SABAHIN
KIYISINDA
Özgül Üstüner Çoşkun
Kendini
kendinden koruyamama hatası işliyorum çoğu zaman. Yaşamı fazla
sevmekten mi, duygusal zekâmın hevesle yürümesinden mi bilemedim.
Defalarca öldürüp giydirdiğim hallerim bunlar. Ortadoğulu insan
refleksi belki. Oysa her şey ince ince içimde.
Hafızam,
yüklediğim anlamlar, sevgim hep ince ince. Ama neye nereye ne kadar
inceleceğini, kanayacağını bilememenin acemiliği. Hep acemi hep
acemi. Ben'in keşfi aslında nasıl da bitmeyecek bir macera değil
mi? Farklı farklı kapıları çalıp mutlu edecek özgürlüğü
arama telaşı ? Sonra bilindik kapıdaki yalnızlık.
Sabah
çok erken saatlerde yazmaya başladım ama kahvemi alıp kendimi cam
kenarındaki berjere bırakınca, bu apaçıklık yordu beni. Sol
dizimde ciddi bir morluk, hangi ara nerde, hatırlamıyorum.
Doğuştan gelen astigmat gözlerim mi, oyuna yetişme
telaşım mı, tez canlılığım mı, çocukluğum düşme
hikâyeleriyle dolu.
Çenemin altında aynı yerde iki dikiş
izi var mesela. Hele diz kapaklarım, Terzi Hasan Amca'nın anneme,
Lerzan Hanım, bir gün genç kız olacak, malum etek giymek için
onlara ihtiyacı var, dedirtecek denli vahimdi. Şimdi geçmişimden
çok değerli bir şey bulmamı, size getirmemi isteseniz, diz
kapaklarımdaki sızıları derler, toplarım. O derece kıymetliler
benim için.
Neyse sımsıkı giyinip kendimi Kadıköy
sokaklarına bıraktım. Yerle, gökle pek de ilgilenmeden kıvrıla
kıvrıla indik şehrin merkezine kulağımdaki şarkıyla. Haldun
Taner'in önüne geldiğimde, çeyrek geçe vapurunun görünmediğini
fark ettim, belli ki seferler aksamıştı. İskeledeki kalabalıkla
ruhsal çarpışmayı göze alamadığım için tiyatronunun önünde
beklemeyi tercih ettim.
Soğuk tiyatronun duvarlarına
çarpıyor, yüzüme, ellerime. Araçlar ıslık çalarak ilerliyor
sanki.
Yıllar yıllar önce, Evin ve Selma'yla tiyatronun
önündeyiz. Balıkların üzülmesine dayanamayacak kadar duygusal,
aşk dolu zamanlar. İmkansızlıklara rağmen o gece Kadıköy'de
içeceğiz. Sosyalist romantizmin ağrısı üçümüzde de var.
Evin'in sevgilisi Diyarbakır' da. Çok ağlayıp az güldüğü bir
ilişki bizim örtük baskımızı çok da umursamıyor bu sevda.
Selma'nın gözü İbo'da. Şiir yazıyor İbo, Selma'ya sorsanız
yüreğinin bütün köşelerini öpüyor bu şiirler. Benimse
yaşamla aramda duygusal yarıklar var. Babamı kaybettiğim henüz
çok eski değil ama yeni de değil, sırtımıza yüklenen
sorumluluklar. Kafka sesleniyor ya, tramvayın birinde dikiliyorum,
bu dünyada, kentte, aile içindeki yerim konusunda düpedüz
kararsızlık içindeyim. Tramvaydaki kayışlardan birine sıkıca
tutunmalı mı, kenara çekilip götürdüğü yerde inmeli mi,
bilemiyorum işte. Yine de göğüs kafesime hapsedemediğim bir
çarpıntı var. Yaşama sevincimi sömürmesine müsaade etmiyorum
ama surların ardında, Galata'nın arka sokaklarında görme umudu
mutlu ediyor. Onda sıklıkla kendime dair izler bulmam, içimdeki
şeytanın yakamdan düşmemesi, kokusunu süpüren her şeye
kızgınlığım.
Yaşamsal eğrilerin kendince acılarını
göğüsleyen üç genç kadın. Şimdi, şu tiyatronun önünde
benimleler. Rengin Sosyal' ın sözleri gibi,
Kırılgan oldukları
için kuvvetli
Kuvvetli oldukları için kırılgan!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder