yaralarından bahsederken, tepkisel bir ötekileştirmenin, hesap sormanın, suçlamanın, mağduriyetin üslubuna kapılmamak herhalde çok zordur.
Bu zorluğun üstesinden gelebilmek; ancak ve sadece paylaşımcı bir dille, okuyanı ortak eden bir anlatımla mümkündür. Muhsin Kızılkaya’nın ‘Kürt Sorun’umuza odaklanmış yazılarında başardığı her şeyden önce budur.
Dostuna yarasını gösterir gibi”(2)

HALKLARIN SEVGİLİLİĞİNE
 “Muhsin Kızılkaya, Bir Dil Niye Kanar’da, bir kafese kapatılıp üstü örtülmüş Kürtçe’nin hikâyesini anlatıyor.Çocukluğundan bu yana belleğinin biriktirdiği anlatıları,masalları,sesleri,kokuları,görüntüleri,hayatının dönemeçleri üzerinden aktarıyor:’okul dili’yle ‘ev dili’ arasında gidiş gelişleri,Hakkari’den İstanbul’a ve İsveç’e uzanan yolculuğu,gazeteciliği,çevirmenliği…Kızılkaya’nın yaşamıyla ‘dili’ ni sarmalayan Bir Dil Niye Kanar?;Ehmede Xani’den,Cegerxwin’e,Celadet Bedirxan’dan Bediüzzaman’a,Mehmed Uzun’dan Musa Anter’e,Yılmaz Güney’den daha nicelerine uzanan bir saygı duruşu niteliğinde…’Halkların Kardeşliğine’ değil,bundan böyle ‘halkların sevgiliğine ‘davet eden etkileyici bir kitap.”(3)
-Bir Dil Niye Kanar? Muhsin Kızılkaya,İletişim Yayınları
(1)Edip Cansever
(2)Ömer Laçiner
(3)Arka kapak yazısı

Kitapları
     .Eski Zaman Eşkıyaları (Sel yayıncılık)
        .Dünden Yarına Kürtler (H. Nebilerle birlikte) (Yurt Yayınları)
  • Ben Hala Annemin Dilini Kullanamıyorum (Parantez Yayınları)
  • İyi Hal Kağıdı (Parantez yayınları)
  • Bende Mahfuz Fotoğraflar (İletişim yayınları)
  • Kayıp Diwan (İletişim yayınları)
  • Gölgeler Çabuk Ölür (İletişim yayınları)
  • Yılmaz (Yılmaz Erdoğan'ının 34 yıllık yaşamını anlattığı kitaptır.) (Sel Yayıncılık)
  • Sürgün, Göç ve Ölüm (Modern Kürt Edebiyatından Seçme Hikayeler) (İletişim yayınları)
  • Kuyruktan Uyruğa (Sel Yayıncılık)
  • Sen û Ben, Anılarla Mehmed Uzun'un Hayatı (İthaki Yayınları)
  • Bir Dil Niye Kanar? (İletişim Yayınları)
  • Açlığın Sofrasında (İletişim Yayınları)
Çevirileri

Kürtçeden Türkçeye çevirileri;
  • Yitik Bir Aşkın Gölgesinde (roman, Mehmed Uzun) (İthaki Yayınları)
  • Kader Kuyusu (roman, Mehmed Uzun) (İthaki Yayınları)
  • Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık (roman, Mehmed Uzun) (İthaki Yayınları)
  • Dicle'nin Yakarışı (roman, Mehmed Uzun) (İthaki Yayınları)
  • Dicle'nin Sürgünleri (roman, Mehmed Uzun) (İthaki Yayınları)
  • Bir Romanın Hatıra Defteri (günlük, Mehmed Uzun) (İthaki Yayınları)
  • Geç Bir Sonbahardı (roman, Firat Ceweri) (İthaki Yayınları)
  • "Tanrı Oku Dedi Yaz Demedi" (Hikayeler, Hesenê Metê) (Avesta Yayınları)
  • Ecini Labirenti (roman, Hesenê Metê) (Sel Yayıncılık)
  • Birini Öldüreceğim (roman, Firat Cewerî) (İthaki Yayınları)
  • Günah (roman, Hesenê Metê) (İthaki Yayınları)
  • "Hadım" (roman, Selahattin Bulut) )İthaki Yayınları)
  • "Mir'e Mektup (roman, Jan Dost) İthaki Yayınları

 

 

 

 

17 Mart 2013 Pazar


KOVULMA,BAĞEVİ,KAMULAŞTIRMA-Hasan Gürkan

KOVULMA

12 Eylül faşist darbesi yılları. Kaçağız. İstanbul’da çember daraldı. Çocukları da yanımıza aldık.İzmir’e okul arkadaşım solcu,ama aktif politika içinde olmayan Kadir’lere gittik.Dört kişilik, kalabalık ve ev sahibi için tehlikeli bir misafir gurubuyduk.Sabahları Kadir,Emine okula işlerine gidiyorlar.Aysel çocukları civarda gezdiriyor, ben evden çıkmıyorum.

Kadir’in babası geldi. Akşehir’li Aysel’i ve dolayısıyla beni tanıyor.Sırtımdaki rahatsızlığı tedavi ettirmek için  geldiğimizi söyledik.Pek inanmadı gibi.

Üçüncü günün sabahı. Ben her zamanki gibi erken kalktım. Aysel banyoda leğende çamaşır yıkıyor. Çocuklar uyuyor. Biraz sonra Kadirin babası girdi salona. Bana öfkeyle bağırmağa başladı.”Sen anarşistsin. Aranıyorsun.Benim çocuklarımın başını yakacaksın.” Fırladım, yakasına yapışıp  duvara dayadım: ”Kes sesini, fena yaparım. Şimdi ayrılacağız buradan, polise ihbar edersen,örgütüm seni  gebertir!” diye gözdağı verdim.Yıllar sonra  bizi, babası aracılığıyla Kadir’in kovdurduğunu öğrendim.Arananlara “yataklık” yapma tedirginliğini,korkusunu anlayabiliyordum.Ama çok üzüldüm.

Çocukları uyandırıp apar topar terk ettik evi. Karşıyaka’da bir parktayız. Elimizde küçük bir valiz, banka oturduk. Kafamı toplamalıyım. Reşide geldi aklıma. Ege üniversitesinde sosyoloji asistanı. Ankara’dan tanıyorum.

BAĞEVİ

Bir başka okul arkadaşım Yaşar’ı buldum, Reşide’ye gönderdim.Randevu istedim.Öğleden sonra buluştuk.Anlattım durumu.Ben dedi,böyle durumlar için hazırlıklıyım.Karaburun’da çiftliği olan  Fransız bir kadın var.Kocası bir zamanlar Paris’te bizim büyükelçilikte şoförmüş.Aşık olup evlenmişler.Adam kalpten ölmüş.Kadın buraya adamın küçük çiftliğine gelmiş .İhtiyacı olan her şeyi kendisi üretiyor.Çiftliğin girişinde eski bağ evi var.Kiraya veriyor.Ben kiraladım, sizi oraya götürürüm.Hem denize de yakın.

Kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş derler. Öğleden sonra  eski bir otobüsle Karaburun’daki çiftliğe gittik. Çiftlik otobüs yoluna yakın bir yamaçta kurulmuş. Biz iki göz eski bağ evinde kalacağız. Mevsim yaz,hava sıcak.Buzdolabı yok.Reşide’nin aldığı erzakları tavana astık.Kadın huysuz.Çocuklar ağaçlara dokunmasın diye sıkı sıkı  tembih etti.Reşide bir kaç gün sonra  gelirim diyerek  ayrıldı.

Akşam güzelce karnımızı doyurduk.Bahçede oturup yıldızları seyrettik, huzur içinde uyuduk.

KAMULAŞTIRMA

Dördüncü gün. Reşide gelmedi. Takip edildiğinden şüphelenirsen gelme demiştim. Erzak bitti.Dün akşam bahçeden topladığımız baklaları haşlayıp yedik.İzmir’e inip para bulmalıyım.Temmuz sıcağında şehre indim.Bir kaç yeri yokladım,para yok.Öğleyin bir simitle çay içtim.Akşam otobüsüyle eli boş dönüyorum.Hiç unutmuyorum  günlerden cumaydı.Yaşlı otobüste havalandırma yok.İçerisi cehennem gibi.Ben  onsekiz numarada koridordayım.Önüme biri oturdu.Filesini yanına koydu.Bir kasap paketi,tüfek gibi büyük yeni rakı,meyve ve ekmek var. Adam uyukluyor. Ben Karaburun’a varmadan yokuşun başında ineceğim.

Karar verdim, fileyi alacağım. Ya adam uyanırsa, ya adam fark ederse? Uyansın, fark etsin, hiç bozuntuya vermeden fileye sahip çıkacağım, bağıracağım adama “Sapıttın mı sen! Benim filem bu!” diyeceğim. Yaklaştık. Muavine yokuşun başında ineceğim dedim. Otobüs durdu. Fileyi aldım arka kapıya doğru yürüyorum. Sırtımdan soğuk terler boşanıyor, dilim damağım kurudu. Arka kapı sanki kilometrelerce uzakta. Nihayet yola indim. Otobüs hareket etti.
Uçarak bağ evine geldim.Aysel,çocuklar kamulaştırdığım malları görünce bayram ettiler.Ziyafet çektik kendimize.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                           

6 Mart 2013 Çarşamba

ÖRGÜT SOLCULUĞU TECRÜBELERİM-Hasan Gürkan

FARKETMEZ

Yaşım on yedi,otuz,kırk,altmış falan olabilir,fark etmez.Birbirimize ziyadesiyle benzediğimiz için,adım Hasan,Hüseyin,Ömer,Osman olabilir fark etmez.İstediğin gibi düşün;örgütüm legal,yarı legal yahut illegal.Örgütün şefi, üyesi veya sempatizanıyım fark etmez.Biz bir cemaat gibiyizdir.Hepimiz örgütümüzün devrim teorisine iman ederiz.Örgütü,şefimizi,ideolojimizi methetmek serbest,tenkit etmek yasaktır.Örgütte devrim mahkemesi yoldan sapanları infaza varan metotlarla yola getirir.
ÖRGÜT ORGANI

Bize benzeyen diğer sol örgütlerin içinde en iyisi biz olduğumuz için, diğerlerini sevmeyiz, sık sık kavga ederiz.Örgütümüzün mutlaka haftalık,aylık vb bir merkez yayın organı vardır.O yayın organını anlattığı doğrular,hepimizin,bütün örgütün doğrularıdır.Ustalarımız:Marks,Engels,Lenin,Mao,Enver Hoca,Castro,Hoşimin vb. duruma,zamana göre değişir.Somut durumun somut tahlilini yaparak, baş çelişkiyi tespit ederiz.
 
MARKSİZMLE KEMALİZMİN İMTİZACI
 
Lenin Ulusal Kurtuluş savaşlarını proletarya ve yoksul köylülüğün dünya devrimi mücadelesinde, doğal müttefik saydığı için, Kalpaklı Atatürkçülük ülkemizdeki devrim mücadelemizde bizim müttefikimizdir. Marksizmle Kemalizmi imtizaç ettirmek için Şefik Hüsnü yoldaştan başlayan, Mihri Belli'lerle,Doğu Perinçekler'le devam eden günümüzde ulu-salcılara,ırkçılığa kadar uzanan köklü bir mücadele geleneğine sahibiz.Bu gelenek Mahir Çayan,Deniz Gezmiş gibi genç hayatlarını devrime adamış yiğit arkadaşlarımızın duruşunu da gölgelemiştir.Burada döneminde Kemalizmi kendi çapında tenkit eden İbrahim Kaypakkaya'nın duruşuna işaret etmek gerekir.
Türkiye solunda hiçbir parti,fraksiyon TC ideolojisiyle,resmi tarih yalanlarıyla uğraşmadı.Ermeni Soykırımı,Mübadele,Kürt isyanları, bizim siyasi gündemimizde yoktu.
 
ASKERİ DARBELER
 
Bu kemalizmle imtizaç mevzuu, Türkiye solu olarak -fraksiyonumuz fark etmez- bizim başımıza epey iş açtı. Mesela 27 Mayıs İhtilali, pardon askeri darbesi, hepimiz onu alkışladık. İstiklal Mahkemeleri misali,hukuksuz Yassıada mahkemelerine,pardon adalet soytarılığına ses çıkartmadık.
Ama akıllanmadık. Cahil emekçi halk, devrim ihtiyacını durduğu yerde anlamadığı için, Lenin’in dediğini yaptık. Ama işçi ve yoksul köylülere dıştan bilinç götüremedik. O zaman kahraman ordumuzun darbelerinden medet umduk. Sonra 12 Mart geldi. Kafamız karışıktı;9 Martta zinde güçlerle birlikte, biz de devrimci darbe yapmayı planlamıştık,ama beceremedik.12 mart anamızı belledi.Gökyüzünü fethe kalkmış en yalansız arkadaşlarımızı darağacında kaybettik:Deniz,Yusuf,Hüseyin.
 
SOL İÇİ / ARASI MÜCADELE
 
Legal ortam biraz canlandığında, bütün fraksiyonlarımız pıtrak gibi siyaset sahnesinde boy gösterdi. Her fraksiyonun başında "küçük dağları ben yarattım" diyen "küçük" şeflerimiz vardı. Onların sınıf mücadelesinde asıl hedefleri, rakip gördükleri diğer şefleri kıç üstü oturtmaktı. Ol sebeple burjuvaziden,tekelci sermayeden,feodal ağalardan ziyade birbirimizle dalaştık.Silahlı çatışmaya,birbirimiz öldürmeye varan haltlar işledik.Yoo! İtiraz istemeyiz,biz bütün bunları devrim için yaptık.
Peki, uğruna ölümlere gidip geldiğimiz hayalimiz neydi ? Bu her fraksiyona-pardon sol cemaate göre- değişir.Ama değişmeyen temel şey,hepimizin burjuva demokrasisine karşı oluşumuzdur.Ne istiyoruz:Sosyalist Devrim-Proletarya Diktatörlüğü,Demokratik Halk Devrimi-Demokratik Halk İktidarı,Ulusal Demokratik Devrim-İleri Demokratik İktidar falan.
FAŞİZMİN AYAK SESLERİ
 
İyi de hiç birimiz 12 Eylül faşizminin yaklaşan ayak seslerini doğru dürüst duymadık. Nazi Almanyasını, Musolini İtalyasını, Salazar Partekizini,Franco İspanyasını biliyorduk ama,Legal,yarı legal,illegal kimsenin darbeye karşı hazırlığı yoktu.Darbe koyu bir karanlık olarak çullandı ülkenin üzerine.Pek çoğumuz örgütlü olduğu halde kaçacak yeri olmadığı için yakalandı.Mamak,Diyarbakır,Metris bir çok zindanda işkence,idam,infazda sakatlandı,can verdi.Zulme karşı tırnakla,dişle direndik.Ama sokaklar,fabrikalar,dağlar suskundu.Faşizme yenildik.Kaçaklık,hapishane,siyasi sürgün dönemi başladı.Ölüydük,yaralıydık,açtık,evsiz yurtsuzduk.Örgütlerimiz bize,ailemize,yalnız çocuklarımıza ulaşamadı.
Faşist generaller anayasa yaptı.Bizim karşı etkimiz olmadı.Halkımız "onayladı".Sonra darbeci başı Cumhurbaşkanı oldu.Yargı,üniversite selam durdu.Biz siyaseten yoktuk.

12 EYLÜL SONRASI
 
Fabrikalar,üniversiteler,gecekondu semtleri,sokaklar,alanlar susturuldu.Diyarbakır ve Mamak faşist cuntanın özel seçtiği zindanlardı.Pek çok arkadaşımız işkencede sakatlandı,can verdi,direndi kendini yaktı.İdam edildi.Yıllarca hapis yattı.Rejim kendi anayasası ve güvenceleriyle  “demokrasi”ye dönüştüğünde,kimimiz hapiste,kimimiz sürgündeydik.Yaralarımızı sarıp toparlanamadık.Yıllar yıları kovaladı legal komünist partisi,birlik partisi falan kurduk.Ama birleşmeyi beceremedik.Siyaseten herhangi bir ağırlığımız yoktu.Kendi kendimize çelik çomak oynuyorduk.Bizim küçük şefler hala cemaatlerin iktidarı peşindeydi.
Ben, benim kuşağımın meselesi politik değil,psikiyatriktir,dediğimde pek çok akranım ziyadesiyle öfkeleniyor.
 
KÜRT MESELESİ VE BARIŞ SÜRECİ
 
12 Eylül öncesi bütün Türkiye solu Kürt meselesinde ulusların kendi kaderini tayin,ayrılma ayrı devlet kurma hakkı diye doğru laflar ediyordu.Ama kimse Kürtlerle ortak bir mücadele örgütleyememişti.PKK böyle bir ortamda güçlendi.Türkiye solu ortalıkta görünmezken PKK önemli bir silahlı mücadele yarattı.Şimdi Öcalan barış sürecinde devletle mücadele masasında.Bu tarihi sürece Türkiye solunun doğrudan bir etkisi yok.Ama bir tarafta hala kendine sol diyen ulusalcı-ırkçı, müptezel küçük gruplar faşistlerle el ele süreci sabote için çırpınıyorlar.Öte yandan aklı başında sosyalistler,aydınlar süreci destekliyor.Kanın durması,Kürt halkının en tabii haklarına kavuşması için ellerinden geleni yapıyorlar.Her zaman olduğu gibi bir kısım derin solcularda ‘derin’ Marksist tahliller ve komplo teorileriyle bu süreci,sırça köşklerinde  ahkam keserek küçümsüyorlar.Benim samimi arzum,Kürt,Türk bütün halkların barışa ulaşmasıdır. 

Kuzguncuk

 

 

 

 

 

18 Şubat 2013 Pazartesi

BİR YERALTI EDEBİYATI KLASİĞİ : FETTAHNAME

Ero-porno yeraltı edebiyatının eski örneklerinden.Yasak olduğu için elden ele dolaşmış manzume
 
Ben oynak bir kızım 14-15 yaşında
Otururduk bir köşkte tarla başında
Büyümüştüm orada, can havasıyla
Kızarmıştı her yanım güneş temasıyla
Fırlıyordu elbisemden dikleşen memelerim
Çınlatırdı bahçeyi şen şakrak sesim

Kalçalarım dolgundu, dar gelirdi külotum
Tüylü şeftali gibiydi küçücük kukum
Artık kovalamazdım minik kelebekleri
Acayip bir hisle arar olmuştum erkekleri
Bir emektar aşçımız vardı Fettah adında
Bana helva yapardı, kıvamında tadında

Ben her sabah koşardım kelebek peşinde
Yorgun düşer dinlenirdim akşamın beşinde
Bir heves gelirdim bahçenin bucağına
Sık sık otururdum Fettah'ın kucağına
Bilmem ne vardı içinde biraz huylanırdım
Fettah beni okşadıkça gıdıklanırdım
 
Bir gün yine otururken dizinde onun
Sertçe bir şey hissettim içinde pantolonunun
Dedim Fettah nedir bu ,altımda kımıldayan
Kalçamın ortasına sertçe dayanıp batan
Bu temastan çok hoşlandım ben
Merak ettim nedir, bu göster bana sen

Korkma yavrum dedi, çükümdür o uyandı
Onun için az böyle kalçana dayandı
Hayır dedim inanmam o çükten çok büyük
Benim bildiğim çük bamyadan bile küçük
Fettah bu nedir nasıl şeydir göreceğim
Meraklıyım bilirsin görmezsem öleceğim
 
Fettah beni okşadı sonra önünü açtı
İlk gördüğüm armut gibi bir baştı
Çıktı sonra bir gövde oldukça kalınca
İşte yavrum çük budur, böyle olur kalkınca
Çok genişler uzarsa yarak derler adına
Kadın olsun kız olsun doyamazlar tadına

Hemen hepsi onun için can verir
Her şeyden daha üstün bir haz verir
Hem dinledim Fettah'ı hem de çüküyle oynadım
Daha önce niye görmedim diye yandım
Fettah dedi bir ara kulağıma “meleğim”
Göreceksin ne tatlı, gel ağzına vereyim

Bu sözle geçtim tamamıyla kendimden
İştahla yakaladım çükü ta dibinden
Çük büyüktü güçlükle kavrıyordu ağzım
Tanrım bu ne zevk, her kadına lazım
Emiyordum var gücümle çükün başını
Hissediyordum Fettah'ın saçımı kavrayışını
 
Aman dedim Fettah, ıslattı bir şey dilimi
Bırakma böyle sakın, getir benim de belimi
Peki dedi fettah, sen uzan şöyle meleğim
Sen çükümü yalarken ben kukunu emeyim
Köşedeki sedire arka üstü uzandım
Bilmem nedendir ateşler içinde yandım

Kavuniçi külotumu hızla çekip fırlattı
Dilini kukuma sokup sokup çıkarttı
Sağ eliyle okşuyordu mememi
Sol eliyle kavramıştı belimi
Oh bu ne zevk vel hasıl ister öp, ister em, ister ısır

Bu zevkle birden geldi belim
Titredi her yanım kavradı onu elim
Fettah dedim noksan geldi bana verdiğin tat
Getir şu kocaman çükünü kukumun içine kat
Fettah şaşırdı bu cesur sözlerime
Şöyle dedi sonra bakarak gözlerime

Olmaz dedi, meleğim bozamam ben bu kızlığı
Sen daha küçüksün,yapamam bu vicdansızlığı
Açtım bacaklarımı ısrar ettim
Dedim "Fettah bekleme,onu sana terkettim."
Nihayet karar verdi,geldi sedire uzandı,
Onun sayesinde dünya yeni bir kadın kazandı.
 

7 Şubat 2013 Perşembe

KÜRTLERE KARŞI,IRKÇI, AYRIMCI DEYİM,DEYİŞ VE ATASÖZLERİ

(Ayrımcı  Sözlük'ten Alındı)
Dersim Katliamı (1937) Sonrası Kimsesiz Kalmış Kürt Çocukları
  • "Acemi nalbant Kürt eşeğinde dener kendini."(1): "Mesleğinde yeni olan kimse, ilk denemelerini gözden çıkarılabilecek malzeme üzerinde yapar." anlamına gelen ayrımcı bir atasözü. Aynı atasözünün gayri-Müslimler üzerinden de dillendirildiği görülmektedir.
  • "Ağaçtan maşa, Kürt'ten paşa olmaz.": Kürtleri aşağılamaya yönelik ırkçı bir atasözü.
  • "Alavere dalavere, Kürt Memet nöbete"(2): Kürtleri saf ve cahil olarak gösteren ayrımcı bir deyiş. (Uzun İskender: "Kürt kısmında akıl olmaz derler." Bu laf her Kürde mahsus değil. Bizim Hamo dayıda Mustafa Kemal Paşa aklı vardı yavrum, hiç eksik değil, Mustafa Kemal aklı." Kemal Tahir - Rahmet Yolları Kesti)(3)
  • "Ayıdan post olmaz, Kürt'ten dost olmaz.": Kürtleri aşağılama amacı güden ırkçı bir atasözü.
  • "Çingen çalar, Kürt oynar."(4): Uyumsuz ve karışık yer veya durumu ifade etmek için kullanılan bir deyiş.
  • "Dağlı Türkler": Erken Cumhuriyet döneminde, Kürtlerin aslında dağ Türkleri olduğunu savunan çalışmalar yayımlandı. Örneğin, M. Şerif Fırat'ın 1945'te tamamladığı ve daha sonra Başbakan Cemal Gürsel tarafından övgüyle sunulacak olan "Doğu İlleri ve Varto Tarihi" çalışması, şu cümlelerle başlamaktaydı. "Doğu illerimizin çeşitli bölgelerinde ve en çok dağ eteklerinde, sarp ve arızalı arazide ve yüce dağların çevirdikleri ova ve zengin yaylalarda yaşayan ve bugün çiftçilik ve koyunculukla geçinen eski Türk ve Türkmen aşiretler, bugün Kurmançi ve Zaza dilleriyle söyleştikleri için bunlara Kürt denilmektedir. Gerçekten Türk soyundan olan bu dağlı Türkler..."(5)
  • "Ekrad-ı bed-nihad": Osmanlı Devleti döneminde "kötü huylu Kürtler" anlamında kullanılan ayrımcı bir deyiştir. Ziya Gökalp, 1913'de Türk Yurdu Dergisi'nde, "şehrîlerin tarih kitaplarında kavîm isimleri(ni) daima Etrak-ı bî-idrak, Ekrad-ı bed-nihad gibi tahkirli şekillerde" yazdığını belirtmektedir.(6)
  • "Ekrad-ı vahş": Osmanlı Devleti döneminde kullanılan ve "vahşi Kürtler" anlamına gelen ayrımcı bir deyiş.
  • "En iyi Kürt, ölü Kürt'tür.": Kürt meselesinin gündemde olduğu son 30 yılda gittikçe yaygınlaşarak günlük dilde kullanılagelen bu deyiş, Kürtlere karşı açık ırkçı ve kafatasçı bir söylem geliştirme amacı güder. Aslında bu deyiş, ilk defa, Amerika Birleşik Devletleri'nde George Armstrong Custer'ın generali Philip Sheridan tarafından 1868'de katlettiği Kızılderililer için söylenmiştir.
  • "Eşeğe Kürt demişler, iki hafta saman yememiş.": Kürtlere yönelik ırkçı bir deyiş.
  • "Gördün mü bir Kürt, iki sok bir dürt.": Kürtlere yönelik ırkçı söylemin ortaya attığı bir deyiş.
  • "Herkes sakız çiğner, ama Kürt kızı tadını çıkarır."(7): "Bir işi iştahla ve dikkat çekecek şekilde yapacak olan kişi, o işin meraklısıdır." anlamında kullanılan ayrımcı bir deyiş. (Aynı deyiş, "Çingene kızı tadını çıkarır" şeklinde de söylenmektedir.
  • "Kapına iti, yakana Kürt'ü bulaştırma.": Kürtleri aşağılayan ırkçı bir deyiş.
  • "Keko": "Dost", "kardeş", "ağabey" anlamına gelen bu Kürtçe kelime, Türkçe'de ırkçı bir anlam kaymasıyla saf, kolayca kandırılabilen, aldatılmaya ve dalga geçilmeye açık anlamında kullanılmaya başlanmıştır.
  • "Kıro": "Erkek çocuk", "genç erkek" anlamına gelen bu Kürtçe kelime, Türkçe'de ırkçı bir anlam kaymasıyla "maganda" kelimesinin yerine kullanılmaya başlanmıştır.
  • "Kürt, balta ile saat onarır.": Kürtleri cahil gösteren ırkçı bir atasözü.
  • "Kürt, gavura göre Müslümandır.": Kürtleri "kötünün iyisi" olarak gösteren, hem gayri-Müslimleri hem de Kürtleri aşağılayan ırkçı bir deyiş.
  • "Kürt ne bilir bayramı, hor hor içer ayranı.": Yörüklere karşı da kullanılan bu ırkçı deyiş, Kürtleri cahil ve barbar olarak göstermeyi amaçlar.
  • "Kürt yemeğini yer, çarığına bakar.": Kürtleri yalnızca kendi menfaatleri peşinde koşan kimseler olarak gösteren ırkçı bir atasözü.
  • "Kürt'e el ver kol ister, yatmaya yer ister.": Kürtleri yüzsüzlükle özdeşleştiren ırkçı bir atasözü.
  • "Kürt'e paşalık gelmiş, kılıcını bileğinde sınamış.": Kürtleri aşağılama amacı güden ırkçı bir atasözü.
  • "Kürt'ü çuvala koymuşlar, matahı dışarıda kalmış.": Kürtlere yönelik ırkçı başka bir atasözü.
  • "Kürt'ü koyma avluya, Kürt'ten olmaz evliya." / "Kürt'ten olsa da evliya, koyma avluya, ya samı çalar ya sambağa": Kürt'ten ne olursa olsun zarar geleceği anlamına gelen ırkçı bir atasözü.
  • "Kürt'ün kocayanına keçi güttürürler": Kürtleri aşağılayan ırkçı bir deyiş.
  • "Kürt'ün yağı çok olursa, hem yer hem yüzüne sürer."(8): Romanlara karşı da dillendirilen bu ırçı atasözü, Kürtleri açgözlü gösterir.
  • "Laz, Kürdün deniz görmüş halidir": Hem Lazları hem de Kürtleri aşağılama amacı güden ırkçı bir deyiş.
  • ""Öcünü deli Kürt kırk yılda almış da, "Oh ne çabuk aldım," diyerek sefasından bayılmış.": İnatçı ve kinci olmanın "Kürt hesabı" olduğunu savunan ırkçı bir atasözü. Ör: Çerçi Süleyman: "İnat adam oldun mu, ayrıca deve kinli olursun. Kürt hesabı: Öcünü deli Kürt kırk yılda almış da, "Oh ne çabuk aldım," diyerek sefasından bayılmış. Kin güden adam inat olacak ki kendine yapılanı bir vakit unutmayacak..." (Kemal Tahir - Rahmet Yolları Kesti