İKİ YANDA DA
AŞAĞILAMA
Ragıp Zarakoğlu
Türkiye’de egemen olan milliyetçi anlayış, Türkiye’den ekonomik nedenlerle göç edenleri de küçümseyen bir tavra sahiptir.
Bu kimlik de aşağılanır. Özellikle göçün ilk on yıllarında devlet onları sıkıntısı çekilen dövizi sağlayıcı bir unsur olarak bakardı. Hem yaşanan ülkede hem gelinen ülkede aşağılanma durumu!
Örneğin ikinci kuşak askerlik yükümlülüğünü getirmek için ülkeye geldiğinde, kırık Türkçeleri ile dalga geçilir.
Sadece onların mı, yerel ağızla konuşanlarla dalga geçilmez mi? Özellikle Kürt ve Karadeniz aksanı ile?
Ben
çocukken, İstanbul’da kimin Rum, kimin Ermeni, kimin Yahudi
olduğunu Türkçe aksanlarından anlaşılırdı. Onlarla da dalga
geçilirdi.
“Vatandaş
Türkçe Konuş!” diye
bastır. Sonra dalga geç!
Gerçi asimilasyon öylesine başarılı oldu ki, bugün, “azınlık” dediklerimiz Türkçeyi, en mükemmel konuşanlar haline geldi. Ya da bu aşağılamadan dolayı
Aşağılamak, buna duyulan tepki de asimilasyonun bir başka aracı.
Bu Kürtler açısından da geçerli. Örneğin kökü Çerkezlerden ve Bedirhanilerden gelen Vedat Günyol, Türkçenin ustalarından biriydi. Fransızcası da mükemmeldi.
Yine Bedirhanilerden olan Brüksel Kürt Enstitüsü’nün kurucusu olan, şimdi adı bile anılmayan kuzeni Pervin Cemil ile buluştuklarında, Vedat Günyol Kürtçe, Pervin Hanım da Türkçe bilmediği için Fransızca anlaşacaklardı.
Örneğin bir Muhsin Kızılkaya Hakkarilidir, İstanbul’da ona kapısını ilk açanlardan biri Vedat Günyol olmuştur. Onun mükemmel Türkçesi örneğin Mehmed Uzun’un kitaplarının ilk başarısında etkili olmuştur.
Ve Hakkari’den birçok yazar ve ünlü sanatçı çıkmıştır. Diyarbakır Türkçesi kırıktır. İstanbul’daki azınlık Türkçesi gibi. Ama Kürtçenin tartışmasız egemen olduğu Hakkari’de Türkçenin çok daha iyi olmasının bir nedeni de ikinci, yabancı dil olarak öğrenilmesinden dolayıdır.
Bu özelliği Dersim/Tunceli’de de görmekteyiz. Türkçe yazan birçok yazar çıkarmıştır, Zaza dilinin egemen olduğu bu yöre. Merkezden en uzak olan köşelerde yerel dil kendini koruduğu gibi, yabancı dil olarak Türkçeyi de daha iyi kullanır olmuş.
DersimÖrneğin Türk şiirinin en büyük ustalarından biri Cemal Süreyya Kürt’tür. Yaşar Kemal başta birçok yazarın adını sıralamak mümkün.
Bu İngiliz edebiyatında da böyle değil midir? İngiliz edebiyatının James Joyce’dan, Oscar Wilde’a birçok büyük ismini sıralayabiliriz İrlandalı olarak. Samuel Beckett, Bernard Shaw, büyük ozan Yeats, 1995 Nobel ödülünü alan Seamus Heaney, Iris Murdoch diye devam edebiliriz. Ve daha niceleri…
Kolonyalizmin ve göçün bir sonucu da diyebiliriz. Bir Salman Rushdie’yi, Polonyalı olan Joseph Conrad’ı , Rus olan Lolita yazarı Vladimir Nabakov’u, Hint kökeni Naipul’u, Süryani/Hint kökenli Arundhati Ray’ı, sıralayabiliriz. Ya Tagore, 1913 Nobel ödülünü alan?
Sadece kolanyalizmi yücelten Kipling Novel almadı? İsveç hep denge gözetir!
Fransız edebiyatında da bu olguyu saptamak mümkün. Fransızca, bırakın Fransa’dakileri, Lübnan, Cezayir, Tunus edebiyatının da bir parçası olmuş.
Almanca yazan birçok yazarımız var, Emine Sevgi Özdamar, Doğan Akhanlı, Dilek Zaptçıoğlu, Saliha Scheinhardt, Zafer Şenocak, Yüksel Pazarkaya, Aras Ören, Güney Dal aklıma ilk gelen isimler…
Bir de 1960 sonrası ekonomik ya da siyasi nedenle göç edip Avrupa ülkelerinde yaşayan, Türkçe/Kürtçe yazan birçok yazarımız var.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder