GAMERETTİNLERİN VELİ’NİN
MEYHANESİNDE
Hasan GÜRKAN
Danimarka’daki
siyasi sürgünlüğüm 1992’de bitti;Türkiye’ye döndüm.Bir süre sonra doğduğum yer
olan Tavşanlı’ya gittim.Zehra teyzemin kızı Perihan
ablamlardayım.Akrabalar,tanıdıklar hoşgeldine geliyor.Hatır soruyorlar,sohbet
ediyoruz. Bir süre sonra Perihan ablam “Gantarların Ekrem geldi Hasan,avluda ”
dedi. Ekrem benim çocukken en yakın arkadaşım,kankam,oyun ustamdı.Ayakkabı
tamircisi olan babası ilkokulu bitirince okutmadı.Otomobil tamirciliğine
çırak verdi.Çok görüşemedik ama çok başarılı bir oto tamircisi
olduğunu,iyi para kazandığını,üç katlı bir ev yaptığını ve hacıya gittiğini
öğrendim.
Avluya
çıktım.Koşarak geldi boynuma sarıldı sıkı sıkı.”Hoş geldin bizim oğlan.Geçmiş
olsun. İnşallah başına bi daha komünistlik gelmez.”
“Sağol Ekrem
usta,sağol bizim oğlan,çok teşekkür ederim.”
“Bak bizim
oğlan.Yengen gözel yemek yapyo.Şartossun ben bugüne gadar ağzıma ırakı
değdirmedim.Emme senin içtiğini bilyorum.Aşama bize gel.Valla sana ırakı da
alırım.Yemek yir,oturur sohbet ederiz.Eski günlerimizi anarız.”
Gözlerim
doldu.Boynuna sarıldım. ”Çok sağol Ekrem.Allah razı olsun.Ama akşama
benim başka yere sözüm var.”
“Len
Hasan,benimki şartolsun şeher teklifi değil!”
“Biliyorum
Ekrem,bilmez miyim.”
Vedalaştık.
Teyzemin
oğlu Abdürrahim “Abi ,seni bu akşam çok enteresan bir meyhaneye götüreceğim”
dedi.”Gamerettinlerin veli ustanın.” “Tamam” Akşamüstü kasabanın
çıkmaz bir sokağına gittik.Tahta çift kanatlı, kilitsiz bir kapıdan
girdik.Hemen arkada bir kapı daha var.
İçeride arka
bahçeye bakan camlı kapının önündeki merdivende önlüklü,gözlüğü burnunun üstüne
düşmüş bir ihtiyar oturuyordu.Bizi görünce başını kaldırdı
“Hoşgeldiniz
len,kimsiniz?”
“Ben
keçilerin Abdürem”
“Yanındaki
deyus kim?”
“Hacasanların
Hasan,Humbanın torunu.”
“Amanın
gominis dedikleri hergele de mi , len bu!”
“He,Veli
usta.”
“Hoşgeldiniz,ırakı
içceniz de mi! Bak şişeler orda.Dolapda da yengenizin yaptığı mezele
va.İstediğinizden alın.Afiyet olsun.”
Biz,iki
duble rakı,beyaz peynir,kavun,cacık aldık,bir masaya oturduk.Veli dayı önündeki
tepside köfte yoğuruyordu.Hemen yanında da büyükçe bir mangal yanıyor.Meyhane
yavaş yavaş dolmaya başladı.Veli Dayı her gelene bize sorduğu soruyu
soruyor,ama herkesi tanıyordu.
“Len
İsmel,senin garıya çok hastaymış ölcek deyola.Gurtuldun mu garıdan?”
“Ne
gurtulması dayı,yedi canlıdır o dalıp!”
“Osman,buban
ince hastalığa tutulmuştu.N’apyo?
“Yatyo Veli
dayı.”
“Allah şifa
vesin!”
“Mısva,senin
oğlan askker olmuş.”
“He dayı,Diyarbekir’de.”
Masalar
doldu,herkes yemeğe,içmeğe ,sohbete başladı.Meyhanede tek sıcak ızgara
köfteydi.Veli dayı kendine bir kadeh rakı doldurmuş içer gibi yapıyor,yanına
tabakla gidenlere köfte veriyordu.
“Kaç dene
istiyon len?”
“Dokuz dene”
“Al,afiyet
olsun.”
“Sen kaç
dene istiyon?”
“On altı”
“Oha,parayı
sokakdan mı topluyon deyus! Oniki dene yeter size”
Abdürrahim’le
ben de köftelerimizi aldık,yiyoruz.Abdürrahim “Abi git Veli
Dayıya
tuvalet sor.” “Neden?” “Sor sen.” Gittim. “Kövte mi istiyon len?” “Hayır Veli
dayı,tuvalet nerde?” Gülmeye başladı “ Bak şu deyusun eniğine,avrupalada
moderin olmuş.Helaya tuvalet deyo.Aha şu köşede.
Köşe örtüyle
kapanmıştı.Gittim örtüyü açtım.Bir gaz tenekesi var.Millet içine işemiş.Veli
dayıya döndüm.”Dayı, bana düzgün hela lazım” “Len ulucami mi
burası,sıçceksen Ulucamiye gitcen.”
Yemesini
içmesini bitiren Veli dayıya gidiyor.” Ne zıkkımlandınız len,ne kadar ırakı,ne
kadar köfte?” Söylüyorlar.Eli kafasında başını havaya kaldırıp gözlerini
kısarak topluyor,bir rakam söylüyor. “Dolabın üstündeki çanağa goyver parayı ”
Kimsenin
verdiği parayı saymıyor.Eksik mi,fazla mı verdiler umurunda değil.
“Hadi
gali,uzatman,meyhanecinin de evi va! Sabah aşam gene gelin,bekleyon.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder