28 KANUNİSANİYİ UNUTMA!
Ragıp Zarakoğlu
Artı Gerçek 23.07
Daha en başından daha cumhuriyet kurulmadan da önce Ankara, sadece
Komünistlere değil solun her türüne karşı düşmanca bir tavır takınacaktı.
Gerçekliğin alaturka kabulü: “Evet,
yaptık, gerekirse yine yaparız!” Örneğin soykırım konusunda, bugün
cehalet ve inkardan, bu noktaya gelmiş durumdayız. Pek parlak bir sonuç olarak
kabul edilemez.
Her türlü demokratikleşme, yerinden
yönetim çabası da Devletin bekası açısından bir tehdit olarak algılanmıştır.
Her çok parti deneyiminin, parti kapatmalar ve darbeler ile sonuçlanması bunun
bir yansımasıdır.
Parti kapatma modası 1913 yılında
İttihatçıların Babıal-i Darbesi ile başladı. Mustafa Suphi’sinden Sosyalist
Hilmi’sine, Prens Sebahattin’den, Kürt Şerif Paşasına tüm İTF’ye muhalif
olanlar ya hapse, ya zindana ya da sürgüne gitti.
Mustafa Suphi Rusya’ya Sinop
cezaevinden kaçacaktı. 1915 yılında. Onun kurtuluşuna tanık olan Karadeniz 28
Kanuni Sani 1921 tarihinde onun yoldaşları ile birlikte katledilmesine tanık
olacaktı.
Nazım’ın 1923 yılında yazdığı şiir,
aynı zamanda sanki sola yönelik şiddetin neredeyse bir yüzyıla yayılan
öngörüsüdür.
28 kanunisaniyi unutma!
“siyah gece
“beyaz kar
“rüzgar
“rüzgar”.
“beyaz kar
“rüzgar
“rüzgar”.
trabzondan bir motor açılıyor
sa-hil-de-ka-la-ba-lık!
motoru taşlıyorlar
son perdeye başlıyorlar!
son perdeye başlıyorlar!
burjuvakemal’in omuzuna binmiş
kemal kumandanın kordonuna…
uluyorlar
kemal kumandanın kordonuna…
uluyorlar
hav… hav… hak… tü
yoldaş unutma bunu burjuvazi
ne zaman aldatsa bizi
ne zaman aldatsa bizi
böyle haykırır:
– hav… hav… hak… tü”
Sola kayma eğilimi gösteren Yeşil
Ordunun başı Çerkes Ethem ise yine aynı günlerde Yunanistan’a kaçma durumunda
kalacak, “hain” ilan edilecekti.
Türkiye’de siyasal liberalizmin en
keskin kalemi, İTF’nin insanlığa karşı işlediği suçların, yani ADALETİN sıkı
takipçisi Ali Kemal, 6 Kasım 1922’de, daha Kemalist ordu İstanbul’a girmeden,
İstanbul’un göbeği Beyoğlu’nda kaçırılıp, Yahya Kaptan’ınkine benzer bir güruha
İzmit’te linç ettirilecek; Sosyalist Hilmi ise, 15 Kasım 1922 gecesi
Kalkandereli Ali Haydar isimli bir polis tarafından vurularak
öldürülecektir.
Sonuç olarak daha en başından daha
cumhuriyet kurulmadan da önce Ankara, sadece Komünistlere değil solun her
türüne karşı düşmanca bir tavır takınacaktı.
Daha CHP kurulmadan, Meclis’te bir
solcu Halk İştirakuyun Partisi vardı. Dr. Nazım Beyi Mim Kemal’in iradesine
karşın Bakan seçtirebilecek bir konumu bile vardı. Daha Cumhuriyet kurulmadan
kapatılma şerefi bu partiye ait. 1925 yılında Şeyh Sait Başkaldırısı bahane
edilerek İlerici Cumhuriyet Partisi, Kadın Partisi kapatıldı. 1930’da seçmenler
kontrollü çok partililiği ciddiye alınca, Serbest Cumhuriyet ve Ahali
Cumhuriyet Partisi kapatıldı. Sonuncusunun kurucusu büyük yazar Orhan Kemal’in
babasıdır: Abdülkadir Kemali Bey. Partisinin kapatılması bir yana,
Atatürk ölene kadar 8 yıl sürgünde kalacaktı. Orhan Kemal, sürgün yıllarında büyüyüşünü
“Baba Evi” kitabında anlatır.
Herhalde Cemil Meriç gibi, Orhan
Kemal de çocukluk ve gençlikleri Kemalist aura’nın dışında, Suriye
mandasında geçtiği için, solla daha defekte olmadan bağ kurdular. Cemil
Meriç, sözde bağımsız Hatay Cumhuriyeti’nin ilk siyasi tutuklusu oldu,
Marksist eserlerle dolu kütüphanesine el konuldu.
CHP yönetimi savaş biteli
neredeyse iki yıl geçmesine karşın devam eden OHAL (pardon Sıkıyönetim)
aracılığıyla, 1946 Aralığında bütün sosyalist partileri ve sendikaları
kapattırdı. Daha sonra bu misyonu her askeri darbede cuntalar üstlendi. Bütün
bu “OHAL” durumlarında, kağıt üzerinde “tehdit” kabul edilmelerine karşın
siyasal İslam eğilimlerine daha hoşgörülü davranıldı.
Siyasal İslam ise son dönemlerdeki
bazı istisnalar dışında sola karşı her zaman hasmana bir tavır sergiledi. Bazen
bu 1969 Kanlı Pazarı düzeyine vardı. Varılan siyasal mutabakata karşın, 1974
genel affında İslamcılar aftan yararlanırken, TBMM’de solun aftan yararlanması
engellendi.
Toprak ağalarının talebi üzerine,
sola eğilim gösteren öğrencileri nedeniyle Köy Enstitülerini kapatan CHP ilk
İmam Hatip Okulunu 1949 yılında açtı.
Sola yönelik devlet terörünün genel
bir tarihi yazılmadı. Solun tarihine yönelik ilk akademik çalışma, 60’lı
yıllarda Mete Tunçay tarafından başlatıldı. Ancak belli bir döneme kadar geldi.
Şişmanov’un kitabı en azından 1965’e kadar genel bir tablo sundu.
Elbette, 1971 solun tarihi, dünya
solunun farklı akımlarının coğrafyamıza yansıması sonucu çok daha karmaşık bir
dosya olarak akademik araştırmaları bekliyor.
Bu bakımdan, TBKP yöneticilerinden
Hüseyin Çakır’ın yeni yayınlanan “TİP-TKP Birliği” çalışmasını çok önemli
buluyorum. (1) Bir defa,
Tunçay (2) ve Şişmanov’dan(3) sonra, Türkiye komünist ve
sosyalist hareketinin bugünlere gelen kronolojik bir sunumunu buluyoruz.
İkinci olarak TKP ve TİP’in
birleşerek, yasal değişimi beklemeden, bir sivil itaatsizlik eylemi olarak
ülkeye dönüşü, genel sol açısından, maalesef hakkı teslim edilmemiş, önemi
kavranmamış bir hareket olarak kaldı. Bunu hatırlatması çok anlamlı…
Türkiye solu ne yazık ki, birbirine
karşı önyargılı ve birbirini tanımıyor, daha da kötüsü tanımak da istemiyor.
“Diğer” solun bu kitabı okumasını önemsiyorum.
TC, tarihi boyunca işçi sınıfının
yasal siyasal örgütlenmesini engellemeye çalıştı, illegalliğe mahkum ederek
boğmayı başardı. Aynı siyaset, Kürt hareketine karşı da 80’li yılların sonundan
beri uygulanmakta. TKP-TİP’in geri dönüşü gibi, Kürdistan İşçi Partisi de
birçok kez ülkeye dönüşü denedi ve Ankara’nın duvarına tosladı.
Bunun bedelini Türkiye Kemalist
otoriteryanizm/totaliteryanizmden daha da beteri, yeni İslam-Türk
totalitarizyanizmin yükselişi ile ödemekte.
Türkiye ancak bu, kökleri ta 2.
Meşrutiyet dönemine kadar giden Kemalizm/İslamizm kısır döngüsünü kırdıktan
sonra özgürleşecek.
1.
Hüseyin Çakır, Solda Yenlenme Deneyimi / TİP-TKP Birliği ve
TBKP, 700 sayfa, Haziran 2017.
2.
Mete Tunçay, Türkiye’de Sol Akımlar, cilt 1-2, İletişim Yayınları, 2009.
3.
Dimitır Şişmanov, Türkiye İşçi ve Sosyalist Hareketi, Kısa
Tarih (1908-1965),Baskıya hazırlayan, Ayşe ve Ragıp Zarakolu,Belge
Yayınları, 1978, 256 s. (Yeni basımı yakında çıkacak).

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder