FEVZİ KARADENİZ ANLATIYOR:
77 1 MAYISI
Kemal Yalçın
Fevzi Kradeniz: Hayatla ölüm arasında yaşamış olan sendikacı,cesur, barışçı bir Kürt yazar.Anadili Kürtçe idi.Kürtçe sözlü anlatım geleneğini babasından öğrenmişti.
Fevzi Karadeniz
1 MAYIS 1977 günü Taksim Kazancı Yokuşu’ndaki kamyonetin üzerindeydi. Yanında 22 kişi öldü, öldürüldü. Kimi ezilerek, kimi kurşunla. 1980 Temmuz ayında DİSK’in efsanevi Başkanı Kemal Türkler öldürüldüğünde Diyarbakır’da sendikacıydı. Tüm Türkiye’de olduğu gibi orada da işçiler direnişe geçmişlerdi. Gözaltına alındı. Kurdoğlu Kışlası’nda hücrede beklerken nöbetçi asker kelepçelerini çözdü, “Komutan istiyor!” diyerek onu alıp götürdü. “O gün “Komutan” havacı bir subaydı. Fevzi’yi ayakta karşıladı. “Buyur otur!” diyerek yer gösterdi ve konuşmaya başladı: “Getirilme sebebini biliyorum. Ben Kemal Türkler’in hemşerisiyim. Türkler büyük adamdı, sendikacıydı; işçiler tabii ki direniş yapacak!” dedi.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu -DİSK’e bağlı, DİSK-BANK-SEN 9. Bölge Temsilcisi ve Merkez Yönetim Kurulu Üyesi idi. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldı. Fransa’ya iltica etti. Strasbourg şehrinde uzun yıllar siyasi mülteci olarak yaşadı. Kitaplarını daha çok mültecilik yıllarında yazdı ve yazmaya devam ediyor.
Fevzi Karadeniz ile 25 yıldan beri aynı yolun yolcusuyuz. Avrupa Türkiyeli Yazarlar Grubu-ATYG’de 11 yıldan beri beraber edebiyat üretmeye çalışıyoruz. Türkiye’den Almanya ve Avrupa’ya işçi göçünün 60. Yılı vesilesiyle Fevzi Karadeniz ile söyleşi yaptım. Sorularıma bütün halinde cevap verdi. Bu söyleşiyi aynen yayınlıyorum.
FEVZİ KARADENİZ ANLATIYOR:
(...)
Yetmişli yıllarda başımızda “ağır sevda” yelleri esiyordu. Boykotlar, işgaller, grevler, direnişler, yürüyüşler… Her gün her saat koşar haldeydik. Sloganlarımız, marşlarımız hep “ileri!” diye bitiyordu. O yıllar göz açıp kapayınca geçti.
Yurtdışında zorunlu yaşamak, bazı şeyleri bizden alıp götürse de zamanı kullanma, durup düşünme, geriye bakma olanağı da sağladı.
Yazmak için ne çok anı birikmişti…
(...)
Söz uçar, yazı kalır!
Öte yandan ülkenin ve emekçi halkın geleceği adına kaygılarım, farklı politik konular ve siyaset tarihi üzerine araştırmalarım, düşüncelerim, söyleyecek sözlerim vardı. Ve “Söz uçar, yazı kalır”dı.
O yıllarda taşıdığım inancı bugün de koruyorum: İnkârla, tahrifatla, hamasetle yazılmış olan “resmi”lere karşı sonradan yazılanlardan yeni sentezler çıkacak; insanlık tarihi oralardan okunacak. Edebiyat da buna dahil.
Bunları düşündükçe, çocukluğumun, ilk gençliğimin Ergani’sine uzandım. Doğup büyüdüğüm, evde, sokakta Kürtçe konuştuğum, okula yazıldığım, Türkçe öğrendiğim, mahalle aralarında oynadığım, arkadaşlıklar, dostluklar edindiğim, dengbej babamı dinlediğim, onun güzel atlarına bindiğim yüreğimin başkenti Ergani… Oradan doyamadığım güzel duygularla ayrıldım.
Ergani
Üniversite yıllarında 23-24 yaşlarında hayallerimizin ulaşılmaz şairi Ahmed Arif’le görüştüm. Bizzat isteğim üzerine şiir okurken ki gözyaşlarına tanık oldum. Uzun yıllardı Ankara’daki bu görüşmede dile getirdiği duygularını başkalarıyla paylaşma arzusuyla doluydum.
1975’te Viranşehir’de 20 Kürt köylüsü öldürülmüştü. Katliamı protesto için İstanbul’dan otobüslerle oraya gittik. Ankara’dan, Diyarbakır’dan ve çevreden gelenler de vardı. Miting alanı süngü takmış yüzlerce askerle sarılmıştı. Helikopterden bildiriler atılıyordu: “Kürtçe konuşanlar, yasak slogan atanlar en sert şekilde cezalandırılacak!”
Viranşehir katliamı
Mitingde konuşmacıydım. Kürsüye çıktığımda, alçaktan uçuş yapan helikopterin pervane sesi değil, gece kaldığım evdeki köylünün sözleri vardı kulaklarımda. ”Kim konuşacaksa, bizim dilimizle konuşsun. Hele biz insan mıyız, hayvan mıyız anlıyak!” O sözleri dinledim, Kürtçe bir konuşma yaptım.
Sonraki yıllarda araştırmalardan öğrendim ki, TKP’nin 100 yıllık tarihinde bir mitingde Kürtçe konuşma yapan ilk ve son parti üyesi olmuşum. İyi ki bunu yazmışım. Bilmeyerek de olsa tarihe not düşmüşüm.(...)
Strasbourg, 16.5.2021,



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder