DİDEM MADAK ŞİİRLERİ
Ah'lar Ağacı: Kalbimin En doğusunda -Pulbiber Mahallesi Tarihi
Ahlar Ağacı
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
Aşk diyorsunuz ya,
İşte orda durun bayım
Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
Kendimin ucunda
Öyle ıslak,
Öyle kötü kokan,
Yırtık ve perişan.
Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
Aşkı aşk bilir yalnız!
Kalbimin En Doğusunda
Aşkın
kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
İçimde yağmur
duasına çıkmış birkaç köy
Birkaç köy sular
altında.
Kalbimin doğusu,
Her resme güneş çizen bir
çocuktu.
Gam yükünün kervanları yürürdü
dudaklarımda
Kavruk ve çatlaktı dudaklarımın
toprakları.
Ölümün ötesinde bir köy vardı
Orda, uzakta,
kalbimin en doğusunda
Şimdi bana yalnızca
Dertli türkülere
duyduğum karşılıksız aşk kaldı.
Güzel
beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam
Yorgundu oysa
Durmadan,
durmadan hatırlamaya koşmaktan.
Kalbimin
doğusunda bir yalan dünya vardı.
Okyanusları mavi
olmayan.
Benim için hayat,
Kalbi kalpazanlıktan kırk sene
yatmış çıkmış bir adamdı.
Geçmişim acıyor şimdi, yalnız
benim değil
Benim ülkemin geçmişi de acıyor mesela.
Bilirdim
oysa ilk badem ağaçları çiçek açar baharda.
Bilirdim çiçek
satan çingene kızlarını
Onlar bütün şimdileri, bütün
zamanlara
Bir gül parasına satardı.
Oğlan kıza bir gül
alsa
Bilirdim odur en kırmızı zaman.
Adına aşk
diyorlardı
Kalbimin en doğusunda bir yalan dünya vardı.
Kim
bir şairi kırsa
Şair gider uzun bir dizeyi kırar
mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık
saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez
zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç uyak aramaktan.
Aşkın
kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
Boş salıncaklar
gibi gıcırdayarak konuştum karanlıkla
Kediler gibi
mırıldanarak.
Alkolden bir denize bıraktım kalbimi
Kırmızı
bir sandal gibi,
Arka sokaklarda sarhoş konuştum
karanlıkla.
Avuçlarımla konuştum,
Allah büyüktür diyen
insanlar gibi.
Kedi dili bisküvilerinin bir pastayla konuşması
gibi
Yumuşak ve kremalı konuştum onunla.
Baharda leylaklar
açardı boynumda
Mor ve pembe konuştum karanlıkla
Gece
açılıp gündüz kapanan bir parantezdim,
Sözler vardı içimde
işe yaramayan
Sözlerle konuştum karanlıkla...
Önce söz
yoktu kalbimin en doğusunda
Sözler...
Bir yağlı urgandı
acıyı boğmaya yarayan.
Pulbiber Mahallesi Tarihi
Mahallemizde fazla aşk, fazla kediyi, fazla kedi fazla felaketi kovalardı.
Havaya ateş eden tabancalardı isli binalar.
Herkes şiir kişisiydi, Zeyna şiir kedisi
Gözleri fotoğraflarda kırmızı çıkan bir albino
Herkesin badiresi vardı, herkesin felaketi
Alışverişlerde bir badireye iki felaket trampa.
Bir deliydi mahallemiz ilaçlarını içmeyi unutmuş
Mahallenin sapığı mantosunun önünü açıp
Düşlerinin pul pul dökülen derisini gösterdi Leman’a
Minör hayatların majör depresyonu,
Eklem yerlerinde iyileşmezdi egzama.
Ay sedefe yakalanmış yüzüyle
Saklanırdı bulutların arasında
Aniden açılan bir bavuldan
Sokağın ortasına, tekerlenerek çıkardı sonra.
Fazla sıkmaktan kopmuş diş teller sarkardı ağzımızdan
Dükkân çoktan senindi bizde ahenk kalmış olsa.
Komşulaar… Komşular! Yetişin ritmimi bozdular.
“Sus kıııızz somyanın yayı mı fırladı bir tarafına…”
Mahallemizde her şey grafiti sanatına hizmet ediyordu
Sprey boya kusardı duvarlarımız sabahları
“Çöp tenikesini orozpu karı gibi gezdirme lan”
Şiir şiir olalı böyle şiirsizlik görmemişti.
Acılarınızın karnı bahar olmuş madam dedi Zeyna!
Kelimeler içimde film çeviriyorlardı
Karnımdan şarkılar çıkacak Zeyna dedim
Karnımdan ışıklar…
Karnım otuz yedi ekran bir televizyona dönüşecek
Ve izlenme oranı yüksek bir paranoyak gibi,
Güneş sisteminden uzaklaşan bir gezegen gibi
Karnımdan çıkan şiirleri yazacağım.
Ve sonra göbek deliğime basıp şiiri kapatacağım.
Bu son derece acıklı durum için ne yapabiliriz Zeyna?
Elleri titreyen Türkan Şoray için ne yapabiliriz,
Leğende çırpınıp duran balıklar için?
Ay böyle tencere kapağı gibi yuvarlanırken sokakta
Ortalığa çeki düzen verecek bir kadın lazım
Önce acısını almak,
Şerit şerit soymak, sonra bekletmek biraz tuzlu suda…
Kara sularını akıtmak lazım.
Bunlar bizim tariflerimiz, mahallemizin
Kim koklasa hayat pişirmiş bu kızları der.
Dünyaya bir kadın eli değse Zeyna!
Şöyle ağır bir hali gibi çırpılsa
Tozlar havalansa…
(Pulbiber Mahallesi)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder