AÇLIK
Hasan Gürkan
1982 yılı sonbaharı olmalı. Kaçak
yaşıyoruz. Bahçeli Ünverdi Sineması yakınında,Taşyol’da bir apartman dairesinde
oturuyoruz.Para çok sınırlı.Barış Kütahya’da babamlarda ,Emek
bizimle.Patates,makarna,pilav temel besinlerimiz, o da bulursak.Ben
sigarada ‘tükenmez’ icat ettim.İzmariti
atmıyor.Kağıdından çıkarıp küçük bir ilaç şişesinde saklıyorum.Tütün birikince
ince bir yabancı gazete kağıdına sarıp sigara yapıyorum.Bir nefes çektin mi iflahını
kesiyor.Çay demliyoruz.Çay posasını atmıyoruz.Aynı posadan yeniden çay
demliyoruz.Caferin abdest suyu gibi tatsız tutsuz bir şey oluyor ama başka çare
yok.İllegalite tasarrufu.Elimizdeki para tamamen suyunu çekti.Operasyon olduğu
için partiyle temasımız yok.
Değişmeyen mönü patates: haşlama kızartma, kavurma patates
ve çay.
Aysel evvelki sabah parti dışı
çevrelerden para aramak için İzmit’e gitti. Bugün üçüncü gün. Ses yok. Ve Emek’le
ben iki gündür açız. ”Annem gelmedi, Ne yapacağız,açım baba!” diyor çocuk.Cevabım
yok.Belki yakalandı Aysel.Knut Hamsun’un Açlık romanı geliyor aklıma.Açlığını
bastıracak kadar yorup uyutmalıyım oğlumu. ”Hadi “ diyorum Emek’e “dışarı
çıkıyoruz.” “Ekmek, simit mi alacağız,yoksa pastaneye mi gideceğiz” diye
umutlanıyor.Bahçelinin ara sokaklarında elinden tutup deli gibi
koşturuyorum.Eve geldiğimizde bacaklarım titriyor.Kanepeye yarı baygın uzanıyor
Emek.Uykuya dalıyor.Öğleden sonra kapı
zili şifreli çalınıyor.Aysel bu.Heyecanlanıyorum.Yakalanmamış çok
iyi.Para da getirmiştir.Kapıyı açıyorum.Bir şey demeden, eli boş geldiğini
suratından anlıyorum.Ben de hiçbir şey demeden evden fırlıyorum.Yakalanmak
umurumda değil.Nereye gittiğimi bilmiyorum.
Bir süre sonra Aksaray’da buluyorum
kendimi. Kaldırımda bir yoldaşımı görüyorum. O beni görmezden geliyor. Parti talimatı
var.Tanıdık partililere rastlayınca konuşmak,görüşmek yasak.İkimizden birinin
peşinde sivil polis olabilir.Yoldaşım yürüyor.Arkasından adımlarımı
hızlandırıyorum.Yanına gelince yavaşça “üzerinde ne kadar para varsa ver bana”
diyorum.Cüzdanını çıkarıp bir miktar para veriyor,uzaklaşıyor.Oldukça iyi bir
para. Et,süt,yumurta,muz,ekmek,çay,domates,biber
bir de küçük rakı alıyorum.Evde elimdekileri gören Aysel şaşkın,Emek yeni
uyanmış inanmaz gözlerle getirdiklerime bakıyor.En çok muza seviniyor.Her gün
sokak satıcısının tezgahında gördüğü,yutkunarak yanından geçtiği muz şimdi
elinin altında “Şimdi hemen muz
yiyebilir miyim?”
“ Evet,hem de hepsini, bir kiloyu! ” Gözleri parlıyor.
“Yemekten önce yani,hepsini, sahi mi?”
“Hepsini,hadi başla.”
Suratı asılıyor Aysel’in.”Buna hakkın
yok.Bunlara harcadığın parayla bir hafta geçinebilirdik biz ” ,diyor.Sesimi
çıkartmıyorum.Emek sevinçten çıldıracak.
”Bak size soruyorum.Kızmak yok ama.Bu muzun hepsini yiyebilir miyim?” “Yiyebilirsin.” “Bak kızmak yok ama ”, diyor.
“ Bizim için hiçbir günün yarını yok ”
diyorum Aysel’e. “Yarın ne olacağımız belli değil. Bugün böyle lüks içinde geçsin!”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder