31 Ekim 2021 Pazar

İCAT ÇIKARANLAR SINIFI

Bahar Eriş


Yoklama çağlar boyu sürdü, isimler değişti, hikaye değişmedi:Deha asla cezasız kalmadı, cezasız kalanlar da asla dahi olmadı.

Charles Darwin-Jamie Oliver - Maryam Mirzakhani –

Picasso -Einstein-Lenoerdo da Vinci

Okulun ilk günüydü. Bodrum katındaki loş, rtubetli sınıftaki çocukların bir ortak noktası vardı: Hepsi “sorunlu”ydu, sürekli icat çıkartıyor, öğretmenlere illallah dedirtiyorlardı.

Sınıfa giren öğretmenin yüzü asıktı.Okul yönetimi bu haylazları ancak onun yola getirebileceğini düşünerek bu zorlu görevi ona vermişti. Kararlıydı, görevinin hakını verecekti.Selam sabahla vakit kaybetmeden konuya girdi.

-Bu yıl öğretmeniniz benim.Adınızı okuyunca elinizi kaldırın. Kim kimmiş bilelim, gardımızı baştan alalım.

Yoklama listesine baktı:

-Charles hanginiz?

-Benim öğretmenim.

-Niye buradasın?

-Küçükken her şeyi çok yavaş öğreniyormuşum. Şimdi de çok kötü bir öğrenciyim. Daha doğrusu okuldaki konular ilgimi çekmiyor. Okulda şiir yazmak önemli. Tembel değilim,şiir dışındaki konulara çok çalışıyorum. Hiç kopya da çekmedim. Ama öğretmenlerim ve babam zekamın çok düşük olduğunu düşünüyor.

-Sen öyle düşünmüyorsun yani!

-Doğaya, bitkilere çok meraklıyım. Babam köpek sevmekten, fare yakalamaktan başka bir şey bilmediğimi söylüyor. Ailemizi rezil edecekmişim. O tanıdığım en iyi kalpli insan ama, bana haksızlık ediyor.

-Baban haklı olmasa burada olmazdın. Otur. Jamie sen neden burdasın.

-Disleksi yüzünden. Okuma güçlüğü de diyorlar.

-Sende bir şeyin eksik olduğu belli de...

-Herkes aptalmışım gibi davranıyor, oysa sadece farklı öğreniyorum. Dersin ortasında sınıfa gelen biri beni özel eğitim dersi için almaya geldiğini söylüyordu. Sınıftakiler dalga geçiyordu. Oysa iyi yapabildiğim başka bir sürü şey var.

-Neymiş mesela?

-Tat ve koku algım çok iyi. Ellerimle bir şeylet üretmeyi çok seviyorum. Okulda ellerimizi yazı yazmak dışında kullanmıyoruz.

-Okumayı beceremediğin sürece şansın yok. Otur. Lui ve William. Tanışıyor musunuz?

-Evet. İkimize bir test yaptılar. Testi geçenler Prof. Terman'ın araştırmasına dahil edildi. 1528 çocuk seçildi. Onları hayat boyu izleyecekler. Biz araştırmaya alınmadık.

-Ne testiymiş bu?

-Adı IQ testi. Zeka testiymiş.

-Eh, zeki olsaydınız seçilirdiniz. Neyse, zaten Nobel alacak gibi bir haliniz yok. Maryam kim? En önde oturan kız çocuğu elini kaldırdı:

-Buradayım. Matematikte “umutsuz vaka” olduğumu söylüyorlar. Halbuki geçen gün kardeşimin verdiği dergideki zor matematik bulmacasını bulmaya çalışmak çok zevkliydi.

-Bu iş öyle oyunla, eğlenceyle olmaz kızım. Matematik ciddi iştir, kafa ister. Kız olduğun için matematiğinin kötü olmasına şaşırmadım. Gerçi burada matematikten çakan Poblo da var.

Pablo onu duymamıştı. Harıl harıl bir şeyler çiziyordu.

-Dünyadan Pablo'ya! Bakıyorum sanatınıza dalmışsınız beyefendi, yeri zamanı mı?

-Ben her yerde, her zaman resim çizebilirim. Hatta başka bir şey yapmak istemiyorum. Çizerken dünyayı unutuyorum; açlığı, susuzluğu, zamanı... ve dersleri!

-Her an çizermiş, dersi unutuyormuş. Dil pabuç! İşte hep bu asiliğiniz yüzünden kaybediyorsunuz. Okul burası, resim atölyesi değil! Müzikten, resimden kimin karnı doymuş hem? Boş işler bunlar. Bırak kalemi, anlatılanları dinle.

-Ama çizerken daha iyi odaklanıp dinliyorum.

-Bana itiraz mı ediyorsun? Bir daha kimseden itiraz istemiyorum. Albert

hanginiz? Arkadan bir el kalktı.

-Oğlum o saçlar ne öyle, papaz gibi? Yarın doğru düzgün saçını tara da gel, düzen istiyorum bu sınıfta! Farklı olup öne çıkmaya çalışanı disipline veririm. Seni niye buraya attılar?

-Geç konuştum. Gerçi bence erken-geç çok göreceli kavramlar. Bir öğretmenim “her çocuk kendi hızında ilerler” diyor.

-Görelilik teorilerini kendine sakla. Soruma cevap ver.

-Okumayı çok zor öğrendim. Matematik formüllerini de çok zor ezberliyorum. Yazı yazmayı sevmiyorum. Ben hayal kurmayı seviyorum. Bir ışık huzmesi yanında seyahat eden bir çocuk hayal ediyorum.

-Hayalperestliğin faydası olsa, bu sınfta olmazdın. Arkamı döner dönmez dilini çıkardığını da görmedim sanma. Ne dalgacıymışsınız siz ya, buraya topladıklarına şaşırmadım. Leonardo burada mı? Öğrenciler dalgın dalgın pencereden dışarıyı seyreden çocuğu işaret etti.

-Oğlum, ilginç bir şey varsa söyle biz de bakalım. Sorunun nedir?

-Her şeyi merak ediyorum. Her şeyi denemek istiyorum. O yüzden başladığım işi bitiremiyorum.

-Merakmış. Dikkat dağınıklığı onun adı. Tembelliğinize kılıf uydurmayın. İcat çıkarmayın.

Okuduklarınız bir kurgudan ibaret değil. Her biri ayrı dönemlerde yaşanmış gerçek hikayeler.


Yapabildikleri görmezden gelinip sürekli yapamadıklarına odaklanan bu “sorunlu” çocuklarneyse ki okulun eğitimlerine engel olmasına izin vermedi.

Köpek sevmekten başka işe yaramayan Charles, büyüyüp evrim teorisinin babası Charles Darwin oldu.


Herkesin dalga geçtiği disleksili Jamie, dünyaca ünlü şef Jamie Oliver'dı.


Matematiğe “kafası basmayan” kız, Fieldis Madalyasını kazanan ilk kadın matematikçi Maryam Mirzakhani'ydi.


Zekası kıt Pablo, eserleriyle çığır açan Picasso'ydu.


Aptal olduğu gerekçesiyle okuldan atılan Albert, fizik dehası Einstein'dı.


Bugün yaşasa dikkat eksikliği bozukluğu tanısı alıp ilaç kullanacak olan dalgın oğlan, tarihteki en büyük dahilerden Lenoerdo da Vinci'ydi.

Onlar merak etti, sebat etti sorguladı, itiraz etti, hayal kurdu, risk aldı, yanıldı, kuralları yıktı, kuralları yazdı, suçlandı, dışlandı, cezalandırıldı, ama tutkuyla yola devam ettiler.

Onlar okulda başarısız olmadı, okul onlarda başarısız oldu. Yoklama çağlar boyu sürdü, isimler değişti, hikaye değişmedi. Deha asla cezasız kalmadı, cezasız kalanlar da asla dahi olmadı.

Aziz Nesin:

Dalga mı geçiyorsun, düşler mi kuruyorsun / Öyle sonsuz, sınırsız düşler ki çocuğum / Düşlerini som somut görüp şaşsınlar / Böyle bir dalgacı daha dünyaya gelmedi desinler / Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum / Derlerse ki bu işler bir şeye yaramaz / De ki bütün işe yarayanlar / İşe yaramaz sanılanlardan çıkar.”



 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder