26 Şubat 2021 Cuma

 

KARA KUTU - Ahmet Büke

Tavandaki ışık büyüdü. Güneş doğdu sanki içeriye. Döşek ısındı, kan yürüdü içimde. Yanar mıyız acaba bu sıcaktan? Bunca kar varken, çığ ve buz topu doğmuşken yollarda, nasıl olacak? Komşular nem koydu dudağıma: iki nokta su, iki serin çocuk, iki damla çeşme suyu.

Uyan oğlum.”

Ağlasa geçecek.”

Vur dizlerine.”

Gözlerimi açtım: annem köşede çökmüş, yanında iki halam. Gülüyorlar. Annem gülüyor, büyük halam sarılıyor ona, küçük halam gözyaşını siliyor ikisinin. Sonra elini göğsüne bastırıyor.

“ "Çok şükür ablam, ” diyor.

Çok şükür, bu günleri  gördük bak. Şimdi yeri yuvası belli. Değil mi ablam? Hemen köyün yukarısında artık. Atasının, dedesinin yanında. Sabah kalk, çocukları okula yolla, yemeği koy. Doğru git yanına abimin.”

Gözümdeki kar çözülüyor iyice. Kendime gelince amcaoğlunu gördüm. Yamacımda. Bana bakıyor. Hadi kalk. Dolaşalım bi. Açılırsın.”

Kalkınca elini koyuyor belime. Daldaki yaprağım. Kar var üstelik hala bende. Düştüm, düşeceğim.

Annem beni görünce koşuyor yanıma. Tutmaya çalışıyorlar ama dinlemiyor kimseyi. Elimden tutuyor. Koridora çıkarıyor beni. Konu, komşu hep orda. Yere diz çöküyor. Beni de çekiyor yanına.

Karşımızda bir bisküvi kutusu: Filli Kaymaklı: şöyle yazıyor kartonunda (doğadan buğday, mis yumurta, en temiz sütler el değmiyor bizde, her şey sizin çocuklarınız için mikropsuz ağrısız bisküviler arasında kaymak özenle yapıldı, sütü kaynattık taşırmadık. Güğümden pençelerimiz, sineklikli ayranımız . karasız ellerimizi yıkadık her karardan sonra her “iş” sonrası dua ettik, büyük kitaplara el koyup iki bisküvi arası en leziz en temiz en yüce kaymağımız, yiyiniz sizin çocuklarınız.)

O kadar yazıyor ki anneme rağmen okudum hepsini. Koridorda konu komşu. Susuyorlar. “Bak” dedi annem. Açtı kartonu. Uzandı.

Bak, bundan tanıdım. Bilemezsin, dediler. Bekleyeceksin, hükmüne gidecek bunlar. Ama ben bir baktım çukura. Görünce tanıdım.”

Annem yırtılmış ve delik deşik ve kara bir şalvarı elinde sallıyor. Gülüyor hem.

Babanın bu. Geldiler aldılar ya. O sabahtan aklımda. Hiç unutmadım ya ben. Çukurda görünce çamurun içinde, kemiklerin yanında…”

Annem ellerini başına vurunca aldılar, götürdüler içeriye.

Kara şalvar düştü önüme. Aldım, kutuya koydum. Bisküvi kutusunda babam.

(Allah çok büyük. Çok büyük Allah. O dokundu büyük dedem oldu. Dağlar oldu. İnsanlar oldu. O dokundu babam oldu. Babamdan ben oldum, yedi damla olduk. Sonra annem ocağa aş vurdu. Allah dokundu beyaz bir taksi oldu. Köyün yoluna dolandılar. Kapımıza kadar geldiler; babamı aldılar. Bir kalenin içine götürmüşler. Gözünü bağladılar, gözünü açtılar soru oldu. Allah dokununca kelimeler varmış . çünkü önce böyle havada uçuşan, kar gibi yan yana gelince yapışınca sorgu olmuş babama Çok kızmış o kelimeler yan yana gelince; ateşteki maşa gibi kızarmış, sonra babamın gömleğini yırtmışlar, gözünü bağlamışlar, yine iki koluna girip yerde ayakları kan içinde , buzda toprakta çukurun yanında çukur çukur kuleleri tersine çevirip en derin kuleleri toprağa batırıp çukur yapmışlar. Allah o kadar büyük ki annem buldu işte babamı.)

Amcaoğlu götür beni. Karşı tepeye. Sigara içtik sonra. Ardımız mezarlık: ata yurdu. Önümüz köy: anam, kardeşlerim, konu komşu orada…




 

Bunu E-postayla GönderBlogThis!Twitter'da PaylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder