30 Temmuz 2021 Cuma

 

SABAHIN KIYISINDA

Özgül Üstüner Çoşkun



Kendini kendinden koruyamama hatası işliyorum çoğu zaman. Yaşamı fazla sevmekten mi, duygusal zekâmın hevesle yürümesinden mi bilemedim. Defalarca öldürüp giydirdiğim hallerim bunlar. Ortadoğulu insan refleksi belki. Oysa her şey ince ince içimde.

Hafızam, yüklediğim anlamlar, sevgim hep ince ince. Ama neye nereye ne kadar inceleceğini, kanayacağını bilememenin acemiliği. Hep acemi hep acemi. Ben'in keşfi aslında nasıl da bitmeyecek bir macera değil mi? Farklı farklı kapıları çalıp mutlu edecek özgürlüğü arama telaşı ? Sonra bilindik kapıdaki yalnızlık.

Sabah çok erken saatlerde yazmaya başladım ama kahvemi alıp kendimi cam kenarındaki berjere bırakınca, bu apaçıklık yordu beni. Sol dizimde ciddi bir morluk, hangi ara nerde, hatırlamıyorum.

Doğuştan gelen astigmat gözlerim mi, oyuna yetişme telaşım mı, tez canlılığım mı, çocukluğum düşme hikâyeleriyle dolu.

Çenemin altında aynı yerde iki dikiş izi var mesela. Hele diz kapaklarım, Terzi Hasan Amca'nın anneme,
Lerzan Hanım, bir gün genç kız olacak, malum etek giymek için onlara ihtiyacı var, dedirtecek denli vahimdi. Şimdi geçmişimden çok değerli bir şey bulmamı, size getirmemi isteseniz, diz kapaklarımdaki sızıları derler, toplarım. O derece kıymetliler benim için.

Neyse sımsıkı giyinip kendimi Kadıköy sokaklarına bıraktım. Yerle, gökle pek de ilgilenmeden kıvrıla kıvrıla indik şehrin merkezine kulağımdaki şarkıyla. Haldun Taner'in önüne geldiğimde, çeyrek geçe vapurunun görünmediğini fark ettim, belli ki seferler aksamıştı. İskeledeki kalabalıkla ruhsal çarpışmayı göze alamadığım için tiyatronunun önünde beklemeyi tercih ettim.

Soğuk tiyatronun duvarlarına çarpıyor, yüzüme, ellerime. Araçlar ıslık çalarak ilerliyor sanki.

Yıllar yıllar önce, Evin ve Selma'yla tiyatronun önündeyiz. Balıkların üzülmesine dayanamayacak kadar duygusal, aşk dolu zamanlar. İmkansızlıklara rağmen o gece Kadıköy'de içeceğiz. Sosyalist romantizmin ağrısı üçümüzde de var. Evin'in sevgilisi Diyarbakır' da. Çok ağlayıp az güldüğü bir ilişki bizim örtük baskımızı çok da umursamıyor bu sevda. Selma'nın gözü İbo'da. Şiir yazıyor İbo, Selma'ya sorsanız yüreğinin bütün köşelerini öpüyor bu şiirler. Benimse yaşamla aramda duygusal yarıklar var. Babamı kaybettiğim henüz çok eski değil ama yeni de değil, sırtımıza yüklenen sorumluluklar. Kafka sesleniyor ya, tramvayın birinde dikiliyorum, bu dünyada, kentte, aile içindeki yerim konusunda düpedüz kararsızlık içindeyim. Tramvaydaki kayışlardan birine sıkıca tutunmalı mı, kenara çekilip götürdüğü yerde inmeli mi, bilemiyorum işte. Yine de göğüs kafesime hapsedemediğim bir çarpıntı var. Yaşama sevincimi sömürmesine müsaade etmiyorum ama surların ardında, Galata'nın arka sokaklarında görme umudu mutlu ediyor. Onda sıklıkla kendime dair izler bulmam, içimdeki şeytanın yakamdan düşmemesi, kokusunu süpüren her şeye kızgınlığım.

Yaşamsal eğrilerin kendince acılarını göğüsleyen üç genç kadın. Şimdi, şu tiyatronun önünde benimleler. Rengin Sosyal' ın sözleri gibi,
Kırılgan oldukları için kuvvetli
Kuvvetli oldukları için kırılgan!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder