MURATHAN MUNGAN’IN
SEÇTİKLERİYLE
Bir Dersim Hikayesi
Metis Yayınları
ÖNSÖZ
Süt, Kan ve Kelimelerin Kemikleri
MURATHAN MUNGAN
ADINDAN DA ANLAŞILACAĞI GİBİ elinizdeki
kitap 1938 Dersim katliamını eksen alan “ortak bir tema üzerine çeşitlemeler” nitelendirilebilecek
öykülerden oluşmaktadır.Yazarların önceki yazdıklarından bir derleme olmayıp,
bu kitap için özel olarak kaleme aldıkları öyküleri içermektedir.
.....Resmi tarih hegemonyasının,dilinin, söyleminin,
red ve inkar politikalarının, geniş kesimlerin gerçekleri bilme, öğrenme
tutkusu, adalet arayışı ve vicdani gereklilikler karşısında gün günden zayıf
düştüğü bir dönemden geçiyoruz.
Vardığımız
toplumsal ve tarihsel dönemeçte bugün
toplumun bazı kesimleri artık “tarihimizle yüzleşmek” zorunluluğundan söz
ediyor. Geçmişimizle köklü bir hesaplaşmayı, yaşananlara ilişkin sorumluşkları
üstlenmeyi önerenler çoğalıyor. Çeşitli dönemlerde yaşanan kanlı olaylar, bu
konularda yapılan tartışmalar eskisiyle kıyaslanmayacak ölçüde gündelik yaşamda
yer tutmaya, yüksek sesle dillendirilmeye başladı.
Anadolu,
kanlı sahne. Onca uygarlığın kurulduğu, dağıldığı, el değiştirdiği; onca dilin,
dinin, inancın, kültürün yaşadığı, çatıştığı, iç içe geçtiği zorlu bir coğrafya
burası. Ve her geçen gün biraz daha öğreniyoruz bu topraklarda her inkarın
ardında yakın ya da uzak tarihli bir toplu mezarın yattığını...Toprağa yalnızca
ölülerin değil, hakikatlerin,dillerin, kültürlerin, kelimelerin gömüldüğünü...
Zaman’la
kabaran toprak yalnızca ölüleri, kemikleri değil, hakikatleri de geri verir.
Zaman’ın rüzgarı estikçe toprağın altına gömülen ne varsa yavaş yavaş çıkmaya
başlar ortaya.
Bugün bir
çok araştırmacı, Anadolu topraklarında çeşitli dönemlerde işlenen kırımlar,
kıyımlar, katliamlar, insanlığa karşı işlenen toplu suçlar konusunda belgeler,
kitaplar yayınlıyor. 4 Mayıs 1937’de başlatılıp 1939’da sona eren ve her ne
kadar devlet tarafından “Dersim
Harekatı” dense de apaçık soykırım olan bu katliama ilişkin son yıllarda
sayıları gittikçe artan biçimde belge, bilgi gün yüzüne çıkmaya başladı. Tarihi
kilit altında tutmaya çalışan devlet ve genelkurmay arşivleri hala kapalı, ama
o kapalı kapıların ardından dışarıya gerçeklerin bilinme, görülme ihtiyacı
sızıyor.
Tarih ve
araştırma kitapları, belgeler, incelemeler bazı okurların ilgisini
çekmeyebilir, kimileri özellikle uzak kalmayı isteyebilir, okunanlar çabuk
unutulabilir. Oysa hikayelerdir akılda kalan. Anlar, durumlar, sözler,
sahneler, kişiler kalır. Bu seçkinin bir amacı da tarihi edebiyatla
güncellemek...Hayatları elinden alınmışlara hayat kazandırmak.
İyi edebiyat
“özcü” değildir.Olguları öze, töze bağlamaz. Olup bitenler için bir ırkı, bir
ulusu, bir halkı suçlamaz. Süreci belgeletip anlamlandırır. Onun özü insani
olandır. Bu nedenle elinizdeki kitabın bir edebiyat yapıtı olduğu
unutulmamalıdır. Edebiyat kin tazelemek için değil, hafıza tazelemek için
yapılır. İyi edebiyat insanlara gerçekleri algılama, hakikatleri üstlenme,
sorumluluk alma, gerçeğe dayanma gücü kazandırmak ister. Kırımları, kıyımları,
katliamları halklar yapmaz, zihniyetler yapar. Barbar olan iktidarlar ve onun
kurumlarıdır. Sosyolojik kumaşı amaçlarını gerçekleitirmek için devletin
ideolojik aygıtlarıyla dokumak “iktidar olmanın” politikasıdır. Bu nedenle mücadele edilmesi gereken halklar, uluslar
değil, zihniyetlerdir. İyi edebiyat bunu bilir, bunu gösterir.
Kendisi
farkında olsun ya da olmasın bu ülkede herkesin bir Dersim hikayesi vardır.
İlle de içinde olmaları gerekmez. Bazen bir ucunun kendisine değdiğini bile
bilmeden yaşayıp gitmişlerdir. Ben de bu kitap için yazarlardan bunu istedim:
Bir Dersim hikayesi anlatmalarını.
Kuşkusuz
benim de bir Dersim hikayem var: Ünüversite yıllarımda,Ankara’da,
Bahçelievler’de Dersimli bir komşumuzdan dinlemiştim.Hiç unutmam: Ilık bir yaz
öğleden sonrasıydı. Evde olduğumuz halde birileri duyar korkusuyla fısıltıyla
anlatmıştı Dersimde yaşanan zulmü, kıyımı. Asıl hikaye kocasınındı: 40 yaşından
sonra birdenbire alkolik olmuş, şiddet eğilimleri ortaya çıkmış olan kocası
başkomiserdi; gösterdiği şiddetin ölçüsü kabul edilemez olunca Emniyet
Teşkilatı tarafından sık sık izne çıkarılmış, psikolojik yardım alması için
doktorlara gönderilmişti. Çocukluğunda aile büyüklerinden dinlediği bir hikaye
kalmış aklında adamın. Dersim katliamına katılan bir asker akrabaları, çocuğunu
emzirirken süngülenmiş bir kadın görüyor. Anne çoktan ölmüş, ama kucağındaki
bebe annesini emmeye devam ediyor. Adam bakmış bebeğin emdiği süte kan
karışmaya başlamış, dayanamayıp alıyor bebeyi ölü kadının kucağından.
Sahipleniyor, kendi oğlu gibi büyütüyor. Ona anlatılan buydu.
Başkomiser
40 yaşına geldiğinde annesi ölüm döşeğindeyken hakikat göğsünde süte kesiyor,
tutamayıp kendini, sözü edilen bebenin aslında bizim başkomiser
olduğunu...Hikayenin geri kalanını, saklanan yanlarını...Uzak akrabaları olan o
askerin kaputa saklayıp bebeği kaçırdığını, buna ilişkin bir sürü ayrıntıyı.
Sonra getirip çocukları olmayan bu çifte
evlatlık verdiğini, Ölüm döşeğinde helallik istiyor büyüttüğü bebeden.
....Sözünün sonunda komşumuz, kocasının yıllar sonra
dönüp dolaşıp bir Dersimli kadınla evlenmesinde kaderin işaretini bulduğunu
söylemişti. Başkomiserin kendisine nasıl davrandığını sorduğumuzdaysa,
“Dersimli olduğumu bilir ya, eli bir bana kalkmaz “ demişti. Tüylerim ürpererek
dinlemiştim gerçek olamayacak kadar gerçek bu hayat hikayesini. Azıcık patlak
gözlü, bir ayağı aksayan, dudağının kıyısında hep bir sigarayla gezen o
başkomiseri her gördüğümde gözümün önüne emdiği süte kan karışan bir kundak
bebesi gelecekti artık...Bu hikayedeki, o güne dek bize anlatılanlara hiç
benzemeyen, bebesini emziren bir kadını göğsünden süngüleyen askerin ve
benzerlerinin hikayesi ise yıllardır açılmayan genelkurmay arşivlerinde duruyor
olmalı.
Amacı ne
olursa olsun edebiyat bir yanıyla çok kişiseldir. Elinizdeki seçki varlığını
benim o zaman dinlediğim bu ürpertici hikayeye borçludur bir bakıma. Hep günün
birinde yazmayı düşlemiştim: yıllar sonra böyle bir seçki yapmak düşüncesiyle
tomurcuklandı.
Sonradan öğrendim: o Dersimli komşumuz da,
balşomiser kocası da ölmüşler.Hikayeleri, emanetleri bende kalmasın istedim.
2012’nin
şubatında kapılarını çaldığım, kitapta yer alan tüm yazarlara emekleri,
katkıları, dostlukları için ayrıca teşekkür ederim. Öykülerin art arda
dizilmesinde, kurgulanmasında kendimce bir roman dramaturjisi, sinematografik
bir montaj dikkati gözetmeye çalıştım.
Dersim’in
bir diğer adı da “Kalan” dır. 23 yazar arkadaşımdan ve benden kalan olsun bu
kitap da...
Bilirsiniz:İnsandan
daha uzun yaşar kemikleri. Dillerini ne kadar toprağa gömerseniz gömün,
kelimelerin kemiklerini örtecek toprak yoktur. Gün gelir, yazılır, söylenirler.
Mayıs 2012


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder