12 Haziran 2021 Cumartesi

                      

             MODA AHALİSİ*

             Berken Döner



        Mario Vanacore

1940’da Moda’da doğan Mario Vanocore, bir zamanların levanten Moda semtinin son üyelerinden. Mösyö Vanocore ile Moda özelinde '6/7 Eylül Olayları' ve gayrimüslim nüfus hakkında da konuştuk. Modalı levantenler Notre Dame de L’Assomption Kilisesi’nde vaftiz töreninde.

MODA’NIN GAYRİMÜSLİM EVLATLARI

50’li yılları geçim sıkıntısı ve zor hayat şartlarıyla anımsayan Mösyö Mario, tek şanslarının yaşadıkları semt olduğunu söylüyor. O yılların Moda’sının tenhalığını, denizinin berraklığını, bahar bahçelerini, zarif köşklerini, en çok da insanlarını özlemle anıyor: “Moda çok güzeldi. Arabalar azdı. Çocukların oynayabileceği geniş araziler vardı. Kilisemizin bahçesinde çok güzel oyunlar oynardık. Rum, Ermeni, Yahudi arkadaşlarımız çok fazlaydı. En çok Rum vardı; 400 bin kadar. Sonra Ermeni, sonra Yahudi… Şair Nef’i Sokak’ta ağırlıklı olarak Ermeniler otururdu, Neşe Sokak’ta Rumlar. Altı Yol, Rıhtım tarafındaki kumaşçılar ekseriyetle Yahudi’ydi. Modalı Rumlar çok varlıklıydı. Gezmeyi, eğlenceyi, yeme içmeyi çok severlerdi. Esnaf genellikle Rum’du zaten. Bunlar arasında Pastacı Stasuli Avgerinos, Meyhaneci Gramatikos, Mezeci Stavro Daikopulos, Bakkal Foti, Berber Lefter Prento, Terzi Evripidis Trifonidis, Kunduracı Stelyo ve Yani Prento, Kahveci Panayot, Bakkal Panayot Loçuno, Meyhaneci Perikli, Kadın Berberi Niko, Ütücü Sotiri, Kasap Yorgo Ghohas, Meyhaneci Vlahos ve Fırıncı Yorgo Paçuras ilk aklıma gelenler. Bunların hemen hepsi Moda Caddesi’ndeydi. Fırıncı Yorgo’ya Paskalya zamanı patates ve kuzu budu gönderilirdi. Çünkü evlerde fırın yoktu. Moda’nın doktorları genellikle gayrimüslimdi. Dahiliye doktoru Diamantopoulos, Dr. Manuel Askaridis’i unutmamak gerekir. Aldo Meyi levanten bir doktordu, Dr. Jirayr Kaynar Ermeni’ydi. Doktor Jirayr’ı geçen sene kaybettik. Fakir hastalarından para almazdı. Melek gibi bir insandı.

                                        Dr. Jirayr Kaynar

Doktor Jirayr’ın babası da Kadıköy’de çok ünlüydü; Agop Kaynar. Vecihi Hürkuş’un ilk uçağını yapan Agop Usta’ydı. Bu isimlerin dışında başka esnaf da vardı. Yahudiler genellikle kumaş ticaretiyle uğraşırdı. Fabrika sahipleriydi, patronlardı. İsimlerini çok hatırlamıyorum. Manifaturacı Dikran Balyan, Sobacı Vartan, Manav Artin, Tesisatçı Antranik Taşçıyan da unutulmaz esnaflardan. Bu renkli ortam 70’li yıllara kadar kör topal sürdü. En büyük darbeyi 6/7 Eylül’de aldı.”


6/7 EYLÜL OLAYLARI’NDA MODA




“6/7 Eylül Olayları”ndan Moda da ağır darbe alır. “Odeon Mağazası (İskele Meydanı’nda) yerle bir edilmişti. Beyaz eşyaların hepsi paramparçaydı. Kadıköy Çarşı’da yürünmüyordu. Pirinçler, fasulyeler sokağa saçılmıştı. Moda Caddesi’nde Pastacı Stasuli’nin dükkanı tanınmayacak haldeydi, camları kırılmış, talan edilmişti. Meyhaneci Perikli’nin dükkanında da ne varsa paramparça edilmişti. Sağlam tabak-çanak bırakmamışlardı. Manav Dimitro’nun bütün sebze meyvesi ezilmiş, caddeye saçılmıştı. İngiliz Kooperatifi yağmalanmıştı. Esnafın zararı çok büyüktü. Tek sevindiğimiz şey, evlere girmediler. Diğer semtlerde bunu da yaptılar. Bu olaylardan en büyük darbeyi Rumlar aldı. Hemen gitmediler ama süreç içinde Türkiye’yi bırakıp gitmek zorunda kaldılar. Tuhafiyeci Yorgo ilk gidenlerdendi. Peşinden Altıyol’daki Terzi Victor gitti. Hiç istemeyerek gitti bu insanlar. Mecbur bırakıldılar. Sonrasında Moda’nın dokusu çok değişti.”
Mösyö Mario ve Madam Hrisula, oğullarının doğum gününde.





MODA KÜLTÜR CEMİYETİ’NDE BAŞLAYAN AŞK


70’li yıllara gelindiğinde, Mösyö Vanocore de, kendi deyimiyle bu “renkli ortam”da yerini almış. Altıyol’daki Bursa Pazarı kumaşçısında çalışmaya başlamış. On yıl çalıştıktan sonra, 1982 yılında hayatında yeni bir sayfa açılmış. “Benim bu işle hiçbir ilgim yoktu. Nasıl oldu da tezgahtarken böyle bir göreve getirildim. Hala inanamıyorum” dediği yepyeni bir mesleği olmuş; Fransız Huzurevi’nde müdürlük! İki yıl boyunca, Fransızca’yı ana dili gibi bildiği için huzurevinin müdürlüğünü yapmış. 1984 yılında, yine Fransızca bildiği için Saint Joseph Lisesi’nin idare amiri olmuş. Mösyö Mario, kendisini bu göreve getiren okul müdürü Frere Capora’yı minnetle anmaya devam ediyor. “Geçim sıkıntısını biraz olsun atlattıktan sonra, Moda’nın tadını çıkarmaya başladım” diye anlatıyor. “Moda’nın orta halli ekalliyeti, Moda Kültür Cemiyeti’nde eğlenirdi. Rumlara ait bir yerdir ama bizler de giderdik. Şarkılı, danslı çaylar yapılırdı, plak dinlenirdi. Eşim Hrisula ile orada tanıştık. Birbirimize aşıktık ama benim evlenmeye cesaretim yoktu. Maddi gücüme güvenmiyordum. Buna rağmen Hrisula, ‘olsun, sen gel, yine de iste beni’ diye yüreklendirdi. Biz bir akşam Hrisula’nın ailesiyle tanışmaya gittik. Hrisula’nın ailesi Kayseri İncesu’dan, Karamanlı Rum. Evlerine gittiğimizde kapıyı babası açtı. O an yaşadığım heyecanı hala unutamam. Kayınpederim çok görkemli bir adamdı. Epey çekinmiştim. Babam da benim gibi çok çekingendir. Neyse ki annem çok dışa dönük, insan ilişkileri çok iyi bir insandı. Onun sayesinde her şey tatlılıkla neticelendi. Çünkü annem Filomena, Tinos Adası’ndan olduğu için Rumca konuşurdu. Rum kültürüne de çok yakındı. Evlilik kararımızı onayladılar. Üstelik Katolik Kilisesi’nde (Notre Dame de L’Assomption Kilisesi) evlenme şartımız vardı ki çocuklarımız Katolik olsun. Tam da istediğimiz gibi oldu. Buna karşılık, onların da gönülleri olsun diye Kadıköy Aya Triada Kilisesi’nde de küçük bir törenimiz oldu. Evlendikten sonra Yeldeğirmeni’nde, Uzun Hafız Sokak’ta oturduk. Yeldeğirmeni o zamanlar böyle şık değildi. Bizim sokakta Rumlar çoktu. Yeldeğirmeni Yahudi semti olarak bilinirdi ama 60’lı yıllarda çok fazla Yahudi kalmamıştı. Yeldeğirmeni’nde oturan Rumlar Aya Yorgi Kilisesi’ne ibadete giderdi. Nüfus olarak kalabalıktılar fakat esnafın çoğunluğu Türk’tü. 90’lı yıların başında Moda’ya, mahallemize geri döndük. Çocuğumuz Saint Joseph’te okudu.”



*DUVAR







              



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder