KOPENHAG GÜNLERİM - Hasan Gürkan
Arkadaşlar, Dostlar,Yoldaşlar,
Size hemen İstanbul’a döndüğümde yazmak istiyordum.Ama Kopenhag’a ayak bastığım andan itibaren başlayan ve İstanbul’a dönüşümde devam
eden, iç dünyamda her gün farklı renklere, boyutlara bürünen çalkantının, fırtınanın
sakinleşmesini bekledim.
Sabiha Gökçen’den havalandığımızda aklıma sürgünlüğüm, ilk
yurt dışına çıkışım düştü. Faşist darbeyle ilgili hatıralar çullandı belleğime.
Polis karakolları, cezaevleri, sokakta vurulan işkencede öldürülen yoldaşlarım.
Şafağın ne zaman sökeceğini hiç bilemediğimiz bir gecenin karanlığındaydık. Biraz
sonra, bu akşam, yarın ne olacağımızı bilmiyorduk.
Sonra pek çok şey oldu. Tam dört sene “ateşi ve ihaneti
gördük”. Sonra Sofya, sonra demokratik Berlin, sonra Kopenhag. 28 Nisan’dı, 1
Mayıs'a iki gün vardı. Ne kimlik ne pasaport Nazi toplama kampından kurtulmuş
Danimarkalı sayılı komünistlerden birinin İb’in evindeydim. Yoldaşlar polis
burayı arayamaz, burada güvendesin demişlerdi. İb’le geçirdiğim ilk geceyi
anlatamam.
Sonra bir sonraki 1 mayıs. Faelledparken’dayız. Barış
elinden tutup Bente’yi, Bente’yi değil yıllar içinde derinleşecek güçlenecek
bir dostluğu, yoldaşlığı getiriyor. Henüz Sovyetler Birliği çökmemiş. Aynı
bayrağın, orak çekiçli kızıl bayrağın altındayız.
Sonra göçmenliğim, yabancılığım, ötekiliğim, azınlık oluşum.
Dilsizliğim. Hayatımda ilk defa bir başka halkı, bir başka dili, bir başka
kültürü tanıma çabam, gerginliğim, heyecanım. O dilde şiir söyleyememenin, türkü
söyleyememenin eksikliği, ezikliği. Benim yüzümden bu yabancı diyara gelen
çocuklarımın Emek’in, Barış’ın uyum sorunları, çabaları. Gurbetçiliğimiz.
Sonra “yedi tepeli şehrime” İstanbul’a, arkadaşlarıma,
dostlarıma, sevgililerime uzak oluşum. Kendimi yoldaşlarımla birlikte hapiste, işkencede,
ülkede olmadığım için suçlamam. Hayat acı dağıtırken bile adaletsiz diye başımı
yastığa gömüp ağladığım geceler.
Sonra ağır aksak da olsa, sendeleyerek, düşe kalka da olsa
yeni bir dil. Merhaba biraz danimarkaca! Bu dilde konuştuğum dostlarım. Önce
Bente, Henning sonra diğerleri.
2007 Eylülü. Kopenhag’dayım. Hatıralarım duygularım gece
gündüz yakamı bırakmıyor. Toprak, torunum. Ne kadar sıcak yalansız bir herif.
Emek, şu çocuk yaşta benimle illegaliteyi, açlığı, kaçaklığı
paylaşan adam.
Ne güzel büyümüş Barış, vaftizli bir bebenin Adrian’ın babası. Ateist
bir aileye Hıristiyan bir ilahi.
Sonra güneşli bir sonbahar gününde Bente’yle
Nyhavn’dayız. Meral, sevdiğim kadın, Bente sevdiğim kadın, bahtiyarım. Şnaps
içiyoruz. Geçmişim yanı başımda, ağlasam, bağıra bağıra ağlasam ayıp olur, sofranın
neşesi kaçar. İnsan sebepsizdir diye açıklayıp ağlayamaz mı?
Frederiksberg, Demirciler Kolektifi. Hennig’le Bente’nin
sofrasındayız. Frokost. Yoldaşlar büyük bir incelikle ben ve Meral için hem çok
güzel bir sofra hazırlamışlar, hem benim yıllardır görmediğim dostlarımı da
yemeğe davet etmişler.
Henning,dostum!
Hiç alınma, kıskanma. Senin emeğini biliyorum. Ama önce ben, yaş gözetmeksizin "yavru"ları
seven bir arkadaşın olarak ,önce senin sevgilini sevgiyle kucaklayıp öpeceğim. Sarılma
sırası sana daha sana gelmedi. Önce "skol,kamarater! Şeref hariç her şeye!Çok zengin bir masa! Yoo, hayır; mezeden,yemekten,içkiden falan değil, hayatın tecrübelerinden geçmiş yalansız dostluklarla donatılmaktan zengin.
Eylül 2007 Kopenhag
