MODA AHALİSİ*
Berken Döner

Mario Vanacore
1940’da Moda’da doğan Mario Vanocore, bir zamanların levanten Moda semtinin son üyelerinden. Mösyö Vanocore ile Moda özelinde '6/7 Eylül Olayları' ve gayrimüslim nüfus hakkında da konuştuk. Modalı levantenler Notre Dame de L’Assomption Kilisesi’nde vaftiz töreninde.
MODA’NIN GAYRİMÜSLİM EVLATLARI
50’li yılları geçim sıkıntısı ve zor hayat şartlarıyla anımsayan Mösyö Mario, tek şanslarının yaşadıkları semt olduğunu söylüyor. O yılların Moda’sının tenhalığını, denizinin berraklığını, bahar bahçelerini, zarif köşklerini, en çok da insanlarını özlemle anıyor: “Moda çok güzeldi. Arabalar azdı. Çocukların oynayabileceği geniş araziler vardı. Kilisemizin bahçesinde çok güzel oyunlar oynardık. Rum, Ermeni, Yahudi arkadaşlarımız çok fazlaydı. En çok Rum vardı; 400 bin kadar. Sonra Ermeni, sonra Yahudi… Şair Nef’i Sokak’ta ağırlıklı olarak Ermeniler otururdu, Neşe Sokak’ta Rumlar. Altı Yol, Rıhtım tarafındaki kumaşçılar ekseriyetle Yahudi’ydi. Modalı Rumlar çok varlıklıydı. Gezmeyi, eğlenceyi, yeme içmeyi çok severlerdi. Esnaf genellikle Rum’du zaten. Bunlar arasında Pastacı Stasuli Avgerinos, Meyhaneci Gramatikos, Mezeci Stavro Daikopulos, Bakkal Foti, Berber Lefter Prento, Terzi Evripidis Trifonidis, Kunduracı Stelyo ve Yani Prento, Kahveci Panayot, Bakkal Panayot Loçuno, Meyhaneci Perikli, Kadın Berberi Niko, Ütücü Sotiri, Kasap Yorgo Ghohas, Meyhaneci Vlahos ve Fırıncı Yorgo Paçuras ilk aklıma gelenler. Bunların hemen hepsi Moda Caddesi’ndeydi. Fırıncı Yorgo’ya Paskalya zamanı patates ve kuzu budu gönderilirdi. Çünkü evlerde fırın yoktu. Moda’nın doktorları genellikle gayrimüslimdi. Dahiliye doktoru Diamantopoulos, Dr. Manuel Askaridis’i unutmamak gerekir. Aldo Meyi levanten bir doktordu, Dr. Jirayr Kaynar Ermeni’ydi. Doktor Jirayr’ı geçen sene kaybettik. Fakir hastalarından para almazdı. Melek gibi bir insandı.
Dr. Jirayr KaynarDoktor Jirayr’ın babası da Kadıköy’de çok ünlüydü; Agop Kaynar. Vecihi Hürkuş’un ilk uçağını yapan Agop Usta’ydı. Bu isimlerin dışında başka esnaf da vardı. Yahudiler genellikle kumaş ticaretiyle uğraşırdı. Fabrika sahipleriydi, patronlardı. İsimlerini çok hatırlamıyorum. Manifaturacı Dikran Balyan, Sobacı Vartan, Manav Artin, Tesisatçı Antranik Taşçıyan da unutulmaz esnaflardan. Bu renkli ortam 70’li yıllara kadar kör topal sürdü. En büyük darbeyi 6/7 Eylül’de aldı.”
6/7 EYLÜL OLAYLARI’NDA
MODA

“6/7 Eylül
Olayları”ndan Moda da ağır darbe alır. “Odeon Mağazası
(İskele Meydanı’nda) yerle bir edilmişti. Beyaz eşyaların
hepsi paramparçaydı. Kadıköy Çarşı’da yürünmüyordu.
Pirinçler, fasulyeler sokağa saçılmıştı. Moda Caddesi’nde
Pastacı Stasuli’nin dükkanı tanınmayacak haldeydi, camları
kırılmış, talan edilmişti. Meyhaneci Perikli’nin dükkanında
da ne varsa paramparça edilmişti. Sağlam tabak-çanak
bırakmamışlardı. Manav Dimitro’nun bütün sebze meyvesi
ezilmiş, caddeye saçılmıştı. İngiliz Kooperatifi
yağmalanmıştı. Esnafın zararı çok büyüktü. Tek
sevindiğimiz şey, evlere girmediler. Diğer semtlerde bunu da
yaptılar. Bu olaylardan en büyük darbeyi Rumlar aldı. Hemen
gitmediler ama süreç içinde Türkiye’yi bırakıp gitmek
zorunda kaldılar. Tuhafiyeci Yorgo ilk gidenlerdendi. Peşinden
Altıyol’daki Terzi Victor gitti. Hiç istemeyerek gitti bu
insanlar. Mecbur bırakıldılar. Sonrasında Moda’nın dokusu
çok değişti.”
Mösyö Mario ve Madam Hrisula, oğullarının
doğum gününde.

MODA KÜLTÜR CEMİYETİ’NDE
BAŞLAYAN AŞK
70’li yıllara
gelindiğinde, Mösyö Vanocore de, kendi deyimiyle bu “renkli
ortam”da yerini almış. Altıyol’daki Bursa Pazarı
kumaşçısında çalışmaya başlamış. On yıl çalıştıktan
sonra, 1982 yılında hayatında yeni bir sayfa açılmış. “Benim
bu işle hiçbir ilgim yoktu. Nasıl oldu da tezgahtarken böyle
bir göreve getirildim. Hala inanamıyorum” dediği yepyeni bir
mesleği olmuş; Fransız Huzurevi’nde müdürlük! İki yıl
boyunca, Fransızca’yı ana dili gibi bildiği için huzurevinin
müdürlüğünü yapmış. 1984 yılında, yine Fransızca bildiği
için Saint Joseph Lisesi’nin idare amiri olmuş. Mösyö Mario,
kendisini bu göreve getiren okul müdürü Frere Capora’yı
minnetle anmaya devam ediyor. “Geçim sıkıntısını biraz
olsun atlattıktan sonra, Moda’nın tadını çıkarmaya
başladım” diye anlatıyor. “Moda’nın orta halli
ekalliyeti, Moda Kültür Cemiyeti’nde eğlenirdi. Rumlara ait
bir yerdir ama bizler de giderdik. Şarkılı, danslı çaylar
yapılırdı, plak dinlenirdi. Eşim Hrisula ile orada tanıştık.
Birbirimize aşıktık ama benim evlenmeye cesaretim yoktu. Maddi
gücüme güvenmiyordum. Buna rağmen Hrisula, ‘olsun, sen gel,
yine de iste beni’ diye yüreklendirdi. Biz bir akşam
Hrisula’nın ailesiyle tanışmaya gittik. Hrisula’nın ailesi
Kayseri İncesu’dan, Karamanlı Rum. Evlerine gittiğimizde
kapıyı babası açtı. O an yaşadığım heyecanı hala
unutamam. Kayınpederim çok görkemli bir adamdı. Epey
çekinmiştim. Babam da benim gibi çok çekingendir. Neyse ki
annem çok dışa dönük, insan ilişkileri çok iyi bir insandı.
Onun sayesinde her şey tatlılıkla neticelendi. Çünkü annem
Filomena, Tinos Adası’ndan olduğu için Rumca konuşurdu. Rum
kültürüne de çok yakındı. Evlilik kararımızı onayladılar.
Üstelik Katolik Kilisesi’nde (Notre Dame de L’Assomption
Kilisesi) evlenme şartımız vardı ki çocuklarımız Katolik
olsun. Tam da istediğimiz gibi oldu. Buna karşılık, onların da
gönülleri olsun diye Kadıköy Aya Triada Kilisesi’nde de küçük
bir törenimiz oldu. Evlendikten sonra Yeldeğirmeni’nde, Uzun
Hafız Sokak’ta oturduk. Yeldeğirmeni o zamanlar böyle şık
değildi. Bizim sokakta Rumlar çoktu. Yeldeğirmeni Yahudi semti
olarak bilinirdi ama 60’lı yıllarda çok fazla Yahudi
kalmamıştı. Yeldeğirmeni’nde oturan Rumlar Aya Yorgi
Kilisesi’ne ibadete giderdi. Nüfus olarak kalabalıktılar fakat
esnafın çoğunluğu Türk’tü. 90’lı yıların başında
Moda’ya, mahallemize geri döndük. Çocuğumuz Saint Joseph’te
okudu.”
*DUVAR

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder